logo

Yeni Anayasa ve Diktatörlük Üzerine


Tolga Gül
tolgagul@08olay.com

Türkiye’de gündem hızlı bir şekilde değişiyor. Maalesef yaşadığımız acı olaylarda bu gündemin değişmesinde oldukça etken rol oynuyor. 10 Aralık günü ülkemiz akşam saatlerinde Başbakan Binali Yıldırım’ın açıklamalarına kilitlenmiş ve MHP ile anlaşarak hazırladıkları yeni anayasa teklifini ve tabi ki de özellikle yeni Cumhurbaşkanlığı sistemini bir başka değişle Başkanlık sisteminin ayrıntılarını açıklıyordu. Tüm Türkiye buna kilitlenmiş ve haber bültenlerinin de ana konusu buydu. Ardından İstanbul’da Beşiktaş-Bursa maçı başlamıştı. Türkiye halen bu açıklamaları konuşurken, maç sonrasında yaşanan haince, alçakça yapılan bir saldırı ülkemizin gündemini biranda alt üst etmişti.

Açık söylemek gerekirse bu saldırının olmasına hiç şaşırmadım. Ülkemizde ne zaman önemli bir gelişme yaşanacak olsa mutlak surette bu ülkenin sağlıklı bir tartışma ortamı yaşamaması adına mutlaka bir olumsuzluk yaşatılıyordu. Türkiye belki bir kesimin diktatörlük olarak algıladığı ancak benim daha çok demokrasi olarak algıladığım yeni anayasa paketi açıklandıktan kısa bir süre sonra haince bir saldırı düzenlenmişti. Ben birkaç gün içerisinde ülkemizde haince bir terör saldırısı olabileceğini düşünürken ama dillendiremezken böylesine alçakça saldırı dış odakların destekleriyle gerçekleştirilmişti. Tablo ağır ve acı büyüktü. Tarih boyunca uygulanan bildik senaryo yine yeniden ortaya konulmaktaydı. Ülkede büyük bir değişim rüzgarı esecek idi ve ülkenin önü bir kere daha kesilmeliydi. Yine kanlı planlar ve yine ülkeye göz yaşı döktürüldü.

Terörün ülkemizdeki anlamı bu ülkenin kendi ayakları üzerinde durmasına engel olmaktır. Türkiye terörün acısını sürekli yaşamış bir ülkedir. Cumhuriyet’in ilanından sonra bir takım isyanlar organize edilerek Atatürk döneminde ülkenin hızlı bir şekilde yükselmesinin önüne geçilmek istenmişti. 1960’da ise askeri darbe ile ülkenin önü kesilmeye çalışılmıştı. 70’lerde ise sağ-sol çatışması ile bu ülkeye tam koca bir 10 yıl kaybettirilmişti. Askeri darbenin ardından yeniden Türkiye ayağa kalkarken önce Asala ile Türk diplomatlar katledilerek ülkenin önü kesilmeye çalışıldı ardından PKK terör örgütü ile ülkenin ilerleyişinin önüne set çekildi. Özal ile birlikte önlenemeyen yükselişi durdurabilmek için de Özal öldürülmüş ve ardından ülkede siyasi kaoslar için faili meçhul cinayetlerle bir çok gazeteci ve bilim adamı katledilmişti. Ekonomik sıkıntılar ile var olan tablo karartılırken, askeri muhtıralar ve baskılar ile hükümetler değiştirilerek ülkenin ilerlemesinin önüne engeller konulmuştu. 2003’ten sonra yeniden yükselişe giren ülkemizin önüne bu sefer Hizbullah Terör örgütü ve PKK destekli terör eylemleri engeli konuldu. Daha önceleri bir çok kez hükümetler yıkmayı başaran odakların planları bu sefer tutmuyordu. Ülkede bazı işler rayına girmekte ve yapılan terör eylemleri ile ülkenin ilerleyişinin önüne geçilemiyordu. 2010’larda daha önceki olaylardan ders çıkaran Türkiye, çözüm süreci ile birlikte kalburlarını atmaya çalışıyordu. Başarabilse biranda 10-15 yıl ileri gidecekti. Bu sefer ülkenin güneyinde Irak ve Suriye sınırlarında karışıklıklar oluşturuldu. Yetmedi, çözüm süreci baltalatıldı. Yeniden PKK terörü ve yanına da kendine Müslüman diyen sahtekarlardan kurulu bir IŞID konuldu. Yıllarca uyguladıkları taktik ile Türkiye’ye zaman kaybettirmeye çalışmalarına karşın bir türlü istenilen başarı elde edilemeyince elli yıllık proje devreye sokularak FETÖ ile birlikte darbe kalkışması gerçekleştirildi. Yine amaç zaman kaybettirmek ve ülkede atılması gereken adımların atılmasını geciktirmek. Başarılı da olundu ve ülkemize 3-4 ay kaybettirildi. Plan tutar gibi olmuştu ancak ülke yine değişim ve gelişim adımları atmak için kendi ayakları üzerine basmaya başlayınca önce ekonomik kriz ardından terör kartı yeniden ortaya sunuldu.

Yukarıdaki yazdığım nedenlerden dolayı açık söylemek gerekirse terör olaylarının olmasını bekliyordum. Üzülerek söylemek istiyorum ki benzerlerini yaşamaya devam edebiliriz. Bu sebeple başta güvenlik güçlerimiz olmak üzere her bir bireye büyük görevler düşüyor. Ülkemiz kritik bir süreçten geçmektedir ve daha acı olaylar yaşamamak adına gerekirse uyumamalıyız.

Gelelim Yeni Anayasa Değişikliğine

Son yazdığım köşe yazımda yeni anayasa paketinin ayrıntıları hakkında siz değerli okurlarımı bilgilendirmeye çalışmış ve yorumlarımı yapacağımı ifade etmiştim. Çok fazla ulusal gündem yazmayı arzulamamak ile birlikte ülkemizdeki gelişmelere de çok fazla kayıtsız kalamıyorum. Az önce dile getirmeye çalıştığım tarihi sürecin hemen hepsinin nedeni bu ülkenin kendi ayakları üzerine duramamasıdır. Bağımlı kalması, gündem belirleyen ülke değil gündemi belirlenen ülke olarak kalmasıdır.
Bugün aslında yeni anayasa paketini değerlendirirken Cumhuriyet dönemi sonrasında bu ülkenin yaşadığı her türlü engelleme çalışmalarını ve sonuçlarını irdelememiz gerekir. Yeni anayasa paketini bu açıdan değerlendirdiğimizde aslında getirilmeye çalışılan tüm değişiklikleri şahıslar üzerinden değerlendirmeden bu ülkenin tarihsel gerçekleri üzerinden yorumlamamız gerekmektedir.

Benim yeni anayasa paketi üzerine yorumlar yapmamdan çok bu yazımda sizlerin daha önyargısız bir biçimde yorumlar yapmanızın önünü açma gayretinde bulunuyorum bu yazımla. Bütün o maddeleri tek tek değerlendirelim ve daha güçlü bir Cumhurbaşkanlığı ile, koalisyon döneminin tamamen kapanmasının bu ülkeye ne getirip ne götüreceğini sizler değerlendirin. Bunu yaparken de bugünkü siyasi isimleri bir kenara bırakın ve 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl sonraya göre yorumlamalarda bulunun. Unutmayın ki bugünün siyasetçilerin çok büyük bir bölümü 20 yıl sonra siyasi arenada olmayacaktır ancak Türkiye Cumhuriyeti olacaktır.

Bu ülkenin ne yapıp yapıp kendi ayakları üzerine duran bir ülke haline gelmesi gerekmektedir. Artık Türkiye eski Türkiye olamaz.

Etiketler:
Share
390 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+5 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Beyaz Gelinliğin Tarihi (Osmanlı’da)

    22 Ekim 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Osmanlı'da ilk beyaz gelinlik giyen, Sultan 2. Abdülhamid'in kızı Naime Sultan'dır. II. Abdülhamid beyaz gelinliği Avrupa’da katıldığı bir düğünde görmüştü. II. Abdülhamid’in kızı Naime Sultan, 1898’de Gazi Osman Paşa’nın oğlu Kemalettin Paşa ile evlenirken babasının önerisiyle beyaz gelinlik giydi. Böylece Osmanlı’da beyaz gelinlik giyen ilk kadın oldu. Gelinliğini ise elbette Padişah’ın ve tüm Osmanlı’nın modacısı Jean Botter yaptı. O güne kadar işlemeli, nakışlı ve genelde kırmızı renkli gelinlikler giyiliyordu. II. Abdülh...
  • Muhtarların Görev, Yetki ve Sorumluluklarını Biliyor muyuz?

    22 Ekim 2017 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Geçtiğimiz Perşembe günü Türkiye’de Muhtarlar Günü kutlandı. Kutlamalar dolayısıyla Artvin Valisi Ömer Doğanay, muhtarlara bir de yemek verdi. Yemeğe bende katıldım. Muhtar değilim ama basın mensubu olarak bu yemekte yer aldım. Valimiz ile aslında sık sık özel sohbetlerde bir araya gelmemize rağmen bir türlü haberlere katılamıyordum, bu sefer katılalım dedik. İyi de yapmışız. Gerçekten sıra dışı bir Valimiz var. Valimiz tam bir devlet adamı. Devlet ciddiyetini her yerde korumanın yanı sıra devletin şevkatlı elini de gösteren bir kişilik. Ken...
  • Marksizmin Ekolleri (Mezhepleri)

    21 Ekim 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Özet: *Marksizm, bilimsel sosyalizm ve komünizmin kurucusu Karl Marx'ın ve Friedrich Engels'in çalışmalarından çıkarılan insanlığın özgürleşmesiyle ilgili bir düşünce sistemi ve ideoloji. *Leninizm işçi sınıfını odak noktası olarak kabul eder. *Maoizm’de Çinde işçi sınıfı olmadığı için köylüler işçi sınıfı yerine konmuştur. *Cheizm’de İşçi ve köylü sınıfı birlikte hareket eder. *Marksizm’in bu ideolojileri İslamdaki mezheplere benziyor. İslam bir tane olduğuna göre mezhepler niye var diyenler, Marksizmdeki bu farklı ideolojileri ...
  • İki Röportajla İSME Dosyasını Kapatıyorum

    19 Ekim 2017 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Bildiğiniz üzere Bodrum’da düzenlenen Madencilik ve Çevre Sempozyumu’nda düzenlenen Madencilik ve Çevre Sempozyumu (İSME 2017) de gerçekleştirdiğimiz röportajlardan bir bölümünü yayımlamıştım. Şimdi son iki röportajla İSME 2017 dosyasını kapatıyorum. Bu röportajlardan biri alanında ülkemizin aranılan akademisyenlerin Prof. Dr. Hürriyet Akdaş hocanın açıklamalarını içeriyor. Bir diğeri ise ise iş dünyasından iki röportajı içeriyor. Yine her zaman olduğu gibi yorumsuz bir biçimde sizlere aktarıyorum. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Öğretim G...