logo

Ve Yeni Türkiye…


Melih Sıddık Dalkılıç
melih_dalkilic@08olay.com

Yaklaşık iki, üç ay önce bir yazı kaleme almıştım. Nevruz da ne olur adı altında. O zaman apo’nun çıkarılıcağını, Nevruz için Diyarbakıra getirileceğini yazan, köşe yazarları ve gazeteciler olmuştu. Hatta ve hatta bazı siyasiler, bu durumun gerçekleştirileceğini iddia bile etmişti. Bende böyle bir durumun asla ve katta olmayacağını; seçim öncesinde Hükümetin böyle bir tarihsel hatayı yapmayacağını, yapamayacağını dile getirmiştim. Nitekim dün itibariyle Nevruz kutlamaları başladı. öyle iddia edildiği gibi apo’da Diyarbakır’a gelemedi. Yalnız mesajı ulaştı. Süreç artık çok farklı bir döneme girdi. Uzun yıllar silahlı mücadele edip, sonuç alamayan devlet ki sonuç alamamasında ki etkenler derin şekilde tatışılmalıdır, artık bazı tavizler vermek zorunda kaldı. Tabi bir de durumun diğer tarafı var. PKK da bölgesel tehtitler ve Kürt haklının desteğinin azalması neticesinde anlaşmak zorunda kaldı. Kısa vade de ne olur? İsteyenler not alsınlar. Sonra dersiniz “ Bu fakir demişti.”  BDP yüzde on barajını aşması mümkün değil. Maalesef Güneydoğu’da AK Parti ve BDP’den başka bir parti olmadığından; AK Parti Güneydoğu’da ki tüm millet vekillerini çıkarır. Bu durum sonucunda artık başkanlık sistemine geçiş olacak. Durum bu kadar açıkken; BDP meclise giremeyeceğini bilirken neden parti olarak seçimlere giriyor?

Üst parağrafta ki sorumun cevabını sonra ki yazılarımda açıklayacağım. BDP’nin barajı aşamaması sonucunda öyle söylendiği gibi sokak eylemleri, silahlı saldırılar, falan olması durum itibariyle mümkün değil. Yine herkes güne her zaman ki gibi başlayacak ve günlerine devam edecek.  Seçimden sonra bir, iki ay geçmeden; başkanlık sistemi konuşulacak. AK Parti  400 e yakın millet vekilleriyle meclisten yasaları tek, tek geçirecek. İşte sancılı süreç bu dönemde başlayacak. Başkanlık sistemi nasıl olacak. Batı da ki gibi eyalet sistemi mi olacak, yoksa bize özgü bir sistem mi geliştireceğiz. Küreselleşen dünya artık ekonomik olarak, fedaralleşmeyi gerek kılıyor. Zaten fedaral devlet yapısı bize uzak değil. Osmanlı Devleti (imparatorluk bilinçli yazılamamıştır. Çünkü Osmanlı emperyalist değildir.) uzun yıllar eyalet sistemiyle sınırlarını yönetmiştir. Sonrasında çağının ekonomik ve sanai atılımlarını gerçekleştiremediğinden devlet etkisini yitirmiş ve gücünü kaybetmiştir. İnanın bana bugün Atatürk sağ olsa oda Başkanlık sistemine geçerdi. Yüz sene önce ki durumla, gelişen elektronik çağına adapte olamayız.

Peki Kürt sorunu nasıl çözülecek, öyle dedikleri gibi Kürtlere özerklik verileceğine inanmıyorum. Aksine tam anlamıyla bütünleştirme çabasına girecekler. Bir çok Kürt arkadaşım. Batılıların oyunlarını fark edip; Irak ve Suriye’nin durumuna düşmek istemiyorlar. Ayık davranıyorlar. Özerk olan bir Kürt çoğrafyasını batılıların rahat bırakmayacağının herkes farkında. Bu sınırlar içerisinde güçlü bir merkezi otoriteye bağlı, eyalet sistemine geçileceğini düşünüyorum. Yani öyle her eyaletin kendi bayrağı, kendi milli marşı, öyle bir şey yok.

Gençliğimin ilk yıllarından 2005 ler de böyle yapılması gerektiğini savunurdum. Çünkü yatırım ve kalkınma için her bölgenin kendi ekonomik özgürlüğü olması gerekir. Ankara’dan Artvin, Şavşat’ın Kocabey köyü görünmez ama Artvin merkezden iyi görünür.

Peki uzun vade de ne yapılması lazım gelir. Kuzeyırak ve Suriye’de ki Türkmen nufusunun Doğuanadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine yerleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bölgenin nufus dağılımının eşitlenmesi en azından yakın değerlere, çıkarılması gerekir. Eğer böyle olursa kısa vadede belki sorunlar çıkar ama uzun vade de küresel bir Dev ALLAH’ın izniyle yaratılmış olur. Saygılarımla….

Share
546 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

8+4 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Bir çuval para ile bir ekmek?

    22 Mayıs 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    “Sen ağa ben ağa inekleri kim sağa” ve eş anlamlısı “Sen dede ben dede, bu atı kim tımar ede” Herkes kendisini buyurucu durumda görürse, iş yapmakla yükümlü saymazsa ortadaki işi kim yapar? Kişi, üzerine düşen işten kaçmayıp onu yapmalıdır. Herkes işini bir kenara bırakıp keyfini düşünürse işler ortada kalır, bir sonuç alınamadığı gibi iş düzeni de bozulur, karışıklık çıkar, tatsızlık başlar. Herkes masabaşı iş yapmak isterse tarımı kim yapacak, üretimde kim bulunacak? Kaynak: http://ozellestirme.net/wp-content/uploads/2013/07/isci-memur-...
  • Niçin Yeşilçam ismi?

    21 Mayıs 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      1.Giriş Yeşilçam, İstanbul'un Beyoğlu semtinin Taksim'e yakın bir kısmında yer alan bir sokak.1980 öncesinde film film şirketlerinin çoğunluğunun yazıhaneleri bu sokakta bulunduğu için Türk sinemasının kısaca Yeşilçam olarak anılmasını sağlamıştır. Sihirli Perde olarak da tanımlanan sinema Türk insanının hayatına ilk kez 14 Kasım 1914’te girmiş. 1914 senesi, Yeşilçam’ın doğuş yılı olarak düşünülür; çünkü ilk film olan “Himmet Ağa’nın İzdivacı” bu yıl içinde çekilmiştir. I. Dünya Savaşı yüzünden filmin oyuncuları askere alınır, bu yüzden film ...
  • Mal bulmuş Mağribi gibi (sanki çok iyi bir şey bulmuş gibi)

    16 Mayıs 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Açgözlü, sonradan görme insanları betimlemek için kullanılan bir deyimdir. Mal bulmuş mağribi gibi deyimi medyada daha çok tartışmalarda fikri saldırının nitelendirilmesi için kullanılmaktadır; “mal bulmuş Mağribi gibi saldırmak” ve “mal bulmuş Mağribi gibi atlamak”. Bir kimseye saldırmak için sebep bulamayan ama karşı tarafın ufak bir hatası olunca saldıranların durumu “mal bulmuş Mağribi gibi saldırmak”  şeklinde ifade ediliyor. Bir tartışmada savunacak bir söz bulamayan kimseler  eline küçük bir delil geçince çok büyük delil gibi sarılma ...
  • Bir anonim şirkette Hakkı’ya verilen olumsuz emirler

    12 Mayıs 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      *genel kurula katılma hakkı*genel kurulda konuşma hakkı*öneride bulunma hakkı*bedelsiz payları edinme hakkı*tesislerden yararlanma hakkı Hakkı ismindeki bir anonim şirket ortağı buradaki hak kavramını Hakkı olarak algılarsa genel kurula katılmayacak, genel kurulda konuşmayacak, öneride bulunmayacak, bedelsiz payları edinmeyecek, ve tesislerden yararlanmayacaktır. Şimdi okur yazar olduğuma bakmayın. İlkokul üçüncü sınıfa kadar ben de Türkçe’mizin azizliğine uğradığım için doğru düzgün okumayı bilmezdim. Sınıf arkadaşlarım bülbül gibi okurken b...