logo

reklam

Türkiyede S.T.K.’Lar ve Gelişmişlik


İsmail Akbulut
ismailakbulut@08olay.com

 

Ülkemizde kısmen de olsa demokratik bir genel seçime ramak kala sivil toplum yöneticisi olarak bütün partilere eşit mesafemi koruyarak tüm seçime katılan partiler ve adaylara başarılar diliyorum.

Bütün dünyada olduğu gibi ülkemiz içinde mihenk taşı olan seçimlerimiz sistem üzerinde tartışmaları da birlikte getirirken yurttaşların demokrasi ölçüsü ve bilincine bende sivil toplum açısından bakmaya gayret edeceğim Bir Devlette bütün kurum ve kuruluşları işleten erk devlet adına rejimler ve yasamadan yetki alan yürütmedir buna mukabil işin özünde (mutfağında)bürokrasi vardır.

*Mecliste yasa tasarısı hazırlanırken alanından uzman heyet öz hazırlık yapar T.B.M.M alt komisyondan geçer ve meclis genel kuruluna gelir iç tüzük işletilir oylanır yasallaşır veya red edilir usul ve esas bakımından böyle olmasına rağmen son yıllarda önce uygulama sonra özellikle kanun hükmünde kararname ile memleket yönetilirken biz zaman sonra pardon diye yabancı kökenli bir kelime ile üstü örtüldüğünü  üzülerek izlemekteyiz.

* Ülkede her alanda söz sahibi olan özel ve kurumsal şahıslar keyfe keder uygulamaları şahsi fikir ve yönetsel tavırlarına çevirdiklerinde hangi kurum olursa olsun yara almaktan kendini kurtaramaz.

**İnsan içim yaşam boyu erdemlilik diye bir kavram ilkesi ile yol almalı ,yaşam gayesine bir çıta oturtmalıdır üstlendiği misyonunu vizyonu ile bütünleştirerek ortaya kurumsal bir yapı çıkabilsin,üzülerek söylemek gerekirse **İnsan olabilmek için***//// bireyin yaşam boyu kazandığı değerler içinde makam,mevki,iktisadi güç,şöhret vs/// insanlığın doğallığı içinde mi vardır? Olmazsa olmazımıdır şahsen kanımca günü zamanı gelince bu sonradan edinimlerin bütünü veya bir kısmını kaybedebilirsiniz lakin bir kurumsal eser bir yapıyı tüzel kişilik içinde yasalar ve tüzükler(iç tüzük)şahısların yönetimine bağlı değilse işte insan o zaman bir yurttaşlık görevini yerine getirmiş olur.

**özellikle seçim zamanlarında çokça istismar edilen STK’lar irili ufaklı genelde siyasi partililerin uğrak yeri olur seçim yaklaşırken bazı  dernekler federasyonlar veya yöneticileri yazılı ve sözlü basında beyanda bulunurlar ve güçlü olduklarının imajını veriler(olanlarda var elbette)ama ne yazık ki bu ülkede siyasal kurumlar gerçek anlamda bunu asla ve kata dikkate almazlar aslında olması  gerekeni yapıyorlar.  Çünkü Dünyanın her yerinde  yerel ve genel iktidara karşı (yaptırım anlamında) mensubu bulunduğu camianın sorunlarını aşmak kulis yapmak ve lobi kurmak gibi mesuliyetleri bulunmaktadır,bir siyasi aktivite veya fikre bağımlı olduğunda asıl işlevini yerine getirme olasılığı neredeyse yok denecek kadar yüksek ihtimaldir. Belki küçük ve bireysel sorunları aşabilirler ama genele dayalı bir muavvakiyet söz konusu olamaz .

**S.T.K.lar kar gütmeyen kuruluşlardır,eldeki verileni iktisadi ve ilmi birikimlerini toplumun refahı için harcamak zorundadırlar, pilanlarını kendileri yapar yöneticileri uygular dışarıdan müdahalelerin başarıya ulaşması söz konusu değil yapısal oluşumu tamamlamışsa özelikle  bu manada 3 guruba ayırmak gerek sivil toplum kuruluşlarını

1)Liberal modeller

2)sosyal demokrat modeller

3)Karporatist modeldir(bu almaca kökenli bir kelimedir)bu model kurumsallıktan öteye güçlü temsilcileri ile anılan ve yürüyen bir modeldir. İşte Türkiye’de uygulanan tam olmazsa dahi seçilen yöntem budur şöyle açmak gerekirse iyi bir kurumsal yapı olsa bile başındaki yönetici ve yöneticiler kamuoyunda tanınmış insanların oluşturduğu modeldir.. Aslında bu tanınmış insanlar bulundukları yapının tabanı ile alakaları yoktur yaşamsal ve iktisadi büyük uçurum farkı vardır yılda bir etkinlikle mecburen bir araya gelirler çünkü bu ünlü insanları ne bu işlere ayıracak zamanları var neden umurlarında…bu model bizde işlerken devlet bu güçlü yapıyla aracılık eder buda genelde (kamu özel vakıflardır veya sosyal kurumlarıdır)kamunun tabana yaymak istediği refah harcamalarını bunların aracılı ile yaparken oldukçada cömert davranır..çünkü kazanımları üye aidatı veya sosyal sorumluluktan getirisi olan birikim değildir.yani bu model devlete sırtını dayayan bir modeldir.

**aslında ülkenin refahı ve  GSMH’nın tabana eşit ve hakça dağıtımında sunması gerekenleri bir sosyal devlet kavramı içinde verebilirse (sosyal yardımlar,beslenme ,bakım,sağlık,barınma ve ulaşım gibi)bu mesuliyetine başkalarının talep olması ne gerek kalmayacaktır. Devletin ağır işleyişinde zamanında müdahale edilmeyişinden  taleplerin  şu veya bu nedenle ötelenmesek. (bu kısımda özellikle ayrım yapılmakta) taraf kirlilikler söz konusu olmakta. İnsana İnsanca değer vermenin ötesine geçmektedir, Tabi ki buralardan haksızda olsa, sayıları azda olsa haksız istifade edenler mutlaka vardır, var olacaktır… İşte bu eksende çareyi S.T.K.’larda gören yurttaşlarımız bat normlarında bir yapı beklerken çok haklı bir taleptir bu bir kişisel haktır. Gelişmiş ülkelerde sosyal politikalar belirlenirken bir kısım öncü sivil toplum örgütleri ile bir çalışma yapılarak taban taraması gerçekleştiriliyor sonuçta devlete aracılık yaptırılarak bir köprü vazifesi üstlendirilmektedir.

***Türkiye’de  S.T.K.’lar Selçuklulardan itibaren (hayır ve hasanet )vakıflar ağırlıklı olmak üzere sosyal ve kültürel eğitsel alanlarda önemli görevler üstenmişlerdir. Osmanlı döneminde daha da çok güçlü yapılara kavuşmuşlarsa da Osmanlının son dönemlerinde gerileme başlamıştır.Türkiye Cumhuriyeti Tarihinde ise özellikle 1967 yılında VAKIFLAR MEDENİ KANUNUNDA yapılan değişiklikle birlikte bir artış olmuştur.Her şeye rağmen gelişmiş ülkelerin aksine  ülkemizde bu tür S.T.K.’lara üyelik çok düşüktür.

*** Türkiye’de faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşu sayısı 5.000 değildir (2010 verileri) bu sayıya Mülhak ve cemaat vakıfları da dahildir) 4.966 tam sayı

**Türkiye’de toplam dernek sayısı 90.000(doksan bin)

bu sayı Almanya’da iki milyondan fazla(2.100.000) adettir, Fransa’da bir milyon dört yüz yetmiş bir (1.470.000) adettir. A.B.D.’de ise bir milyon dört yüz bin (1400.000)’dir

Türkiye Nüfus yoğunluğu bakımından bu rakamlar hiç olumlu neticeler vermemektedir, en az Türkiye’de 300.000. (Üç yüz bin ) olması gerekir.

İşte bu açıdan bakıldığında da Türkiye’de istihdam ve iş açısından da sivil toplum kurumları iş olanağı yaratmamaktadırlar. Ülkemizde bulunan sözde çok güçlü ve örgütlü  sanayi odaları, ticaret odaları, esnaf odaları, eczacılar odası, mimarlar, mühendisler doktorlar (TUMOB) barolar vs istihdam açısından çok düşükler.

İş ve istihdam açısından karşılaştırmalı tablo yaptığımızda aşağıdaki çok büyük uçurumu görmekteyiz.

AMERİKA’DA 900.000 (DOKUZMİLYON -ALMANYA’DA  1.000.000. BİRMİLYON-FRANSA’DA 800.000 SEKİZ YÜZBİN JAPAONYA’DA    1.400.000 … (BİR MİLYON DÖRT YÜZBİN ) İNSAN SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNDE İSİTHDAM EDİLMEKTEDİR. BU ÖRNEKLE SANIRIM TÜRKİYE’DE SİVİL TOPLUM KURULUŞLARIMIZIN NE KADAR ZAYIF OLDUĞUNU GÖSTERGE OLARAK YETERLİ BULMAK GEREKİR.

**S.T.K.’LARIN G.S.M. HASILADAKİ PAYI İSE DAHADA GARİPSENECEK DURUMDA ÖRNEKLEMEK GERKİRSE

**İNGİLTERE’DE   MİLLİ GELİRİN % 4.8’ini ABD’de ise % 6.3’ünü Japonya’da % 3.5’ni sivil toplum kuruluşları almaktadır üzülünecek bir şey daha ne yazık ki bizim ülkemizde bu konuda ne resmi bir rakam var neden bir çalışma çünkü bu ülkedeki sivil toplum kuruluşları önemsiz gibi durmakta (seçimden…seçime hesabı) neticede Türkiye’de henüz Devletin S.T.K ilişkisinin önemini kavrayan ne bir yetkili neden bir kurum vardır.aslında devletimiz ilişki bağlamında iyi örgütlenmiş yararlı çalışmalarda bulunabilecek  STK’lara tavsiyelerde bulunmadan öteye geçmemiştir. Bazı fonlar ab hibe vs bürokratik işlemler ve kurumsal yapıyı özümsememiş yapıla bir çalışma içine girerken henüz % 95’de ARG birimi yok kuruluşlar bir talepte bulunmakta proje onay vs derken geçen zaman diliminde örgütsel yapı değişiyor yeni bir yapı oluşunda proje şahıslara kadim gibi ortada kalmaktadır.

**Türkiye’de ve özellikle İstanbul’da pek çok kurum kurumsallaşmadan ziyade olduğu yerde saymakta zaman, zaman güç dengeleri iç dengeler savaşında örgütlü yapı yerine az, küçük ama benim olsun mantığı ile her şey kadük kalmaktadır. İstanbul’da 17.061 dernek bulunmaktadır. (2012) Verileri bunların 900’a yakını Üsküdar’da bunların 117 tanesi vakıftır) bir çalışmamızda KARKON OLARAK (KARADENİZ KONFEDERASYONU OLARAK) BİR ARAŞTIRMA İÇİN burada bulunan STK’ların e posta, telefon, fax gibi ulaşmamıza rağmen güncel adres ve bilgilere rağmen ulaştırdığımız formun geriye dönüşünü sadece 80 kurum yapabildi. Buda ne demek zaten faal gözüken 200 dernekten %10 rakamı elimize gelebildi.

Son olarak Nüfus yoğunluğu bakımında ele aldığımızda Türkiye’de 850 kişiye bir STK düşmektedir. İstanbul’da 600 kişiye bu rakam Amerika’da ise (35,+45) olarak belirlenmiştir.

..Değerli okuyucular işte ülkemizdeki sivil toplumun durmuş budur  bu hafta seçimler var örgütsüz bir toplum yurttaşlar topluluğu olduğumuzdan yönetmek yerine yönetilmeyi dahası hazır bir millet olmayı kabul etmiş gibiyiz şahsi fikrim ve önerim hangi kurulu olursa olsun veya hangi siyasi partiyi benimsiyorsak lütfen gidip üye olalım üyelik sorumluluklarımızı yerine getireli ürettikleri veya öngördükleri politikalarına ortak olalım. Bize göre yanlışları varsa eleştirelim ..Çünkü ülkemize ve çocuklarımızdan emanet aldığımız dünyamıza karşı sorumluluklarımız vardır. Biz bu gün kaçsak da yarın bu sorun bizi mutlaka bulacaktır.

Etiketler:
Share
589 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

7+6 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Sürgünde bir Kızılderili devletine (diasporasına) kucak açmalıyız

    11 Aralık 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Trump Kudüs'ü İsrail'in başkenti ilan ettiyse biz de Washington'u Kızılderililerin başkenti ilan ederiz. Biz de sürgünde bir Kızılderili devletine (diasporasına) ev sahipliği yapmalıyız. Belki bu düşündüklerimiz ABD için küçük bir tehdit olarak değerlendirilebilir. Sinek küçük ama mide bulandırıcı derler. ABD’nin midesi bulanınca ayağının altındaki halıyı daha rahat çekeriz ve onu tökezletebiliriz. Şimdi Barbar Avrupa ve Amerikalıların Kızılderili soykırımına biraz değinebiliriz. Kristof Kolomb, Hindistan’a varmak üzere çıktığı ...
  • Milletvekili Kışla’dan Artvin’e Bir Büyük Hizmet Daha

    10 Aralık 2017 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Hatırlarsanız değerli okurlarım yaklaşık 5 ay önce yazdığım bir yazı gündeme getirdiğim müthiş bir yatırım haberi vardı. Artvin’i Şavşat-Ardanuç ve Ardahan’a bağlayan Varyant Yolun altından bir tünel yapılacağını ve bu tünel ile birlikte Varyant Yolun alt kodlara indirilerek çok rahatlıkla geçileceğini söylemiştim. O günlerde henüz plan aşamasında olan bu projeye ilişkin olarak da AK Parti Artvin Milletvekili Dr. İsrafil Kışla’nın yoğun olarak çalıştığını ve bu hizmeti kazandıracağını söylemiştim. Ve aradan 5 ay gibi kısa bir zaman geçti...
  • Küçük İsrail devleti koca Arap alemini nasıl mağlup ediyor?

    10 Aralık 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Bediüzaman Said Nursi, İsrail devletinin devamının gerekçesini dini ve milli hislerden beslenmesi olarak  gösteriyor. İslam aleminin çaresizliği ise, iman zaafından ve İslam’a kafi derece sarılamamanın bir neticesidir. İslam alemi samimi bir şekilde ittifak kurabilse, İsrail’in o bölgede barınması mümkün olamazdı. Yahudiler tarih boyunca hep yersiz ve yurtsuz kalıp her kavimden şiddetli tokatlar yemişlerdir; en yakın örneği Alman Hitleridir. Kaderin cilvesi ki tarihte bu zalim ve alçaklara şefkat sinesini açan hep Osmanlı gibi İsla...
  • Başarı ve Başarısızlığın Nedenleri

    08 Aralık 2017 Köşe Yazıları, Selim Çiftçi

    İnsan başarılı olmak ister, ama bunun için ne kadar tedbirlidir Osmanlının yıkılışından sonra ümmet hep başarılı olmaya susamıştır. Adaletten medeniyetin her alanına kadar örnek topluluklardı Müslümanlar. Sömürülmek-sömürmek fakirlik Müslümanların kitabında yoktu Afganistan dan Kabe ye kadar hiçbir İslam beldesi mahzun değildi “Allah size yardım ederse artık hiç kimse sizi yenemez! Ama ya O sizi terk ederse kim size yardım edebilir! O halde Müminler Allah’a güvensinler!’’ (Ali İmran S.160) Düşman neyi yaparsa siz ondan dah...