logo

Türk Siyasal Kültüründe Devlet Anlayışı


Erhan Kırmızı
erhankirmizi@08olay.com

 

 

Yusuf Has Hacib’e göre hükümdar yaptıklarıyla lütufta bulunmuş sayılmaz, sadece görevini yerine getirmiş olurdu.

Türk Siyasal Kültüründe Devlet Anlayışı başlığı 2002 yılında Yrd. Doç. Dr. Metin İŞÇİ danışmanlığında Adnan GÜNEY tarafından hazırlanmış.

Köşe yazımız bu tezden alınan özet bilgiler içerecektir.

Türk Devletinin İlkeleri

1.Adalet ve Hukukun Üstünlüğü

Türk devletlerinin ilk dönemlerden beri hükümdarlara yüklediği en önemli görevlerden biri, iyi yasalar koymaları ve bu yasaları en iyi şekilde uygulamalarıdır.Adaletin uygulanması için yasaların olması ve hükümdarların adil olmaları yeterli görülmemiştir. Hükümdar adına yasaları yurdun her yerinde uygulayacak olan memur ve hakimlerin de üstün seviyede olmalarına dikkat edilmiştir. Adaletin gerçekleşip gerçekleşmediğini hükümdar çoğu kez bizzat kontrol etmiştir. Türk devlet geleneğinde zulmün yeri olmadığı “zor kapıdan girince, töre bacadan çıkar” tabiri ile anlatılmıştır. Bir başka sözde devlet hayatında zulmün küfürden beter olduğunu anlatmaktadır: “Melik inkar ve küfürle ayakta kalabilirse de zulümle ayakta kalamaz.”

2.Sınıfsızlık

Eski Türk toplumlarının aristokratik bir şekilde yapılandığı kanısı yaygındır. Bu kanaati paylaşanlara göre Türk toplumlarında halk ve beyler diye iki zümre bulunmaktadır. Bir de bunların üstünde yüksek devlet ricali sayılan kimseler vardır. Sonra da hükümdar ailesinden teginler, hakanın vekili yabgular vardır ve hepsinin üzerinde hakan yer almıştır. Gerçek şu ki Türk devletlerinde bu unvanlar kalıcı değil, yönetimle ilgili yetkileri ifade etmektedir. Türklerde başarı kazananlara toplumda ve devlet hayatında yükselme şansı verilmiştir. Yönetici zümreden olsalar bile beyler, vergilerden, cezalardan ve diğer kanuni yükümlülüklerden muaf değildirler.

3.Sosyallik

Türk devletleri en üst seviyeden en alta kadar daima sosyal devlet olmaya gayret etmişlerdir. Dede Korkut’dan öğrendiğimize göre hakanlar, boy beyleri, hatunlar, şölen denen ziyafetler vermişlerdir. Yirmi dört boy beyinin de bu ziyafetlere katılmaları zorunludur. Ziyafetlere sadece boy beyleri değil, ile mensup herkes katılarak gönlünce eğlenir yer içerdi.İslâmiyet toplu yaşamaya çok önem verdiğinden çalışmayı, kazanmayı emretmiş ve iktisadi açıdan aşırı farklılaşmanın önüne geçmek için değişik kurallar koymuştur. İslâmiyet’in getirdiği ilkeler Türk devletinin sosyallik özelliğini daha da kristalize etmiştir. Yusuf Has Hacib’e göre hükümdar yaptıklarıyla lütufta bulunmuş sayılmaz, sadece görevini yerine getirmiş olurdu. Çünkü teb’anın hükümdar üzerinde hakları vardır. Bu hakların başında da ekonomik refah gelir.

Türk Siyasi Hayatına Hakim Olan İlkeler

1.Geleneklere Bağlılık

Gelenek; eskiden kalmış ve daima kabul görmüş rivayetlerin, inanışların, anlayış ve düşünüşlerin toplamıdır. Gelenekçilik Türklerde devamlılık fikrinin doğmasına sebep olmuştur.Türk yöneticilerinde de devamlılık bilinci vardır. Türk hanlığı değişir, yerine bir devlet kurulur, bu devletin başındaki hanedan da kendisini daha evvelkilerin devamı olarak görür. Gök-Türkler de kendilerini Hunların devamı olarak görmüşlerdir.Uygurlar da Gök-Türkler gibi Hunları ataları olarak kabul ederlerdi. Uygur hükümdarları Büyük Hun Hükümdarı Mete’yi örnek alır, onun seviyesine ulaşmak için çaba sarfederlerdi.Selçuklu yönetiminin başında bulunan sultanlar oğuz aşiretinden gelmişlerdi. Eski Türk töresinin etkileri, devlet hayatında da görülmekteydi. Tuğrul Bey ve Alparslan gibi büyük Türk sultanlarının eski Türk geleneklerine bağlı oldukları bilinmektedir. Büyük Selçuklu sultanları “idrarat” adı altında bilim adamları, sanat adamları, ve devlet hizmetinde bulunmuş kimselere maaş bağlamışlardır. Harzemşahlar da Selçuklular zamanında başlatılan bu âdeti devam ettirmişlerdir.Devamlılık bilinci yalnız devlet hayatında değil , halkın belleğinde de var olması gereken bir konudur. Nitekim Türk halkı Osmanlı Devletini tamamen Selçukluların devamı olarak görmüştür. Osman Bey’e bağlılık amacı ile yapılan tören de Oğuz töresine göre yapılmıştır.

2.Hamlecilik

Hamlecilik gelişmeciliktir. Bir anlamda kapıyı yeniliklere açık tutmaktır. Gelenekçiliğin esası millî ruha dayanır.

Hamlecilik de gücünü millî ruhtan alır. Bu ruhun kapsamı ne kadar geniş ise hamlecilik de o oranda fazla olacaktır. Hamleciliğin son merhalesi Cihan Egemenliğidir. Oğuz, Gök-Türk, Hun, Selçuklu ve Osmanlı padişahlarının tümü bu amaç peşinde koşmuşlardır.

3.Liyakat

Genel anlamda devlet başkanı ve diğer görevlilerin üzerine aldıkları ağır sorumluluk gerektiren vazifelere paralel olarak, gerek ahlaki, gerek fiziki gerekse mantık ve beceri açılarından devlet yönetimine ehil olmalıdır.Eski Türklerde, Selçuklu ve Osmanlılarda liyakat tabiriyle tanımlanan uzmanlaşmanın özel bir yeri olmuştur. Türkler insanda meziyetlerin irsi olarak geleceğine inanmazlar. Bir kimsenin meziyetlerinin tanrının ihsanı olması yanında kendi çalışması ve gayretinin bir mükafatı olduğunu düşünmüşlerdir. Türklerde şeref, makam ve idari mevkiler maharet ve liyakatın ödülüdür. Namussuz tembel ve atıl insanlar, hiç bir zaman yükselemezler ya da bulundukları makamlarda uzun süre kalamazlar. Türklerin teşebbüs ettiği her konuyu başarmalarının temelinde de bu fikirler yatar.

4.Yönetimde Kararlılık

Bir devletin yönetiminde kararlılığı sağlayan öğelerden biri de özellikle yüksek mevki sahiplerine görevlerinde uzun süre kalma imkânının tanınmasıdır.

Share
487 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

2+6 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İslam Toplumunda Şerait-i Sulhiye (Toplumsal Barış Şartları)

    29 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    İslam toplumunda sulh şartları yani toplumsal barışın sağlanmasının şartları, zekatın farz kılınması, faizin haram kılınması ve faizsiz borç vermenin teşvik edilmesidir. Kapitalizmi ise ayakta tutan faizdir. Faizin kaldırılması ile  kapitalist sistem de çökecektir. Bu söylediklerimiz Risale-i Nur Külliyatında şu veciz cümle ile ifade edilmektedir; “Vücub-u zekât ve hurmet-i ribâ, karz-ı hasen şerâit-i sulhiyedir. Şu ribâ taşını altından çeksen, şu zâlim medeniyet kasrı çökecektir.” Vücub-u zekât: Zekatın farz olması Hurmet-i ribâ: Faiz yasa...
  • Çeleng

    25 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Farsça çēlān چيلان  "demirden yapılan her türlü alet ve edevat" sözcüğü ile eş kökenli olabilir; ancak bu kesin değildir. Farsça sözcük Farsça çiling veya çiring چلنگ/چرنگ  "demirin demire çarpma sesi" sözcüğünden türetilmiş olabilir; ancak bu kesin değildir. Türkçe çalmak/çelmek (demir dövmek) fiilinden türemiş, ya da Türkçe kökenli olup Farsça üzerinden geri-alıntılanmış olması mümkündür. Eskiden kadınların süs için başlarına taktıkları mücevher veya madenlerden yapılmış sorguç. Halka şeklinde çiçek veya yapraklı dal demeti. Çelenk, aslınd...
  • Sultan İbrahim Deli miydi?

    24 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Meşrutiyet devrinden (1908) sonra Osmanlı tarihi üzerine yazıp çizenler Sultan İbrahim’e bir “deli” sıfatı takmışlardır ki, bugün tereddütsüz, büyük iftiradır diyebiliriz. Tarihçiler, Padişah’ın buhranlı bir hayat geçirdiğinde hemfikirdir. I. Mustafa’ya söylenen, hafif akıllılık gibi tabirler, bu Sultan hakkında kullanılmamıştır. Güvenilir Osmanlı kaynaklarında şahsına yönelik “deli” nitelemesi zikredilmemiştir. 20. yüzyıl başlarında, özellikle Cumhuriyet Dönemi’nde kaleme alınan bazı kaynaklarda, Osmanlı düşmanlığının tesiriyle bu lakap kast...
  • Keltler

    23 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Kelt kelimesi ilk kez Yunanlı tarihçi Hecataeus tarafından M.Ö. 517 yılında yunan mitolojilerinde geçmektedir. Kelt kelimesi; cesur, savaşçı, erdemli anlamına gelmektedir.  “Keltler” hem antik hem de modern zamanlarda gelişim göstermiş bir halk olarak bilinmektedir. Keltler, etnik bir grup olmaktan çok, ortak bir yaşam biçimini paylaşan insanlardı. M.Ö 2000 yıllarında Keltler, anavatanları olan Orta Avrupadan göç etmişlerdir. Çoğu İspanya,Galya ve Britanya adalarına yerleşmiştir. Kanıtların gösterdiği üzere Keltler Avrupa kıtası üzerinde ...