logo

Teslis, Hristiyanların Allah’ı üçleme inancının sakatlığı


Erhan Kırmızı
erhankirmizi@08olay.com

 

Özet:Benim anladığım kadarı ile teslis inancının kaynağı Hristiyanların Allahın isminin tecellilerini Allah’ın zatından bir parça zannetmeleridir. İslam’da efal, isim, sıfat, şuun ve zat denklemi var. Efal, isim, sıfat, şuun gibi kavramlara temsil dürbüniyle bakmaya izin varsa da zatı hakkında düşünmeye izin yok. Efal, isim, sıfat, şuun kapsamında değerlendirilebilecek konular Hristiyanlar tarafından Allah’ın zatı açısından değerlendirilince yanlış bir mecraya girmişler.

Teslis inancı, Arapça kökenli bir sözcük olup Hristiyanlıkta Kutsal Üçlü ya da Üçleme anlamına gelir. Bu kutsal üçlü ise Baba, Oğul (Hz. İsa) ve Kutsal Ruh Anlamını taşır.

Hristiyanlar, tek Tanrı inancına sahiptir ancak Tanrı’yı birbirinden ayrılmaz 3 ayrı unsur altında fakat tek Tanrı olarak düşünürler.Bu üçlü birlik Tanrı’yı biraraya getiren birbirinden ayrılmaz tamamlayıcı bir bütünü oluşturur. Monoteist bir çizgi taşır bu özelliği ile. Diğer dinler ise (İslamiyet ve Yahudilik) bu inancı reddeder.[1]

Hristiyan kelâmcıları karmaşık bir kavram olan Teslis’i anlatabilmek için bir takım yorumlar yapmak gereğini duymuşlardır.[2]

Bir Hristiyan web sitesinde “BABA”, “OĞUL”, “KUTSAL RUH” hakkında şu bilgiler yer almış;

BABA

“Baba Allah” tüm evreni kapsayan, her şeyi yaratan, yöneten, her şeye hakim olan Allah’tır.

OĞUL

“Oğul” aynı Baba Allah’ın cevherindendir (İbranilere l;3). Allah’ın Sözüdür (Yuhanna 1:1-3). Şöyle ki Allah’ın söz söyleyebilme yeteneği, konuşabilme gücü olan Ruhuna aittir.

Oğul, aynı zamanda Baba Allah’ın “bazusu,” “kudreti” ve hikmeti”dir (I Korintoslulara 1:24; İşaya 53:1;63:5; 59:16). Baba’dan çıkıp dünyaya gelmiştir (Yuhanna 16:28). Allah’tandır (Yuhanna 7:29). Yüce Dağ ile simgelenen Allah’a aittir (Daniel 2:34, 45).

Çarmıhta kurban olmak suretiyle insanların günahlarını taşıyan yine bu “Oğul” olmuştur.

KUTSAL RUH

Kutsal Ruh da aynen Oğul gibi Allah’ın cevherinden olup Baba Allah’tan çıkmaktadır (Yuhanna 15:26). Görevine gelince, tüm insanları “günah, doğruluk ve yargı” konusunda uyarır (Yuhanna 16:8). İnanan insanların içine girip onları eğitir, aydınlatır, teselli eder, yönetir, güçlendirir, Allah’ın istediği duruma getirir… “Allah’ın eli” deyimiyle de simgelenir (Hezekiel 37:1; 3:14).

Böylece görüyoruz ki, “Baba, Oğul ve Kutsal Ruh” yukarıda üç taht üzerinde oturan üçlü bir Allahlar heyeti değildir! Tüm evreni kapsayan ve özünde Üç özellik olan tek Allah vardır.[3]

Allah’a olan marifet ve bilmek iki türlüdür.

Birisi Allah’ın isim ve sıfatlarının kainat ve mevcudat üstündeki tecellilerini okuyarak marifet kazanmaktır. İslam bu tarz marifeti emrediyor. İnsan bu marifet yönünde ne kadar derinleşip terakki ederse o kadar iyidir. Bu tarz marifetin de insanlar arasında derece ve makamı nihayetsizdir. İlmelyakin, aynelyakin ve hakkelyakin gibi çok derece ve mertebeleri vardır.

İnsan Allah’ın her bir isminin tecellisini kainat aynasında okursa, marifeti de o oranda ziyadeleşir. Her bir isim ve sıfat Allah’ı farklı açıdan insana tanıtır. Bu yüzden bütün isimlerin penceresi ile Allah’a marifet kazanamayan birisinin marifeti nakıs ve eksiktir.

Allah’ı tanımaya çalışmanın diğer türü ise, Zat-ı Akdesi muhakeme ve duygular vasıtası ile idrak etmeye çalışmaktır. İslam bunu yasaklamıştır. Zira insanın muhakeme ve duyguları  Allah’ın Zat-ı Akdes’ini  anlamakta aciz ve çaresizdir. İnsan ne kadar kendini zorlasa da Allah’ın Zat-ı Akdesini idrak edemez. Zira insan fani ve cüzi duygular ile donatılmıştır. Halbuki Allah’ın Zat-ı Akdesi ezeli ve ebedidir. Cüzi ve kayıtlı duygular ile sonsuz ve sınırsız bir varlığı idrak edip anlamak mümkün değildir. Bu yüzden “İnsanın aklında ve muhakemesinde Allah’ın Zat-ı Akdesi hakkında ne varsa Allah o değildir.” hükmü önemli bir hükümdür. Üstad Hazretlerinin  naklettiği ifade  ile “İdrâk-i maâlî bu küçük akla gerekmez, / Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez.”[4]

Kainat ve içindekiler Allah’ın yaratması ile var olan şeylerdir. Yoksa -haşa- onun Zat’ından kopup gelen bir şey nazarı ile bakmak küfür ve şirktir.[5]

Felsefede bunlara panteist deniyor. Yani eşya ile Allah’ı aynı görmek fikri. “Heme ost” yani “Her şey O’dur” fikrini savunuyorlar. Halbuki “Heme ost” değil, “Heme ezost”tur yani “Her şey o değildir, her şey ondandır”  Eşya onun yaratması ve var etmesi ile varlık kazanırlar, anlamındadır. Yani Üstat “Çünkü, hadisat ayn-ı kadîm olamaz.” derken hadisat, yani eşya Allah ile aynı olamaz, ikisi bir değildir, demek istiyor. Eşya mahluktur, sonradan vücut bulmuşlardır; Allah ise ezeli ve ebedidir. Allah ile eşya arasında sadece yaratan ve yaratılan ilişkisi vardır bunun dışında teşbih ve muttasıllık ilişkisi yoktur.[6]

Üçlemeye inanan bir Hristiyan tek Allah’a inanmak istiyor olabilir, kendisini o şekilde de görüyor olabilir ve bu güzel bir şeydir. Fakat üçleme inancı, asla Tek Allah inancı değildir. Bir Hristiyan kabul etse de etmese de üçleme ile açıkça sözde başka varlıkların da ilahlığına hükmetmekte ve böylelikle şirke girmektedir.

İncil’i iyi bilen herhangi bir insanın, üçleme inancının mantıksızlığını kavraması elbette ki güç değildir. Aslında Hristiyanlların neredeyse tamamı bu gerçeğin farkındadır. Fakat çeşitli tevillerle kendilerini buna inandırmakta veya “inanmazsan dinden çıkarsın” tehdidi nedeniyle birçoğu suskun kalmaktadır.

Bazıları ise içten içe inanmadıkları bu inançtan dolayı dinsizliğe sürüklenmektedir. İşte bu çok büyük bir tehlikedir. Hristiyanlık dininin içinde, üçleme inancının geçersizliğini bildiği halde dindar gibi görünmek zorunda kalan gizli dinsizler bulunmaktadır. Bu batıl inançtan dolayı imanını kaybeden gizli dinsizler, Hristiyanlık içindeki münafıklık tehlikesini oluşturmaktadır. Münafıklar ise, tıpkı Müslümanlık ve Musevilikte olduğu gibi, Hristiyanlık içinde fitne ve ayrılıklara sebep olmak; onları güçsüzleştirmek, ibadetlerden uzaklaştırabilmek için geliştirilen tehlikeli bir topluluk ve batıl inançların kaynağıdırlar.

Bunun yanı sıra, asırlardır gittikçe artan sayıda Hristiyan, akıl ve mantıkla çelişen üçleme inancı nedeniyle, tamamen inkara sapıp ateist olmuştur. Söz konusu ateistler inançsızlıklarının gerekçesi olarak, Hristiyanlığın içindeki çelişki ve zorlama mantıkları öne sürmektedirler. Üçleme yanlısı Hristiyanlar da bu durumun kuşkusuz ki farkındadırlar. [7]

[1] http://www.tambilgi.net/teslis-inanci-ne-demektir/

[2] http://www.sorularlaislamiyet.com/article/2046/teslis.html

[3] http://www.agapekilisesi.com/ogretis/teslis.htm

[4]http://www.sorularlarisale.com/makale/20345/biz_allahtan_bir_parcaysak_eger_ruhundan_ufleme_hadisesi_o_da_bizim_gibi_maddi_bir_varlik_midir_mesela_tirnagimizi_kesiyoruz_sonucta_tirnak_bizden_bir_parca_biz_de_boyle_dusunebilir_miyiz.html

[5]http://www.sorularlarisale.com/makale/20345/biz_allahtan_bir_parcaysak_eger_ruhundan_ufleme_hadisesi_o_da_bizim_gibi_maddi_bir_varlik_midir_mesela_tirnagimizi_kesiyoruz_sonucta_tirnak_bizden_bir_parca_biz_de_boyle_dusunebilir_miyiz.html

[6] http://m.sorularlarisale.com/index.php?oku=15833

[7] https://hzisa.wordpress.com/tag/teslis-inancini-reddeden-mezhep/

 

Share
524 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

10+5 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İslam Toplumunda Şerait-i Sulhiye (Toplumsal Barış Şartları)

    29 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    İslam toplumunda sulh şartları yani toplumsal barışın sağlanmasının şartları, zekatın farz kılınması, faizin haram kılınması ve faizsiz borç vermenin teşvik edilmesidir. Kapitalizmi ise ayakta tutan faizdir. Faizin kaldırılması ile  kapitalist sistem de çökecektir. Bu söylediklerimiz Risale-i Nur Külliyatında şu veciz cümle ile ifade edilmektedir; “Vücub-u zekât ve hurmet-i ribâ, karz-ı hasen şerâit-i sulhiyedir. Şu ribâ taşını altından çeksen, şu zâlim medeniyet kasrı çökecektir.” Vücub-u zekât: Zekatın farz olması Hurmet-i ribâ: Faiz yasa...
  • Çeleng

    25 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Farsça çēlān چيلان  "demirden yapılan her türlü alet ve edevat" sözcüğü ile eş kökenli olabilir; ancak bu kesin değildir. Farsça sözcük Farsça çiling veya çiring چلنگ/چرنگ  "demirin demire çarpma sesi" sözcüğünden türetilmiş olabilir; ancak bu kesin değildir. Türkçe çalmak/çelmek (demir dövmek) fiilinden türemiş, ya da Türkçe kökenli olup Farsça üzerinden geri-alıntılanmış olması mümkündür. Eskiden kadınların süs için başlarına taktıkları mücevher veya madenlerden yapılmış sorguç. Halka şeklinde çiçek veya yapraklı dal demeti. Çelenk, aslınd...
  • Sultan İbrahim Deli miydi?

    24 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Meşrutiyet devrinden (1908) sonra Osmanlı tarihi üzerine yazıp çizenler Sultan İbrahim’e bir “deli” sıfatı takmışlardır ki, bugün tereddütsüz, büyük iftiradır diyebiliriz. Tarihçiler, Padişah’ın buhranlı bir hayat geçirdiğinde hemfikirdir. I. Mustafa’ya söylenen, hafif akıllılık gibi tabirler, bu Sultan hakkında kullanılmamıştır. Güvenilir Osmanlı kaynaklarında şahsına yönelik “deli” nitelemesi zikredilmemiştir. 20. yüzyıl başlarında, özellikle Cumhuriyet Dönemi’nde kaleme alınan bazı kaynaklarda, Osmanlı düşmanlığının tesiriyle bu lakap kast...
  • Keltler

    23 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Kelt kelimesi ilk kez Yunanlı tarihçi Hecataeus tarafından M.Ö. 517 yılında yunan mitolojilerinde geçmektedir. Kelt kelimesi; cesur, savaşçı, erdemli anlamına gelmektedir.  “Keltler” hem antik hem de modern zamanlarda gelişim göstermiş bir halk olarak bilinmektedir. Keltler, etnik bir grup olmaktan çok, ortak bir yaşam biçimini paylaşan insanlardı. M.Ö 2000 yıllarında Keltler, anavatanları olan Orta Avrupadan göç etmişlerdir. Çoğu İspanya,Galya ve Britanya adalarına yerleşmiştir. Kanıtların gösterdiği üzere Keltler Avrupa kıtası üzerinde ...