logo

Taşeronlara Kadro Meselesinde Özelleştirme-Devletleşme Kararsızlığı


Tolga Gül
tolgagul@08olay.com

Son iki yazımda gündeme getirdiğim taşeronlara kadro mevzuunda her gün yeni gelişmeler ve açıklamalar gündeme gelirken belli olan tek bir şey var ki hükümetin bu konuda kafasının karışık olduğu. Evet, bir çalışma var ancak bu çalışma sonrasında verilecek olan kararların devletin işleyişi, ekonomisi, sosyal politikaları ve ekonomik sistemleri üzerinde ciddi etkileri olacak. Konuya sadece basitçe taşeronlara kadro verilecek şekliyle bakmak yeterli değil. Bu kadro verilebilir ancak kadronun verilmesinin ardından ortaya çıkacak sonuçlar acaba ülkemizin geleceği açısından nasıl sorunlara vesile olacak. Benim birkaç gündür yazmaya çalıştığım konu aslında buydu. Şimdi konuyu biraz irdeleyelim.

Ülkemiz özellikle 1980’lı yıllardan itibaren liberal ekonomik sistem üzerinde önemli adımlar attı. Devlet kurumlarının önemli bir bölümü özelleştirilmeye başlandı ve devletin yaptığı bir çok iş ve hizmet özel sektörler tarafından yapılır oldu. Devlet bazı iş kollarında tamamen sistemden çıkarken bazı iş kollarında ise sistemin içerisinde kalarak dengeleyici oldu. Bizim bu sistemimizin adına da karma ekonomi modeli denildi. Dünya’da bazı ülkelerde daha uygulanan ‘Bu sistem ülkemiz için doğru mu yoksa yanlış mı?’ sorusuna burada yanıt aramayacağım.

Sonuç itibariyle ülkemizin uygulamakta olduğu bir ekonomik sistem bulunmakta. Bu sistemde karma ekonomi sistemi ve daha çok liberale yakın, ağırlığın özel teşebbüs üzerinde yürüdüğü bir sistem dahilinde ekonomimiz yürümekte.

90’lı yılların sonu ve 2000’li yılların başı itibariyle de devlet kurumları ile iktisadi kamu kuruluşları ile belediyelerde farklı bir yapılaşmaya girdi. Bu yapılaşmanın adı Taşeron işçi çalıştırma yapılaşmasıydı. Yıllar geçtikçe daha sayıları artan taşeronlar şimdi karşımızda yaklaşık 1 Milyon rakamı ile sorun olarak çıktı ve devlet günümüzde bu konuya çözüm arar hale geldi. Çözüm aranması sebebi ise ciddi bir çalışan rakamına ulaşan bu sistem içerisindeki çalışanların iş kaygıları, aldıkları ücretlerdeki düşüklük, sosyal ve maddi haklarının yetersizliği olarak ifade edilip durdu ve nihayet hükümet bu konuyu gündemine alarak konuya çözüm bulmak için girişimlere başladı. Ortaya çıkan ilk fikir olarak taşeron işçilere kadro vererek bu konuyu çözmek geldiyse de bu iş öyle çok da kolay görünmüyor.

Ben birkaç yazıdır taşeronlara kadro konusunda farklı bir bakışta bulunarak olayın diğer bir boyutu olan taşeron çalıştıran firmalar ve bu firmalarda çalışan insanlar açısından konuyu irdelemiştim. Yazımı paylaştığım sayfalarda ise konuya yapılan yorumlar ise maalesef derinlemesine düşüncenin ürünü değil genellikle duygusal tepkilerin sonucunda yapılmış yorumlardı.

1992 yılında iktidara gelen Süleyman Demirel’in sosyal güvenlik sisteminde emeklilik yaşı belirleme yasası çok tartışılmıştı. O günlerde ülkemiz duygusal olarak bir karar alarak çalışanların dilerlerse gün, prim ve yaş şartlarından ikisini doldurdukları takdirde 38 yaşında emekli olabilmelerin yolu açılmıştı. O günlerde herkes için olumlu bir karar olarak görülen bu duygusal kararımız maalesef çok değil birkaç yılda sosyal güvenlik sisteminin tamamen çökmesine ve devletin milyarlarca lira bütçeden açık vermesine yol açmıştı. Bir türlü belimizi doğrultamamamızın ana sebeplerinden biri ise günümüzde halen sosyal güvenlik sistemi olarak gösterilmektedir.

Şimdi ülkemizde yeni bir virajın ortasındayız. Taşeron konusuna duygusal mı bakacağız yoksa ülkemizin ekonomik gerçeklerinden yola çıkarak mantıklı bir karar mı vereceğiz? İşte bunu hep birlikte gelecek günlerde göreceğiz. Biz gazetecilere düşen görev ise pek tabi ki duygusal değil mantıklı kararlar verilmesi için kamuoyu oluşturmaktır.

Benim bugün bu yazdıklarıma kızanlar olabilir ancak ben bu kızan insanlara bir tek tavsiyede bulunuyorum ve diyorum ki geçici mutluluklar geleceğimiz için kalıcı mutsuzluklara dönüşebilir. Olaya lütfen bu açıdan bakınız.

Taşeronluğun Çıkış Amacı Neydi?

Yukarıda da biraz bahsettiğim üzere taşeronluğun asıl çıkış amacı iş garantisi bulunan devletin kadrolu memur ve işçilerine yaptırılamayan, yaptırılsa dahi verim alınamayan iş ve hizmet kollarında özelleştirmeye giderek daha düşük maliyette bu iş ve hizmetlerin özel şirketler aracılığıyla yürütülmesini sağlatmak idi. Bu noktada verilen karar mümkün mertebe başarı ile gerçekleştirildi ve devletin bazı iş kollarında daha sağlıklı hizmet alabilmesinin yolu açılmış oldu.

Taşeron İşçiler Mevcut Şartları Bilerek Ve Kabullenerek İşe Girmekteler

Taşeron mevzuunda olayın taşeron firmalar yönünden irdelemesini yapmıştık. Biraz da işçiler yönüyle irdelemesini yaptığımız zaman ilk olarak şunu belirtmek gerekir ki taşeron olarak çalışmak isteyen insanların hemen hemen tamamı devlete bir şekilde kapak atabilmek için mevcut şartları kabul ederek dışarıda bulamadıkları işlere devlet çatısında girmek istemişlerdir. Hatta mevcut şartları bilerek her türlü torpili de bularak taşeron firmalar aracılığıyla devlette çalışmayı kabullenmişlerdir. Bugün bu şartları kabul etmeyen işçilerin tamamı devreden çıkacak olsa onların yerine gelmek isteyecek olan milyonlarca çalışan bulunabilecek durumdadır. Bu olayın bir boyutu.

Bu ifade de bulunurken anlatmak istediğim şey işçilere az maaş verilsin, iş garantileri olmasın, sözleşme süreleri kısa olsun ve sosyal haklardan muaf olsunlar. Tabi ki bunu demiyorum ancak taşeronluğun oluş sebebinin dışına çıktığımız zaman bir nevi özelleştirme mantığının da dışına çıkarak yıllarca altından kalkılamayacak bir yükün altına girilebileceğini ve bu yükün altında da yine vatandaş olarak hepimizin kalabileceğini belirtmek istiyorum.

Ne Yapılmalı? Taşeron İşçiler Aslında Ne İstiyor?

Aslında taşeron işçiler noktasında devlet ya da hükümetin anlayamadığı veya konuya yanlış yerden baktığı bir nokta var. O noktada işçilerin aslında ne istedikleri noktasıdır. Taşeronlarda çalışan işçilerin tamamı daha iyi ekonomik şartlar, iş garantisi, işten uzaklaştırma ve çıkarılmaların keyfilikten çıkarılması, sosyal ve ekonomik hakların iyileştirilmesidir. İşte tam da bu noktadan olaya bakabilsek sanıyorum ki hem işçileri, hem işvereni, hem devleti hem de devlete vergi vererek vergilerinin heba olmamasını isteyen vergi yükünü çeken müteşebbisleri memnun edecek orta yol bulunmasıdır. Doğru olan taşeron işçilerin kaygılarını giderecek ve onlara daha insanca yaşanılabilir ekonomik ve sosyal şartların sunulacağı bir ortam oluşturmak, taşeron firmaların varlıklarını koruyarak yeni işsiz orduları oluşturmaktan kaçınmak ve de devletin iş ve hizmetlerinde aksaklığa neden olmayacak bir biçimde düzenleme yapmaktır. En orta yol budur ve yapılması gereken şeyde aslında tamda bu olmalıdır. Bu orta yolun dışında atılacak yollar emin olun ekonomik yapıya ciddi zarar vereceği gibi hepimizin geleceği hatta henüz doğmamış çocuklarımızın ve gelecek nesillerin ipotek altına alınmalarını engellemektir.

Bu konuya ilişkin olarak Anayurt Gazetesinden Murat Polat’ın yazısını sizlerle paylaşarak yazıma son vermek istiyorum. Bence dikkatlice okunmalı.

“ Son günlerde taşeron işçilere kadro verilmesi gündeme geldi.

Dünyada; gelişen yeni kamu yönetimi anlayışına göre, devletin daha pratik, daha hızlı ve daha güzel hizmet vermesi fikri kabul gördü.

Bu fikir, vatandaşa müşteri gözüyle bakılmasından sonra başladı.

İnsanlar, vatandaş olmaktan çıktılar, birer müşteri oldular.

Devlet, müşteri vatandaşlarına daha kaliteli hizmet vermek için eskimiş, köhne, hantal ve bozuk eski Tames kamyonları gibi hareket eden bürokrasiden kurtulmak istedi.

Devlet, sağlık, eğitim, temizlik, yol yapımı-bakımı ve inşaat hizmetlerini satın almayla başladı.

Başbakan Binali Yıldırım bu yıl tamamlanmadan taşeron işçilerin kadroya alınmasını hedeflediklerini söyledi.

İşte Yıldırım sözlerinden satır başları:

Genel olarak çalışma hayatıyla ilgili memleket meselelerini ele alma fırsatımız oldu.

Bu toplantıya TESK ve TOBB da katıldı.

Çalışma hayatımızın ve iş camiamızın yüzde 80’inin temsil edildiği büyük bir STK ile bir arada olduk.

Türk İş’e gelip taşeron konusunu konuşmamak olmaz. Bu konuyla ilgili uzun süreden beri bakanlıklarımız bir çalışma yürütüyorlar.

Muhakkak bu meseleyi gündemden çıkaracağız. Ve çalışanlarımızın kamuda taşeron olarak çalışanların statülerini bir kalıcı esasa bağlayacağız.

Çalışmalar tamamlanmak üzere. Buradaki son tarihimiz bu yıl çıkmadan bu işe noktayı koymak.

Binlerce insan kadroya geçmek için hükümetten müjde bekliyor.

Taşerona kadro belediyelerde çalışan işçiler, hastane personeli ve diğer kitlerde çalışan kişileri kapsıyor.

Share
266 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

10+3 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Darbecilere Darbe Yapan Milletimizle Gurur Duyuyoruz

    19 Temmuz 2018 Köşe Yazıları, Yüksel Kantar

    15 Temmuz 2016 Tarihinde Türk Silahlı Kuvvetlerimize sızmış hain bir grup Marmaris’te tatil yapan Cumhurbaşkanımıza suikast düzenlemek istemiş, Fatih Sultan Mehmet Köprüsünü trafiğe kaparmış, seçilmiş hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs etmiş, TBMM’ni bombalamış, Genelkurmay Başkanlığı’nı, Ankara’da bulunan Özel Harekat Polis Merkezi’ni bombalayarak yerle bir etmiş, kısacası Milletimize Darbe yaparak ülkemizi istikrarsızlaştırmaya ve kaosa yönelik işgal girişiminde bulunmuştur. Ancak Aziz ve Necip Milletimiziz, bu hain grubun teşebbüsünü, C...
  • Sosyal Medyada Duyduğumuz Her Bilgiyi Hemen Paylaşmamak Gerek

    17 Temmuz 2018 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Sosyal medya doğru kullanıldığı zaman çok yararlı bir iletişim aracıdır ancak yanlış kullanılır ise de inanılmaz büyük zararlar veren bir iletişim aracı haline döner. Zaman zaman sosyal medyanın zararlı etkilerine şahitlikte yapıyoruz. Bu yazıyı yazmaya sabah saatlerinde sosyal medyada dolanan bir haberin doğrulanamamasından sonra karar verdim. Öncelikle konuyu bir sizinle paylaşayım. AK Parti’den 24-25 ve 26. Dönem milletvekilliği görevinde bulunan Dr. İsrafil Kışla’nın Milli Eğitim Bakanlığı’nda Bakan Yardımcılığı görevine atandığına da...
  • Dört tarz-ı İslam

    10 Temmuz 2018 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      İslam elbette tek bir dindir. Fakat kabiliyetlerin farklı olmasından dolayı bu tek din farklı tarzlarda algılanmıştır. Devlet İslam’ı: Baskıcı özellikler taşır. Ebu Hanife ve Ahmet bin Hanbel Devlet İslam'ının baskıları sonucu şehit edilmişlerdir. Halk İslam’ı: Daha serbest, kolay ama hurafeler barındırabilen bir İslam tarzıdır. Tasavvuf İslam’ı: Daha dindar bireyler yetiştirir, ama taassuba düşülerek saplantılar içine girebilen bir İslam tarzıdır. Kitabi İslam: Kılı kırk yaran, düşünsel yönü ağır basan İslam’dır. Temsilci...
  • Şeriat nedir?

    08 Temmuz 2018 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      En çok tartışılan kavramlardan biri de “şeriat.” Bu konuda birçok kişinin kafası bir hayli karışık. Anlamını bilen de konuşuyor, bilmeyen de. Kaynak: https://twitter.com/hashtag/herkesi%CC%87cinadelet Birisiyle karşılaşıyorsunuz. Namaz kıldığından, oruç tuttuğundan söz ediyor. Sohbetiniz sürüyor ve sonunda, şeriatın en önemli iki emrini yerine getiren bu adamın, şeriata karşı olduğunu görüyor ve hayret ediyorsunuz. Bir başkasıyla görüşüyorsunuz. Şeriatı hararetle savunuyor. İç alemine, ibadet dünyasına iniyorsunuz, İslam’...