logo

Şimdi Yaralarımızı Sarma Zamanıdır 


Selim Çiftçi
selimciftci@08olay.com

Mardin’de Cuma Hutbesi’ni okuyan Diyanet İşleri Başkanı Görmez, “Bu mübarek mekânlarda bu şehirlerde, eli kalem tutacak nice çocuklar, nice gençler nasıl olurda kendi milletine, kendi annesine, kendi babasına, kendi vatanına çukurlar kazarak, oralara bombalar yerleştirerek, o şehirleri tahrip edebilir? Bütün bunlarda her birimizin sorumluluğu yok mudur? Biz her birimiz, mümin olarak üzerimize düşen vazifeleri yerine getirebildik mi? Hep birlikte bunun üzerinde düşünmek zorundayız” dedi. “Şimdi Yaraları Sarma Zamanı” kampanyası başlatıldı

Görmezin Mardin hutbesi

Cumanız mübarek olsun aziz kardeşlerim.

Bugün tarih şehri, ilim, hikmet, marifet şehri, medeniyet şehri, bütün âleme vahdet içinde kesret, kesret içinde vahdeti öğreten Mardin’de nice ulemanın, nice sulehanın içinden geçtiği Ulu Cami’de bir Cuma saatinde, bir icabet vaktinde bizleri bir araya getiren Yüce Rabbimize sonsuz hamdüsenalar olsun.

Kuran’ı yaşanan bir hayata dönüştüren, bize yol gösteren, bütün insanlığa hidayet rehberi olarak gönderilen bütün peygamberlere, hasseden Efendimiz Muhammed Mustafa’ya salât ve selam olsun.

Resulü Ekrem’in vefatından 7 sene sonra Hudeybiye müsalahasında kendisiyle görüşerek İslam’la şerefyab olan İyaz bin Ganem Merdini, Mardin’in kapılarını İslam’a açan sahabeden, sahabeyi kiramdan, İzay bin Ganem’e selam olsun.

Onunla birlikte Anadolu’nun bütün kapılarını din-i mübini İslam’a, İslam’ın rahmet mesajına, Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellemin o vahdeti ve tevhidi birleştiren mesajına açmak için Mardin’e gelen bütün sahabeyi kirama ve o günden bugüne kadar bu topraklarda yetişen bütün Âlimlere, bütün Salihlere, bütün Velilere selam olsun.

Aziz kardeşlerim

Kur’ân-ı Azîmüşşanda huzurunu kaybetmiş, tevhitten uzaklaşmış, vahdeti terk etmiş, barıştan uzaklaşmış toplumlar için kullanılan bir ifade vardır. “Hani siz ateş dolu bir çukurun kenarında yaşıyordunuz da Allah sizi kurtardı” buyuruyor.

Huzuru, barışı, tevhidi, vahdeti kaybetmiş toplumların hayat tarzı için Rabbimizin kullandığı ifade ‘ateş dolu çukurların kenarında yaşamak’ Din-i mübini İslam bütün insanlığı aynı zamanda bu ateş dolu çukurların kenarında yaşamaktan uzaklaştırmak için gelmiştir.

Hutbemin başında okuduğum ayeti kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: ‘Ey iman edenler, öncelikle her biriniz mesulsünüz. Her biriniz sorumlusunuz. Mümin birey olarak, her kimse sorumludur. Ama şunu biliniz. Eğer siz doğru yolda olursanız, siz istikamet üzere olursanız dalalette olanlar asla size zarar veremezler.’

Aziz kardeşlerim

Bu ayetin birinci cümlesi Resulü Ekrem’den hemen sonra bazı kimseler tarafından yanlış anlaşıldı. ‘Herkes sadece kendisinden sorumludur’ diye yorumlandı. ‘Bana değmeyen yılan bin yaşasın’ ifadesine mesnet gösterildi.

Bunun üzerine Hazreti Ebubekir radiyallahu anh bir hutbe irat ederek “Siz Allah’ın bu ayetini yanlış anlıyorsunuz. Resulü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bu ayet nazil olduktan sonra şöyle buyurdu: Her kim bir zalime, bir yıkıcıya yardımcı olursa, her kim insanlara zarar veren bir kimseye yardımcı olursa Allah azabı umum gönderir. Vazifesini, sorumluluklarını yerine getirmeyenler o azaptan nasibini alırlar.

Aziz kardeşlerim

Bizim kadim fıkıh kitaplarımızda şöyle bir örnek üzerinde durulur: Bir insan düşünün. Allah’ın huzurunda kendisinden geçmişçesine kıyama durmuş, gözlerinden yaş akarak namaz kılan bir insan düşünün.

Yahut secdeye kapanmış, huşu içerisinde secdede Rabbiyle adeta mülaki olmuşçasına sübhane rabbiyel ala diyen bir abit düşünün. Rükûda belini bükmüş, Rabbinin huzurunda huşu içerisinde duran bir mümin düşünün. Ama aynı zamanda o müminin yanı başında bir başka insanın ateş dolu çukurlara gittiğini düşünün.

Yahut gözü görmeyen bir amanın bir kuyuya doğru hareket ettiğini düşünün. Yahut bir çocuğun bir yavrunun emekleyerek ateşe doğru gittiğini düşünün. Eğer bu mümin namazını bozmaz, ateşe doğru giden, kuyuya doğru giden, çukura doğru giden o kardeşini, o insanı eğer bundan kurtarmazsa o mesul olur. Bazı fakihlerimiz ‘bu vazifesini yerine getirmeyip namaza devam ederse katil olur’ ifadesini kullanırlar.

Kardeşlerim

Şimdi çevremize bakalım. Dünyamıza bakalım. Dünyamızda nice çocuklarımız, nice gençlerimiz ateş dolu çukurlara doğru gidiyorlar. Nice insanlarımız uçurumlara doğru hareket ediyorlar. Biz huşu içerisinde namazlarımıza devam edebilir miyiz? Yahut bir mümin olarak sorumluluklarımızı yerine getirmeden yerimizde durabilir miyiz?

Günlerdir ilim merkezi nice şehirlerde, Cizre, bütün dünyaya ilim saçan âlimlerin yatağı, âlimleri yetiştiren merkez.

Nusaybin, nice eserlerin varit olduğu mübarek bir şehir.

Diyarbakır dediğimiz zaman, Sur dediğimiz zaman Halid Bin Velid gelir aklımıza, Hazreti Ömer gelir aklımıza, Selahaddin Eyyubiler gelir aklımıza. Bu mübarek mekânlarda, bu şehirlerde eli kalem tutacak nice çocuklar, nice gençler nasıl olurda kendi milletine, kendi annesine, kendi babasına, kendi vatanına çukurlar kazarak, oralara bombalar yerleştirerek o şehirleri tahrip edebilir? Bütün bunlarda her birimizin sorumluluğu yok mudur? Biz her birimiz mümin olarak üzerimize düşen vazifeleri yerine getirebildik mi?

Aziz kardeşlerim

Hep birlikte bunun üzerinde düşünmek zorundayız. Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bugün bütün camilerimizde bir kampanya başlatmış bulunuyoruz. Bu kampanyanın manevi boyutu çok daha önemli, çok daha büyük.

Bugün 90 bin camimizde ‘şimdi yaralarımızı sarma zamanı’ diye seslendik, sesleniyoruz. Milletimiz dünyanın bütün mazlumlarının yaralarını sarmaya koştu. Gazze’ye bombalar yağdı. Sizler yaralarını sarmaya gittiniz. Camilerini tamir etmek üzere bizzat ziyaret ettiğimde harabeye dönen mabetlerin üzerinde şu levhayı görmüştüm: ‘İşgalciler harabeye çevirir, Türkiye gelir imar eder’ bunu gördüğümde gözlerim yaşarmıştı. Afrika’da açlık ve kıtlık ortaya çıktı. Somali’yi ayağa kaldırmak için bu aziz millet seferber oldu. Afrika’nın en ücra köşesindeki kardeşlerinin yarasını sarmak için koştu. Arakanda zulme uğrayan kardeşleri oldu onların yaralarını sardı. Haiti’de deprem oldu. İnanç farkı gözetmeksizin oradaki insanların yardımına koştu. Endonezya’da tsunami oldu. Pakistan’da sel felaketi oldu.

Aziz milletimiz dünyadaki bütün mağdurların, mazlumların yarasını sarmaya gitti. Şimdi hep birlikte biz bir birimizin yarasını sarmak için seferber olmalıyız.

Kardeşlerim

Devlet elbette üstüne düşen bütün vazifeleri yerine getirecektir. Ama asıl önemli olan millet olarak bizim birbirimizin yaralarını sarmamız, bizim birbirimize yuva olmamız, birbirimize ev olmamız.

Evini kaybedene ev olmak, yuvasını kaybedene yuva olmak, gözünden yaş akan kardeşimizin bizzat elimizle gözünü silmek kadar Allah katında değerli bir şey olamaz. Allah Resulü hutbemin başında okuduğum hadisi şerifte şöyle buyurmuştu: Bir insan, bir mümin kardeşinin yardımında olduğu müddetçe Allah da onun yardımcısıdır. Mümin kardeşinin ihtiyacını giderdikçe, Allah da kulunun ihtiyacını giderir

Allah’ın rahmetinin yeniden üzerimize yağarak, kalplerimizi birleştirerek, bizi ateş dolu çukurların içerisinden çıkarmasını istiyorsak biz birbirimizin yaralarını sarmalıyız.

Terörden mağdur olmuş, evini, yurdunu terk etmiş kardeşlerimize biz hanelerimizi açmalıyız. Biz yardımcı olmalıyız, biz onlara yuva olmalıyız, biz onlara ev olmalıyız. Geleceğimiz için, birliğimiz için, beraberliğimiz için, kardeşliğimiz için bu çok daha önemli.

İstanbul’dan, Edirne’den, İzmir’den, Samsun’dan, Anadolu’nun her tarafından bütün kardeşlerimiz bu bölgelere akacaklardır ve kardeşlerinin yaralarını saracaklardır.

Dünyanın bütün mazlumlarının yaralarını sarmak için seferber olan milletimiz, millet olarak her birimiz birbirimizin yarasını saracağız. Hutbemi Cenabı Hakk’ın Kuran-ı Kerim’den bir fermanıyla bitiyorum:

Gelin iyilikte ve takvada birbirinize yardım ediniz, beraber ayağa kaldırınız. İyiliği beraber ayağa kaldırın, birbirinize yardım ediniz. Sakın kötülükte birbirinizle yardımlaşmayın. Kötülükte ve düşmanlıkta yardımlaşmayın. İyilikte ve takvada yardımlaşın.

Cenabı Hak iyilikte ve takvada yardımlaşanlardan eylesin.

Birbirimizin yaralarını sararak rızasına kazananlardan eylesin.

Tevhitle, vahdet arasındaki ilişkiyi yakalayarak beldelerimizi barış ve huzur içerisinde mamur eylemeyi, etmeyi bizlere nasip eylesin.

Bu topraklarda inşa ettiğimiz barışı, huzuru, kardeşliği, emanı, selamı yanı başımızda kaybeden Iraklı, Suriyeli, Yemenli, Libyalı bütün kardeşlerimize taşımayı millet olarak bizlere nasip eylesin. Hoşça ve dostça kalın

Etiketler:
Share
476 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

10+10 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İslam Toplumunda Şerait-i Sulhiye (Toplumsal Barış Şartları)

    29 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    İslam toplumunda sulh şartları yani toplumsal barışın sağlanmasının şartları, zekatın farz kılınması, faizin haram kılınması ve faizsiz borç vermenin teşvik edilmesidir. Kapitalizmi ise ayakta tutan faizdir. Faizin kaldırılması ile  kapitalist sistem de çökecektir. Bu söylediklerimiz Risale-i Nur Külliyatında şu veciz cümle ile ifade edilmektedir; “Vücub-u zekât ve hurmet-i ribâ, karz-ı hasen şerâit-i sulhiyedir. Şu ribâ taşını altından çeksen, şu zâlim medeniyet kasrı çökecektir.” Vücub-u zekât: Zekatın farz olması Hurmet-i ribâ: Faiz yasa...
  • Çeleng

    25 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Farsça çēlān چيلان  "demirden yapılan her türlü alet ve edevat" sözcüğü ile eş kökenli olabilir; ancak bu kesin değildir. Farsça sözcük Farsça çiling veya çiring چلنگ/چرنگ  "demirin demire çarpma sesi" sözcüğünden türetilmiş olabilir; ancak bu kesin değildir. Türkçe çalmak/çelmek (demir dövmek) fiilinden türemiş, ya da Türkçe kökenli olup Farsça üzerinden geri-alıntılanmış olması mümkündür. Eskiden kadınların süs için başlarına taktıkları mücevher veya madenlerden yapılmış sorguç. Halka şeklinde çiçek veya yapraklı dal demeti. Çelenk, aslınd...
  • Sultan İbrahim Deli miydi?

    24 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Meşrutiyet devrinden (1908) sonra Osmanlı tarihi üzerine yazıp çizenler Sultan İbrahim’e bir “deli” sıfatı takmışlardır ki, bugün tereddütsüz, büyük iftiradır diyebiliriz. Tarihçiler, Padişah’ın buhranlı bir hayat geçirdiğinde hemfikirdir. I. Mustafa’ya söylenen, hafif akıllılık gibi tabirler, bu Sultan hakkında kullanılmamıştır. Güvenilir Osmanlı kaynaklarında şahsına yönelik “deli” nitelemesi zikredilmemiştir. 20. yüzyıl başlarında, özellikle Cumhuriyet Dönemi’nde kaleme alınan bazı kaynaklarda, Osmanlı düşmanlığının tesiriyle bu lakap kast...
  • Keltler

    23 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Kelt kelimesi ilk kez Yunanlı tarihçi Hecataeus tarafından M.Ö. 517 yılında yunan mitolojilerinde geçmektedir. Kelt kelimesi; cesur, savaşçı, erdemli anlamına gelmektedir.  “Keltler” hem antik hem de modern zamanlarda gelişim göstermiş bir halk olarak bilinmektedir. Keltler, etnik bir grup olmaktan çok, ortak bir yaşam biçimini paylaşan insanlardı. M.Ö 2000 yıllarında Keltler, anavatanları olan Orta Avrupadan göç etmişlerdir. Çoğu İspanya,Galya ve Britanya adalarına yerleşmiştir. Kanıtların gösterdiği üzere Keltler Avrupa kıtası üzerinde ...