logo

Referanduma İlişkin Doğru Bilinen Yanlışlara Farklı Bir Bakış (2)


Tolga Gül
tolgagul@08olay.com

16 Nisan’da ülkemiz ve milletimiz için son derece önemli olan değişikliklerin oylanacağı referandum öncesinde kamuoyunda bir çok bilgi yanlışlıkları bulunuyor. Bizde bu yanlışlıkların bir nebze olsun düzeltilebilmesi ve halkımızın daha sağlıklı karar alabilmeleri için Anayasa taslağının hazırlanmasında aktif rol oynayan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Gaziantep Milletvekili Artvinli Hemşerimiz Abdülhamit Gül’ün kitapçığından alıntılar yaptık.

Yorumsuz bir biçimde 3 gün boyunca bunları yayımlayacağım. İşte o kitapçıktan alıntıların ikinci bölümü:

OHAL ilanı kararını cumhurbaşkanı mı verecek, ohal’in uzatılmasına kaldırılmasına o mu karar verecek?

Olağanüstü hali (OHAL) gerektiren bir olay meydana geldiği zaman Cumhurbaşkanı OHAL ilanına karar verebilecek, ancak bu karar aynı gün Meclisin onayına sunulacak. Mevcut metinde “hemen” ibaresi vardı ve bu ibare bir kesin zaman içermediği için daha önce çıkarılan bir çok OHAL kararnamesi Meclis’in onayına sunulmamıştır. Bu durum ortadan kaldırılmış, “hemen” ibaresi yerine “aynı gün” ibaresi maddeye eklenerek OHAL konusunda Meclis denetimi anayasal güvenceye alınmıştır. Meclis, OHAL’i onaylar veya onaylamaz, süresini kısaltır veya uzatır, bu karar Meclis’in yetkisindedir.

OHAL ilanı sebeplerinin ortadan kaldırılmasına yönelik olarak Cumhurbaşkanı kararname çıkarabilecektir. Bu kararnameler de aynı gün Meclis onayına sunuluyor. Meclis kabul eder veya etmez.

Meclis’in üç ay içinde onaylamadığı OHAL kararnameleri kendiliğinden yürürlükten kalkacaktır. Burada da mevcut duruma göre Meclis’i daha fazla güçlendiren bir durum söz konusudur.

Gensoru, güvenoyu neden kaldırılıyor?

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde Cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçilmekte, yürütme halk tarafından kurulmaktadır ve halka karşı sorumludur.

Mevcutta ise hükümet Meclis’in içinden çıkmakta ve Meclis’e karşı sorumludur. Meclis’e karşı sorumlu olan hükümet sisteminde Meclis’in denetim araçlarından olan güvenoyu ve gensoru uygulamaları bulunmaktadır.

Önerilen hükümet sisteminde bu denetim doğrudan halka verilmiştir. Seçimlerin bittiği anda Cumhurbaşkanı seçilmekte hükümet halk tarafından doğrudan kurulmaktadır.

Meclis de doğrudan halka tarafından seçilmektedir ve seçim akşamı teşekkül etmektedir.

Böylece önerilen hükümet sisteminde kuvvetler birbirinden milli irade ve meşruiyete dayalı olarak ayrılmış oluyor.
Esasta kuvvetler yetkiyi kimden alıyorsa ve kime karşı sorumlu ise onun denetimine tabidir. Cumhurbaşkanı halk tarafından doğrudan seçiliyor, dolayısıyla halka karşı sorumludur. Denetimi halk yapar, böylece seçimlerin denetim işlevi artmış oluyor, halk beğenmediğini tekrar seçmez.
Ancak yürütmeye karşı hiçbir denetim kalmıyor iddiaları da doğru değildir. Mevcut Anayasa’da olduğu gibi; Meclis Soruşturması, Meclis Araştırması, Genel Görüşme ve Yazılı Soru ile Meclis yürütmeyi, Cumhurbaşkanını denetleyecektir.

Kanun koymak Meclis’in yetkisinde, kanun yoluyla denetleyecektir.

Bütçe kanunu kabul etmek Meclis’in yetkisinde, bütçe ve kesin hesap yoluyla Meclis, yürütmeyi denetleyecektir.
Mevcut durumda Cumhurbaşkanı sorumsuzdur. Sadece Vatana ihanetten sorumlu tutularak Yüce Divan’da yargılanabilir. Getirdiğimiz düzenleme ile 105 inci maddede Cumhurbaşkanı her suçtan cezai sorumluluğu bulunacaktır. Siyasi sorumluluk halka karşı, cezai sorumluluk Meclis’e karşı, hukuki sorumluluk diğer bir denetleme alanı olarak düzenlenmiştir.

Hükümete güvenoyunu seçimlerde millet doğrudan veriyor. Milletin doğrudan güvenoyu verdiği bir sistemde vekilin gensorusunun hükmü yoktur. Güvenoyu ve gensoru kaldırılmıştır. Kaldı ki Meclisimizin tarihinde gensoru uygulaması hep kötüye kullanılmış, gereksiz vakit israfına yol açmıştır. Gensoru denetim yolu olarak değil, meclis faaliyetlerini geciktirmek veya anlaşmalı hükümet değişikliği için kullanılmıştır.

Bürokratik Hantallık Sona Erecek Mi?

Bürokratik hantallık sona erecektir. Zira, yürütme doğrudan halk tarafından kuruluyor ve halka karşı sorumludur. Yürütme sorumluluğu Cumhurbaşkanında olduğu ve en az yüzde 50+1 meşruiyete sahip olduğu için yürütmede üst kademe yönetici atamalarında Cumhurbaşkanı tek yetkilidir. Halka hesap verecek olan Cumhurbaşkanın alanında başarılı bürokratları atama ve başarısız olanları görevden alma yetkisine sahip olması gerekmektedir. Atamalarda müşterek kararname gibi dolambaçla iradeyi parçalayan yöntemden vazgeçilmiştir.
Böyle olunca, devletin tüm kademelerindeki bakanlar ve bürokratlar Cumhurbaşkanına karşı, dolayısıyla halka karşı sorumlu olacaklardır. Bürokraside getirilen atama kararlarındaki kolaylık, bürokraside hızlı karar alma mekanizmasına işlerlik kazandıracaktır.

Halka karşı sorumlu olan Cumhurbaşkanı iyinin iyisi, en iyisi ile çalışmak zorunda kalacaktır.
Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde bürokratların göreve gelmesi veya görevde kalması başarı ve liyakat ilkesinin tam işletilmesini sağlayacaktır. Zira halk beğenmediği iktidarı değiştirir.
Mevcut sistemde siyasiler değişmekte, bürokrasi aynı kalmaktadır.
Cumhurbaşkanına tanınan bu atama yetkisi üst kademe yöneticileri açısından geçerlidir.

Mevcut sistem uygulamalarında yürütmedeki çift başlılık, devlet meselelerinin çözümünde ve atamalarda iki farklı iradeye yol açmakta, bazen başbakanın atamak istediği üst kademe yöneticinin kararnamesi Cumhurbaşkanı tarafından imzalanmamaktadır.
Bu konulara ilişkin usul ve süreçler Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile detaylı düzenlenecektir.
Yönetimde İstikrar Nasıl Sağlanacak?
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, kişiden bağımsız ve siyasi kişinin karizmasından bağımsız olarak 5 yıllık sistem istikrarı üretmektedir. Zira yürütme 5 yıllık dönemlerle halkın doğrudan seçimi ile oluşturulmaktadır.
Seçim akşamı oyların sayımı sona erdiğinde hükümet kurulmuş ve Meclis teşekkül etmiş olmaktadır.
Mevcut sistemde ise, seçmen partisine oy verirken, hükümetin kurulup kurulamayacağını bilmemekte, partisi liderinin başbakan olup olamayacağını hiç bilmemektedir. Sıklıkla yaşandığı üzere ülkede yeterli çoğunluğu alamayan birçok parti Meclis’e girmektedir. Bu partiler aralarında anlaşabilirse hükümet kurulabilmektedir. Hükümet kurma çalışmaları sırasında Millet iradesinin dışında ikinci bir irade devreye girerek, hükümet kuruluyor veya kurulamıyor. Bu ikinci iradenin oluşmasında da demokrasimiz yerel ve dış vesayet güçlerine açık hale geliyor, bazen askeri, bazen sermaye kaynaklı, bazen hepsi bir arada müdahaleler yaşanıyor. 28 Şubat 1997’de kurulu hükümetin, askeri vesayet, bürokratik vesayet, medya algısı, sermaye ve sivil toplum kuruluşları aracılığıyla baskılanması, 7 Haziran 2015’de hükümet kurulamaması buna en yakın örneklerdir.

Bir de hükümet kurma süreleri aşırı uzundur. Seçim öncesinde 3 ay kaybedilmekte, seçim sonrasında da en az 45 gün hükümet kurulmasına zaman harcanmaktadır.

Mevcut sistemde seçmen iradesine uygun olmayan hükümetler de oluşabilmektedir. Bazen ülkenin birinci partisi hükümeti kuramamakta aşırı parçalı siyasi yelpazeden oluşan koalisyonlara mecbur kalınmaktadır.
Kurulan hükümetlerin 276 milletvekili desteğini sürekli tutabilmesi de ayrı bir zorluk oluşturmaktadır. Kurulan hükümetler her an güvenoyu ve gensoru tehdidi altındadır.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde ise halk doğrudan 5 yıllık süre için Cumhurbaşkanı adaylarından birini yürütme için görevlendirmekte, hükümet seçim günü yüksek meşruiyetle (en az 50+1) kurulmaktadır. Bu yönüyle önerilen Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde kurulan hükümet, doğrudanlık ilkesi ile daha demokratik ve daha yüksek meşruiyete sahip olarak görevini 5 yıl sürdürmektedir. İlk turda olmasa da en geç iki hafta sonra hükümeti millet kuracaktır.

Özetle getirilen sistem daha demokratik ve doğasın doğasında 5 yıllık dönemler için kişiden bağımsız olarak yürütme istikrarı sağlamaktadır.

Etiketler:
Share
276 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+8 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Sultan Vahdettin Kaçtı mı Kaçırıldı mı?

    21 Kasım 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      İstanbul 13 Kasım 1918 de işgal edilmiş. 6 Ekim 1923’te ise işgal kuvvetleri İstanbul’u terk etmiş. Sultan Vahdettin ise 17 Kasım 1922 yılında İstanbul’dan kaçmış? Sultan Vahdettin’in kaçtığı tarihe bakıyoruz İstanbul’da işgalci İngiliz kuvvetlerinin hakimiyeti var. Sultan Vahdettin İngiliz gemisi ile kaçmış. İngilizler Sultan Vahdettin’e dost mu düşman mı? Eğer İngilizler Sultan Vahdettin’e dost ise Sultan Vahdettin niçin İngiltere’ye, Londra’ya gitmedi de Malta Adası’na ve en sonunda İtalya’ya gitti? Eğer İngilizler S...
  • Hiç Kimse Vazgeçilmez Değil, Peygamberler Hariç

    20 Kasım 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Hiç kimsenin vezgeçilmez olmadığını lise döneminde çok erken bir zamanda fark eden bir kişiyim. Teneffüste özellikle alt sınıflardaki öğrenci arkadaşlar ödevlerini yaptırmak ve soru sormak için etrafımı bir petek gibi sararlardı. Lise döneminde bizim okulda neredeyse ödevini yapmadığım bir öğrenci yoktur. Bu durumdan dolayı nefsime bir gurur gelmişti; “ben mezun olursam bu öğrenciler ödevlerini nasıl yapacaklar” diye merak ediyordum. Lise 1989 yılında bitti. Öğrencilerin benden sonra ödevlerini nasıl yapacaklarını takip etmeye b...
  • Münafık kafirden eşeddir (daha şiddetli, daha zararlı, daha beter)

    19 Kasım 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Münafık, kafirden eşeddir, daha zararlıdır. Münafıklar, dostlar dairesinde sokulup ifsat ederler. Bir kafir insanlığa zarar vermeden insanlar içinde geçinip gidebilir, ama kalbinde nifak olan bir münafık, akrebin, sokmadan ve zehirlemeden lezzet alması gibi insanlar arasında özellikle de Müslümanlar içinde fesat ve nifak çıkartmaktan zevk duyar bir haşeredir. Münafık: İçinden gerçek anlamda iman etmemiş olup, dışından Müslüman görünen kimse, asli manasını değiştirmeden dilimize geçmiş olan münafık kelimesi İslam toplumu içinde -çeş...
  • Artvinliler Olarak Kadir Topbaş ve Faruk Çelik’e Büyük Vefasızlık Yaptık

    16 Kasım 2017 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Bu yazıyı yazarken çok düşündüm. Yazıyı yazıp yazmama noktasında kararsız kaldım ancak kendimi vefasızlar arasında görmediğim için bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. Ben vefasızlığı kabullenemiyorum. Bu sebeple belki bir hatırlatma olur, belki biraz bu iki değerimize ve yazımda yine adından bahsedeceğim Müsteşar Nusret Yazıcı’ya karşı hemşerilerimiz tarafından birazcık da olsa vefa gösterilmesine vesile olur diye bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. Değerli okurlarım, benim 1996’lı yıllardan sonra gerek insani gerekse de siyasi olarak Ar...