logo

Padişahtı ama Edirne’de oturma özgürlüğü bile yoktu


Erhan Kırmızı
erhankirmizi@08olay.com

 

Osmanlı padişahları için istediğini yapan dediği dedik yakıştırma ve ithamları vardır. Fakat aslında durum hiç de söylendiği gibi değildir. Osmanlı padişahlarından II. Mustafa İstanbul’dan ayrılıp Edirne’de oturma özgürlüğünü bulamamıştır. Padişahların başına buyruk olamadıkları canlarının her istediğini yapamadıklarının delillerinden birisi 1703 tarihli Edirne vakasıdır.

Edirne Vakası , Osmanlı İmparatorluğu ‘nda, ulema ve ordunun birlikte hareket ederek hazırladıkları, Sultan II. Mustafa’nın tahttan indirilerek, yerine III. Ahmed’in geçmesiyle sonuçlanan ayaklanmadır. (18 Temmuz-26 Ağustos 1703).[1]

Sultan 2. Mustafa, 1695-1703 yılları arasında padişahlık yaptı.

1683 Viyana bozgunu ile başlayan yorucu savaş yıllarında padişah olmuştu.

II.Mustafa döneminde Avusturya üzerine Sultan’ın katıldığı üç büyük sefer düzenlenmiştir. Tahta geçtiği zaman Osmanlı Devleti, Avusturya ile karada ve Venedik’le deniz ve karada savaşa devam etmekteydi. Tahta geçtiğinin üçüncü günü yapacağı işleri anlatan bir hatt-ı hümayun yayınladı. Yazısında: “Zevk, sefa ve rahatı kendimize haram eylemişizdir.” diyordu.[2]

II.Mustafa devrinde Sakız Adası yeniden alındı. Çok kıymetli deniz zaferleri kazanıldı. 1695’de Lugos Zaferi kazanıldı. Rus Çarı Büyük Petro Azak’ta hezimete uğratıldı. Fakat bir sene sonra Azak düştü. 1696’da Azak Kalesindeki 500 asker 100.000’lik Rus Ordusuna iki ay dayandı. Almanlara karsı Olaş Zaferi kazanıldı. Lehistan, Alman ve Venedik cephelerinde büyük ve kesin başarılar kazanıldı. Fakat Zenta Bozgunu diye tarihe geçen ve 30.000 Türk askerinin şehadetiyle neticelenen elim hadise bu devirde meydana geldi.1699’da Karlofça Anlaşması yapıldı.[3]

İmzalanan Karlofça Antlaşması’yla Banat ve Temeşvar hariç, bütün Macaristan ve Erdel Beyliği Avusturya’ya, Ukrayna ve Podolya Lehistan’a, Mora ve Dalmaçya kıyıları Venediklilere bırakıldı (26 Ocak 1699).

Karlofça Antlaşması Osmanlı Devleti’nin toprak kaybettiği ilk antlaşmadır. Bu tarihten sonra Osmanlı Devleti’nin gerileme dönemi başlar. Ayrıca bir yıl sonra Rusya ile de bir antlaşma yapıldı. 14 Temmuz 1700 tarihinde imzalanan İstanbul Antlaşması ile Azak kalesi Rusya’ya bırakıldı.

Tarih 1703 yılına gelmiş, Osmanlı Devleti’nin kötü gidişine dur denilememişti. Padişah tahta çıktığında söylediklerini unutmuş gibiydi. “Zevk ve sefa bana haram olsun” dediği halde, av partileri düzenliyor, aylarca av peşinde dolaşıyordu. Devlet işlerini sadrazamlarına ve eski hocası olan sonradan şeyhülislam yaptığı Feyzullah Efendi’ye bırakmıştı. Bu durum ordu içinde hoşnutsuzluğa yol açtı.[4]

Devlet harcamalarının Edirne’ye geçmesi, İstanbul’da ticari faaliyetin daralmasına, dolayısıyla da İstanbul esnaf ve tüccarının hoşnutsuzluğuna sebep oldu. Ayrıca Kapıkulu Ocakları yılda birkaç kez değişik vesilelerle dağıtılan ulufelerden mahrum kaldı.[5]

17 Temmuz 1703’de, Şeyhülislam Feyzullah Efendi’nin etkinliğinden rahatsız olan bazı devlet erkanının yönlendirmesiyle gecikmiş ulufeleri bahane eden cebeciler ayaklanma başlattı. Kısa süre sonra yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla büyük bir isyana dönüştü. İstanbul’da denetimi ele geçiren isyancılar, sadrazamlığa Kavanoz Ahmed Paşa’yı, şeyhülislamlığa da İmam Mehmed Efendi’yi getirdiler. Bir süre sonra isyancılar isteklerini bildirmek üzere Edirne’ye bir heyet gönderdiler. Ancak bu heyet Feyzullah Efendi’nin emriyle Havsa civarında tutuklandı. Bu olaydan sonradan haberi olan padişah isyancıları yumuşatmak amacıyla 27 Temmuz 1703’de Feyzullah Efendi şeyhülislamlık görevinden aldı.

Ancak yapılanlardan tatmin olmayan isyancılar asker ve halktan oluşan yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle Ağustos ayı başlarında Edirne üzerine harekete geçti.[6]

Sultan II. Mustafa, Edirne’de bulunan askerleri teşkilatlandırıp yolları tutturdu ama Edirne ordusunun komutanları kardeş kanı dökmemek için geri çekildiler. İstanbul’dan gelen ordu Edirne’ye girdi ve Şeyhülislam Feyzullah Efendi onlar tarafından öldürüldü.

Sultan Mustafa Han, 22 Ağustos 1703’te tahttan indirildi. Saraya geldiğinde kapıda kendisini feryâd ederek karşılayan Vâlide Sultanın elini öptükten sonra; ‘Kul beni tahttan indirmişler, yerime karındaşım Sultan Ahmed’i pâdişâh eylemişler. Allah mübârek eyleye, evlâtlarım kendisine Allah emâneti olsun’ sözleriyle kendisine ayrılan özel dâireye çekildi. Mustafa Han, hizmetleri ortadayken karşılaştığı bu durumdan dolayı çok müteessir oldu. İstiskâ hastalığından da muzdarip bulunan Sultan, nihâyet 20 Aralık 1703’te vefât etti.[7]

[1] http://www.e-tarih.org/sayfa.php?sfid=489

[2] https://tr.wikipedia.org/wiki/II._Mustafa

[3] http://www.enfal.de/pad16.htm

[4] http://www.bilgicik.com/yazi/2-mustafa-han-turk-kaganlari-ve-sultanlari/

[5] http://www.e-tarih.org/sayfa.php?sfid=489

[6] https://tr.wikipedia.org/wiki/Edirne_Vakas%C4%B1

[7] http://www.bilgicik.com/yazi/2-mustafa-han-turk-kaganlari-ve-sultanlari/

Share
235 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

2+6 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • “Dava”nın Esasları

    19 Ağustos 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      “Bizim davamız kuru bir kavga ve cihangirlik davası değil, i'la-yı kelimetullahdır. Yani Allah'ın dinini yüceltmekdir!” Osman Gazi. “Dava” kelimesini çok sık duyarım. Bu elbette mahkemede açılan dava değil. İslami anlamda dava. Fakat bu davanın ne olduğu hakkında kafamda net çizgiler yoktu. Hasan el Benna’nın Risaleler isimli eserinin birinci cildine baktım, başlangıçtaki başlıklara göz attım. Sanki bir anda “dava” kavramının çerçevesi çizilmiş gibi oldu. *Gayemiz Allah *Önderimiz Hz. Peygamber *Anayasamız Kuran *Yolumuz Ciha...
  • Teşkilatların değişmesi değil, milletin cebinin para görmesi gerekir

    18 Ağustos 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Cumhurbaşkanımız ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan partiye zarar verdiklerini düşündüğü kibirli ve çıkarcı kimseleri partiden uzaklaştırmak istiyor. Bu elbette erdemli ve ideal bir davranıştır. Fakat aslında maalesef toplumumuz hem kibir hem de çıkarcı insanları bir şekilde benimsemiş ve içselleştirmiştir. Bu söylediğimi destekleyen iki önemli atasözü var. El öpmekle dudak aşınmaz (Bu kibirli insanların varlığına bir tahammül anlamı içerir) Bal tutan parmağını yalar (Bu da bazı insanların yolsuzluk yapmasına t...
  • Cerattepe’yi Gezmeye Gelen Basın Mensupları Ön Yargı İle Geldiklerini Belli Ettiler

    17 Ağustos 2017 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Bildiğiniz üzere geçtiğimiz günlerde ulusal medya temsilcileri Artvin Cerattepe Maden Projesi’ne ilişkin bilgi almak üzere Artvin’e gelmişlerdi. Konu bu olmasına karşın bence bilgi almak için ön yargılarını ispatlayacak belge, bilgi veya fotoğraf çekebilmek için ön yargılı bir biçimde Artvin’e geldiklerini yaptıkları haberlerden belli ettiler. Madencilik konusunda çok fazla bilgi sahibi olmayan ve kuru kuruna bir çevre hassasiyeti içerisinde bulunan basın mensuplarının genelde yaptığı şey budur. Ülkemizde madencilik yapılmasın, yerli kaynakl...
  • Artvin Çoruh Üniversitesi Rektörüne Duyrulur…

    17 Ağustos 2017 Köşe Yazıları, Melih Sıddık Dalkılıç

    Tüm Selamların Yegane Sahibinin Adıyla BİSMİLLAH Varlığım kudreti elinde olan ALLAH’A hamd olsun, yeniden yazmak nasip oldu. Son zamanlarda yazar olmaktan iyice sıkıldığımı fark ettim. Neden diye sorarsanız; Artvin gibi illerde doğruları dile getirdiğin zaman “Hain” ilan ediliyorsun. Maden konusunda doğruları yazdığında “Madenci” diye yaftalamıyorsun ya da bürokrasi hakkında yazdığında “Hükümeti” eleştiriyorsun diye algılanıyor. Geçen haftalarda beni rahatsız eden konuları ele aldım. Nasıl Ak parti içinde “Metal yorgunluğu”  dile geliyorsa a...