logo

escort ankara escort ankara escort bodrum escort ankara escort ankara escort istanbul porno escort antalya

O Günleri Unutmamalı


Tolga Gül
tolgagul@08olay.com

Artvin’imizin yeniden Anavatan’a katılmasının 96.yılını kutlarken o günleri unutmama adına Artvinli tarihçimiz Fahamettin Başar’ın araştırmasını o karanlık günler unutulmasından ve yeni nesil bu konular hakkında bilgi sahibi olsunlar diye yayımlıyorum. Yeniden 7 Mart Düşman İşgalinden Kurtuluşumuzun ve Anavatana dahil oluşumuzun yıl dönümü kutlu olsun…

Artvin Tarihi-PROF. DR. FAHAMEDDİN BAŞAR

İstanbul Üniversitesi Edebıyat Fakültesi-Tarih Bölümü

Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan ana yollar üzerindeki bir coğrafyada, Doğu Karadeniz dağlarını derin bir şekilde yaran Çoruh vadisinin sol yamacında yer alan Artvin ve çevresi, bu stratejik önemi dolayısıyla tarih boyunca çeşitli milletlerin egemenliği altında kalmıştır.

OSMANLI İDARESİNDE BİR SERHAT SANCAĞI: LİVANE

Artvin, Osmanlı-Türk hâkimiyeti altına alındıktan sonra Yusufeli’ni de içine alan Livane sancağı kurularak önce Erzurum Eyaleti’ne bağlandı. Bir süre sonra elden çıktığı anlaşılan bu bölge, 1549’da ikinci vezir Ahmed Paşa’nın gayretiyle yeniden zapt edildi. 1578’de başlayan Osmanlı-İran mücadelesi sırasında bölgedeki Osmanlı hâkimiyeti daha da sağlamlaştırıldı ve 1579’da Çıldır Eyaleti’nin kurulması ile bu eyalete bağlandı. Bölgemiz bu tarihten sonra 19. yüzyılın başlarına kadar sürekli olarak Türklerin hâkimiyeti altında kaldı. Ancak bu yüzyılda iki defa Rusların eline geçen Artvin ve çevresi, Haziran 1828’deki ilk Rus işgalinden sonra 14 Eylül 1829’da imzalanan Edirne Antlaşması ile tekrar Türk idaresi altına alındı. Fakat bu sırada Çıldır Eyaleti’nin merkezi Ahıska’nın Ruslara bırakılarak bu eyaletin kaldırılması üzerine, Şavşat ve Livane (Artvin) sancakları bu kez Trabzon Eyaleti’nin Batum Sancağı’na bağlı birer kaza merkezi oldu ve bu durum 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’na kadar devam etti.

DOKSANÜÇ HARBİ (1877-1878 OSMANLI-RUS SAVAŞI)

Rusya’nın Balkan milletlerini Osmanlı Devleti’ne karşı isyana teşvik etmesi üzerine iki devlet arasında savaş kaçınılmaz olmuştu. 1877-78 yıllarında cereyan etmiş olan bu savaşa, Rumi Takvim’e göre 1293 yılına rastladığı için kısaca “Doksanüç Harbi” denildi. Savaş, Tuna’da ve Doğu Anadolu’da olmak üzere iki cephede devam ediyordu. Türk birlikleri Doğu cephesinde, bilhassa Erzurum, Artvin ve Acara yöresinde başarılı olmasına rağmen Rumeli’de ağır kayıplar vermekteydi. Plevne düşmüş, Edirne elden çıkmıştı. Ruslar Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’u tehdit etmeye başlamış, Yeşilköy’e kadar ilerlemişlerdi. Bunun üzerine Osmanlı Devleti Rusya ile anlaşma yapmak zorunda kaldı. Osmanlıların yenilgisiyle sonuçlanmış olan bu savaş Osmanlı Devleti’ni siyasî, askerî, sosyal ve iktisadî bakımdan büyük ölçüde etkilemiştir. Şüphesiz savaşın en ağır sonuçlarından birisi, ilçeleriyle birlikte memleketimiz Artvin’in elden çıkmış olmasıdır.

ARTVİN VE ÇEVRESİNDE RUS HÂKİMİYETİ (1878-1918) / ESARET YILLARI

Çünkü Doksanüç Harbi’nden sonra iki devlet arasında imzalanan Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması’nın bir maddesine göre, Osmanlı Devleti Rusya’ya savaş tazminatının bir kısmına karşılık olmak üzere Kars, Ardahan ve Batum’u (Elviye-i Selâse) terk ediyordu. O sırada Batum Sancağı sınırları içinde yer alan Artvin ve çevresi de, söz konusu madde kapsamına girmiş oldu. Daha sonra Osmanlı Devleti ile İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya, Avusturya ve İtalya arasında yapılan 13 Temmuz 1878 tarihli Berlin Antlaşması’na göre de aynı madde kabul edildi ve bunun sonucu olarak ilimiz Artvin de Kars ve Ardahan ile beraber Rusya’ya bırakıldı.

ARTVİN HALKININ KURTULUŞ MÜCADELESİ

Ruslar, dedelerimizin “esaret yılları” olarak da andıkları bu dönemde birkaç cami ve mescidin yanındaki küçük medreselerin dışında bölgede bulunan bütün Türk Rüşdiye Mektepleri’ni (Ortaokul) kapatmış ve bölge insanının anayurtla olan her türlü haberleşme imkânını kesmişti. Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonrasında bölgemiz Çarlık Rusyası kuvvetlerince işgal edildiği sırada, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 8 Şubat 1879’da İstanbul’da imzalanan Muâhede-i Kat’iyye’nin 7. maddesine göre üç yıl içinde burada yaşayanların serbestçe göç etmesine izin verilince birçok Artvinli Anadolu’nun çeşitli yerlerine dağılmış, özellikle Kocaeli yarımadasının nüfusu seyrek kesimlerinde yeni kurulan köylere yerleşmişti. Bununla birlikte yöre halkının birçoğu ata yurdunu terk etmemiş ve Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar süren bu Rus işgali sırasında yeniden anavatana kavuşma umudunu hiçbir zaman yitirmemişti.

İLK KURTULUŞ (KASIM 1914)

Nitekim Teşkilât-ı Mahsusa idaresinde toplanarak zaman zaman Ruslar’a karşı direnişe geçmiş olan atalarımız, Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı sırada, 1914 yılı Kasım ayında Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey idaresindeki, adını Melo (Sarıbudak) Köyü’nden alan Melo Sınır Taburu Artvin ve çevresindeki Rus birliklerini ağır bir bozguna uğratınca Ruslar bu bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştı. Böylece Artvin ve çevresi 2 Kasım 1914’te geçici bir süre için de olsa esaretten kurtulmuştu. Ancak 4 ay kadar süren bu ilk kurtuluşun ardından Ruslar Artvin’i yeniden denetimleri altına aldılar.

İKİNCİ KURTULUŞ (MART 1918)

Artvin’deki Rus hâkimiyeti bu sefer çok uzun sürmedi. Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Rusya’da Bolşevikler ihtilal yapınca Ruslar savaştan çekilmek zorunda kalmıştı. Bu durum üzerine yeni Sovyet Hükümeti ile 18 Aralık 1917’de imzalanan Erzincan Ateşkes Antlaşması uyarınca Ruslar Artvin’i tekrar boşalttılar. Bu sırada Ruslar; Kars, Ardahan ve Batum sancaklarında yaşayan halkın yapılacak oylama sonucuna göre, istedikleri takdirde Türkiye’ye bırakılmasını kabul etmiş ve bu karar üzerine yapılan oylama sonunda bölge insanının % 99’u Türkiye’ye katılmak isteyince Ruslar mecburen buna razı olmuşlardı. Daha sonra Polonya’nın Brest-Litovsk şehrinde imzalanan 3 Mart 1918 tarihli Brest-Litovsk Antlaşması da Sovyetler Birliği ile Türkiye arasındaki sınırın 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı (Doksanüç Harbi) öncesindeki şekline getirilmesini kabul ettiğinden, 1918 yılı Mart’ında Osmanlı birlikleri tekrar Artvin’e girdiler. Böylece 40 yıl süren Rus işgali sona ermişti.

ARTVİN İNGİLİZLERİN İDARESİNDE

Ancak Artvin, bu ikinci kurtuluştan sonra da Türklerin elinde uzun süre kalamadı. Çünkü bu sırada Birinci Dünya Savaşı sona ermiş ve Türk kuvvetleri Çanakkale Muharebeleri ile doğu cephesinin birçok mevziinde başarılı olmasına rağmen müttefikleri olan Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan ile birlikte mağlûp kabul edilmişti. Savaşın sonunda itilâf devletleri ile 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’ne göre Osmanlı ordusunun 1914 tarihinden önceki sınırları gerisine çekilmesi gerektiğinden Artvin ve çevresi tekrar boşaltıldı ve bölge 17 Aralık 1918’de bu sefer İngilizler tarafından işgal edildi.

İTİLAF DEVLETLERİ YURDUMUZU PAYLAŞIYOR: ANADOLU İŞGAL ALTINDA

40 yıl kadar süren Rus işgalinden sonra bölgemiz İngiliz hâkimiyeti altına alınmıştı. Bu sırada yalnız memleketimiz Artvin değil, Anadolu’muzun her tarafı Birinci Dünya Savaşı’nın galipleri olan itilâf devletlerince işgal edilmiş, yurdumuzun her köşesi Fransızlar, İtalyanlar, İngilizler ve Yunanlılar arasında paylaşılmıştı. Osmanlı Devleti’nin Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan ile birlikte İngiltere, Fransa ve Rusya’ya karşı girmiş olduğu Birinci Dünya Savaşı sona erdiğinde, İtilâf devletleri donanması, birkaç yıl önce savaşla geçemedikleri Çanakkale Boğazı’ndan Marmara’ya ulaşmış ve sonra Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’u da ele geçirmişlerdi. İtilâf devletleri bununla da yetinmemiş, Fransızlar güney vilâyetlerimizi, İtalyanlar Antalya ve civarını, İngilizler Güney-doğu Anadolu’yu ve Yunanlılar Ege adaları ile İzmir ve çevresini işgal ederek yok etmeye çalıştıkları Osmanlı Devleti topraklarını paylaşmışlardı. Artvin’deki İngiliz işgali ise 1920 yılının Nisan ayına kadar sürmüş ve İngilizler buradan ayrılırken bölgeyi Gürcü birliklerine bırakmışlardı.

YENİ BİR KURTARICI: MUSTAFA KEMAL (ATATÜRK) VE TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI

Yurdumuzun her tarafının İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan arasında paylaşılmış olduğu bu sırada Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Türk milletinin kurtuluş mücadelesi başlamıştı. Anadolu’nun işgaline razı olmayan Türk halkı, Dokuzuncu Ordu Müfettişliği görevi ile 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Paşa’nın kurmuş olduğu Kuvâ-yi Milliye (Millî Kuvvetler) çatısı altında birleşerek “Ya İstiklâl, Ya Ölüm” sloganıyla bağımsızlık için topyekûn harekete geçmiş, böylece Türk Kurtuluş Savaşı (Millî Mücadele) başlamıştı.

ANKARA HÜKÜMETİ’NDEN GÜRCİSTAN’A NOTA

Anadolu’nun her tarafında itilâf devletlerine karşı büyük mücadeleler verilerek işgal kuvvetlerinin ülkemizden çıkarıldığı bu Millî Mücadele sırasında Artvin ve çevresinin yeniden kazanılması, 23 Nisan 1920’de Ankara’da Mustafa Kemal Atatürk’ün başkanlığında kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin ilk askerî ve diplomatik başarılarının sonunda gerçekleşti. Kâzım Karabekir Paşa kumandasındaki Onbeşinci Kolordu kuvvetlerinin, yeni Türkiye’nin ilk askerî zaferini 30 Ekim 1920’de Kars ilimizi kurtararak gerçekleştirmesinden sonra Artvin’in kurtuluşu meselesi, diplomasî yoluyla sağlanmaya çalışıldı. Bağımsız Türkiye’nin temellerini atmaya çalışan Ankara Hükümeti, 22 Şubat 1921’de Gürcistan Cumhuriyeti’ne verdiği sert bir ultimatom ile Ardahan ve Artvin’in boşaltılmasını istemiş, aksi halde askerî harekâtın başlayacağı bildirilmişti. O sırada Rusya’nın Gürcistan’ı işgale başlaması dolayısıyla bağımsızlığını yeni ilân etmiş olan Gürcistan Cumhuriyeti farklı bir cephede daha savaşacak durumda olmadığından Ankara hükümetinin notasına verdiği 23 Şubat 1921 tarihli cevapta Ardahan ile birlikte Şavşat ve Artvin’in de terk edileceğini bildirdi.

23 ŞUBAT 1921: ŞAVŞAT, ARDANUÇ VE ARTVİN YENİDEN ANAVATAN’DA

Mustafa Kemal başkanlığındaki Ankara Hükümeti’nin bu diplomatik zaferi sonucunda Filibeli Hilmi Bey idaresindeki Türk birlikleri 23 Şubat 1921’de Ardahan’a girerek şehre hâkim oldular. Ardahan’da kurtuluş sevinci yaşanırken aynı heyecan Şavşat ve Artvin’de de başlamıştı. Nitekim birkaç gün sonra Ardahan’dan Şavşat’a doğru hareket eden Hamşioğlu İsa Bey idaresindeki birlikler 27 Şubat 1921’de buraya ulaştılar. Ardahan ve Şavşat’ın teslim alındığı sırada Trabzon’dan hareket etmiş olan Yenibahçeli Şükrü Bey kumandasındaki Türk birlikleri de 6 Mart akşamında Artvin’e gelerek buraya da hâkim oldular. Yeni Türk Hükümeti’nin diplomatik girişimleri sonucu ortaya çıkmış olan bu fiilî durum, daha sonra 16 Mart 1921’de imzalanan Moskova Antlaşması ile de hukukileştirildi. Böylece Şavşat, Ardanuç, Artvin ve çevresi 43 yıl aradan sonra yeniden anavatana kavuşmuş, bölge halkının çektiği vatan hasreti sona ermişti. Artık Artvin, Mustafa Kemal Paşa’nın idaresinde İstiklâl Savaşı’ndan başarıyla çıkan yeni Türk Devleti’nin kuzey-doğu ucunda, 40 yıllık hasretin biterek anavatana kavuşmanın sevincini yaşayan şirin bir serhat şehri olmuştu.

ÇORUH VİLÂYETİ ARTVİN OLUYOR

Yeniden Anavatana kavuştuktan sonra idarî olarak önce dört buçuk ay müddetle Ardahan sancağına bağlanan ilimiz, 7 Temmuz 1921 tarihinde Artvin sancağı kurulunca bu yeni sancağın merkezi oldu. 1924 yılında genç Türkiye Cumhuriyeti’nin idarî teşkilâtında yapılan değişiklikle sancaklar vilâyet haline dönüştürülürken Artvin şehri yeni kurulan ve aynı adı taşıyan vilâyetin merkezi idi. Ancak bu vilâyet 1933 tarihinde lağvedilerek Artvin bir kaza merkezi haline getirildi ve bu sefer, aynı yıl kurulan ve merkezi Rize olan Çoruh vilâyetine bağlandı. Merkezi Rize olan bu Çoruh vilâyeti de 1934 tarihinde kaldırılarak yeni bir Çoruh vilâyeti kurulunca Artvin bu yeni vilâyetin merkezi oldu. Nihayet 17 Şubat 1956 tarihinde kabul edilmiş olan bir kanunla Artvin’in merkez olduğu ile verilen Çoruh adı da kaldırıldı ve bu ilin adı, merkezi gibi Artvin haline getirildi.

08 ARTVİN

Böylece, 08 il numarasıyla idarî teşkilât içerisindeki yerini almış olan ilimiz, sahip olduğu doğal güzellik ve kültürel zenginliklerinin yanı sıra başta eğitim-öğretim olmak üzere her alanda yetiştirmiş olduğu kültürlü insanıyla yıllarca genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınması ve refahı için canla başla çalışmış ve bu misyonunu bugün de sürdürmektedir.

KAYNAKÇA

Muvahhid Zeki, Artvin Vilâyeti Hakkında Malûmât-ı Umumiyye, İstanbul 1928.

Komisyon, Çoruh-Şavşat, Tarih-Coğrafya-Folklor-Halk Edebiyatı, İstanbul 1945.

M. Âdil Özder (haz.), Artvin ve Çevresi 1838-1921 Savaşları, Ankara 1971.

Metin Tuncel, “Artvin”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Cilt 3 (İstanbul 1991), s. 420-422.

Ayhan Aydın, “Mütareke ve Milli Mücadele Yıllarında Artvin”, Artvin. Artvinliler Hizmet Vakfı Yayın Organı, Sayı 7 (Kasım 1998, İstanbul ), s. 8-9.

Ayhan Aydın, “Birinci Dünya Savaşı’nda Artvin”, Artvin. Artvinliler Hizmet Vakfı Yayın Organı, Sayı 8 (Mayıs 1999), s. 4-7; Sayı 9 (Kasım 1999, İstanbul), s. 22-25.

Fahameddin Başar, “Artvin: Tarih, Coğrafya, İdarî Durum, Ekonomi, Turizm, Folklor ve Spor”, (Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız ile birlikte), Artvinliler Rehberi, Livane Ajans, Ankara 1991, s. 13-62.

Fahameddin Başar, “Kurtuluş Günlerinde Artvin”, Livane Aylık Kültür Turizm, Sanat ve Haber Dergisi, Yıl 2, Sayı 11-12 (İstanbul 1998), s. 5-8.

Fahameddin Başar, “Artvin Tarihi”, www.savsat.com.tr. İstanbul 2000.

Fahameddin Başar, “Artvin Tarihi”, 7 Mart / Yöresel Kültür, Turizm, Sanat ve Tanıtım Dergisi, Sayı 1 (İstanbul 2000), s. 5-7.

Fahameddin Başar, “7 Mart Artvin’in Kurtuluşu”, Artvin’in Sesi Çoruh. Kültür Tanıtım ve Turizm Dergisi, Yaz 2006 (İstanbul 2006), s. 3-7.

19. ve 20. Yüzyıl Belgelerinde Artvin: Göğe Komşu Topraklar, Editör: Polat Safi, T.C. Artvin Valiliği Yayınları, Ankara 2007.

Etiketler:
Share
342 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

9+4 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Davanın Esaslarını Anlatan Kitaplar

    22 Ağustos 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Said Havva, Hasan el-Benna’nın çağdaş yorumcusudur. İmam Hasan el-Benna: “Gayemiz Allah’tır” demiş, Said Havva bunu ‘İslam’da Allah İnancı’ adlı eseriyle açıklamıştır. Hasan el Benna: “Önderimiz Resulullah’tır” demiş, Said Havva bunu ‘Er Resul’ adlı eseriyle dile getirmiştir. Hasan el Benna: “Anayasamız Kuran’dır” demiş, Said Havva bunu ‘İslam’ adlı eseriyle kalp ve beyinlere kazımıştır. Hasan el Benna: ‘Yolumuz cihaddır’ demiş, Said Havva bunu, ‘Cihad Yolunda Bir Adım Daha İleri’ adlı risalesiyle açıklamıştır. Hasan el...
  • Sahtekarlık Sarmış Dört Bir Yanımızı

    22 Ağustos 2017 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Hayatım boyunca sevmediğim insan tipi sahtekar insan tipidir. Olduğu gibi görünmeyen ya da göründüğü gibi olmayan insanları dinimiz kabul etmemiş ki ben kabul edeyim. İnsanların olmadıkları gibi görünme sevdalarından nefret eden bir insan olarak biraz bu insanlara dokunmak istiyorum. Bu yazıyı yazmaya geçtiğimiz Cumartesi günü karar verdim. Pazar günü ise yeniden gündemimize gelen kaza haberi yazımı erteleme sebebi olmasına karşın yine de bu yazıyı yazmaktan vazgeçmedim. Vazgeçmeme sebebim ise sahtekar insanları ve sahtekarlıkları gördükçe m...
  • Artvin Tarihinin En Başarılı Belediye Başkanı

    22 Ağustos 2017 Köşe Yazıları, Melih Sıddık Dalkılıç

    Tüm Selamların Yegane Sahibinin Adıyla BİSMİLLAH Varlığım kudreti elinde olan ALLAH’A hamd olsun, yeniden yazmak nasip oldu. Sonsuzluk denizine akan zaman ırmağının yolcularıyız. En fazla “Elli yıl” sonra şimdi hayatta olanların %70’i hayatta olmayacak. Bu nedenle kardeşler hayatı fazla ciddiye almayalım. Kurallar doğrultusunda yaşayalım ve doğru bildiğimiz için mücadele edelim. Çünkü doğru ne ise hayatta o kalıyor. Demem o ki gençlerimize dava adamı olmasını aşılamalıyız. Hangi siyasi görüşte olursak olalım. Hangi ideolojik fikirde olursak ...
  • Dünya ahirete nispeten bir zindan hükmündedir

    21 Ağustos 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Bir civciv için yumurtanın içi ile dünya arasında ne kadar fark var ise insan için de dünya ile ahiretin farkı da buna benzer. “Dünya ise bütün şaşaasıyla ahirete nisbeten bir zindan hükmündedir.” Bir hadis-i şerifte ölüm şöyle anlatılır: “Bir mü’min-i kâmilin ölerek bu dünyadan çıkıp gitmesini, bir çocuğun ana rahminden, o nemli, karanlık yerden geniş dünya sahasına çıkmasından başka bir şeye benzetemem.” İnsanın dünya hayatından cennet hayatına geçişi, ana rahminden bu dünyaya gelmesine benzetiliyor. Ana rahmindeki hayat...