logo

Mutlu Bayramlar Diliyorum


Tolga Gül
tolgagul@08olay.com

Yine bir bayrama erişiyor olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Bayramlar insanların birbirleriyle olan dayanışması ve kaynaşması açısından büyük fırsatlar doğurur. Bende bu vesile ile yoğun siyasi gündemin ve Artvin gündeminin dışında bir şeyler yazmayı arzuluyorum. Hani o eski bayramlardan bahsederdi ya büyüklerimiz, bende onlar gibi o eski bayramlardan bahsetmek istiyorum. Sanki bende çok büyümüşüm gibi! Yaşlandım mı ne?

E tabi ki zaman geçiyor ve insan zamanın nasıl geçtiğini fark edemeden kendini eski bayramlardan bahsederken buluyor. Ne yapalım, Dünya’nın dönmesine engel olamadığımız gibi zamanında geçmesine engel olamıyor.

Ben sizleri çok eskilere değil 80’li yılların bayramlarına götürmek istiyorum. Ailemizin kıt kanaat geçindiği bütçesinin içerisinden bizlere aldıkları bir bayramlık ile sabaha kadar uyuduğumuz ve sabah büyük bir coşku içerisinde bayramlığımızı giyerek bayram namazına gittiğimiz o güzel günlere götürmek istiyorum. Bayram sabahlarının verdiği büyük huzur ortamı ve yanında da o tatlı heyecan ile birlikte caminin yolunu tuttuğumuz o günlere.

Ne güzel günlerdi değil mi? Namaza giderken etrafımızda gördüğümüz herkese selam vermenin yanı sıra bir de acele ederek büyüklerimizin ellerinden öpmeye çalıştığımız, sonrasında babamızdan ‘Dur hele bayram henüz gelmedi ki, bekle bakalım namaz bir bitsin!’ dedikleri o güzel günler. Biraz anlatalım o güzel ve şirin günleri.

Bayram namazına genellikle Merkez Cami’ye gelirdik. O zamanlarda henüz Halit Paşa Camii yapılmamıştı. Şuan Özel İdare’nin olduğu binanın yerinde tüm haşmetiyle zamana direnen kilise duvarları ve ortasında büyük avlu boşluğu bulunuyordu. İçerisinde çok top oynadığımız o kilisenin hatıraları bizde çoktu, çocukluk aklımızla toprağını ellerimiz ile kazmaya ve define bulmaya çalışırdı. Camii yapılacak diye yıkılması ne büyük hata idi. Ne camii yapıldı ne de kilise kaldı. Hatırlıyorum da o kilise durur iken Artvin’de otellerin hepsi ful doluydu. Günde onlarca insan o kiliseyi görmeye gelir ve gelenlerde ciddi paralar bırakırlardı. Otelci de kazanır, lokantacısı da. Hatta zaman zaman gelen turistlere bizler kekeleme Türkçe ile bir şeyler anlatmaya çalışır onlardan bahşiş bile alırdık. Bazen o kekeleme Türkçe’mizi anlamayan turistlere kızar hem paralarını alır hem de nasıl olsa anlamayacaklar diye Türkçe olarak bir takım hayvan isimleri bile sayardık. Çocuk aklı bu, ne yapacaksın? Halen bu kilise duruyor olsaydı ve birde restore edilmiş olsaydı emin olun Artvin Merkez’e günde yüzlerce turist gelirdi, ziyaret için. Ne büyük kayıp…

Neyse bayrama tekrar geriye dönecek olursak eğer bayram namazı için camide yerimizi alırdık ve namazın biran önce bitmesi için adeta zamanı iple çekerdik. Hatta imam hutbeyi biraz uzatınca da içimizden haydi, haydi bitir be hocam, biran önce bayram harçlıklarına kavuşalım diye seslenirdik. İmam bizi duyacak değildi ya boşa kürek çeker dururduk. Namaz bitip dualar edildiğinde ise artık bayram, bayram diye önce babamızın ardından da etraftaki büyüklerin ellerinde öperek harçlık antrenmanına başlardık. Camii de harçlık ve şeker olmasa da yine de ne kadar insanla bayramlaşırsak o kadar sevap kazanacağımız bize ezberletildiği için öptüğümüz ve sıktığımız her eli bir kazanç sayarak zevkle bu işi yapardık.

Namaz biter ve camiinin içinde önce imamın ve ön saftaki insanların ellerinden sıkarak bayramlaşmaya başlardık ve oluşan kuyruk caminin dışına taşar ve de belki de yarım saat bayramlaşma aşamasında oyalanırdık. Camideki bayramlaşma biter bitmez ise hızlı adımlarla evimize doğru yürürdük. Ramazan Bayramı sabahının en güzel tarafı ise eve dönüş olurdu. Eve gelir gelmez evdekilerle bayramlaşma ve hazırlanmış olan kahvaltı sofrasında uzun zamandır yapılamayan kahvaltının ailecek yapmaktı. Tadından yenmeyen o kahvaltının yerini ise alacağımız harçlıklar bile almazdı.

Kahvaltının ardından ise en yakın komşudan en uzak komşuya kadar şeker toplama faslına geçerdik. O kapı senin bu kapı benim diyerek arkadaşlarımız ile birlikte bir saatte neredeyse iki cebimizi dolduracak kadar şeker doldururduk. Keyfimize diyecek olmazdı. Ceplerimiz şekerle dolar, bu da yetmezmiş gibi hatırı sayılır da harçlık sahibi olurduk.

Bayramları o dönemlerde bizim için bayram yapan en önemli şey ise mezarlık ziyaretleriydi. Büyüklerimizin mezarlıklarını ziyaret etmek, topladığımız şekerleri başka çocuklar için yine mezarın üzerine bırakmak sanki ebediye intikal etmiş büyüklerimize hediye vermek gibi olurdu. İnanılmaz mutlu olurduk. Bu yüzden mezara bile gitmeyi, özellikle de mezara şeker bırakınca ölmüş büyüklerimizin hissedeceğini bilmek bize huzurda verirdi. İnançlı olmanın en güzel yanı ise insana manevi bir huzur veriyor olmasıdır belki de.

Mezar ziyaretleri tamamlanınca da akraba ziyaretleri başlardı. Zaman zaman kuzenlerle yarışırdık, ilk kim gelecek, önce kim ziyaret edecek diye birbirimizi alt etmeye çalışırdık. O dönemlerde bayramlarda sokakları bomboş çarşıdan geçer ve ardından belediye otobüsünü bekler ve otobüs ile Çayağzı mahallesine ve Salkımlı Köyü’ne giderdik. Arabamız yoktu belki ama inanın bir günde neredeyse elli kapı çalardık. Bu kapılarda birbirlerine yakın kapılar değil, biri Gökorman’da biri Korzul’da biri Salkımlı’da biri Sot’ta. Halen daha şaşırırım ki bir günde bu kadar yere nasıl giderdik. Şimdi arabamız var, her türlü imkanımız var bir günde 5 kapı çalsak iyi. Bu durum sadece bize ait değil herkese ait bir şey günümüzde artık. İmkan var ama insanlarda günlük koşturmacanın yorgunluğu olunca kapılarda çalınamıyor oluyor. Ne yapacaksın o günlerin şartları ile bu günlerin şartları birbirinden çok farklı.

Bayramlar bu şekilde geçerdi. En büyük eğlencemiz ise akşamları tek kanallı TRT’nin eğlence programlarıydı. Ailecek televizyon başında, yanı başınızda akrabalarınız ve çay keyfiyle hem bayramlaşma hem de canlı müzik eğlence.

Saf ve güzel günlerdi. Temizdi ve ilişkiler daha sağlamdı. Öyle ahamşaham eğlenecek unsurlar yok idi ama eğlenmeyi başarırdık. Şimdi eğlenebilecek binlerce şey var fakat eğlenilemiyor. Ya eğlenmeyi bilmiyoruz ya da eğlenmek için çok fazla şey arıyoruz. İşte tam bunu bilemiyorum. Belki siyaset, belki ekonomik sorunlar insanları günümüzde birbirlerinden uzaklaştırmış olabilir. Bütün bunlar mazeret olmamalı, tüm bayramları eski bayram tadında yaşamak bizim elimizde. Emin olun gelecek her bayram bir öncekini aratacaktır. Bu sebeple bayramın keyfine varalım.

Neyse eski günlere gittik ve biraz hüzünlendik. Ben yine de mutlu, huzurlu, eğlenceli, güzel ve sağlıklı bir şekilde hep birlikte bir bayram temenni ediyorum.

Etiketler:
Share
295 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

2+9 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Darbecilere Darbe Yapan Milletimizle Gurur Duyuyoruz

    19 Temmuz 2018 Köşe Yazıları, Yüksel Kantar

    15 Temmuz 2016 Tarihinde Türk Silahlı Kuvvetlerimize sızmış hain bir grup Marmaris’te tatil yapan Cumhurbaşkanımıza suikast düzenlemek istemiş, Fatih Sultan Mehmet Köprüsünü trafiğe kaparmış, seçilmiş hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs etmiş, TBMM’ni bombalamış, Genelkurmay Başkanlığı’nı, Ankara’da bulunan Özel Harekat Polis Merkezi’ni bombalayarak yerle bir etmiş, kısacası Milletimize Darbe yaparak ülkemizi istikrarsızlaştırmaya ve kaosa yönelik işgal girişiminde bulunmuştur. Ancak Aziz ve Necip Milletimiziz, bu hain grubun teşebbüsünü, C...
  • Sosyal Medyada Duyduğumuz Her Bilgiyi Hemen Paylaşmamak Gerek

    17 Temmuz 2018 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Sosyal medya doğru kullanıldığı zaman çok yararlı bir iletişim aracıdır ancak yanlış kullanılır ise de inanılmaz büyük zararlar veren bir iletişim aracı haline döner. Zaman zaman sosyal medyanın zararlı etkilerine şahitlikte yapıyoruz. Bu yazıyı yazmaya sabah saatlerinde sosyal medyada dolanan bir haberin doğrulanamamasından sonra karar verdim. Öncelikle konuyu bir sizinle paylaşayım. AK Parti’den 24-25 ve 26. Dönem milletvekilliği görevinde bulunan Dr. İsrafil Kışla’nın Milli Eğitim Bakanlığı’nda Bakan Yardımcılığı görevine atandığına da...
  • Dört tarz-ı İslam

    10 Temmuz 2018 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      İslam elbette tek bir dindir. Fakat kabiliyetlerin farklı olmasından dolayı bu tek din farklı tarzlarda algılanmıştır. Devlet İslam’ı: Baskıcı özellikler taşır. Ebu Hanife ve Ahmet bin Hanbel Devlet İslam'ının baskıları sonucu şehit edilmişlerdir. Halk İslam’ı: Daha serbest, kolay ama hurafeler barındırabilen bir İslam tarzıdır. Tasavvuf İslam’ı: Daha dindar bireyler yetiştirir, ama taassuba düşülerek saplantılar içine girebilen bir İslam tarzıdır. Kitabi İslam: Kılı kırk yaran, düşünsel yönü ağır basan İslam’dır. Temsilci...
  • Şeriat nedir?

    08 Temmuz 2018 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      En çok tartışılan kavramlardan biri de “şeriat.” Bu konuda birçok kişinin kafası bir hayli karışık. Anlamını bilen de konuşuyor, bilmeyen de. Kaynak: https://twitter.com/hashtag/herkesi%CC%87cinadelet Birisiyle karşılaşıyorsunuz. Namaz kıldığından, oruç tuttuğundan söz ediyor. Sohbetiniz sürüyor ve sonunda, şeriatın en önemli iki emrini yerine getiren bu adamın, şeriata karşı olduğunu görüyor ve hayret ediyorsunuz. Bir başkasıyla görüşüyorsunuz. Şeriatı hararetle savunuyor. İç alemine, ibadet dünyasına iniyorsunuz, İslam’...