logo

Miraç Kandili Mesajı


Selim Çiftçi
selimciftci@08olay.com

3 Mayıs 2016 salı akşamı bağlayan gece, Peygamberimizin (sas) ihsan ve ikram dolu mucizevî bir yolculukla Cenab-ı Hakkın yüksek huzuruna kabul edildiği Miraç gecesini yeniden idrak edeceğiz. Recep ayının 27. gecesinde gerçekleşen bu tarihî yolculuk İsra adı verilen bir gece yürüyüşüyle başlamış, oradan da sema ya uzanmıştı. Kutlu yolculuğun ilk aşaması Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır:

“Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”

Miraç, Sevgili Peygamberimizin (sas), amcası Ebû Tâlib’i ve eşi Hz. Hatice validemizi peş peşe kaybetmenin acısını yaşadığı, destek arayışı için gittiği Tâif’ten taşlanarak döndüğü Hüzün Yılı’nda gerçekleşmiştir.

Tarihin derinliklerinde yitip gitmeyen bu fevkalâde buluşma, her müminin günde beş defa kıldığı namaz aracılığıyla daima canlı kalmakta, yılda bir defa da bütün müminlerin idrakini yücelere doğru yönlendirmektedir.

Yeryüzünün manevi odaklarından, Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa arasındaki bağları güçlendiren miraç, Müslümanların gönül dünyalarını da öylesine güçlendirecek, sıdk ve imanlarını pekiştirecek, kardeşlik bağlarını kuvvetlendirecek manevi bir tecrübedir. Habib-i Edibi’ni teselliye, desteğe ve güvene davet eden miraç, Müslümanları da huzura, hakikate ve marifete davet etmektedir.

Miraç, insanın erdem yolculuğudur.

Miraç, ilâhî kudreti temaşa eden Hz. Peygamberin (sas) şahsında, insanlığın Hakka yürüyüşüdür.

Miraç, zamanın ve mekânın yegâne sahibi olan Yüce Allah’ın birliğine, büyüklüğüne ve sonsuzluğuna şahitlik ediştir.

Miraç, semanın katmanlarını ve Rabbe vasıl olan yolun duraklarını aşan bir bereket yolculuğudur. Peygamberimiz (sas) bu yolculuktan ümmetine üç büyük armağan ile dönmüş; beş vakit namazı, Bakara suresinin son ayetlerini ve ‘iman edip bu imanla ölen kimsenin cennetlik olduğu’ müjdesini bizlere ulaştırmıştır.

Miraçta aklı geride bırakan bir aşk, maddenin ötesine geçen bir nazar, aşağıyı ve aşağılığı kabul etmeyen bir yükseliş vardır. Miraçta elemi, kederi, çaresizliği, ümitsizliği bir kenara koyup yeniden yola çıkma vardır. Miraçta arınma, durulma, korunma ve kollanma vardır. Ve miraçta alınması gereken ibret ve dersler vardır.

Bugün bizler alnımız secdeye vardığında miracın heyecanını hissetmeyi, Rabbimizin sonsuz merhametine, af ve mağfiretine nail olmayı diliyoruz. Kendi iç dünyamızın semasına doğru bir yolculuğa çıktığımızda insanlık adına ne kadar aciz ve perişan halde olduğumuzu görüyoruz.

Gökdelenlerle bulutlara yükseldik ama ahlâkî güzelliklerimiz her geçen gün daha da eridi. Atmosferi aştık, göğün katmanlarını geçtik ama kulluğumuz her geçen gün daha da zayıfladı. İnsafsızlık, vicdansızlık, adaletsizlik ile küçüldük. Hırs, tamah, kibir ile kendimizi kaybettik. Şiddet, öfke, nefret ile insanlığımızı unuttuk.

Bugün savaşlar, işgaller, çatışmalar altında kan ağlayan İslâm coğrafyası ve doğal afetler ile boğuşan yerküre halkları için yardım etme, ama her şeyden önce acıları doğuran yaralı bilinçlerden, çarpık dindarlıklardan, hasta yüreklerden, körü körüne bağlanmış irade ve idraklerden kurtulmak için Allah Teâlâ’ya yakarma zamanıdır.

Unutulmamalıdır ki bugün de tüm insanlığı içine sürüklendiği süflî hayattan kurtarıp tekrar ulvî bir hayata yükseltecek ve miraç vazifesi görecek olan değerler, sadece Hz. Peygamber’in (sas) Allah’tan getirdiği ve çağlar üstü örnekliği ile bize miras bıraktığı rahmet yüklü evrensel mesajlarda mündemiçtir. İnsanlar ancak bu değerlere sahip çıkıp sarılarak kaybettiği insanlığını yeniden bulacaktır.

Bugün, Sevgili Peygamberimizin (sas) Miraç’ından ilham alarak bireysel ve toplumsal yükselişin yollarını arayalım. Zulmün batağına saplanan insanlık ailesinin bu çamur deryasından kurtulabilmesi için hal çareleri düşünelim. İnsanın maddi çıkarları uğruna yitirmiş olduğu maneviyatını yeniden kazanabilmesi, hatalarından uzaklaşıp erdemleriyle yeniden buluşabilmesi için Miraç’ın ne büyük bir imkân olduğunu fark edelim.

Zaman içinde zamanlar dürülüdür. Miraç gibi hikmetli bir yolculuğu andığımız ve anladığımız bu mübarek gecenin kıymetini bilelim. Rabbimize olan imanımızı, Peygamberimize (sas) olan bağlılığımızı, namaza olan muhabbetimizi tazeleyelim. Eşref-i mahlûkat olmanın bilinciyle daha ferasetli bir bakış, daha merhametli bir lisan, daha güzel bir ahlâk, daha ümit var bir yürek, daha huzurlu bir dünya için dualarımızı miraca gönderelim.

Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ Diy. İşleri Başkanı 2015

BÜTÜN İSLAM ALEMİNİN MİRAÇ KANDİLİ KUTLU OLSUN

Etiketler:
Share
512 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

9+5 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İslam Toplumunda Şerait-i Sulhiye (Toplumsal Barış Şartları)

    29 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    İslam toplumunda sulh şartları yani toplumsal barışın sağlanmasının şartları, zekatın farz kılınması, faizin haram kılınması ve faizsiz borç vermenin teşvik edilmesidir. Kapitalizmi ise ayakta tutan faizdir. Faizin kaldırılması ile  kapitalist sistem de çökecektir. Bu söylediklerimiz Risale-i Nur Külliyatında şu veciz cümle ile ifade edilmektedir; “Vücub-u zekât ve hurmet-i ribâ, karz-ı hasen şerâit-i sulhiyedir. Şu ribâ taşını altından çeksen, şu zâlim medeniyet kasrı çökecektir.” Vücub-u zekât: Zekatın farz olması Hurmet-i ribâ: Faiz yasa...
  • Çeleng

    25 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Farsça çēlān چيلان  "demirden yapılan her türlü alet ve edevat" sözcüğü ile eş kökenli olabilir; ancak bu kesin değildir. Farsça sözcük Farsça çiling veya çiring چلنگ/چرنگ  "demirin demire çarpma sesi" sözcüğünden türetilmiş olabilir; ancak bu kesin değildir. Türkçe çalmak/çelmek (demir dövmek) fiilinden türemiş, ya da Türkçe kökenli olup Farsça üzerinden geri-alıntılanmış olması mümkündür. Eskiden kadınların süs için başlarına taktıkları mücevher veya madenlerden yapılmış sorguç. Halka şeklinde çiçek veya yapraklı dal demeti. Çelenk, aslınd...
  • Sultan İbrahim Deli miydi?

    24 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Meşrutiyet devrinden (1908) sonra Osmanlı tarihi üzerine yazıp çizenler Sultan İbrahim’e bir “deli” sıfatı takmışlardır ki, bugün tereddütsüz, büyük iftiradır diyebiliriz. Tarihçiler, Padişah’ın buhranlı bir hayat geçirdiğinde hemfikirdir. I. Mustafa’ya söylenen, hafif akıllılık gibi tabirler, bu Sultan hakkında kullanılmamıştır. Güvenilir Osmanlı kaynaklarında şahsına yönelik “deli” nitelemesi zikredilmemiştir. 20. yüzyıl başlarında, özellikle Cumhuriyet Dönemi’nde kaleme alınan bazı kaynaklarda, Osmanlı düşmanlığının tesiriyle bu lakap kast...
  • Keltler

    23 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Kelt kelimesi ilk kez Yunanlı tarihçi Hecataeus tarafından M.Ö. 517 yılında yunan mitolojilerinde geçmektedir. Kelt kelimesi; cesur, savaşçı, erdemli anlamına gelmektedir.  “Keltler” hem antik hem de modern zamanlarda gelişim göstermiş bir halk olarak bilinmektedir. Keltler, etnik bir grup olmaktan çok, ortak bir yaşam biçimini paylaşan insanlardı. M.Ö 2000 yıllarında Keltler, anavatanları olan Orta Avrupadan göç etmişlerdir. Çoğu İspanya,Galya ve Britanya adalarına yerleşmiştir. Kanıtların gösterdiği üzere Keltler Avrupa kıtası üzerinde ...