logo

reklam

Milletin Kararı Esas Alınır


Selim Çiftçi
selimciftci@08olay.com

Selahattin Demirtaş’ın “baraj nedeni ile “Meclis’e giremezsek çözüm süreci için iyi olmaz, gerisini devlet düşünsünBir siyasi partinin eş başkanı durumunda olan bir kişinin bu tür bir açıklama yapmasının hiçbir siyasi edebe sığması mümkün değildir. Ali Bayramoğlunun sorularını cevaplayan Cumhurbaşkanı Erdoğan;

Böyle bir yaklaşım tarzı olamaz. Çözüm sürecinin akamete uğrayıp uğramamasının kararını sen mi vereceksin! Çözüm sürecinin akamete uğrayıp uğramayacağının kararını millet verecektir.

Eğer seni yüzde 10’un altında bırakacaksa millet ne demiştir; “Çözüm sürecinden memnunuz, siz yolunuza aynı kararlılıkla devam edin.” Ben bu sonuçtan bunu anlarım.

HDP seçime parti olarak girer, barajı aşamazsa siyasi muhatap olma imkânını kaybetmiş olur mu? Parlamento’da olduğu zaman siyasette muhatap olmak başkadır, Parlamento dışında olduğu zaman muhatap olmak başkadır.

Hükümet STK’larla görüşmeler yapıyor değil mi? Onların da varsa bir STK’sı, istediği zaman davet edip görüşebilir. Hiçbir zaman da kalkıp “Biz Parlamento dışındayız ama istediğimiz zaman yine masada oluruz” diye bir şart da koşamazlar.

Çünkü STK’ların yapısında bu olamaz, STK’ların kanaatlerinden istifade etme hakkı hükümete aittir. Gerektiğinde bu görüşmeleri yapabilir.

PARLAMENTO NOKTALADI

Meclis’in Yüce Divan konusundaki kararını nasıl yorumluyorsunuz? Parlamento’da bir komisyon kurulması teklifi gündeme geldiğinde, bu konuda çok rahat olduğum için arkadaşlarıma hiç çekinmeden soruşturma komisyonunu kurabileceğimizi söyledim.

Bizim bir çekincemiz olsa, komisyonu kurmayabilirdik, orada engelleyebilirdik. Engellediğimiz zaman da kimsenin bize niye bunu engelledin deme hakkı yoktu. Süreç devam etti. Komisyon raporunu hazırladı.

Ne dedi? “Yüce Divan’a gönderilmesine gerek yoktur.” Parlamento’da da netice iktidarın istediği istikamette çıktı. Efendim, niye iktidar partisinden bu kadar fire var, şu var bu var ifadeleri gündeme geldi. Bir defa bu ifadeleri kullanmak bana göre çok çirkin.

Bir taraftan milli iradeye saygılı olun diyeceksin, öbür tarafta milli iradenin kararına karşı kalkacak bunları söyleyeceksin. ‘İktidar niçin bu sayıda kaldı?’ deme hakkı yok ki. Sen niye 276’yı bulamadın… Sen bunu sorgula. Demek ki iktidar burada kenetlendi ve bu işe prim vermedi.

Diyorlar ki; Yüce Divan’a güvenmiyor musunuz? Peki, siz ilk derece mahkemelerin verdiği karara güvenmiyor musunuz? İlk derece mahkeme kararını verdi, takipsizlik dedi ve hükümet buna rağmen komisyon kurulmasını temin etti.

Milli irade de Parlamento da Yüce Divan’a gitmesine gerek görmedi ve orada işi noktaladı. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diyorum ve çıkan karara da saygı duyuyorum.

Mücadele hassasiyeti sürecek

Sizde paralel yapıyla olan mücadele azmi her yerde var mı?Bu konuda her şey hukuk devletinde hukuk sınırları dâhilinde yapılıyor. 1 Eylül 2015’te dershaneler kapanıyor. Okullarda da kayıtlarda çok ciddi düşüşleri var.

Ticari noktada ise Maliye Bakanlığımızın, MASAK’ın bu konular üzerinde ciddi manada hassasiyeti var. Devletin yapılanması içinde, atamalarda bu örgüte kesin tavır var. Üçlü kararname ise biliyorsunuz bana geliyor. Bir defa en derin incelemeyi, araştırmayı yaptırıyorum. Üçlü kararnamelerde de üst düzey atamalarda kolay kolay karar mercilerine gelemiyorlar, gelemeyecekler.

Tabii bu 40 yıllık bir yatırım, 40 yıllık yatırımı bir yılda çözmek, halletmek kolay değil. Onun için biraz zaman alacak. Kararlıyız. Gerek Sayın Başbakan’ın gerek hükümetin bu konudaki kararlılığını da biliyorum. Sayın Başbakan bu ikazları sürekli olarak yapıyor.

Cumhurbaşkanı olarak bu uyarıları ben meydanlarda yapıyorum, nasibini alan zaten alıyordur, ona göre de adımlarını atıyordur diye düşünüyorum. Bu yapı ile mücadele yapılırken, kaçınılmaz olarak olağanüstü tedbirler almak gerekiyor. Siyasi iradenin enerjisi aşırı şekilde bu konuya yönelirse sorun olmaz mı?

Devlet şüphesiz ki demokratik hukuk devletidir, atacağı adımları demokratik, hukuk devleti çerçevesi içerisinde atacaktır. Bunu yaparken enerjisini de dengeliyor. Bizim attığımız atacağımız adımlarda da bu hassasiyet var. Eğer biz bu hassasiyeti göstermeyecek olursak bedeli çok çok ağır olur. O zaman bu enerjiyi de bulamazsınız.

Ben, uzun süreli mücadele derken, tahayyül edilemeyecek bir uzun süreç görmüyorum. Yeter ki, MGK’nın tavsiye kararından sonra, hükümetin Bakanlar Kurulu kararı ve şimdi de 2015 siyaset belgesine girecek olması işimizi kolaylaştıracak. Hükümetimiz de bizler de bu kararlılığı devam ettirdikten sonra inşallah en kısa zamanda neticeyi alacağız.

Hükümetle kolay kolay sorun olmaz

Gündemi belirlenen Türkiye’den gündem belirleyen Türkiye’ye geçişte başkanlık sisteminin rolü ne olur? Bu konuda hükümetle bir uyum problemi var mı? Bu geçişte başkanlık sisteminin bu sürece güç katacağına inanıyorum. En büyük avantaj, çok başlılığı ortadan kaldırması olacaktır.

Gelişmiş ülkelere bakalım, görüyoruz ki tamamına yakınında başkanlık sistemi var. Buradan netice alındığına göre, biz niye hâlâ ayaklarımıza prangaları bağlayalım? Hükümetle aramızda kolay kolay Allah göstermesin herhangi bir şey olmaz.

Ben kolaylaştırıcı olacağım, hükümet de bu noktada çalışmalarını rahatlıkla sürdürecek. Tabii dışarıdan dedikodu üretenler olacaktır. Bunları üretenler mevcut iktidarın başarılı olmasını istemeyenlerdir.

Sayın Davutoğlu ile başkanlık sistemine geçiş noktasında görüş ayrılığı var mı? Başkanlık sistemi benim başbakan olduğum gün değil, belediye başkanlığımdan beri savunduğum bir tezdir. Öyle zannediyorum ki Ahmet Bey’in de önümüzdeki seçimlerde savunacağı en önemli tezlerden bir tanesidir. Başkanlık sisteminin denge ve denetleme mekanizmalarının kurulamayacağını, bir anti demokratikleşme süreci başlatacağını öne sürenler var…

Tam aksine, başkanlık sistemindeki denetim mekanizmaları şu andaki bizim mevcut sistemde yok. Tek meclisli bir başkanlık sisteminde ki bence öyle olmalı, seri karar almak mümkün olur. Güçlü bir iktidarsanız, güçlü bir iktidar olarak da Başkan’a yetkisini verecektir, verdikten sonra da denetleyecektir.

Biz bölgeye gidince İngiltere toplantı yaptı

2005’i “Afrika Yılı” ilan etmiştik. Onu bir Afrika ortaklığı sürecine dönüştürdük. Göreve geldiğimizde Afrika’da 12 büyükelçiliğimiz vardı, bugün itibarı ile 39 büyükelçiliğimiz var. Afrika’dan ülkemizde neredeyse büyükelçilik yoktu, şimdi 31 büyükelçilik de Afrikalıların Türkiye’de var.

Önemli olan bir konuda şu; özellikle vurgulamakta fayda görüyorum. O da göreve geldiğimizde Afrika ülkeleri ile aramızdaki toplam ticaret hacmi 3 milyar dolar iken, bugün ticaret hacmi 36 milyar dolara ulaşmış vaziyette. Bu Afrika ile Türkiye arasındaki münasebetlerin ne kadar olumlu istikamette geliştiğinin ifadesidir. Gündem belirleyen Türkiye’nin daha da güçlenmesi lazım.

Artık gündemi belirlenen Türkiye yok. Gündem belirleyen Türkiye’nin daha güçlü hale gelmesiyle dünyadaki konumu çok daha farklı hale gelecektir. Çok daha da fazla yardım edecektir. Biz 2002 sonu itibarı ile fakir ülkelere 45 milyon dolar veriyorduk, şimdi ise 4.5 milyar dolar destek veriyoruz. Veren el alan elden hayırlıdır. Kimileri yardım noktasında yoklar, zaten yatırımların yapılmasını istemiyorlar. Mogadişu limanını üç yıl oyaladılar.

Israr, ısrar, ısrar, sonunda Albayrak’a verdiler. Şu anda ayda iki milyon dolar Somali oradan kazanıyor. Hâlbuki üç yıl boyunca çalışmış olsaydı, çok ciddi bir kan olacaktı ekonomilerine. Neden vermediler? Çünkü üst üste telkinler oluyor. Türkiye’nin yakın davranması birilerini rahatsız ediyor.

Biz geldik, yakın davrandık. Hemen arkasından İngiltere bir toplantı yaptı. Sen o toplantıyı yapmaktansa atla gel Somali’ye… Konteynırların içinde büyükelçilik işi yürütüyorlar…

Yas kararı verilen önemi gösterir

S.Arabistan’la son zamanlarda Mısır gibi bazı konularda görüş ayrılıklarımız da oldu. Ama biz her daim ilişkileri iyileştirmekten yana olduk. Nitekim 10 gün önce Salman Bin Abdülaziz’e kralın sağlığını sormuştum. Kendileri de ‘İyileşme alametleri var’ demişti. Hatta ziyaret etmeyi arzuladığımızı o da kralın sağlığında olumlu gelişmeler yaşandığında bizi haberdar edebileceklerini söylemişti. Ama vefat haberi geldi. Türkiye-S.Arabistan ilişkileri, Suriye’de farklı, Filistin’de farklı, Mısır’da farklı seyrediyor.

Görüş farklılıkları tabii ki olabilir. Ama görüş farklılıklarının ikili ilişkilere karıştırılmamasından yanayız. Nitekim bir günlük yas ilan edilmesini de S.Arabistan’la ilişkilerimize önem atfettiğimize ilişkin bir mesaj olarak algılamak lazım. Vefat haberinin akabinde hükümetimizle görüşerek yas kararı aldık.

Hoşça ve dostça kalın

Share
294 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+6 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Sürgünde bir Kızılderili devletine (diasporasına) kucak açmalıyız

    11 Aralık 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Trump Kudüs'ü İsrail'in başkenti ilan ettiyse biz de Washington'u Kızılderililerin başkenti ilan ederiz. Biz de sürgünde bir Kızılderili devletine (diasporasına) ev sahipliği yapmalıyız. Belki bu düşündüklerimiz ABD için küçük bir tehdit olarak değerlendirilebilir. Sinek küçük ama mide bulandırıcı derler. ABD’nin midesi bulanınca ayağının altındaki halıyı daha rahat çekeriz ve onu tökezletebiliriz. Şimdi Barbar Avrupa ve Amerikalıların Kızılderili soykırımına biraz değinebiliriz. Kristof Kolomb, Hindistan’a varmak üzere çıktığı ...
  • Milletvekili Kışla’dan Artvin’e Bir Büyük Hizmet Daha

    10 Aralık 2017 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Hatırlarsanız değerli okurlarım yaklaşık 5 ay önce yazdığım bir yazı gündeme getirdiğim müthiş bir yatırım haberi vardı. Artvin’i Şavşat-Ardanuç ve Ardahan’a bağlayan Varyant Yolun altından bir tünel yapılacağını ve bu tünel ile birlikte Varyant Yolun alt kodlara indirilerek çok rahatlıkla geçileceğini söylemiştim. O günlerde henüz plan aşamasında olan bu projeye ilişkin olarak da AK Parti Artvin Milletvekili Dr. İsrafil Kışla’nın yoğun olarak çalıştığını ve bu hizmeti kazandıracağını söylemiştim. Ve aradan 5 ay gibi kısa bir zaman geçti...
  • Küçük İsrail devleti koca Arap alemini nasıl mağlup ediyor?

    10 Aralık 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Bediüzaman Said Nursi, İsrail devletinin devamının gerekçesini dini ve milli hislerden beslenmesi olarak  gösteriyor. İslam aleminin çaresizliği ise, iman zaafından ve İslam’a kafi derece sarılamamanın bir neticesidir. İslam alemi samimi bir şekilde ittifak kurabilse, İsrail’in o bölgede barınması mümkün olamazdı. Yahudiler tarih boyunca hep yersiz ve yurtsuz kalıp her kavimden şiddetli tokatlar yemişlerdir; en yakın örneği Alman Hitleridir. Kaderin cilvesi ki tarihte bu zalim ve alçaklara şefkat sinesini açan hep Osmanlı gibi İsla...
  • Başarı ve Başarısızlığın Nedenleri

    08 Aralık 2017 Köşe Yazıları, Selim Çiftçi

    İnsan başarılı olmak ister, ama bunun için ne kadar tedbirlidir Osmanlının yıkılışından sonra ümmet hep başarılı olmaya susamıştır. Adaletten medeniyetin her alanına kadar örnek topluluklardı Müslümanlar. Sömürülmek-sömürmek fakirlik Müslümanların kitabında yoktu Afganistan dan Kabe ye kadar hiçbir İslam beldesi mahzun değildi “Allah size yardım ederse artık hiç kimse sizi yenemez! Ama ya O sizi terk ederse kim size yardım edebilir! O halde Müminler Allah’a güvensinler!’’ (Ali İmran S.160) Düşman neyi yaparsa siz ondan dah...