logo

Lozan Antlaşması


Nizamettin Torun
nizamettintorun@08olay.com

Lozan Antlaşması 24 Temmuz 1923’te imzalandı. Aradan geçen 92 yıla rağmen bu antlaşmanın zafer mi yoksa hezimet mi olduğu hala tartışılmaktadır.

Balkan Savaşlarıyla başlayan ve on yıl süren savaş, Türk ordusunun 9 Eylül 1922’de İzmir’e girmesiyle sona erdi.
İsmet Paşa’nın başkanlığında Lozan’a giden Türk heyetine üç konuda (Doğu Anadolu’da bir Ermeni Devleti’nin kurulması, kapitülasyonlar ve ordu ve donanmaya sınırlama getirilmesi) taviz verilmemesi, gerekirse toplantının terkedilmesi emri verilmiştir. Konferans, 20 Kasım 1922’de açılmıştır.
Lord Kinross’un dediği gibi, Türkler Lozan’da masaya arkalarında askeri bir zafer olduğu halde oturuyorlardı fakat Müttefikler Türk heyetine “bir yalvarıcı gözüyle” bakıyorlardı. İngiliz baş delegesi L. Curzon konferansın ilk oturumunda İsmet Paşa’ya diyor ki:
Yunanlılara karşı zaferinize diyecek yok, fakat Müttefiklere karşı muzaffer olamadınız.

Lozan’da sadece Yunan işgalinin sorunları değil, Birinci Dünya Savaşı’nın sorunları da diplomatik savaş konusu olacaktır. Hatta Lozan, 150-200 yıllık Şark Meselesi’nin tartışıldığı ve çözüleceği bir konferans olmuştur.

Konferansın en çetin konuları Musul Meslesi, Adli kapitülasyonlar, Mali sorunlar, Osmanlı borçları, Tamirat Bedeli.. gibi konulardı.
Lozan’daki bütün ülkelerin temsilcileri Curzon’a destek verdi, Balkan ülkeleriyle Japonya dahil!

İsmet Paşa haklı olarak Yunanistan’dan savaş tazminatı talep ederken, Lord Curzon ise Türkiye’den Birinci Dünya Savaşı için tazminat istemektedir.

Lozan’daki ilk taviz Musul konusundadır.

Musul İngiltere için petrol demekti. Musul’u İngiltere’ye bırakmamak için savaşı göze almamız gerekirdi. M. Kemal ve Milli Mücadele liderlerinin tamamı Musul için İngiltere’yle savaşa girmenin çok yanlış olacağı görüşündedirler, Musul’da savaşa girilirse, Yunanistan’ın Trakya’yı tekrar işgale kalkacağını düşünüyorlar. Sonuçta Musul konusunda Curzon’un teklifi kabul edildi ve bu konunun görüşülmesi anlaşmadan sonraya bırakıldı.
İngiltere ile Musul, kapitülasyonlarla ilgili Faransa ve İtalya ile ipler gerilmiş konferans kopma noktasına gelmiştir. Koparsa kopsun denilebilir mi? Fakat unutmayın, İstanbul hala başkenttir ve işgal altındadır. Kriz Türkiye’yi yeniden savaşın eşiğine getirmiştir. Ayrıca hiç kimse, barışı engelleyen taraf olarak gözükmek istememektedir. (Bilinmeyen Lozan T. Akyol s. 320)
İngiliz gazeteleri, Türkleri uzlaşmaz davranmakla suçluyor, Malta’daki İngiliz Akdeniz flosuna tekrar İstanbul’a gitmek üzere emir verildiğini yazıyor. Bunun askeri bir tehdit, en azından gözdağı olduğu açıktır.
Lozan Konferansı’nın kesilmesi ihtimali ortaya çıkınca Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa orduya hazirol emri verdi, M. Kemal, onayladı.
İngiliz istihbaratı Türkiye’deki gelişmeleri ve gizli telgraf görüşmelerini anında Lozan’ ulaştırmaktadır. Türkiye’de Meclis’in savaştan kaçınılması eğiliminde olduğu L. Curzon’a bildirilmiştir. Savaşın çıkmayacağını anlayan Curzon, yumuşatabileceği şartları da yumuşatmadan, ağır bir barış tasarısını bütün Müttefikler adına 30 Ocak’ta Türk heyetine sundu. İsmet Paşa reddedince 4 Şubat’ta konferans dağıldı. Herkes evine döndü. Savaşın eşiğine gelindi.
İngiltere Malta’daki donanmasını İstanbul’a gitmek üzere yola çıkardı. Fransız donanması kesinti döneminde İzmir Limanı’ndan ayrılmayı reddetti. Ancak, her iki taraf da savaşı istemiyordu, onun için görüşmelere 23 Nisan 1923’te yeniden başlandı.

24 Temmuz 1923’te görüşmeler tamamlanarak imzalar atıldı.

Altı aylık zorlu diplomatik mücadelede karşılıklı tavizler verildi, fakat hezimet demek insafsızlıktır. Anlaşma, taraf olan tüm ülkelerde ağır bir şekilde eleştirildi, Türkiye’de hala eleştiriliyor.

Lozan, İngiliz Parlamentosunda liberaller tarafından, “Türkler karşısında İngiliz diplomasisinin bir hezimeti” olarak gösterildi.
Lozan Antlaşması ABD’de de çok tartışıldı.

14 Nisan 1924 tarihli Time dergisine ABD’li diplomat J. Gerard şöyle konuştu: “Lozan’da Hıristiyan medeniyeti çarmıha gerildi.”
Time dergisinin şu satırları da dikkat çekicidir: Neticede, Lozan Antlaşması, Türkiye’yi yaka paça Avrupa’dan atmak yerine, Avrupa’yı Türkiye’den attı. (age, s. 323)

Lozan’da Türkiye’nin 2.5 milyon kilometre kare imparatorluk topraklarını kaybettiği iddiası akıldışı bir iddiadır. Libya, Mısır, Filistin, Suriye ve Balkanlar, Kıbrıs ve adalar artık bizim miydi ki, Lozan’da kaybetmiş olalım.

Lozan Antlaşması’nda gizli maddelerinin olduğu, geçerliliğinin 2023 yılında sona ereceği şeklindeki söylentiler de tamamen asılsızdır, yalandır.
Lozan bir başarıdır, çünkü 150-200 yıldır uluslar arası gündemi işgal eden Şark meselesini çözen bir antlaşmadır.

Türkiye’nin soyulmasına ve kendi vatandaşlarımızın yabancılar karşısında ezilmesine yol açan kapitülasyanlardan Lozan’da kurtulduk.
Lozan ile Türkiye’nin uluslar arası alanda milli bir devlet olarak tanınması sağlanmıştır. Lozan Türkiye’nin tapusu, Türkiye’nin kuruluş senedidir.
Misak-ı Milli önemli ölçüde gerçekleşmiştir. Lozan’da alınan sonuçları, 1937 Montrö Sözleşmesi ve Hatay’ın ilhakıyla (1939) birlikte düşündüğümüzde ve Türkiye ile Müttefikler arasındaki kuvvet dengesini de dikkate aldığımızda, hedeflere önemli ölçüde ulaşılmıştır. Bu açılardan Lozan Antlaşması başarılıdır.

Share
#

SENDE YORUM YAZ

5+8 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Tarikatlar konusunda iki aşırı uç nokta

    24 Ocak 2018 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Özet açıklama Günümüzde tarikatlarla ilgili olarak birbirine zıt olan aşırı iki görüş vardır; 1.“Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.” 2.“Tarikat şirktir” Bu görüşlerin her ikisi de yanlıştır. “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” cümlesinden eğer mutlaka bir tarikata girmek gerektiği kastediliyorsa yanlıştır. Ama şeyh kelimesinden rehber (Peygamberimiz ve Kur’an) kastediliyorsa bu söz doğru olur. Tarikat şirktir sözünden eğer şeyhe masdar (kemalatın kaynağı yani Nurları Allah’dan değil şeyhin kendisinden bilmek) gözüyle bak...
  • Kullanıldığın Kadar Kullanmak, Kullanmadığın Kadar Kullanamamak

    23 Ocak 2018 Gamze Boynueğri, Köşe Yazıları

    Hayatın nazı mı dersiniz? Yoksa cilvesi mi? Belki de işvesi... Ama yoktur bunun ne yazık ki işlenesi, işleve konulup da işlev göresi bir hali ahvali... Dalıp dalıp gidiyorum uzak diyarlara... Öfkem ona keza ama yok mudur birde bunun sabrının olduğu kadar selameti de? Deyip eklemeden yapamıyorum... Çok denedim, hem de akla ziyan boyunca olmuyor... Sanırım olmayınca, olmuyor çok daha fazla üstelemeden bazı şeyleri geçiş yapmak gerek... Peki, ya kişinin iç sesi? Şuracık da çıkıp da hadi isyan ederse... Hadi feryat, figan edip de "hayır bu sen deği...
  • Eğitim-Bir-Sen’ in Kuruluş Felsefesi

    23 Ocak 2018 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Millî Gazete’nin, 25 Temmuz 1992 yılında Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Mehmet Akif İnan'la yaptığı röportajda Eğitim-Bir-Sen’in kuruluş felsefesine de değinmiş. Bu söyleşiden seçtiğim bazı pasajları aşağıya aktardım. O zaman Eğitim-Bir-Sen sanki biraz daha idealmiş gibi. Eğitim-Bir-Sen’in o günkü kuruluş felsefesine asli safiyetine selam olsun. "Sendikamızı geniş bir tabana oturtmak amacındayız; belli bir hizbe, belli bir gruba, belli bir siyasi partinin çevresinde bulunmuş olmakla yetinmeyip kanatlarını geniş açmış, bizi benimseyen...
  • Zeytin Dalı Harekatı Yeni Bir Çağın Başlaması Demek

    22 Ocak 2018 Köşe Yazıları, Selim Çiftçi

    -ABD nin malum baskı ve aldatmacalarına rağmen Türkiye Afrine de girdi. -ABD geri adım attı. -ABD dünya düzeni çöküyor. -Güçlü halk desteği ile Ak Parti iktidarı “Dünya beşten büyük” dedi -Tayyip Erdoğan artık eski Türkiye yok İMF ye borcu olmayan -her türlü silahını kendi üreten, ihtiyçlarını karşılayan bir ülke var -Ülkemiz tarihten beri hep komşularına zeytin dalı uzattı. -Bunu anlamayanlar Türkiye gerçeğini Afrin harekâtında gördüler -ABD nin ve diğer düşmanların Ülkemizden intikam almaları bir kez daha engellendi -100 YILLILK PLA...