logo

reklam

Kürtlere Şükran Borcumuz Var


Erhan Kırmızı
erhankirmizi@08olay.com

 

“Çünkü Türklere Anadolu’nun kapısını açan Müslüman Kürt kardeşlerimiz olduğu gibi, Osmanlı devletinin cihan devleti olarak süper bir güç olmasının en büyük müsebbib ve destekçileri de Müslüman Kürt kardeşlerimizdir.”

1.Giriş

Bediüzzaman Hazretleri Türk ile Kürt’ün kardeş olduğunu, Risale-i Nur’un bir çok yerinde vurgulamıştır. Türklerin ve Kürtlerin eskiden beri ortak inanç, kültür ve tarih birlikteliğinin olduğunu vurgulayan Üstad, Türk ve Kürt’ün küffara karşı cihad arkadaşı olduğunu 29. Mektup 6. Kısımda anlatmıştır.[1]

Kürtler bize iki önemli dönemeçte yardımcı oldular.

*Anadolu’yu fethederken

*Osmanlı Cihan devleti olurken

2.Anadolu’nun Fethinde Kürt Yardımı

A-Malazgirt Savaşına Katılan Kürt Sayısı

Malazgirt Savaşı’nda Kürtlerin rolüyle ilgili en önemli bilgi 13. yüzyıl yazarlarından Sıbt İbnü’l-Cevzi ismiyle tanınan Ebu’l-Muzaffer Yusuf’un “Mir’atü’z-zeman fi Tarihi’l-âyan” isimli eserinde şu şekilde geçer:

“Az önce 10 bin Kürt de Sultan’a katılmıştı. Bununla beraber (sultan) Tanrı’dan sonra buyruğundaki 4 bin kişilik hassa askerine güveniyordu”

B-Kürtlerin Malazgirttte Türklere Destek Olmasının Biraz Ayrıntılı Hikayesi

Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan ile Bizans İmparatoru IV. Romen Diyojen arasında cereyan eden Malazgirt Meydan Muharebesi öncesinde, Romen Diyojen, sayısı 100.000’i bulan tam donanımlı bir ordu hazırlayarak Doğu’ya hareket eder. Alparslan, Diyojen’in böylesi büyük bir ordu ile hareket ettiğini haber alınca endişeye kapılır ve sayıları 30-35 bin civarında olan ordusu ile İmparatorla mücadele edemeyeceğini düşünerek çareler aramaya koyulur. Tabi tek bir çare vardı. O da ordunun sayısını arttırmaktı. Bunun üzerine bir plan yapılarak, Bizans ordusunda paralı olarak görev yapan Uzlar ve Peçenek Türkleri ile temasa geçerek onları Alparslan’ın ordusuna katmaya karar verildi. Planın hayata geçirilmesi adına, Alparslan’ın casusları hemen harekete geçerek Kayseri yakınlarında Peçenekler ile Uzlarla görüşerek onlara durumu kısaca izah ettiler; “Siz de Türksünüz, biz de! Tarihi düşmanımız olan Avrupalıların safında kan kardeşlerinize karşı nasıl savaşırsınız? Gelin bize katılın” denildi. Peçenekler ile Uzların tek bir sorusu oldu: “Size katılmak için bize ne kadar vereceksiniz?” Bu soru karşılığında küçük çaplı bir şaşkınlık yaşayan Alparslan’ın casusları; “İmparator ne verdiyse aynısı…” Bu cevap Peçenekler ile Uzlar’ı pek tatmin etmedi ve Alparslan’ın adamları tekrar, “Savaştan elimize geçen ganimetten askerimize ne kadar düşerse size de o kadar” gibisinden bir teklif ettilerse de Peçenekler ile Uzlar arasında pek itibar görmedi ve uzlaşma sağlanamayınca Alparslan’ın adamları çaresiz bir vaziyette elleri boş dönerler.

Bu olumsuz haberi alan Alparslan, son umudunu da yitirmiş olmanın verdiği durumla birlikte iyice endişeye kapılmış ve yeni çareler aramaya başlamıştı. Belki bir umut olur diye, Vezirlerini ve komutanlarını toplayarak onlara: Amca çocuklarımıza gidin!…” dedi. Yani Kuzey Irak’taki Kürtler… Bunlar asker bile değillerdi, çiftçi ve çobandılar. Teklif değil, sadece haber verilen bu amca çocukları yine tereddüt etmeden gelip Alparslan’ın ordusunda görev aldılar ve üzerlerine düşeni layıkıyla yerine getirdiler. Neticede, Malazgirt Muharebesi Alparslan’ın ordusunun zaferiyle sonuçlandı ve Türklere Anadolu’nun kapısı açıldı.[2]

3.Osmanlının Cihan Devleti Olmasında Kürtlerin Katkısı

Yavuz Sultan Selim ile birlikte, Osmanlıların Doğu siyasetini belirleyen İdris-i Bitlisî’dir. Aynı zamanda O bu siyasetin mimarlarından birisidir. İdris-i Bitlisî’nin basiretli siyaseti sayesinde, Çaldıran Savaşı’nın hemen akabinde bu bölgeler Osmanlı hâkimiyetine girmiştir.

1514 tarihli Çaldıran Savaşı ile Yavuz, Safev tehlikesini önemli ölçüde püskürtür. O zamana kadar Safevîlerden rahatsız olan Sünnî Kürt ve Türkmen aşiret beyleri, bu savaşta Osmanlı ordusuna büyük destek verirler. Bu, Osmanlı ile Kürt beyleri arasında tabiî bir ittifakın oluşması anlamına da gelir.

Ancak Çaldıran savaşı, Güneydoğu Anadolu’nun Osmanlı tarafından fethedilmesi anlamına gelmiyordu. Savaştan sonra da bölge, aralarında herhangi bir birlik olmayan Kürt beylerinin hâkimiyeti altında ve Safevî tehlikesine açık kalmıştı. Savaştan sadece iki yıl sonra, bu mesele de halledilecek ve Kürtlerin yaşadığı bölgeler Osmanlı toprağı hâline gelecektir. Bunu sağlayan en önemli aktör ise, Kürt din âlimi İdris-i Bitlisî’den başkası olmayacaktır.

Yavuz Sultan Selim, İdris-i Bitlisî’nin siyasî ve askerî tavsiyelerine neredeyse harfiyen uyar. Hatta Çaldıran Savaşı dönüşü, Diyarbakır ve Mardin gibi önemli vilayetlerin Osmanlı hâkimiyetine geçmesinin gerekli olduğunu Yavuz Selim’e telkin eden de odur. Çünkü İdris-i Bitlisî, Safevîlerin hâkimiyeti altında bulunan bu bölge fethedilmediği takdirde, bu devletin Osmanlı iç siyasetine karışmaya devam edeceğine ve Çaldıran Zaferi’nin bir manası kalmayacağına inanmaktadır. O, ayrıca, bu işin kolayca halledilebileceğini de bilmektedir; çünkü çoğunluğu Sünnî olan halk ve mahallî idareciler, Şiî Safevîler’in idaresinden hiç de memnun değildir. Bundan faydalanmayı düşünen İdris-i Bitlisî, hem bir kumandan hem de bir siyaset adamı olarak olağanüstü bir çaba harcar ve Yavuz Sultan Selim Han kadar kendi ideali de olan İslâm Birliği davasının en büyük adımlarından birini böylece atar.

Bu tarihten itibaren, Diyarbakır ve Mardin Osmanlı topraklarına dâhil edildiği gibi, İdris-i Bitlisî’nin Yavuz Selim Han adına bölgenin Kürt-Türk beyleriyle anlaşması sayesinde, Bitlis, Urumiye, İtak, İmadiye, Cizre, Eğil, Hizran, Garzan, Palu, Siirt, Hısn-ı Keyfa (Hasankeyf), Meyyafarikin ve Cezire-i İbn Ömer gibi toplam 25 mıntıka barışçı yollarla Osmanlı idaresine bağlanır. Yavuz Sultan Selim Han, bu üstün başarılarından dolayı İdris-i Bitlisî’ye bir ferman gönderip, Diyarbakır bölgesini ona ‘temlik’ olarak verir. Bu ferman akabinde, Osmanlı Devleti’nin üçüncü Kazaskerliği olan ‘Arab ve Acem Kazaskerliği’ 1516 yılında Diyarbakır’da kurulur ve Diyarbakır başkent yapılarak bölgenin idaresi İdris-i Bitlisî’ye bırakılır.

İdris-i Bitlisî’nin bir başka bilinmeyen yönü de, onun sadece Kürt bölgesinde İslâm ittihadı davası gütmekle kalmayıp, Suriye ve Mısır’ın fethinde de aynı çabayı harcamasıdır. Bizzat Yavuz Sultan Selim Han ile birlikte bu ülkelerin fetih hareketlerine katılmış ve mezkûr bölgelerin Memlûkluların hâkimiyetinden Osmanlıların hâkimiyetine geçmesinde rol oynamıştır. Osmanlılara bağlanan bu toprakların nasıl idare edilecekleri ve statülerinin belirlenmesinde Yavuz Sultan Selim Han’a yol göstermiş, Yavuz Sultan Selim Han bu Kürt âlim ve kumandanının telkin ve direktiflerini dikkate almış, bu yönde bir idarî sistem uygulamıştır.[3]

[1] http://www.sorularlasaidnursi.com/bediuzzaman-ve-turk-kurt-kardesligi/

[2] http://www.dunyabulteni.net/haber/172545/malazgirt-savasinda-kurtler

[3] http://www.yeniakit.com.tr/haber/idrisi-bitlisiden-yavuz-sultan-selime-mektup-74873.html

Share
429 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+8 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Kişi Başına Düşen Milli Gelir Nasıl Dağıtılır?

    15 Aralık 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Kişi başına düşen milli geliri hep duyarız da nasıl dağıtıldığını şimdiye kadar hiç duymadık. Eğer Kişi başına düşen milli gelir varsa bunun dağıtılması gerekir değil mi? Eğer dağıtılmayacaksa kişi başına düşen milli gelir kavramı niçin kullanılıyor? Kişi başına düşen milli geliri dağıtmanın nasıl dağıtılacağı ile ilgili basit bir yöntem var. Devlet re’sen (kendiliğinden) herkes için bankamatik işlevi de gören kimlik kartları çıkarır, bunları vatandaşlarımızın adresine gönderir. Sonra TC kimlik numaraları hesap numarası olara...
  • Taşeronlara Kadro Meselesinde Özelleştirme-Devletleşme Kararsızlığı

    14 Aralık 2017 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Son iki yazımda gündeme getirdiğim taşeronlara kadro mevzuunda her gün yeni gelişmeler ve açıklamalar gündeme gelirken belli olan tek bir şey var ki hükümetin bu konuda kafasının karışık olduğu. Evet, bir çalışma var ancak bu çalışma sonrasında verilecek olan kararların devletin işleyişi, ekonomisi, sosyal politikaları ve ekonomik sistemleri üzerinde ciddi etkileri olacak. Konuya sadece basitçe taşeronlara kadro verilecek şekliyle bakmak yeterli değil. Bu kadro verilebilir ancak kadronun verilmesinin ardından ortaya çıkacak sonuçlar acaba ülkem...
  • Taşeron işçileri insan onuruna aykırı kötü şartlarda çalıştırılıyorlar.

    14 Aralık 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Taşeron işçileri düşük ücretle çalıştırılan işçilerdir. Aylarca ücret alamadıkları zamanlar olur. Tazminat ödemeden işten çok kolay çıkarılabilirler. Sendikalı olmalarına izin verilmez. İşçi haklarını hararetle savunan sendikalar bile taşeronların sorunlarını hiç görmezler. Kadrolu işçiler tarafından bile dışlanırlar. Hani hak aramak için Ankara’ya eylemlere gidip halay çeken sendikalı işçiler var ya, taşeron işçilerinin durumu onların hiç birisinin umrunda değildir. Taşeron işçileri görev tanımı dışındaki işlerde...
  • Taşeron

    14 Aralık 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Taşeron bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işverendir. Fransızca’daki "tacheron" kelimesinden gelir. Fransızca tacheron "başkasına ait yükümlülüğü ücret karşılığında üstlenen kimse, iş yüklenen kimse" sözcüğünden alıntıdır. Büyük bir işin yalnız kendi uğraşı alanına gi...