logo

Kullanıldığın Kadar Kullanmak, Kullanmadığın Kadar Kullanamamak


Gamze Boynueğri
g.boynuegri@08olay.com

Hayatın nazı mı dersiniz? Yoksa cilvesi mi? Belki de işvesi… Ama yoktur bunun ne yazık ki işlenesi, işleve konulup da işlev göresi bir hali ahvali… Dalıp dalıp gidiyorum uzak diyarlara… Öfkem ona keza ama yok mudur birde bunun sabrının olduğu kadar selameti de? Deyip eklemeden yapamıyorum… Çok denedim, hem de akla ziyan boyunca olmuyor… Sanırım olmayınca, olmuyor çok daha fazla üstelemeden bazı şeyleri geçiş yapmak gerek… Peki, ya kişinin iç sesi? Şuracık da çıkıp da hadi isyan ederse… Hadi feryat, figan edip de “hayır bu sen değilsin! Kendine gel” derse… “Yüreğinin sesini dinle, temizlikten, halislikten, özünden, seni sen yapan benlikten hiç birşey kaybetme” derse… İşte o vakit ne olur benim halim, senin halin, onun hali, şunun, bunun yani kısaca bizim hali ahvalimiz… Der misiniz o vakit “bıraksalar ah keşke de özümüzle yaşayabilsek” diye… Hayatımın en iyi ders yıllarıydı son dört yılım… Dört yılımdan sonra şu anda ki varlığıma baktıkça bakası geliyor insanın… Lakin ben üzgünüm, öfkeliyim ve sitemkar dolu… Çünkü asıl olan bu ben, ben değilim… Beni ben olmaktan eden insanlara şikayetim… Diyor ya hani özlü söz “Fedakarlık karşılıklı olana denir. Biri feda ederken diğeri kâr ediyorsa ona ticaret denir” diye… Ticaretmiş diyorum ömrüm boyunca yaptığım fedakarlık ilişkileri, sevgiler, dostluklar, arkadaşlıklar, akrabalar vs. vs. İşte öyle hayatın genelinin asıl özetiymiş bu aslında sonradan anladım… İnsan yaşaya yaşaya ama en çokta düşe kalka değil… Hayır, hayır bu benim felsefem olamaz… Bu benim yaşam standartım da olamaz ki “düş, yaralı, öle” olarak öğreniyormuş evet… Şimdi daha iyi anladım… Hani Leonardo Dicaprio’nun 2 saat 36 dakikalık Diriliş filmindeki 1,5 saatlik sahnesi vardı ya… Hıh, işte onun gibi… Hayata tutunmak ve yeniden ayağa kalkıp şahlanmak için sürünmek, sürünerek öğrenmek ve sürünmenin tanımınında ne demek olduğunu asıl olarak yerinde bilebilmek, kavrayabilmek tüm mesele buydu aslında… İnsanlar en çok bana karşı… Ben gibi gökyüzü kadar mavi bir insana yanlış yaparak, kullanmaya çalışarak ya da kullanamadıklarında şikayet ettiklerinde anladım çevremde ki kalabalığın gereksiz kalabalıklardan ibaret olduğunu… Sonra bir sabah uyandığımda bir dua’da bulundum Rabbim’e ve ardına ekledim “Bir Mucize Olsun” diyerek… Meğer mucizelik sessizlikmiş, sükûta erip insanlardan kendini arındırmakmış, yalnızlaşmakmış… Ey Allah’ım ne büyük lütufsun… Gülersiniz hayata ve insanlara karşı hep niyetiniz iyilikten yanadır… Had sınırı aşılana kadar bazen de susarsınız kendinizce ve müdahale etmekten kaçınırsınız olabildiğince… O size özgü bir taktiktir, size özgü bir uygulamadır hiç kimseler bilmez, bilemez ve adınız hep “kullanılmalık” olarak kalır “saf” olarak kalır… Hani siz çektiniz ya kendinizi, iyi niyetinizden ödün verdiniz de defalarca kırıldınız ya kendini bilmeyen fors sahibi olmuş ama kişiliksiz kalmış olanlar tarafından… Ee tabi her zaman da öyle olmanız istenilecek, öyle olmanız gerekecek… Rolünüz hep “iyi insan” “kullanılmalık insan” olarak olması gerekecek… Ta ki siz bayramlık ağzınızı rast gele bir gün içinde ummayalınan zaman da açıp restinizi çekene kadar… Gardınız alınmış, zırhınız giyilmiş, yerini tarafınızı belirtmiş olana denk… İşte o süreç sonrası herkeste bir afallama, herkeste bir önyargı, herkeste bir yadırgama ve herkeste bir hazımsızlık öfke… Hayırdır? Denilir ancak sizin gibi iş bilmeyen mercimeklere… Tabi doğrusunuz ve belki de bencil tarafınızca haklı… Kullanılmayan insanı, daha kullanmak isteyip de hedefinize, amacınıza ulaşamayıp, egonuzu tatmin edemeyip de sizi yarı yolda bırakanı ne yapacaksınız… Ah bir hak getire öyle değil mi? Ah o Yüce Cella Celalühu sizi ıslah eyleye… Ah anlamayanızı da Kahhar ismiyle kahreyleye… Değiştiğinizden şikayet ederler size… Padişah tahtına oturturlar gerekirse ve oradan da direk yağlı kazığın üzerine… Birde çevirip aynaya baksalar ya şu insanlar kişiliklerinin özüne, sıfatlarının benzine… Heyhat… İnsan sormaz mı hiç kendine ve kusur aramaz mı? Bu insan neden birşeylerden sonra böyle oldu? Diye… Bir insana hırsız demeden evvela önce neden bir insan hırsızlık yapar? Bunu düşünmek gerek… Bir insana gaddar demeden evvela önce neden bir insan gaddarca davranır? Bunu düşünmek gerek… Ve bir insana fahişe, katil demeden evvela önce neden bir insan fahişelik yapar? Neden bir insan katil olur? İllaki bunu bir düşünmek, bu realiteyi irdelemek gerek… İnsanlar sizi kullanamadıkları vakit değiştiğinizi söylerler… İşin aslı tam da burada olur ya buda bir nevi Allah’tan gelen hikmettir… Ve ben o an “işte” derim fani kula bir zillet… “Bir insanın ilk hali kendi halidir son hali ise birinin eseri, reddederken ve şikayet ederken dikkat ediniz”… Çünkü ilk zamanlarda sizi herkes sever ve sizde öyle… Çünkü ilk zamanlarda ki yaptığı hareket değil, kişinin son yaptığı hareket önemlidir… Ve tüm insanlar bu endeksle yaşarlar… Şimdi dünya şahlanıp hep birlikte kalksalar ayağa, deseler ki bana bencil, egoist, kendini beğenmiş, kişiliksiz, karaktersiz, ukala, yalancı… Bende cevaben derim elbet falanımın filanı, cartımın curtu… Evet, ben belki öyleyim belki de değilim… Sonradan belki de böyle oldum ya da eğer gerçekten öyleysem bu benim içgüdümle alakalı iç meselem… Siz sordunuz mu peki bu şikayet ettiklerimizden payımıza düşen nedir? Diye… Sonra baktım çevremdeki bir çok gereksiz kalabalığa, kaça saysam diye değer biçtim ve sonra hiç’e saydım hepsini… Bir insanın hırsı ve öfkesi varsa o insandan korkulması gerek bence diye düşünüyorum… Çünkü o insan kaybedebilecek herşeyini kaybetmiş, hiç birşeyi olmayan insandır… Şimdi ben ki öyleyim… Bir elimde hırsım ve bir elimde öfkem kalitesine göre değer biçiyorum ve değer verildiği kadar fedakarlık ediyorum… Ben ki eğer ben değilsem, bu benim değil sizin suçunuz… İnsanlığın ayıbı… Beni ben olmaktan çıkaran hadsizlere bütün kapılarımı kapatarak diyorum ki; “Kullanıldığın kadar kullanmak mı gerek? Yoksa kullanmadığın kadar kullanamamak mı?” İnsan araç değildir ki, eşya değildir ki, alet değildir ki kullanasın ve hor göresin… İnsan madendir, altındır, gümüştür ve herşeyden öncesi bir Veli nimettir… Değer ister, emek ister, şefkat ister, sevgi ister, tutunmak ister, korunup kollanmak ister… Ama sizde ne gezer… Ayrıca benimde bunca gereksizlik içinde ne işim varmış anlamıyorum… Şikayet değil, memnuniyetsizlik değil, yıkıcılık değil, ticaret değil ve kullanılmak “HİÇ” değil anlıyor musunuz? İnsan olan idrak eder, insan olan benimser, düşünür… Şayet ki, bir çoğunuz sanki ham gibi… Ah susuşlarım asaletimdendir, hayamdandır, edebimdendir ve haddimdendir… Sanmayın ki önemsemelerdeyim… Bu bir alakasızlık olur… “Ah aklı olan nice düşünmez, alır alır çalar insanlığı yere sorarım size?” İnsan, insanın özüyle neden oynar? Neden menfaatliğin, çıkarlığın çobanlığını yapıp da olanı terk eder? Vefasızlığın peşini güder… Dualarımızın hepsi Rabbi Âlâ’nın huzurundadır… Gün gelir devran döner… Sanmayın ki harlanırsınız… Bu yalanınız, dolanınız, inkarınız bitmez, tükenmez siz gibilerin bilirim elbet… Sanmayın ki paçayı kurtarırsınız… Gün gelir devran döner, sizde kullandığınız kadar kullanılırsınız…

Share
893 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+10 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Artvin, AK Partili Belediye Olduktan Sonra Kabuğunu Kırdı

    15 Ağustos 2018 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Geçtiğimiz günlerde yaklaşık beş yıldır Artvin’e gelmeyen bir arkadaşım Artvin’e geldi. Bu arkadaşım ile Artvin’e gelmeden önce yaptığımız görüşmelerde sürekli olarak Artvin Merkez’in çok değiştiği üzerine sohbetler yapıyorduk. Bu değişim ile ilgili olarak büyük bir merak uyandıran benim söylemlerim karşısında arkadaşımda büyük bir merak uyanmıştı. Bu değişimi bizzat kendi gözleriyle görmek istediğini söyleyen arkadaşım ile yaptığımız Artvin gezisi sırasında arkadaşımın söylemi tam olarak “Artvin AK Partili Belediye olduktan sonra kabuğunu kırm...
  • Maden Şirketi Artvin’i Hiçe Sayar Bir Tavır Takınıyor

    12 Ağustos 2018 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Bu yazımı okuyanlar bana bir takım eleştirilerde bulunabilirler. Artvin’de maden çıkmasına ve maden şirketine destek vermem nedeniyle bu yazımı garip karşılayabilirler. Hatta nemalanmamın bitmesi nedeniyle bu tür bir yazı yazdığımı da ileri sürebilirler. Ben bu eleştirilere saygı duyuyorum ancak bilinmesini isterim ki ben her zaman yanlış gördüğünü yazan bir gazeteciyim. Şirketle ilişkilerimin en iyi olduğu dönemlerde dahi yapılan hataları dile getiren bir ismim. Bu sebeple ilişkilerimi, hatta ve hatta maddi anlamda olan ilişkilerimi bile hiçe ...
  • Domatis domates olunca tadı kaçtı

    10 Ağustos 2018 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Köyümüzde domatese yerel şive ile domatis deriz. Domatisin biçimsiz bir yapısı vardı ama tadı güzeldi, domatesin biçimi güzelleşti ama tadı bozuldu. Öğrencilik ve iş yaşamı nedeniyle köyden ayrılınca domatis domates oldu. Köyümüzde tamamen doğal olan domatis öğrencilik ve iş yaşamında lezzetini kaybetti. Köyümüzde alt çenemizi biraz ileri sürerek çayı fırt çeker gibi ısırarak ve ağzımızı şapırdatarak domatis yerdik. Domatesi ise bıçakla dilimleyerek yemeye başladık. Sonra domateslerin hormonluları çıktı, buna da alıştırıld...
  • Yerel Seçimler Yaklaşırken

    06 Ağustos 2018 Köşe Yazıları, Selim Çiftçi

    Seçim yapılan ülke İslam ülkesi de olsa sadece Müslümanlar sorumlu olmazlar. O ülke vatandaşlarının tamamının sorumlu davranması gerekir. Türkiye de TC vatandaşı olan Müslim gayri Müslim iktidar muhalefet herkesin Türkiye nin menfaatlerini düşünerek kendini sorumlu tutması gerekir. Ortak menfaatlerin ortak tehlikelerin olumlu veya olumsuz etkileri de TC vatandaşlarının hepsine ortaktır. Ölçü ve denge kaybolmadan yolumuza devam etmeliyiz. Duyduklarımızı etrafımızdaki kişilerin amirlerin hoca vs.lerin tavırlarını sorgulamadan kabul...