logo

Köy Enstitüleri Anadolu’nun Aydınlanma Meşaleleriydi

Eğitim İş Artvin İl Temsilciliği 27 Nisan Köy Enstitüleri’nin 76. Kuruluş Yıl Dönümü nedeniyle bir etkinlik düzenledi.

Artvin’de yaşayan Köy Enstitüsü’nden, Cilavuz mezunlarını Çardak Restorant’ta kahvaltılı bir kutlama etkinliği düzenledi. Etkinliğe duayen emekli öğretmenler Cilavuz Mezunları Osman Peker (92) Mahmut Delikanlı (89), Nizamettin Akın, Hasan Yavuz ve Osman Altun katıldı. Programa ADD Artvin Şubesi Eski Başkanı Ahmet Biber’de katıldı.

Kahvaltı sonrası bir açıklama yapan Eğitim İş Artvin İl Temsilcisi Sinan Arslan, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“Laik ve demokratik Cumhuriyetimizin itici gücü köy enstitüleri mezunu, emekli ve çalışan öğretmen arkadaşlarım, basın mensuplarımız, tüm misafirlerimiz, 17 Nisan 1940 yılında açılan Köy Enstitülerinin 76. yıldönümünü anma etkinliği, Birlik ve Dayanışma Kahvaltısına Artvin Eğitim İş İl temsilciliği adına hoş geldiniz diyor en içten saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Emperyalizme karşı bağımsızlık savaşı kazanıldıktan sonra çağdaşlaşmanın ve aydınlanmanın, silahla kazanılan bağımsızlığın teminatı olduğunun bilincinde olan Cumhuriyet’i kuranlar, “Köy Enstitüleri” modeli ile bunu uygulamaya koydular. Köy Enstitüleri Anadolu’nun aydınlanma meşaleleri olarak “köye öğretmen ve köye yararlı diğer meslek erbabını” yetiştirmek üzere 1937 yılında açılmaya başlandı. 17 Nisan 1940 yılında da 3083 sayılı yasayla, Hasan Ali Yücel’in Milli Eğitim Bakanlığı ve İsmail Hakkı Tonguç’un önderliğinde kuruldu. Köy Enstitüleri’nin kurulduğu dönemde Türkiye, eğitim düzeyi düşük, sanayisi cılız, nüfusunun yüzde 80’i köyde yaşayan bir ülkeydi. Bu yıllarda ülkede okuryazarlık düzeyi yüzde 25 civarındaydı. Nüfusu 18 milyona yaklaşan Türkiye’de 1939-40 ders yılında ortaokul öğrencilerinin sayısı 92 bin, lise öğrencilerinin sayısı da ancak 26 bin civarındaydı. Köy Enstitüleri’yle ekonomik ve toplumsal kalkınma birlikte hedeflenmiş ve Türk köylüsünün üzerindeki bilgisizlik, cahillik örtüsü kaldırılmaya çalışılmıştır. Çünkü okur yazar olmayan bir toplum ile Atatürk Cumhuriyeti’nin hedefi olan çağdaş uygarlığa ulaşılamazdı. İşte Köy Enstitüleri ile bu eksiklik giderilmeye çalışılmıştır. Köy Enstitüleri, savaştan çıkmış, viraneye dönmüş, yanmış, yakılmış Anadolu ile yoksullukla, cehaletle boğuşan Anadolu insanını uyandırma, ayağa kaldırma, uygar bir Türkiye yaratma projesiydi. Öğrenciler; öğreniyor, öğrendiklerini uyguluyor ve üretiyordu. Bu dönemde köy çocukları eğitildikten sonra köylerine tarımda, sanatta, zanaatta ve sağlık alanlarında öğretmen olarak geri gönderilmiştir. Köy Enstitülerinin başlıca amacı kırsal alanı kalkındırmak, köylüyü eğitmek ve eğitmenlerle köylüyü üretici duruma getirmekti. Yüzyıllardır horlanmış köy çocuklarından yazarlar, şairler, müzisyenler, bilim adamları çıkmaya başlamıştı.

Anadolu Uyanıyordu

Köy Enstitüleri’nden yetişenlerin yaktıkları çoban ateşleri Anadolu’yu aydınlatmaya başlamıştı. Ancak bu yüksek dinamizm ve Cumhuriyetçi kadronun kazandırdığı ivme gerici ve tutucu egemen güçlerden tepkiler almaya başlamıştı. Ülkenin toplumsallaşma sürecini kolaylaştırmak için gerçekleştirilen Köy Enstitüleri girişimi, kazandığı onca olumlu sonuca karşın dinsel değerlerin çöküşüne neden olduğu gerekçesi ve komünizm geliyor korkutmalarıyla tamamlanamadı. Önce bilinçli olarak içi boşaltılan ve yozlaştırılan Köy Enstitüleri kapatılarak Anadolu’nun en önemli aydınlanma projesi ortadan kaldırıldı. Köy Enstitüsü işlemesini sürdürseydi, ulusal egemenlik ve ulusun tam bağımsızlığı zedelenmeyecek; her yurttaş, kul olmaktan kurtulup, ülkenin onurlu yurttaşı olma bilincine ulaşacak; laik, sosyal hukuk devletinin hizmetlerinden her yurttaş yararlanacak; köy-kent arası uçurum kalkacak; kadın-erkek arasındaki hak eşitliği yerleşecek; insan, çocuk ve emekçi hakları tam olarak verilecekti. Bütün bunlar, Köy Enstitüsü’nün ulaşmaya çalıştığı ülküsel hedeflerdi. Sabahattin Eyüboğlu’nun “Köy Enstitüleri, bozkırda ağaç dikmek ve tutturmaktır” diye tanımladığı, Hasan Ali Yücel’in “Bu bizimdir, kimseden almadık; bizden alsınlar” diyerek milli ve özgün bir proje olduğuna işaret ettiği Köy Enstitüleri, pek çok yabancı bilim adamının da dikkatini çekmiş, akademik çalışmalara konu olmuştur. UNESCO da bu modeli gelişmekte olan ülkelere tavsiye etmiştir. Bugün öğretmen yetiştirmeden başlayarak eğitim sisteminin yaşadığı pek çok sorunun kaynağında Köy Enstitüleri’nin kapatılması yatmaktadır. Köy Enstitüleri’nin kapatılması ülkemizdeki aydınlanma sürecinin durdurulması ve demokratik işleyişin sekteye uğratılması anlamına gelmiş, genel anlamda da demokrasimizin derin bir yara alması sonucunu doğurmuştur. Enstitülerin kapatılması Türkiye’nin aydınlanma tarihinde gericiliğin zaferi olarak yerini almıştır.

Büyük eğitim emekçisi H. Ali Yücel, Köy Enstitülerinin kapatılışını şöyle yorumlar: “Bütün mesele bu çocukların, yemiş yemeye yeni başlamış yavrular gibi durmadan kitap okumaları, okudukları bu kitaplarla açılan zihinlerinin işlemesi sonucu olarak büyük emel, geniş dilek ve bunun arasında köydeki halden şikâyet duymalarıdır.”
Hasan A.Yücel,1950’lerde büyük bir öngörüyle yasa dışı din eğitimine de dikkat çekmiştir. “Elifbayı Osmanî bir heyula gibi şalvarı, takkesi ve kâkülü ile üstümüze yürümekte.” “İmam işi öğretim memlekette almış yürümüşken eğitim bakanlığının işi gevşek tutması ilerde millete çok sıkıntı verecek bir neslin ortaya çıkmasına sebep olacaktır. Aşağıdan gelecek böyle bir nesil ilerde nasıl bir manzara gösterecek?” “İrtica yüz buldukça şımaran, şımardıkça tecavüze geçen bir ruh halidir. Bu bize mahsus bir şey değildir. Her yerde ve her zaman da böyle olmuştur. Onun için yobazın kendi işinde gücünde olması çabuk geçer ve sağa sola pek kısa bir zamanda saldırıya başlar.”
Görüyorsunuz! Başka söze ne hacet! Nasıl da günümüzü doğru tanımlıyor büyük eğitimci! Ne yazık ki, o gerici anlayışın uzantıları bugün de işbaşındadırlar. AKP iktidarı döneminde uygulanan politikalarla eğitimin niteliği düşürülmüş, çağdaş, bilimsel, akılcı, laik eğitim sistemine büyük bir darbe vurulmuştur. 4+4+4 eğitim sistemi ile Cumhuriyet’in temeli olan “Öğretim Birliği” parçalanmış, laik, bilimsel, parasız ve ulusal eğitim yok edilmiş, okullarımız medreseye döndürülmüştür. Siyasi iktidar, çocukları; medrese eğitimi ile “itaatkar”, “biat eden” kullar haline getirmeye çalışmaktadır.

Bugün Köy Enstitüsü ruhunu yeniden yakalamak ancak çağdaş, üretken ve demokratik eğitim yöntemini ulusal eğitim sistemimizin her aşamasına uygulayarak; eleştiren, sorgulayan çağdaş bireyler yetiştirmekle olur. Üretken ve yaratıcılığın desteklendiği eğitim anlayışı bugün yaşadığımız eğitim sorunlarının da çözümü olarak görülmelidir. İşte o zaman Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in öğretmenlerden istediği ‘Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür’ nesilleri yetiştirebiliriz 76. Kuruluş Yıldönümünde Köy Enstitüleri’nin ilerici, demokrat ve aydınlanmacı geleneğine sahip çıkıyoruz. Eğitim-İş olarak amacımız; Köy Enstitülerinin felsefesi, heyecan ve ruhunu okullarımızda yaşatmak, tüm yurtta cumhuriyetin, aydınlanmanın ateşini yeniden yakmak, ülkemizin geleceğine umut ve ışık olabilmektir. Cumhuriyet öğretmenlerinin yegane örgütü Eğitim-İş, Mustafa Necati’den, Hasan Ali Yücel’den, Fakir Baykurt’tan, hepsinden önemlisi Başöğretmenimiz Mustafa Kemal’den devraldığı bu görev ve sorumluluğu yerine getirme azim ve kararlılığındadır” ifadelerini kullandı.

Arslan’ın konuşmalarının ardından Mahmut Delikanlı ve Osman Altun anılarını anlatarak, nasıl zor bir dönemde öğretmenlik yaparak aydınlanma yolunda yaşadıklarını paylaştılar.

Etiketler: » » » »
Share
676 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

1+8 = ?