logo

Korkutanlar mı Yoksa Ümit Verenler mi Kazanacak?


Melih Sıddık Dalkılıç
melih_dalkilic@08olay.com

Tüm Selamların Yegane sahibinin Adıyla BİSMİLLAH

Varlığım Kudreti elinde olan ALLAH’a hamd olsun yeniden yazmak nasip oldu. Dünkü yazımıza devam edelim. Evet ülkemiz gündeminin en sıcak konusu olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Halkoylamasına sayılı günler kaldı.Tabi bugüne kadar bu Halkoylaması konusunda Evet ve Hayır tercihini savunan her iki tarafta ellerinden geldiği kadar görüşlerini her ortamda halk ile paylaştılar.Bu noktada bende sade bir Türk vatandaşı olarak ülkem için önemli olan bu konuyu elimden geldiği kadar yakından takip ettim ve sonuçta Evet ve Hayır tercihini savunmamızı isteyen her iki taraf hakkında kendi irademce aklımda bir fikir oluşturdum.Şimdi öncelikle Hayır tarafı için aklımda oluşan fikri sizlerle paylaşacağım. Bu tarafla edindiğim fikir ilk olarak; bir felaket senaryosu eşliğinde vatandaşa korku ve endişe duyguları pompalanarak tercihini Hayır dan yana kullanması.Buna örnek olarak Ana muhalefet Partisi lideri sayın Kılıçdaroğlu’nun “Bu sistemi kan dökmeden getiremezsiniz bu ülkeye” beyanatı, sonrasında CHP Konya Milletvekilinin Evet diyecekleri denize dökeriz beyanatı, sonrasında lokantaların, muhtarlıkların kapatılacağı, halkın can ve mal güvenliğinin kalmayacağı, baskı, zulüm ve şiddetin hakim olacağı, ülkenin Uganda’ya döneceği, rejimin değişeceği ve eyaletlere bölüneceği gibi bir sürü yazılı ve sözlü beyanatlar.Yani Hayır tarafı felaket senaryosundan ve iddiadan öteye gidemiyor. Tüm bu iddiaların oylayacağımız 18 maddeden hangisine dayandığı sorulduğunda sus pus oluyorlar. Kaldı ki millet sormaz mı eğer bu konu ülke için bu kadar önemli ise ana muhalefet mecliste oluşan bu anayasa komisyonuna üye vermeyerek neden böylesine sorumsuz bir tavır takındı. Velhasılıkelam benim düşünceme göre Hayır tarafı milleti korkutulması gereken bir varlık olarak görüyor yani bu milleti korkutacaksın yoksa; bunlar doğru kararı veremez diye bakıyor millete, Tarihe baktığımızda da görürüz bunu mesela; 1950 de bu millet önüne sandık geldiğinde Adnan Menderesi Başbakan yaptı ve ülke kalkınmaya başladı ancak bu Hayır zihniyeti baktı ki ülke ilerliyor; ne yaptı 1960 da bir ihtilal ve Başbakanı astı bu ne demekti millete bak akıllı ol bir daha böyle adamları seçme yoksa sonu bu olur daha sonra 12 Eylül ihtilalı daha sonra 28 Şubat tüm bu olaylar ve sonrası ne oldu bu millet her sandık önüne geldiğinde korkutmalara ve tehditlere aldırmayarak yine seçimini demokrasiden yana yaptı yani bu ne demek oluyor bu millet korkutmayla ve dayatmayla yola gelmiyor bağımsızlık bu milletin damarlarında var bunu en son 15 Temmuz hain darbe girişiminde de tanka kafa atarak, uçağın üstüne atlayarak, bir kez daha tüm dünyaya tescilledi bu milletin o yüzden korkutmacı, vesayetçi ve statükocu siyasete bakışı geçmişte de bellidir bugünde bellidir.

Diğer tarafta Evet tarafına baktığımızda da tek elden yönetim hızlı karar alabilme çift başlılığın getirdiği krizlerden kurtulma istikrar demokrasi daha güçlü Türkiye gibi söylemler bu ülkenin geleceğini düşünen duyarlı vatandaşların aklına daha çok yatıyor. Zaten tarihe bakacak olursak; bu ülke için canını ve tüm benliğini ortaya koymuş, ülkemiz yönetiminde söz sahibi olmuş ve ülkeyi belli bir noktaya getiren tüm önemli devlet büyüklerimizde tüm beyanatlarında bu sistemin ülkenin tek kurtuluşu olduğunu dile getirmiştir. Bu liderlere örnek olarak; Türkeş, Özal, Demirel, Erbakan, Yazıcıoğlu, Bahçeli ve Erdoğan… Sonuç olarak; bir tarafta Türk Milletini korkutulması gereken bir varlık olarak görenler, diğer tarafta Türk Milletini daha güçlü daha huzurlu ve daha çağdaş seviyelere ulaşması gereken bir varlık olarak görenler ve bu necip millet bu iki görüşe geçmişte nasıl cevap verdiyse 16 Nisan’da da aynı cevabı vereceğinden kimsenin şüphesi olmasın. başka bir yazımda görüşmek dileği ile…

Share
317 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

7+9 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Hiç Kimse Vazgeçilmez Değil, Peygamberler Hariç

    20 Kasım 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Hiç kimsenin vezgeçilmez olmadığını lise döneminde çok erken bir zamanda fark eden bir kişiyim. Teneffüste özellikle alt sınıflardaki öğrenci arkadaşlar ödevlerini yaptırmak ve soru sormak için etrafımı bir petek gibi sararlardı. Lise döneminde bizim okulda neredeyse ödevini yapmadığım bir öğrenci yoktur. Bu durumdan dolayı nefsime bir gurur gelmişti; “ben mezun olursam bu öğrenciler ödevlerini nasıl yapacaklar” diye merak ediyordum. Lise 1989 yılında bitti. Öğrencilerin benden sonra ödevlerini nasıl yapacaklarını takip etmeye b...
  • Münafık kafirden eşeddir (daha şiddetli, daha zararlı, daha beter)

    19 Kasım 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Münafık, kafirden eşeddir, daha zararlıdır. Münafıklar, dostlar dairesinde sokulup ifsat ederler. Bir kafir insanlığa zarar vermeden insanlar içinde geçinip gidebilir, ama kalbinde nifak olan bir münafık, akrebin, sokmadan ve zehirlemeden lezzet alması gibi insanlar arasında özellikle de Müslümanlar içinde fesat ve nifak çıkartmaktan zevk duyar bir haşeredir. Münafık: İçinden gerçek anlamda iman etmemiş olup, dışından Müslüman görünen kimse, asli manasını değiştirmeden dilimize geçmiş olan münafık kelimesi İslam toplumu içinde -çeş...
  • Artvinliler Olarak Kadir Topbaş ve Faruk Çelik’e Büyük Vefasızlık Yaptık

    16 Kasım 2017 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Bu yazıyı yazarken çok düşündüm. Yazıyı yazıp yazmama noktasında kararsız kaldım ancak kendimi vefasızlar arasında görmediğim için bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. Ben vefasızlığı kabullenemiyorum. Bu sebeple belki bir hatırlatma olur, belki biraz bu iki değerimize ve yazımda yine adından bahsedeceğim Müsteşar Nusret Yazıcı’ya karşı hemşerilerimiz tarafından birazcık da olsa vefa gösterilmesine vesile olur diye bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. Değerli okurlarım, benim 1996’lı yıllardan sonra gerek insani gerekse de siyasi olarak Ar...
  • Merdi Kıpti Şecaat Arzederken Sirkatin Söyler

    16 Kasım 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Çingenenin merdi, kendini överken hırsızlığını söyler başka bir deyişle Mert Çingene hırsızlığıyla övünür, demektir. Çingene erkeği yiğitliğini anlatırken hırsızlığını söyler. Aslında sözün aslı ''Şecaat arz ederken merdikıpti sirkatin söyler.''dir. "Şecaat arzederken merd-i kıbtî sirkatin söyler" sözünün geçtiği ve Koca Mehmed Ragıp Paşa'ya ait olan beyit aşağıdaki gibidir: “Miyân-ı güft ü gûda bed-meniş îhâm eder kubhun Şecâ'at arz ederken Merd-i Kıbtî sirkatin söyler”  18.yüzyıl Osmanlı sadrazamlarından Koca Mehmet Ragıp...