logo

Kadim Doğrular İktidar Muhalefet Ayrımı Tanımaz


Selim Çiftçi
selimciftci@08olay.com

Alev Alatlı ya Hakan Kekeç sorular yöneltiyor.

Önemli entelektüellerden yazar Alev Alatlı

Mehmet Hakan Kekeç,Siyasette ‘sivilleşmeden’ konuşuyoruz, bedeli de ödeniyor.

Acaba benzer süreç sanatta da mı yaşanıyor? Sanatın merkezden çevreye yayılması, bir ayrıcalık aracı olmaktan çıkması; bedel olarak mahalle baskısını mı getiriyor?

Önce şunu söyleyeyim. Bu ‘sivilleşme’ kelimesinden ben oldum olası haz etmiyorum! Askeri darbelere çakmak için icat edildiydi, gelin görün, serbestleşme, özgürleşme, çoğulculuk, ademi merkeziyetçilik gibi farklı kavramları barındıran bir torba kelime oldu çıktı!

Ne mahzuru var diye soracaksınız, mahzuru, meselelerin adını doğru koymamızı zorlaştırıyor olması! Şimdi, kelimeyi ‘serbestleşmek’ anlamında kullanıyorsak ve varsa bir serbestleşen, onun ‘sanat’ değil, olsa olsa ‘sanatçı’ olduğunu söylerim.

-Ne demektir sanatçının serbestleşmesi?

Sanatçının serbestleşmesi sanatçının sanatını icra ederkenki özgürlüğüdür. Ressam resmetmek istediği objeyi ya da temayı veyahut kullanmak istediği tekniği seçmekte özgür müdür?

Yazar içinden geleni yazmakta özgür müdür? Müzisyen icra edeceği eseri seçmekte ve yorumlamakta özgür müdür?

Yönetmen sahneye koyacağı oyunu, rejisör filme çekeceği senaryoyu seçmekte özgür müdür? Sanattan bahsediyorsak, tartışma konuları bunlar olmalıdır. Sanatçının içrek özgürlüğünden, otosansür eğilimlerine, açık ya da örtülü yasaklara, eserinin beğenilmeme, kınanma korkusuna kadar, türlü faktörlerin irdelenmesini gerektirir.

-Sanatın merkezden çevreye yayılması, dedim ilk soruda. Ama sanırım bu ifade de tanıma muhtaç?

‘Sanatta merkez’ ancak üstün yeteneklerin sanata standart getirdiği bir kurumun varlığı söz konusu ise anlamlı olabilir,

Cumhuriyet’le birlikte halkın aşina olmadığı sanat türleriyle tanışmasını sağlayacak bir dizi girişim yapıldı. Devlet opera ve balesi, devlet filarmoni orkestrası, şehir tiyatroları, belediye sanat birimleri, konservatuarlar, halkevleri bu kapsamdadır.

-Sivil ya da vesayet yolu ile kurulmuş olsun, sanatçı için bütün iktidarlar ‘bir’ ve ‘düşman’ mı olmalıdır?

Sanatçının ‘iktidar’dan anladığı, işini bildiği gibi yapmasını engelleyen erktir. Bu erk her şeyden önce sanatın içinden, az önce konuştuğumuz ‘merkez’lerden çıkar

-Kültürel iktidar diye bir şey konuşuyoruz, nedir kültürel iktidar denen?

Dünyanın her ülkesinde, zamanın ruhu doğrultusunda kâh güçlenen, kâh zayıflayan, nitelik değiştiren, ‘sanatçı/kültürel’ elit ve iktidar vardır.

-Türkiye’nin ‘aydın’ sınıfını resmi ideoloji oluşturdu, diyebilir miyiz?

İsterseniz, Türkiye’nin ‘aydın’ sınıfını resmi ideoloji oluşturdu demeyelim de, Tanzimat’la başlayan/başlatılan, Batılılaşma sürecini içine sindiremeyenler olduğu gibi, şevkle benimseyenlerde oldu diyelim.

-Erdoğan içeride bir ‘iktidar’ figürüyken dışarıda BM gibi kurumlarla çatışan bir muhalif. ‘İktidar – muhalif’ okumalarını yerele sıkıştırmak doğru mu?

Kadim doğrular, ‘iktidar-muhalefet okumaları’ dediğiniz etkinler üzerinden yorumlanmazlar. ‘Doğru’ söyleyene göre ‘doğru’ olmaz! Siyasi iktidar ya da muhalefet, her kim dillendirse de ‘doğru’yu teslim etmek durumundasınız.

Filistinlilere reva görülen zulmü “oh, olsun” diye karşılıyor olsanız bile, Tayyip Beyin “one munite” çıkışını onurlandıracaksınız! Ya da dünyanın beş süper güç tarafından parsellenmesini doğru bulun,

Dünya beşten büyüktür” tesbitini alkışlayacaksınız! Aksi, hamakat değilse, sahtekârlıktır!

Bu ikinci grubun Avrupa ve ABD’de odaklanması, öykünmesi teşvik edilmişti, nitekim öyle de oldu. Bunların aralarındaki göreceli olarak daha iyi okumuş yazmış olanlara ‘aydın’ sıfatı yakıştırıldı, ‘münevver’ kelimesi muhafazakârlara tahsisli kaldı.

ERKEN SEÇİM ÖNGÖRÜYORUM

-‘Beyaz Türkler küstüler’ ve sonunda HDP’li mi oldular?

HDP’li filân olmadılar. Papaza kızıp, oruç bozdular ki, bu atar ergen tavrını biz daha önce de yaşadık. Kürtlere bayıldıklarından değil. Hamiş: Bayılmış olsalardı zaten işler bu hale gelmezdi. Bir de sorun bakalım, Beyoğlu’nu “işgal eden” Suriyeliler hakkında ne düşünüyorlar.

-HDP Batı’da kucaklaşma, 21. yy değerleri derken; Doğu’da 20.yy’ın ilk çeyreğini anımsatan ulusçu söylemlere mi hapsoluyor?

. Özgür Gündem arşivine girin. Mehdi Zana gibi dönemin kamuoyu önderlerini okuyun. Sağcı söylem istiyorsanız, Ahmet Türk’ün müktesebatına göz atın. Hâsılı, tarih sıçrama yapmıyor, bugünden yarına değişmiyor.

-Kılıçdaroğlu % 60’lık kutuptan bahsetti. Bu karşıtlık üzerine kurulmuş bir hareket(sizleştirme) çabası mı?

Son tahlilde öyle. Gerçekçi bir toplumsal değerlendirmeye  Kılıçdaroğlu’nun  donanımı müsait değil. Daha da acıklı olan, âlemin gözündeki çöpü görürken, kendi gözündeki merteği fark edemeyecek kadar tutkulu bir tipoloji olması.

-Ne öngörüyorsunuz bundan sonrası için?

Erken seçim öngörüyorum. Milletin aklını başına toplayacağını, çoluğunun çocuğunun geleceğini ön plana alacağını umuyorum. Bakın, bizimki gibi anı yaşayan, atar ergen sendromunun kural olduğu toplumlarda “kutuplaşma” bile uzun ömürlü olmaz. “Paçozluğun” varoluş niteliklerinden birisi de kaypaklıktır.

Anlık çıkarını kollayacağı için, bugün fena halde milliyetperverdir, yarın bir bakmışsınız kozmopolit ses vermiş! Gayri, eşref saatinin gelmesini bekleyeceğiz!

.SANATÇININ ÖDEDİĞİ ‘BEDEL’ YALNIZLIĞIDIR

Bakın, sanatın olmazsa olmaz şartı özgünlüktür. Neşet Ertaş’ı, Nazım Hikmet’i, Niyazi Sayın’ı düşünün. Sanatçı, bırakın mahalle baskısına boyun eğmeyi, gelir geçer toplumsal yargılara, hatta zamanın ruhuna bayrak açacaktır.

DÜŞMANIMIN DÜŞMANI DOSTUMDUR!

AK Parti faktörü ortadan kalksa karşı ‘odaklar’ın makul bir ittifak yapabileceklerini mi sanıyorsunuz!  İran’da Şah’a karşı, Tudeh ile Devrim Muhafızlarının ittifak ettikleri günleri hatırlayın! Bu yaşadığımız da fevkalâde sıradan bir “düşmanımın düşmanı dostumdur” sendromudur.

HOŞÇA VE DOSTÇA KALIN

Share
539 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

8+2 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Bu Kayalıklara İlçe Kurulmaz Demiştik Ama Bizi Yanılttılar

    18 Eylül 2018 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    90’lı yılların sonu, 2000’li yılların başıydı. Yusufeli ilçesinde Yusufeli Barajı ve HES inşaatı ve bu inşaat sonrasında Yusufeli ilçesini sular altında kalacak olmasının tartışmaları yaşanıyordu. O dönem DSİ Çoruh Projeleri 26. Bölge Müdürlüğü’nde basın sorumlusu olarak çalışmaktaydım. Tartışmaların odağındaki bir kurumda tam da tartışmaları takip eden birimdeydim. Bu vesile ile de sık sık Yusufeli ilçesine gidip gelirdim ve ilçedeki genel kanaati ölçme şansı bulurdum. Hatta yeni Yusufeli ilçe merkezine ilişkin yapılan araştırmaları ve o bölge...
  • Artvin’de Otobüs Keyfi Yaşanıyor

    14 Eylül 2018 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Şehirleri şehir yapan unsurların başında hiç kuşku yok ki şehir içi taşımacılıkta otobüslerin kullanılmasıdır. 90’lı yılların sonuna kadar Artvin şehir içi taşımacılıkta alternatife sahip bir ildi. Hatta şehir içi dolmuş hatları yok iken bile Artvin’de şehir içi taşımacılık konusunda halkın taşınması işlemi otobüsler ile yapılırdı. 90’lı yılların başında şehir içi dolmuşların devreye girmesi ile birlikte şehir içi taşımacılıkta Artvin’de iki alternatif var idi. Biri belediye otobüsleri, diğeri ise şehir içi dolmuşlardı. Dr. Emin Özgün’ün başkan...
  • Artvin’deki Köpek Saldırısı Görüntülerin Ulusal Yansıması

    11 Eylül 2018 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Geçtiğimiz Pazar günü ulusal medyaya bildiğiniz üzere bir görüntü yansıdı. Maalesef hepimizin içini acıtan bu görüntüler ilimizin de kötü reklamı oldu. Konuyla ilgili olarak dün yazdığım yazımda değerlendirmelerde bulunmuştum ve konuyla ilgili olarak yapılanları anlatmıştım. Bugün ki yazımda bu görüntülerin ulusal yansıması, Artvin ile ilgili yanlış anlaşılmaları düzeltilmesi ve yapılanlara ilişkin bilgiler aktaracağım. Bunları yapmadan önce de köpeklerin sahibi ile yaptığım görüşmeyi de sizlere aktarmak istiyorum. Nihayetinde bizler gazetec...
  • Yerel Medyaya Sahip Çıkıyor musunuz?

    07 Eylül 2018 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Evet, iğneyi kendimize batırdık birazda çuvaldızı Artvin halkına batıralım ve önemli bir konuyu bugün ki yazımızda ele alalım. Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu Başkanı Nuri Kolaylı tarafından yapılan bir açıklama ve tespitten bahsedeceğim bugün ki yazımda. Önemli tespitleri içeriyor. Hani, her birinizin başı sıkıştığında ya da tanıtılmak istediğinde veya şirketlerinin açılışlarını halka duyurmak için zaman zaman ihtiyaç duyduğu, en çok da Artvin’in sorunlarının gündeme getirilmesi noktasında dert yandığı o yerel medya var ya onun sorunlarında...