logo

İSLAMDA BİLGİ TELAKKİSİ


Erhan Kırmızı
erhankirmizi@08olay.com

 

İlme’l-Yakîn, denizin varlığını bilmemiz,

Ayne’l-Yakîn, denizi görmemiz,

Hakka’l-Yakîn, denize girmemiz,

Bilgi , “Akıl ve duygularla zıddına ihtimal verilmeyecek şekilde eşyanın mahiyetini olduğu gibi idrak etmek ve birbirinden ayırt etmektir.” İlim, “Kadîm” ve “Hâdis” olmak üzere ikiye ayrılır.

1.KADÎM İLİM: Allah’ın zatı ve zatı ile kâim olan sıfat ve esma ilmidir. Allah’ın isim ve sıfatları Allah’ın zatı ile kâim olduğu için bununla ilgili ilim de Allah’ın “Alîm” ismine dayanarak kadîm olmuş olur.

2.HÂDİS İLİM: Yaratılanların varlıklarla ilgili iktisâbî, yani daha sonradan kazandıkları bilgileridir. Bu bilgi de “Zarurî” ve “Nazarî ve İstidlâlî İlim” olmak üzere ikiye ayrılır.

2.1 ZARURİ BİLGİLER: İnsanın duyular ile ilk anda elde edeceği ve delile ihtiyacı olmayan bilgi zarurî bilgidir. Ayrıca aklın ilk anda kabul edebileceği ve yanlışlığına ihtimal vermeyeceği bilgiler de zaruri bilgilerdir.

Zaruri bilgi kendi arasında altıya ayrılır:

2.1.1 Bedihiyat (herkesçe binen açık): Doğruluğu kesin belli olan hususları kapsar. “Bütün parçasından büyüktür” gibi. Bu bilgiler herkesin itiraz etmeden kabul edebileceği temel bilgilerdir.

2.1.2 Fıtriyyat (doğal olarak doğru): Zihin, tasdike, süratle yaptığı bir kıyas sonucunda ulaşır.  [1]Yaratılışa uygun olan ve olması gerekeni belirleyen bilgilerdir. Sayılar ve rakamlar fıtrî olan şeylerdir. “Bir tek, iki çift sayıdır” gibi önermeler böyledir.

2.1.3 Müşâhedât (gözlem): Beş duyusu normal olan insanların hisleri ile kazandıkları ve müşahedeye dayanan bilgilerdir. “Ateş yakıcıdır” gibi bilgiler. Açlık, susuzluk ve acı hissi veren hususlar Müşâhedât kısmına giren zaruri bilgilerdendir.

Müşahedat dışa ait bir gözleme dayanıyorsa, hissiyat diye adlandırılmaktadır. İçe ait gözleme dayanıyorsa vicdaniyat adını almaktadır.[2]

2.1.4 Mücerrebât (deney): Kişinin tecrübe ile kazandığı bilgilerdir. “Sert yerlere vurmak insana acı verir” gibi tecrübe sonucu kazanılan bilgiler bu nevi bilgilerdir.

2.1.5 Mütevâtirat (çoğunluğun aktardığı bilgi):  Bir araya gelip yalan bir haber yayma konusunda karar vermeleri aklen mümkün olmayan bir çoğunluğun verdiği haberlerdir. [3]Mekke’nin ve İstanbul’un varlığı gibi yalan üzerine ittifakları mümkün olmayan bir topluluğun verdikleri haberler bu nevi zaruri bilgileri içerir.

2.1.6 Hadsiyyat (ansızın gelen doğru bilgi): “Her eser ustasının varlığına delildir.” “Bir harf kâtipsiz olmaz, bir iğne ustasız olmaz ve bir köy muhtarsız olmaz” gibi aklın bir anda doğruluğuna intikal edeceği bilgiler de zaruri bilgilerimizi oluştururlar.

2.2 NAZARÎ VE İSTİDLÂLİ BİLGİLER: Akıl sahibi olan insanların düşünme ve araştırma sonucu kazandıkları bilgilere denir. Bu nevi bilgilere “Kesbî” bilgiler de denir. Bu nevi bilgiler de “Yakînî Bilgi” ve “Zannî Bilgi” olmak üzere ikiye ayrılır.

2.2.1 Yakînî Bilgi (Yakîniyyat): Yakîn, “Kesin Bilgi” demektir. Doğruluğu kesin olan ve yanlış olma ihtimali olmayan bilgilere “Yakînî Bilgi” denilmektedir. Bu bilginin de üç mertebesi vardır:

İlme’l-Yakîn, ateşin varlığını bilmemiz, denizin varlığını bilmemiz,

Ayne’l-Yakîn, ateşi görmemiz, denizi görmemiz,

Hakka’l-Yakîn, ateşte yanmamız, denize girmemiz,

2.2.1.1 İlme’l-Yakîn: Akıl ve naklin, nazar ve haberin ifade ettikleri manalara denir. Bir şeyi ilim ve delil ile kesin olarak bilme, tanıma, kabul etme; aksi mümkün olmayan açık, kesin ve sağlam bilgilerdir. Kitabî bilgilerimizin çoğu teorik ve ilmî bilgilerdir. Bunların tümü İlme’l Yakîn bilgilerimizi oluştururlar. Yine dumanın ateşe delaleti de İlme’l Yakin bilgidir. Dünyanın yuvarlaklığını bilmemiz ilmin bu mertebesidir.

2.2.1.2 Ayne’l-Yakîn: Hissin ve müşahedenin verdiği bilgidir. Göz ile görmektir. “Ateşi görmek” Ayne’l- Yakîn bir bilgidir. Uzaydan dünyayı görmemiz dünyanın yuvarlaklığı konusundaki bilgimizi ilme’l yakînden ayne’l yakîn mertebesine çıkarır. Yine İstanbul’u veya Tokyo’yu görmek gibi bilgiler de bu nevidendir. Hz. İbrahim’in (as) “Yarabbi! Ölüleri nasıl diriltirsin?” sorusunu sormasının sebebi bu konudaki bilgisini “Ayne’l-Yakine” çıkarmak içindir.

2.2.1.3 Hakka’l-Yakîn: Araştırma, deliller ve tecrübe neticesi olan ve eşyanın hakikatine ulaşma sonucu hâsıl olan kesin bilgidir. Böyle bir bilgi kişiyi iknâ eder, müşahede ve denemeye dayanır. Bilginin en yüce mertebesi budur. Ateşin yakıcı olduğunu tecrübe etmekle beraber yakıcılığının mahiyetini, ısının derecelerini ve fonksiyonlarını bilmek ateşi hakka’l-yakîn tanımak demektir. Hakka’l-yakîn bizzat yaşamak demektir. Ankara’yı görmek ayne’l-yakîn, Ankara’da yaşamak ise Ankara’yı hakka’l-yakîn tanımak demektir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde yakînin mertebelerini haber vermektedir. Tekâsür Suresinde Kabir meselesini ve kabir azabını haber verirken “Kabre girince bileceksiniz. Sonra kıyamette yine bileceksiniz. Keşke dünyada ‘İlme’l-Yakîn’ bilseydiniz. Cehennemi kabirde göreceksiniz. Sonra da ahirette ‘Ayne’l-Yakîn’ tekrar göreceksiniz. Sonra da mahşerde size verilen nimetlerden kesinlikle hesaba çekileceksiniz” Vakıa suresinde ise cehenneme girerek azabı tadanların durumunu anlatarak şöyle buyurur: “Allah’ın ayetlerini yalanlayan sapıkların sonu cehennem ateşine atılmaktır. İşte o zaman ‘Hakka’l-Yakîn’ cehennemi bileceksiniz” buyurarak hakka’l-yakîn mertebesinin bizzat yaşamak olduğunu ifade etmektedir. Hakka Suresinde ise kâfirlerin tüm dostlarından ayrılarak büyük bir pişmanlık ve hasreti yaşayacaklarını ifade için “onlar bunu ‘hakka’l-yakîn’ bilecekleri” ifade edilir.

2.2.2 Zannî Bilgiler (Zanniyât): Kesinliği henüz ispat edilemeyen tahmine, teoriye ve hipoteze dayanan doğruluğu %50’nin üzerinde bir ihtimale dayanan; ama yanlış olma ihtimali de olan bilgilerdir. Bunlar da altı kısma ayrılır:

2.2.2.1 Meşhurât:  Yaygın kanaatlere verilen addır. [4]Her insanın kabul ettiği şeylerdir. “Adalet iyidir, zulüm kötüdür.” “Sokrat büyük bir filozoftur” gibi bilgiler böyledir. Bu gibi hususlar meşhur bilgilerdir.

2.2.2.2 Müsellemât: Muhatapça kabul edilen önermelerdir. Hz. Peygamberin (sav) miracına itiraz eden bir Hıristiyan’a Hz. İsa’nın (as) göklere ref’ini delil getirmek gibi karşı tarafın itiraz edemeyeceği hususlara Müsellemât denir.

2.2.2.3 Makbûlât: Uzmanlık gerektiren konularda bir uzmanın verdiği bilgilere dayanılarak ortaya konan hükümlere verilen addır. Bir hekimin ihtisas alanı bu türden bir bilgi olmaktadır. [5]Otorite sayılan ilim adamlarının ve meşhurların sözlerinin kabul görmesi gibi hususlara Makbûlât denir. Hz. Ömer’in (ra) “Adalet mülkün temelidir” sözü gibi.

2.2.2.4 Muhayyelât: Yanlışlığı bilindiği halde psikolojik olarak kullanılır. “Bal iğrenç bir kusmuktur” gibi.

2.2.2.5 Vehimiyât: Vehim ve hayal mahsulü olan ve gerçeklerle ilgisi ve alakası olmayan şeylere denir. “Her varlık yer kaplar. Allah da bir varlıktır. Allah da bir yer kaplar” demek vehimiyattandır. Aynı şekilde “Allah’ı kim yarattı?” veya “Allah kendisinden büyük bir şey yaratabilir mi?” gibi sorular da vehimiyattır ve hayal mahsulü şeylerdir.

2.2.2.6 Zanniyât: Zanna ve tahmine dayanan ve tahmini olarak söylenen şeylerdir. Gece duyulan bir tıkırtıyı hırsız zannetmek ve sallanan bir ipi yılan zannetmek ve korkmak gibi şeyler bu kısma girer.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde inkârcıların inkârlarının zan ve tahmine dayandığını ifade eder. Zan ve tahminin ise gerçek karşısında hiçbir değerinin olmadığını belirtir. Bu konuda şöyle buyurur: “Zalimler Allah’ın huzuruna toplanmayacaklarını zannettiler.” “Kıyametin geleceğini zannetmeleri” Kur’ân-ı Kerim “Firavunun Hz. Musa’nın peygamber olmadığını zannettiğini Yahudilerin Hz. İsa’yı öldürdüklerini zannettiklerini ve bu konuda kesin bilgilerinin olmadığını ifade etmektedir. Yine insanların çoğunun zanna uyduklarını ve insanların çoğuna uyacak olursak onların inananları Allah yolundan saptıracaklarını Zannın çoğundan kaçınmak gerektiğini ve zannın bir kısmının günah olduğunu inkârcıların bilgilerinin olmadığını ve zanna  kapıldıklarını, zannın ise hak ve gerçek karşısında hiçbir değerinin olmadığını ifade etmektedir.[6]

[1] http://abdullahbaran.blogcu.com/felsefe-1/4595963

[2] http://abdullahbaran.blogcu.com/felsefe-1/4595963

[3] http://abdullahbaran.blogcu.com/felsefe-1/4595963

[4] http://abdullahbaran.blogcu.com/felsefe-1/4595963

[5] http://abdullahbaran.blogcu.com/felsefe-1/4595963

[6] KAYA, M.Ali, İslam İnançları Ve Felsefesi,s.22-24, Turhal–2008

Share
244 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

1+3 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Muhtarların Görev, Yetki ve Sorumluluklarını Biliyor muyuz?

    22 Ekim 2017 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Geçtiğimiz Perşembe günü Türkiye’de Muhtarlar Günü kutlandı. Kutlamalar dolayısıyla Artvin Valisi Ömer Doğanay, muhtarlara bir de yemek verdi. Yemeğe bende katıldım. Muhtar değilim ama basın mensubu olarak bu yemekte yer aldım. Valimiz ile aslında sık sık özel sohbetlerde bir araya gelmemize rağmen bir türlü haberlere katılamıyordum, bu sefer katılalım dedik. İyi de yapmışız. Gerçekten sıra dışı bir Valimiz var. Valimiz tam bir devlet adamı. Devlet ciddiyetini her yerde korumanın yanı sıra devletin şevkatlı elini de gösteren bir kişilik. Ken...
  • Marksizmin Ekolleri (Mezhepleri)

    21 Ekim 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Özet: *Marksizm, bilimsel sosyalizm ve komünizmin kurucusu Karl Marx'ın ve Friedrich Engels'in çalışmalarından çıkarılan insanlığın özgürleşmesiyle ilgili bir düşünce sistemi ve ideoloji. *Leninizm işçi sınıfını odak noktası olarak kabul eder. *Maoizm’de Çinde işçi sınıfı olmadığı için köylüler işçi sınıfı yerine konmuştur. *Cheizm’de İşçi ve köylü sınıfı birlikte hareket eder. *Marksizm’in bu ideolojileri İslamdaki mezheplere benziyor. İslam bir tane olduğuna göre mezhepler niye var diyenler, Marksizmdeki bu farklı ideolojileri ...
  • İki Röportajla İSME Dosyasını Kapatıyorum

    19 Ekim 2017 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Bildiğiniz üzere Bodrum’da düzenlenen Madencilik ve Çevre Sempozyumu’nda düzenlenen Madencilik ve Çevre Sempozyumu (İSME 2017) de gerçekleştirdiğimiz röportajlardan bir bölümünü yayımlamıştım. Şimdi son iki röportajla İSME 2017 dosyasını kapatıyorum. Bu röportajlardan biri alanında ülkemizin aranılan akademisyenlerin Prof. Dr. Hürriyet Akdaş hocanın açıklamalarını içeriyor. Bir diğeri ise ise iş dünyasından iki röportajı içeriyor. Yine her zaman olduğu gibi yorumsuz bir biçimde sizlere aktarıyorum. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Öğretim G...
  • Öküz Mehmet Paşa

    19 Ekim 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      “Bir Nalbant Çocuğu Başbakan Oluyor” 17. asır kıymetli devlet adamlarından Öküz Mehmet Paşa, Sultan I. Ahmet Han'ın vezirlerinden ve damatlarındandır. “Vezir” ve “Damat" Mehmet Paşa olarak da bilinir. Sultan I. Ahmet ve II. Osman dönemlerinde, ilkinde iki yıl, ikincisinde on bir ay olmak üzere iki defa “Sadrazamlık” makamına getirilmiştir. Hakkında “edip ve vakur, vezir-i sahib-i şu’ur” denmiştir. 1621 senesinde vefat etmiştir. Asıl lakabı “Oğuz” olmasına rağmen eski yazıdaki kef ve kaf harflerinin karıştırılmasından dolayı muha...