logo

reklam

İslam ve Terörizm


Melih Sıddık Dalkılıç
melih_dalkilic@08olay.com

Tüm Selamların Yegâne Sahibinin Adıyla BİSMİLLAH

Varlığım kudreti elinde olan ALLAH’a hamd olsun, yeniden yazmak nasip oldu. Yazıyı kaleme aldığım dakikalarda saat 02.12’i göstermekteydi. Aklımda olan birkaç konudan hangisini yazayım derken
yakın zamanda TRT de yayınlanan bir belgesel dizisi aklıma geldi. “Asya’nın Kandilleri” youtube sağ olsun, hemen buldum aradığım belgesel dizisini ve ilk olarak Ahmet Yesevi’den başlayayım dedim. Bir yandan Ahmet Yesevi’yi dinliyorum bir yandan da yazımı kaleme alıyorum.

İçinde bulunduğumuz Ramazan ayının hakkında yazı yazmadığımı hatırladım ve bu ayın uhrevi yatı üzerine yazayım dedim. Öyle ki insan olduğumuzu unutur oluyoruz bazen, çıkarlarımız ne doğrultudaysa o şekilde hareket ediyoruz. Sanayi çağından sonra hızla gelişen teknoloji çağına sanırım ayak uyduramadık. Paranın bütün maddi ve manevi duyguların üzerine çıktığı bu dönemde para için can verir olduk. Peki para kazanayım derken neleri kaybediyoruz. Hiç düşündünüz mü? İnancım ve itikattım gereğince uykudan uyanır gibi ahirette hayat bulacağımızdan eminim. Sonsuzluğun korkusunu damarlarımda işitirken, hesap vereceğimi hatırlar oldum. En küçük hataların bile sonucuna katlanırken. Güya gizli kalan ya da aşikâr yaptığımız zülüm ve yanlışların sizce bedelini ödemeyecek miyiz.?

Asya’nın Kandillerinin aydınlattığı dünya evinin nimetlerinden yararlanıyoruz. Özellikle Ahmet Yesevi’nin açtığı bu yolda bin yılı aşkın süredir, dünyaya yön vermiş ve şu anki medeniyetin temellerini atmışızdır. O dönem pek bilinmeyen Yessi şehrinden ve Türkistandan uzun süre ayrı kalan Yesevi ilim ve maneviyatı harmanlayıp, kurtuluşun ancak nefsi terbiye etmekle olduğunu talebelerine aktarmıştır. Türk milleti olarak Kadının erkekle eşitliğini savunmuş hatta zikirlerinde kadınları da bulundurmuştur. O dönem kendisini eleştiren Bağdat ve Maveraül Nehir alimlerine bir hokka göndermiş olup, bu hokkanın içinde hem ateş hem de pamuk vardır. Ancak ateşin pamuğu yakmaması Yesevi’nin bu alimlere cevabı olmuştur. Günümüze kadar yetişen neredeyse bütün Türk alimleri ve tasavvufçuları hep Yesevi’nin yolundan gelmiştir. Yüz yıllardır bütün alimler ve şairler büyüklüğünü dile getirmiş ve hikmet okuyucuları hala onun öğretisini yayıyorlar.

Peki günümüzde neden “İslam’ın” adı terörizmle anılır oldu? Aslında cevabı çok basit, İslam’ın ilk emri olan “oku” emrinden bihaber yaşadığımız için. ALLAH ın ilk yarattığı madde olan kalemden uzaklaştığımız için bu haldeyiz. Batı dünyası maddeyi bir yerden başka bir yere ışınlamasını konuşurken biz hala birbirimizi katletmekle meşgulüz. Ne yazık ki dünyanın hiçbir zaman görmediği ve belki de hiç göremeyeceği Zulmü bütün Müslüman coğrafyasında görüyoruz. Aklımın almadığı bir konu ise bütün İslam alemi bunu bildiği halde sessiz kalması ve bu durumu kendi kaderi sayması. Beyler bu bizim kaderimiz değil! Zalime boyun bükmek bizim dinimizde yok. İsmi Selam kökünden yani Barış kökünden gelen bu din nasıl olur da terörizmle anılır. Anlaşılır değil.

Demem o ki; bir kişiden bir şey olmaz demeden, elimizden gelen neyse onu yerine getirelim. Kaçınılmaz kaderimiz olan “Ölmü” hatırlayıp hesap gününün varlığı üzerine emin olup kendimize çeki düzen verelim. Bütün dünyanın pisliğe battığını fark edip; ALLAH yolunda kalem ile cihat edelim. Yazalım, okuyalım, icat edelim. Olmaz diye bir şey yok. Hatta dinimiz bunu emrediyor. İlim Çin’de dahi olsa gidin alın diyor. Bugün siyaset yapmayacağım ama 50 yıl dini yasaklanan bu toplum ancak yeni yeni kendine geliyor. Hatırlarım 15 sene evvel ben daha ergen delikanlıyken Cuma namazlarında camiler boş olurdu. Şimdi Artvin merkez dahil bütün Türkiye’de camilerde yer bulunmuyor. Caddelere dolup taşıyor. Evet gelecekten umudum var mı? Var. Katar hala dik durdukça Türkiye dik durdukça, Pakistan dik durdukça hala umudum var. Gün gelecek. Biliyorum o gün gelecek, belki çok yakın belki biraz uzak ama o gün gelecek. Kudüs’te ve bütün İslam coğrafyasında huzur bina edilecek. ALLAH ın vaadi Hakktır ve o vaat gerçekleşecektir. Başka bir yazımda görüşmek dileğiyle…

Etiketler:
Share
451 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+9 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Sosyal Medyada Duyduğumuz Her Bilgiyi Hemen Paylaşmamak Gerek

    17 Temmuz 2018 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Sosyal medya doğru kullanıldığı zaman çok yararlı bir iletişim aracıdır ancak yanlış kullanılır ise de inanılmaz büyük zararlar veren bir iletişim aracı haline döner. Zaman zaman sosyal medyanın zararlı etkilerine şahitlikte yapıyoruz. Bu yazıyı yazmaya sabah saatlerinde sosyal medyada dolanan bir haberin doğrulanamamasından sonra karar verdim. Öncelikle konuyu bir sizinle paylaşayım. AK Parti’den 24-25 ve 26. Dönem milletvekilliği görevinde bulunan Dr. İsrafil Kışla’nın Milli Eğitim Bakanlığı’nda Bakan Yardımcılığı görevine atandığına da...
  • Dört tarz-ı İslam

    10 Temmuz 2018 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      İslam elbette tek bir dindir. Fakat kabiliyetlerin farklı olmasından dolayı bu tek din farklı tarzlarda algılanmıştır. Devlet İslam’ı: Baskıcı özellikler taşır. Ebu Hanife ve Ahmet bin Hanbel Devlet İslam'ının baskıları sonucu şehit edilmişlerdir. Halk İslam’ı: Daha serbest, kolay ama hurafeler barındırabilen bir İslam tarzıdır. Tasavvuf İslam’ı: Daha dindar bireyler yetiştirir, ama taassuba düşülerek saplantılar içine girebilen bir İslam tarzıdır. Kitabi İslam: Kılı kırk yaran, düşünsel yönü ağır basan İslam’dır. Temsilci...
  • Şeriat nedir?

    08 Temmuz 2018 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      En çok tartışılan kavramlardan biri de “şeriat.” Bu konuda birçok kişinin kafası bir hayli karışık. Anlamını bilen de konuşuyor, bilmeyen de. Kaynak: https://twitter.com/hashtag/herkesi%CC%87cinadelet Birisiyle karşılaşıyorsunuz. Namaz kıldığından, oruç tuttuğundan söz ediyor. Sohbetiniz sürüyor ve sonunda, şeriatın en önemli iki emrini yerine getiren bu adamın, şeriata karşı olduğunu görüyor ve hayret ediyorsunuz. Bir başkasıyla görüşüyorsunuz. Şeriatı hararetle savunuyor. İç alemine, ibadet dünyasına iniyorsunuz, İslam’...
  • Yeter Artık İdam Şart

    04 Temmuz 2018 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Geçtiğimiz Şubat ayında yazdığım bir yazıyı son günlerde yaşanan çocuk cinayetleri ve istismarları haberlerinin yeniden gündem olması nedeniyle bende yazımı yenilemek istiyorum. Türkiye’deki durumu maalesef ki gözler önüne seren ve artık mevcut yasaların yetersiz olduğunun kesinleştiği ve bu yasalarla olayların önüne geçilmediğinin ayan beyan ortada olduğu bir durumda maalesef ki yazımı yeniden yayınlamak durumundayım. Bu konuyu yeniden gündeme getirmeye devam edeceğimi belirterek Şubat ayında yazdığım yazıyı yenilemek istiyorum. Tam yeri ve za...