logo

İSLAM DEVLETİ


Erhan Kırmızı
erhankirmizi@08olay.com

 

Tek Ümmet, Tek Devlet, Tek Halife

(Not: Beşir Eryarsoy’un İslam Devlet Yapısı adlı eserinden yararlanılarak hazırlandı.)

1.İSLÂM’IN DEVLET İLE İLGİLİ KURALLARININ BAZI ÖZELLİKLERİ

A) Hükümlerin Esnekliği

İslâm’ın devlet yapısı ile ilgili hükümleri gerçekten onun Kıyamete kadar uygulanabilir bir özellikte olduğunun ifadesidir. Çeşitli çevre ve şartların toplumları bu hükümleri, kendi çevre ve şartları içerisinde uygulamakta zorluk çekmezler.

İslâm’ın devlet yapısı ve bu yapı ile ilgili olarak koyduğu hükümler, asıllarında hiçbir değişiklik göstermeksizin, her zaman ve yer için uygulanabilecek özelliktedir. Ve bu özellikler bu yüce dinin ilâhî, son ve evrensel bir din olmasından gelmektedir.

B) Hükümlerin Azlığı

İslâm’da devlet düzeni ile ilgili hükümler oldukça azdır. Bu aynı zamanda hükümlerin esnek olmasının tamamlayıcısı durumundadır. İslâm, seçim tek dereceli veya çift dereceli olacaktır, diye bir hüküm koymaz. Fakat prensip olarak devlet yönetiminde söz sahibi olacak kimselerin belirlenebilmesi için raiyyenin, rızasıyla yöneticileri başa geçirmelerinin ifadesi olan ve bir çeşit seçim olarak değerlendirilebilecek genel bîr istişare ve bunun sonucunda bey’ati şart koşar. İlke olarak şûra ve bey’atin öngörülmesi ve bununla ilgili inceliklerin ele alınmayıp, “ehlu’1hall ve’Iakd”in içtihatlarına bırakılmış olması, hükümleri tabiî olarak azaltmıştır. Diğer taraftan bu durum prensiplere kolayca uygulanabilme, gerçekleştirilebilme özelliklerini kazandırır.

C) Hükümlerin Genellik ve Sürekliliği

İslâm’ın nas ile belirlenmiş hiçbir hükmü, özel veya belirli bir zaman için değildir. İslâm’da sosyal ve dinî mevkii ne olursa olsun, herkes âkil ve baliğ olmak şartıyla İslam’ın bütün emirlerine muhataptır. Hiç kimse bunların üstünde değildir, Bu emirlerden, bu hükümlere uymakta hiç kimse dışarda tutulmamıştır. Peygamber bile Kur’ân’ın hükümleri dışında olamaz.

Diğer taraftan İslâm’ın hükümleri belirli bir çağ için de değildir. Her çağın insanları aynı hükümleri yerine getirmekle yükümlüdür. Bizden öncekiler nasıl ve ne derece İslâm’ı uygulamaktan sorumlu iseler, bizler de aynı şekilde onlardan sorumluyuz. Bizden sonra gelecekler de öylece sorumlu olacaklardır.

D) Devlet ile İlgili Hükümlerin İslâm’dan Ayrılmazlığı

Açıkça anlaşılacak bir durumdur ki İslâm’ın, devlet ile ilgili olan hükümleri, İslâm’ın ayrılmaz bir bölümünü teşkil eder. Haliyle bu; yalnızca devlet ile ilgili olan hükümler için değil, İslâm’ın bütün hükümleri için söz konusudur.

“Rasulullah’a ödedikleri bir deve yularını bana ödemeyecek olurlarsa vallahi onlarla savaşırım” diyen Hz. Ebu Bekir’in bu kararlılığı neyin ifadesi idi acaba? Abdest alırken misvak kullanmadıkları için zaferin gecikebileceğini kabul eden ashâb, gerçekten İslâm’ı bütünüyle anlamış, onun ancak bütün olarak bir anlam ifade edeceğini kavramışlardı.

2.DEVLETİN UNSURLARI 

A) İnsan Unsuru 

İslâm Devletinin sınırlan içerisinde yaşayan ve İslâm kanun ve hükümlerinin kendisine uygulanmasını kabul eden herkes-bunlara inansın ya da inanmasın-İslâm Devletinin insan unsurunun fertleri arasındadır.

B) Toprak Unsuru 

İslâm toplumu için-bugünkü anlayışla çeşitli milletler için söz konusu edildiği gibi-yeryüzünün belidi bir parçası vatan olarak düşünülemez:. Çünkü İslâm anlayışına göre vatan, müslümanların inançlarını açıkça yaşadıkları ve tüm gereklerini kolaylıkla yarine getirdikleri alandır. Bu alanın, dünyanın şu veya bu yerinde olması fark etmez. Bu, İslâmın evrenselliğinin tabii bir sonucudur. “İslâm toprağı ile gayri müslim toprağını ayıran tek utken hâkimiyet ve yönetim farkıdır.”

C) Hâkimiyet Unsuru 

Allah Teâlâ’nın el-Esmâü’1-hüsnâsı’ndan (zatına has en güzel isimlerinden) bir tanesi de Hakîm’dir: Hikmetli, hâkim, hükmü kat’î anlamlarına gelir. Hikmet ve hâkim anlamlarıyla, Allah’ın güzel isimlerindendir.

İslâm’ın hâkimiyet kavramına getirmiş olduğu yorum, onun telkin ettiği inanç esaslarıyla yakından ilgilidir. Kur’ân’ın pek çok yerinde hâkimiyetin yalnız Allah’a ait olduğunu ve insanın ise ancak halîfe olarak Allah’ın hükümlerini uygulamakla görevli olduğunu bildiren âyetler pek çoktur ve oldukça kesin ve açıktır.

D) Devletin Kişilik Unsuru 

Her ne kadar İslâm hukuku müellifleri devletin kişiliğinden açıkça söz etmemişlerse de, devletin çeşitli mükellefiyetlerinin varlığından, görevlerinden söz etmişlerdir.

4.DEVLETİN FONKSİYONLARI

A) Teşri’ (Yasama)

Teşri’ yetkisi Allah’a ve belirlediği çerçevede Rasûlüne aittir.

Teşriî organının Kur’ân ve Sünnetin hükümlerine aykırı hiçbir karar alamamasına, kanun yapamamasına rağmen, yerine getirmesi gereken bazı görevleri de vardır. Bunla.

  1. Allah ve Rasulünün hükümlerinin bulunduğu bir yerde, bunların uygulanmasıyla ilgili kanunlar yapabilir, bunları uygun bir şekilde düzenleyebilir,
  1. Kur’ân ve Sünnetteki hükümlerin birden fazla anlama gelme ihtimali varsa, bunlar arasından birisini gerekçesiyle birlikte tercih edip yorumlayabilir.
  1. Hüküm bulunmayan konularda Kur’ân ve Sünnetin ruhuna uygun kanunlar yapar veya tercih edebilir.

B) İcra (Yürütme)

İslâm devletinin yürütme organı, devlet başkanı (halîfe) nin başkanlığında kurulacak hükümetten ibarettir. Allah’ın hükümranlığını bir emanet olarak elinde bulunduran bu organ, istisnasız herkesin refah ve saadeti için çalışmakla yükümlüdür.  Bu organın gerçek maksadı, İslâm’ın hükümlerini uygulamak ve pratik hayatında bunları kabule hazır bir İslâm toplumu oluşturmaktır.

Memurların tayin ve azli, gözetimleri, ordu komutanlığı, harb ilam, barış ve antlaşma yapmak, hüküm ve cezaların uygulanması, namaz ve hac velayeti, müslümanları İslâm’ın gösterdiği yüce hedeflere yöneltmek ve bunun için gerekli tedbirleri alma, bu organın görevleri arasındadır.

Bütün bunların yerine getirilmesinden ümmete ve Şûraya karşı devlet başkanı sorumludur. Devlet başkanı bunları yerine getirebilmek için gerek gördüğü kadar eleman (bakan) dan faydalanabilir.

C) Kaza (Yargı)

Adaletin dağıtımı, hak sahiplerine haklarının verilmesi, suçluların tesbiti ve gereken şekilde cezalandırılması, insanlar arasında çıkan anlaşmazlıkların çözümlenmesi gibi işlerin yerine getirilmesi için kaza gereklidir.

Kaza, halifenin atayacağı hakimler aracılığıyla yerine getirilir ve kesinlikle bağımsız yürütülür. Hakimlere herhangi bir şekilde baskı yapılıp adalet saptırılamaz.

D) Mâlî Tasarruf

Hz. Peygamber (S.A.V.) hâkim ve idareci tayin ettiği gibi, bulundukları bölgede zekâtı toplamak, toplanan zekâtı Kur’ân’ın gösterdiği yerlere harcamak, artanı da Beytülmâle göndermek için de memurlar tayin etmiştir. İslâm tarafından bu gerçekleştirilirken, dünyada malî tasarruf, bağımsız bir yetki ve kuvvet olarak bilinmiyordu.

Hz. Peygamber (S.A.V.) ve O’ndan sonraki dönemlerde de çeşitli gelir kaynaklarından (zekât, öşür, madenlerin humsu, haraç, cizye, ganimet, fey’) elde edilen servet, Kur’an’daki talimat ve Sünnette öngörülen uygulamaya uygun olarak dağıtılır, hak sahiplerine hakları verilir, umuma ait olan mallar da Beytülmale gönderilir, artan da halka belli ölçülere göre ve adil esaslar çerçevesinde dağıtılırdı.

Çeşitli kademelerdeki mal memurları halife tarafından tayin edilir. Fakat bu onların bağımsızlıklarını etkilemez. Halife kendiliğinden ve zorunlu olmadan vergi koyamaz. Bunu ancak Şûranın kararıyla yapabilir. İslâm’ın benimsemeyeceği hiçbir malî tasarrufta bulunulamaz.

E) Kültürel (Harsî) Fonksiyon

Bununla İslâm’ın Allah kelâmının bu dünyada üstün gelmesini hedef tutan varlık sebebini kast ediyoruz. Öncelikle müslüman hükümetin görevi, günlük işlerinde yalnız İlâhî kanuna uymak değil, İslâm’ın neyi temsil ettiğini başkalarına tanıtmak için yabancı memleketlere de İslâm’ı tebliğ etmektir.  Elbetteki öncelikle kendi sınırları içerisinde yer alan müslümanların her konuda aydınlatılmaları için bir eğitim ve öğretim program ve politikası, mutlaka İslâm Devletinin yetkili organları eliyle uygulanmalıdır. Çünkü “ilim tahsili, kadın, erkek her müslümana farzdır.” Bu farzın da diğer mükellefiyetler gibi yerine getirilmesini kolaylaştırmak, devlet yöneticilerinin başta gelen görevlerinden olduğu şüphesizdir.

F) Murakebe (Denetleme)Yetkisi

Yöneticileri murakebe etmek, onlara doğru yolu göstermek ve iletmek, bütün ümmetin görevidir. Bu görev İslâm Devletinde, ümmeti temsil etmek üzere Şûra Meclisinin üyeleri ve İslâm âlimleri tarafından yürütülür.

Kur’ân ve Sünnette bunun dayanakları pek çoktur. Müminler arasında iyiliği emr eden, kötülükten sakındıran bir topluluğun var olması, Allah’ın emirleri arasındadır. [240] Râşid halîfeler başa geçtiklerinde ve sırası geldikçe, kendilerini yanlış uygulamalarından dolayı uyarmalarını müslüman cemaatten istemişlerdir.

Peygamber (S.A.V.) de bu konuda şöyle buyurarak bu yetkinin sınırlarının genişliğini anlatmıştır:

“Din, ancak öğüttür.” Sahabeler:

“Kimlere ya Rasulullah?” deyince O da:

“Allah’a, Kitabına, Peygamberine müslümanların yöneticilerine ve müslümanların hepsine” diye cevap verir.”

İslâm Devleti’nin fonksiyonlarına dair açıklamalar daha da genişletilebilir. Ancak bu çalışmanın hacmini aşacağından, bu kadarıyla yetinmek zorundayız.

5.TEK ÜMMET, TEK DEVLET, TEK HALİFE

İslâm ümmeti tek bir ümmettir. Bu tek ümmetin tek bir siyasal birliği yani devleti ve tek halifesi olur. Ümmetin aynı zamanda iki halifesinin olamayacağı konusunda İslâm âlimleri ittifak halindedir, bu konuda icmâ gerçekleşmiş bulunmaktadır.

Share
#

SENDE YORUM YAZ

10+1 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Tarikatlar konusunda iki aşırı uç nokta

    24 Ocak 2018 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Özet açıklama Günümüzde tarikatlarla ilgili olarak birbirine zıt olan aşırı iki görüş vardır; 1.“Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.” 2.“Tarikat şirktir” Bu görüşlerin her ikisi de yanlıştır. “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” cümlesinden eğer mutlaka bir tarikata girmek gerektiği kastediliyorsa yanlıştır. Ama şeyh kelimesinden rehber (Peygamberimiz ve Kur’an) kastediliyorsa bu söz doğru olur. Tarikat şirktir sözünden eğer şeyhe masdar (kemalatın kaynağı yani Nurları Allah’dan değil şeyhin kendisinden bilmek) gözüyle bak...
  • Kullanıldığın Kadar Kullanmak, Kullanmadığın Kadar Kullanamamak

    23 Ocak 2018 Gamze Boynueğri, Köşe Yazıları

    Hayatın nazı mı dersiniz? Yoksa cilvesi mi? Belki de işvesi... Ama yoktur bunun ne yazık ki işlenesi, işleve konulup da işlev göresi bir hali ahvali... Dalıp dalıp gidiyorum uzak diyarlara... Öfkem ona keza ama yok mudur birde bunun sabrının olduğu kadar selameti de? Deyip eklemeden yapamıyorum... Çok denedim, hem de akla ziyan boyunca olmuyor... Sanırım olmayınca, olmuyor çok daha fazla üstelemeden bazı şeyleri geçiş yapmak gerek... Peki, ya kişinin iç sesi? Şuracık da çıkıp da hadi isyan ederse... Hadi feryat, figan edip de "hayır bu sen deği...
  • Eğitim-Bir-Sen’ in Kuruluş Felsefesi

    23 Ocak 2018 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Millî Gazete’nin, 25 Temmuz 1992 yılında Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Mehmet Akif İnan'la yaptığı röportajda Eğitim-Bir-Sen’in kuruluş felsefesine de değinmiş. Bu söyleşiden seçtiğim bazı pasajları aşağıya aktardım. O zaman Eğitim-Bir-Sen sanki biraz daha idealmiş gibi. Eğitim-Bir-Sen’in o günkü kuruluş felsefesine asli safiyetine selam olsun. "Sendikamızı geniş bir tabana oturtmak amacındayız; belli bir hizbe, belli bir gruba, belli bir siyasi partinin çevresinde bulunmuş olmakla yetinmeyip kanatlarını geniş açmış, bizi benimseyen...
  • Zeytin Dalı Harekatı Yeni Bir Çağın Başlaması Demek

    22 Ocak 2018 Köşe Yazıları, Selim Çiftçi

    -ABD nin malum baskı ve aldatmacalarına rağmen Türkiye Afrine de girdi. -ABD geri adım attı. -ABD dünya düzeni çöküyor. -Güçlü halk desteği ile Ak Parti iktidarı “Dünya beşten büyük” dedi -Tayyip Erdoğan artık eski Türkiye yok İMF ye borcu olmayan -her türlü silahını kendi üreten, ihtiyçlarını karşılayan bir ülke var -Ülkemiz tarihten beri hep komşularına zeytin dalı uzattı. -Bunu anlamayanlar Türkiye gerçeğini Afrin harekâtında gördüler -ABD nin ve diğer düşmanların Ülkemizden intikam almaları bir kez daha engellendi -100 YILLILK PLA...