logo

reklam

İlim Adamlarına Yönetici Ve İş Adamlarının Kapısına Gitmek Yakışmaz


Erhan Kırmızı
erhankirmizi@08olay.com

 

İran’ın adil padişahlarından Nuşirevan-ı Adil’in veziri, akılca meşhur alim olan Büzünrcmehr’den (Büzürg Mihr) sormuşlar: “Neden ulema, ümera kapısında görünüyor da, ümera ulema kapısında görünmüyor? Halbuki, ilim emaretin fevkındedir.” Cevaben demiş ki: “Ulemanın ilminden, ümeranın cehlindendir.”

Yani, ümera, cehlinden ilmin kıymetini bilmiyorlar ki, ulemanın kapısına gidip ilmi arasınlar. Ulema ise, marifetlerinden, mallarının kıymetini dahi bildikleri için, ümera kapısında arıyorlar. İşte Büzürcmehr, ulemanın arasında fakr ve zilletlerine sebep olan zekavetlerinin neticesi bulunan hırslarını zarif bir surette tevil ederek nazikane cevap vermiştir.” (Lem’alar )

Allah rızkı güç ve kuvvet ile ters orantılı yapmıştır. Yani güçlüler rızkı zorlukla elde ederken zayıflar kolaylıkla elde ediyorlar ki bu kainatta İlahi bir kanun şeklinde işliyor. Ayrıca bu İlahi rahmetin de bir tecellisi oluyor.

Alimler zeka ve ilminden dolayı kuvvetli oldukları için rızık onlara zorlaşıyor. Bu yüzden alimler kendinden daha aşağı olan ümeranın (yöneticilerin) kapısına gitmek zorunda kalıyorlar. İş güç sahipleri ilmin kıymetini bilmiyorlar ki alimlerin kapısında gitsinler, alimler de rızkın kendilerine zor olduğunu bildikleri için, iş güç sahiplerinin kapısına geliyorlar.

Burada Büzürcmehr ince bir üslup ile hem alimleri ilminden dolayı yükseltmiş hem de rızık noktasından zavallı olduklarını ifade etmiş oluyor. Hocaların, alimlerin iş adamların kapısında olmaları inceden inceye taşlanmış.[1]

NUŞİREVAN

Nuşirevan iran’da 531 ile 579 yılları arasında hükümdarlık etmiş, adaletiyle ün salmış sasani şahı. “Nuşirevan-ı adil” diye de bilinir.

Nuşirevan, hükümdarlığının ilk yıllarında zalim ve gaddarca halka yanaşmış, milleti canından bezdirdiği halde kimse sesini çıkarmamıştır. Bütün bunların farkında olan akıllı veziri durumu izah etmek için uygun bir ortam aramaktaydı. Ava çıktıkları bir gün, baykuşların nağmelerinden hoşnut kalan hükümdar aralarındaki iletişimi ve baykuşların ne konuştuklarını merak etmiştir. Bunun üzerine vezir, kuşların dilini anladığını belirterek aralarında geçen konuşmayı aktarmaya başlamıştır:

Kuşlardan biri oğluna diğerinin kızını istiyormuş. Kızı istenen de başlık parası olarak bir harabe istiyormuş. Bunun üzerine erkeğin babası, Nuşirevan hükümdar olduğu müddetçe bir değil on harabe verebileceğini söylüyormuş. Kuşların konuşmalarını bu şekilde aktaran vezirin ne demek istediğini çok iyi anlayan hükümdar sarayına dönmüş, memleketinde tek bir tane harabe kalmayıncaya kadar çalışmış ve adaletle ülkesini yönetmiştir.

Adil bir hükümdar olarak ün yapan ve Peygamber Efendimizin (a.s.m.) iltifatına mazhar olan Nuşirevan-ı Adil  579 yılında vefat etti. İyi bir miras devralmadı ama, iyi bir isim ve devleti miras bıraktı.[2]

Nuşirevan-i adil için bir avı kebab edeceklermiş, fakat tuz yokmuş. Bir parça tuz getirmesi için uşaklardan birini köye göndermişler. Nuşirevan uşağı çağırıp, “tuzu para ile al, ta ki o köyden tuz almak hükümetçe bir adet olup köy harap olmasın” diye tenbih etmiş.

Nuşirevan’ın yanında bulunanlar, “bir parça tuzdan ne fenalık çıkar” demişler.

Nuşirevan demiş ki: “zulmün esası cihanda evvela az imiş. Sonra her gelen bir parça artırmakla bugünkü dereceyi bulmuştur.”

Eğer ahalinin bahçesinden padişah bir elma yerse, uşaklar ağacı kökünden çıkarırlar. Birisinden yarım yumurta alma suretiyle padişah zulmü reva görecek olursa, padişahın askerleri bin tavuğu şişe geçirirler.

[1]http://www.sorularlarisale.com/makale/25040/buzurcmehr_ulemanin_arasinda_fakr_ve_zilletlerine_sebep_olan_zekavetlerinin_neticesi_bulunan_hirslarini_zarif_bir_surette_tevil_ederek_nazikane_cevap_vermistir_cumlesini_izah_eder_misiniz.html

[2]http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Enstitu&SubSection=EnstituSayfasi&Date=6/16/2006&TextID=1082

Share
383 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

1+5 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Taşeron işçileri insan onuruna aykırı kötü şartlarda çalıştırılıyorlar.

    14 Aralık 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Taşeron işçileri düşük ücretle çalıştırılan işçilerdir. Aylarca ücret alamadıkları zamanlar olur. Tazminat ödemeden işten çok kolay çıkarılabilirler. Sendikalı olmalarına izin verilmez. İşçi haklarını hararetle savunan sendikalar bile taşeronların sorunlarını hiç görmezler. Kadrolu işçiler tarafından bile dışlanırlar. Hani hak aramak için Ankara’ya eylemlere gidip halay çeken sendikalı işçiler var ya, taşeron işçilerinin durumu onların hiç birisinin umrunda değildir. Taşeron işçileri görev tanımı dışındaki işlerde...
  • Taşeron

    14 Aralık 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Taşeron bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işverendir. Fransızca’daki "tacheron" kelimesinden gelir. Fransızca tacheron "başkasına ait yükümlülüğü ücret karşılığında üstlenen kimse, iş yüklenen kimse" sözcüğünden alıntıdır. Büyük bir işin yalnız kendi uğraşı alanına gi...
  • Taşeron Meselesinde Yumuşak Geçiş Yapılmalı

    13 Aralık 2017 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Türkiye taşeron işçilerin kadroya geçirilmesini tartışıyor. Kafaların karışık olduğu günlerde ben olaya başka bir bakış getirmek istiyorum. Bugün taşeron olayına bir başka bakışla bakacağım ve ülkemizde taşeron işçi çalıştıran şirketler yönünden olaya bakmak istiyorum. Öncelikle şunu belirtmekte fayda var ki ülkemizde taşeron meselesi çözülmesi gereken bir konudur. Bu konuyu halledelim derken ülkemizin son elli yılda gerçekleştirdiği özelleştirme adımlarından geriye adım atma noktasında da dikkatli davranmakta fayda vardır. Bugün taşeronlara...
  • Artvin’de Kaldı Yüreğim

    12 Aralık 2017 Gamze Boynueğri, Köşe Yazıları

    Artvin'de kaldı yüreğim siz bilmezsiniz... Bir Nisan tomurcukları aşkın adıyla sene 2016...Takvim yaprakları 24'nü gösteriyordu ve yelkovan akreple buluştuğu vakitti... Güneş yeni yeni vuruyordu kirpiklerimize... Sevda'nın, aşkın böyle hasret olupta, vuslata ermenin en sıcak, içten, samimi halini böylesine görmemiştim, yaşamamıştım, tatmamıştım ömrüm boyu... Yürek yüreğe sığmaz, bazen de bakışlar bakışlara... Tebessüm gülümsemelere, avuç içi sıcaklıkları sığmaz avuç içimize... Parmaklarımız mahpus demirleri sıklığında birbirlerine kilitlenmiş.....