logo

Hz.Muaviye’nin Siyasi Tavırları Ve Muhaliflerini Ezme Yöntemleri


Erhan Kırmızı
erhankirmizi@08olay.com

 

Hz. Muaviye’yi yermek gibi bir cüretimiz olamaz. Kendisi iyi bir Müslüman ve faziletli bir sahabedir. Burada bahsettiğimiz hususlar siyasetçilere ışık tutması amacıyla derlenerek bir araya getirildi. 

Bu köşe yazısı, tarihin tespit edebildiği dönemlerde siyaseti anlamak için bir siyaset akademisi, kısa bir siyaset rehberi gibi oldu. Siyasette başarılı olmak isteyenlerin bu yazıyı okuması gerektiği gibi, siyasetin zararlarından korunmak isteyenlerin, siyasete yeni atılanların başına neler gelebileceğini anlamak isteyenlerin de okuması gereken bir yazı oldu.

1.Kendisine Karşı Olanları İslam’a Karşı Olmakla Eş Değer Görmesi

2.Tam Adalet (Adaleti Mahza) Yerine Eksik Adaleti (Adaleti İzafi) Tercih Etmesi

4.Ahkam-ı Din, Hakaik-ı İslamiye Yerine, Siyasetin Merhametsiz Mukteziyatlarını Tercih Etmesi

5.Cengaverlik Yerine Diplomasiyi Tercih Etmesi

6.Kur’anı Kendisine siper yapması

7.Kendisine Körü Körüne Bağlı Fanatikler Grubu Oluşturması

8.Kendisine Körü Körüne İtaat Eden Bir Ordu Oluşturması

9.Siyaset Dâhilerini Yanına Çekmesi

10.Muhalifleri Yanına Çekmesi

11.Yetki Genişliği Vermesine Rağmen Merkeziyetçi Yönetim Uygulaması

12.Kritik Durumlarda Yorumlara (Tevillere) Başvurması

13.İyiniyetten Faydalanması

14.Şeriat Hükümlerini Siyasilere Uygulamaması

15.Şeriat Hükümlerine Uymaması

16.Siyasi Anlaşmalarına Uymaması

17.Vaatlerde Bulunması

18.Merkeziyetçi Yönetim- Muktedir Vali İşbirliği (İyi Polis -Kötü Polis Siyaseti Uygulaması)

19.Tedrîci Davranması (Hedefe Basamak Basamak Yürümesi)

20.Psikolojik Baskı Ve Sindirme Faaliyetlerinde Bulunması

21.Yıkıcı Ve Yıpratıcı Propaganda Faaliyetlerinde Bulunması

22.Siyasi İstikbali İçin Cömertçe Harcamalar Yapması

23.Şair Ve Hatiplerden İstifade Etmesi

24.Asabiyetten Faydalanması Ve Kabileler Arası Denge Politikası

25.Muhalif Grupları Birbirine Kırdırma ve Kendisi Diri Kalma Politikası

26.Kabilelerarası Denge İçin Siyasi Ödül Ve Ceza Politikası

27.Politik Girişimler Ve Siyasî Komplolarda Bulunması

28.Tehdit Ve Gözdağına Başvurması

29.Askerî Mücadele Ve Müdahalelerde Bulunması

30.Öldürme Siyasî İnfaz Ve Suikastler Düzenlemesi

 

1.Kendisine Karşı Olanları İslam’a Karşı Olmakla Eş Değer Görmesi

Emevi halifeleri, Hz.Muaviye de dahil, kendi siyasetlerine düşman olanların aynı zamanda islam’a da karşı olduklarına kanaat getirmişlerdi.[1]

2.Tam Adalet (Adaleti Mahza) Yerine Eksik Adaleti (Adaleti İzafi) Tercih Etmesi

“Adalet-i mahza ile adalet-i izafiye’nin izahı şudur:

“Kim bir cana kıymamış veya yeryüzünde fesad çıkarmamış birini öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir.” (Maide Suresi/32)

Ayetin mana-i işarisi ile bir masumun hakkı, bütün halk için dahi iptal edilmez. Bir ferd dahi umumun selameti için feda edilemez. Cenab-ı Hakk’ın nazar-ı merhametinde, hak haktır; küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük, büyük için iptal edilmez. Bir cemaatin selameti için, bir ferdin rızası bulunmadan, hayatı ve hakkı feda edilmez. Hamiyet namına rızasıyla olsa, o başka meseledir.

Adalet-i izafiye ise, küllün selameti için cüz’ü feda eder. Cemaat için, ferdin hakkını nazara almaz. “Ehvenü’ş-şer” diye, bir nevi adalet-i izafiyeyi yapmaya çalışır. Fakat adalet-i mahza kabil-i tatbik ise adalet-i izafiye gidilmez; gidilse, zulümdür. İşte İmam-ı Ali Radiyallahu Anh, adalet-i mahzayı Şeyheyn zamanında gibi kabil-i tatbiktir deyip, hilafet-i İslamiyeyi o esas üzerine bina ediyordu. Mukabilleri ve muarızları ise, “kabil-i tatbik değil, çok müşkülatı var” diye, adalet-i izafiye üzerine içtihad etmişler. Tarihin gösterdiği sair esbap (sebepler) ise, hakiki sebep değiller, bahanelerdir. … Hz. İmam-ı Ali’nin Vaka-i Sıffin’de Hz. Hz.Muaviye’nin taraftarlarıyla muharebesi ise, hilafet ve saltanatın muharebesidir. Yani Hz. İmam-ı Ali ahkam-ı dini (din hükümlerini), hakaik-i İslamiyeyi (İslami hakikatleri) ve ahireti esas tutup, saltanatın bir kısım kanunlarını ve siyasetin merhametsiz mukteziyatlarını (gereklerini) onlara feda ediyordu. Hz. Hz.Muaviye ve taraftarları ise, hayat-ı içtimaiye-i İslamiyeyi saltanat siyasetleriyle takviye etmek için azimeti (takva ile ameli) bırakıp ruhsatı iltizam ettiler, siyaset aleminde kendilerini mecbur zannedip ruhsatı tercih ettiler, hataya düştüler. … Unsuriyet ve milliyet esasları, adaleti ve hakkı takip etmediğinden zulmeder, adalet üzerine gitmez. Çünkü unsuriyetperver bir hakim, milletdaşını tercih eder, adalet etmez.(Mektubat, s. 56 vd)

3.Hilafet Yerine Saltanatı Tercih Etmesi

Hz.Muaviye’nin halifeliği, İslam’ın devlet teşkilatı tarihinde yepyeni bir dönem açıyordu. Artık halife, sünnetin vücut bulunduğu anlarda buna bizzat şahit olup da sünneti uygulayan veya devam ettiren kimse olmaktan çıkıyor, Arap aleminin belli başlı siması, askeri kuvveti, aile ilişki ve etkileri, kendi şahsi itibarı sayesinde, kabile reisleri arasında en başta geleni oluyordu.

Aslında Hz.Muaviye, iktidarı elde edebilmek için her yola başvurabileceğini açıkça ifade ediyordu. Şeyh Ekber Hz.Muaviye’nin bu durumunu yansıtan şu sözlerine yer veriyor: “Yükselmek ve büyük mevkilere erişmek için gayret ve çabanızı arttırınız ki muradınıza vasıl olasınız. Nitekim ben ehil olmadığım halde, himmet ve gayret göstererek muradıma vasıl oldum ve istediğimi elde ettim.” Hz.Muaviye bu sözleriyle kendisinden önceki dört halifeden oldukça farklı bir anlayışa sahip olduğunu sergilemekteydi. İktidarının meşruluğunu zorla ve savaşla elde eden Hz.Muaviye fiilen bir melik idi. İktidarı elde ediş ve iktidarda kalış sürecinde meydana gelen olaylar, Hz.Muaviye’nin ve sonraki Emevi hükümdarlarının İslam halifeliğinin gerektirdiği niteliklere sahip olmadıklarını ortaya koymaktadır. Kısmen Halife Osman döneminde başlayan Emevi valilerin debdebeli yaşam biçimleri, Hz.Muaviye’nin iktidarı elde etmesiyle iyice belirginleşmişti. Saray adabı ve merasimlere aşırı derecede önem verilmeye başlandı. Hz.Muaviye, İslam öncesi dönemdeki Arapların teklifsiz ve serbest hal ve tavırlarını, hemen tamamıyla muhafaza etmişti. Emeviler devrinde, hükümdarların çoğu imamlık görevine devam etmekle birlikte, hilafet görevlerinin dinsel yönlerine de fazla ilgi gösterilmemişt; Zira Ömer b. Abdülaziz müstesna olmak üzere, bu hükümdarlar dinsel düşünce ve sorunlara pek önem vermemiş görünmektedir.[2]

4.Ahkam-ı Din, Hakaik-ı İslamiye Yerine, Siyasetin Merhametsiz Mukteziyatlarını Tercih Etmesi

“Hazret-i İmam-ı Ali (ra), ahkâm-ı dîni ve hakaik-ı İslâmiyeyi ve ahireti esas tutup, saltanatın bir kısım kanunlarını ve siyasetin merhametsiz mukteziyatlarını onlara feda ediyordu. Hazret-i Hz.Muaviye ve taraftarları ise, hayat-ı içtimaîye-i İslâmiyeyi, saltanat siyasetleriyle takviye etmek için azîmeti bırakıp, ruhsatı iltizam ettiler. Siyaset âleminde kendilerini mecbur zannedip ruhsatı tercih ettiler, hataya düştüler.” (Mektûbat, s. 57-58.)

5.Cengaverlik Yerine Diplomasiyi Tercih Etmesi

Hz.Muaviye, tarih sahnesinde, savaş meydanlarının anlı-şanlı bir kahramanı olarak parlamaktan ziyade, nadir yetişen bir diplomat, çevresini iyi tanıyan, tahlil eden ve dolayısıyla masa başı mücadelelerden hep zaferle ayrılan bir politikacı olmuştur.

6.Kur’anı Kendisine siper yapması

Burada Hz.Muaviye’nin saltanatı ele geçirme hırsıyla kur‘an sayfalarının savaş meydanlarında istismarına şahit olmaktayız.[3]

Bediüzzaman Kur’an’ın siper yapılmasını şöyle ifade ediyor;

“Yani, çocuklar gibi, döğüştükleri vakit Kur’ân’ı başına siper eder. Başına gelen zarar Kur’ân’a geldiği gibi, Risale-i Nur, böyle muannid hasımlara karşı siper istimal edilmemeli…” Kastamonu Lâhikası, (168. Mektup)

Sıffin Savaşında Hz. Ali’nin şiddetli bir taarruzu ile Şam ordusu dağılma noktasına geldi. Savaş kazanılmak üzereydi ki, Hz. Amr bin el-Âs (r.a.), Şamlı askerlere “Her kimin yanında Mushaf varsa onu mızrağının ucuna takarak yukarı kaldırsın.” dedi. Bu emri yerine getiren askerler Hz. Ali (r.a.) tarafına, “Aramızda Allah’ın kitabı hakem olsun.” diye seslendiler. Hz. Amr bin el-Âs’ın tedbiri etkisini göstermiş, Iraklı askerler; “Allah’ın kitabına yapılan çağrıya icabet edelim.” demeye başlamışlardı. Hz. Ali (r.a.) bunun bir savaş hilesi olduğunu askerlerine anlatmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Her iki taraftan birer hakem seçilerek, Kur’ân’a uygun kararın çıkartılması istendi. Hz. Ali’nin (r.a.) tarafında bulunanlar bunu memnuniyetle karşıladılar. Şamlılar Hz. Amr bin el-Âs’ı, Hz. Ali tarafındaki Iraklılar da Hz. Ebu Mûsâ el-Eş’arî’yi hakem tayin ettiler. 37. yılın Safer ayında Düvmetü’l-Cendel’de bir araya gelerek, karar verirken esas alınacak prensipleri içeren “Tahkimnâme”yi kaleme aldılar. Bu olaya İslâm tarihinde “Hakem Olayı” denir.[4]

Hz.Muaviye böylece yenilgiyle sonuçlanmakta olan askerî bir hezimeti, kendi lehine siyasî bir zafere dönüştürmüştü. [5] 

7.Kendisine Körü Körüne Bağlı Fanatikler Grubu Oluşturması

Hz.Muaviye Şam’da, Hazreti Ali ise Küfe’de validir, aralarında anlaşmazlık vardır,savaş çıkmak üzeredir. Bir gün, bir deveci, yüklediği mallarla Küfe’den Şam’a gelir, açıkgözün biri deveye sahip çıkar;Bu dişi deve benimdir der..Küfeli kendisinden emindir, çünkü devesi erkektir.İtiraz eder, dinletemez.Sorun Hz.Muaviye’ye kadar yansır.Hadise büyür.Ahali olaydan haberdar olur..Halk bir meydanda toplanır.Hz.Muaviye, Bu dişi deve benimdir diyen Şamlı`ya sorar;

-Bu dişi deve kimindir?

-Benimdir!

Hz.Muaviye de onaylar, Evet, . bu dişi deve Şamlı`nındır!

Sonra halka sorar; Bu dişi deve kimindir?

Hep bir ağızdan cevap verirler; Bu dişi deve Şamlı`nındır!

Küfeli neye uğradığını anlayamaz, şaşkın şaşkın bir kenarda dururken Hz.Muaviye çağırır;

Ey Küfeli, dinle! Sen de ben de biliyoruz ki,bu deve senindir ve dişi değil,erkektir. Ama sen Küfe’ye dönünce gördüklerini Ali’ye anlat ve de ki: “Ey Ali, Hz.Muaviye’nin,dişi deveyi erkekten ayırt edemeyen,o ne derse evet diyen 10 bin adamı var !

Var git Ali’ye söyle ![6]

8.Kendisine Körü Körüne İtaat Eden Bir Ordu Oluşturması

Siyasetine körü körüne itaat eden birliklerden oluşan Suriye Ordusunu oluşturdu. Hz.Muaviye, ordunun rahatına ve donanımına çok dikkat ediyor, ücretlerini fazlasıyla ve o zamana kadar alışılmamış bir düzen ile ödemeye çalışıyordu.[7]

9.Siyaset Dâhilerini Yanına Çekmesi

Siyasî hayatta başarılı olmasını sağlayan en dahice davranışlarından biri de, kendisi gibi dahi olan kişileri kendi saflarına çekerek onların yeteneklerinden faydalanmasıdır. Hz.Muaviye, iktidara gelmek için en önemli adım olarak Arab’ın üç dahisini yanına çekmiştir. Bunlar, Amr b. el-Âs, Mugîre b. Şu’be ve Ziyad b. Ebîh’tir.

Hz.Muaviye, karşılaştığı en önemli zorlukları, Amr b. el-Âs, Mugîre b. Şu’be, Ziyad b. Ebîh gibi dâhi isimler sayesinde aşmış ve hedeflediği birçok noktaya onların güçlü idare kabiliyetleriyle ulaşmıştır. Eğer bunlar olmasaydı, Hz.Muaviye hilafeti elde etmeye muvaffak olamayacaktı. 

10.Muhalifleri Yanına Çekmesi

Tahsis ettiği maaşların ve cömertçe ihsanların altın zinciri ile en inatçı aleyhtarlarının dizginlerini elinde tutmayı başarmış idi.[8]

Hz.Muaviye’nin, muhaliflerini kendi saflarına çekme yolunda attığı adımların kararlılığı, muhalifinin deha özelliği nedeniyle kat kat artmaktadır. Bu noktada tıpkı Amr b. el-Âs gibi Arapların dahi olarak kabullendiği Ziyad b. Ebîh’i kazanma yolundaki ısrarı da bir diğer

örnek olarak göze çarpar. O, bu hususta bir başka deha namlı valisi, Basra valiliği ile kadrosuna kattığı Mugire b. Şube’den faydalanmıştır. Hz. Ali’nin güçlü Faris valisi Ziyad’ın Hz. Ali taraftarları nezdindeki nüfuzundan endişe eden Hz.Muaviye, baskı ve tehditlere boyun eğmeyen Ziyad’a karşı, ortak dostları Mugîre b. Şu’be’yi devreye sokarak bu sorunu halletmeye çalıştı. Bu doğrultuda Hz.Muaviye, bir mektupla ona ve bazı arkadaşlarına eman göndermiş, beyat etmesi karşılığında yanındaki devlet malları hususunda Ziyad’ın verdiği ifadenin üzerine gitmeyerek yaptığı beyanı kabul etmiş, karşısında Ziyad gibi bir muhalifin cephe oluşturmasını engellemiştir. Hz.Muaviye, kadrosuna katma uğruna ciddi uğraşılar verdiği Ziyad’ı önce Basra (665) sonra da Kufe (670) valiliği ile taltif etmek suretiyle, güçlü bir

muhalifi, sadık bir hizmetkâra dönüştürmeye muvaffak olmuştur.

11.Yetki Genişliği Vermesine Rağmen Merkeziyetçi Yönetim Uygulaması

Büyük eyaletlerin idaresini bu güçlü valilerin ellerine emanet eden Hz.Muaviye, bu geniş yetki teslimine rağmen ipleri kendi ellerinde tutma konusunda asla taviz vermedi.[9]

12.Kritik Durumlarda Yorumlara (Tevillere) Başvurması

Hz.Muaviye, bu süreçte iki önemli yol takip etmiştir ki, bunlardan biri, her türlü siyasî çareye başvurarak insanları kendi saflarınaçekmek, diğeri de, mücadelesinde haklı olduğunu gösterecek ayetlerin veya hadislerin desteğine başvurmaktır.98 Nitekim Hz.Muaviye, Hz. Osman’ın velisi olarak onun kanını talep ederken, kendisine “Sen kim, Hz. Osman kim! Sen sadece Ümeyyeoğulları’ndan birisin; Osman’ın çocukları bunu talep etmeye senden çok daha layıktırlar” diyenlere, şu ayeti delil getirerek akrabalık hakkını kullandığını belirtiyordu: “Allah’ın haram kıldırdığı canı haksız yere öldürmeyin. Kim haksız yere öldürülürse, onun velisine (hakkını alması için) yetki verdik.(Fakat o da) öldürmede aşırı gitmesin (katil yerine, katilin akrabasını veya katille beraber bir başkasını öldürmesin). Çünkü kendisine yardım edilmiş(yetki verilmiş)tir. [10] 

“Hem (Hz. Peygamber:) ferman etmiş ki: (..) “Bâgî bir taife, Ammar’ı katledecek.” Sonra, Sıffîn Harbi’nde katledildi. Hazret-i Ali, onu Hz.Muaviye’nin taraftarları bâgî olduklarına hüccet gösterdi. Fakat Hz.Muaviye tevil etti. Amr İbn-ül Âs dedi: “Bâgî yalnız onun katilleridir, umumumuz değiliz.” (Mektubat,108)

13.İyiniyetten Faydalanması

Hz. Ali’nin ordusunun karargâh kurduğu yer ile nehir arasında Hz.Muaviye’nin askerleri olduğu için ilk geceyi susuz geçirdiler. Ancak, yapılan bir saldırı ile Sam ordusuna bağlı birlikler nehirden uzaklaştırıldı. Ordusu susuz kalan Hz.Muaviye, Ali (r.a)’a adam göndererek nehirden su almalarına izin vermesini istedi. Hz. Ali (r.a) bunun üzerine onların su almalarına engel olmadı.[11]

14.Şeriat Hükümlerini Siyasilere Uygulamaması

Emevîlerin ilk Basra valilerinden Abdullah İbn Amr b. Gaylan kendisine taş atan bir adamı yakalatarak elini kestirdi. Eli kesilen adam valiyi Hz.Muaviye’ye şikayet etti. Adalet bekleyen adamın aldığı karşılık, “Elinin diyetini Beytülmal’den öderim ama, valimi kesinlikle cezalandıramam” oldu (İbnül-Esir, el-Kamil, III, 248; İbn Kesîr, el-Bidaye, VIII, 71). Hz.Muaviye’nin bir başka valisi Ziyad b. Ebih, Kufe’de, camide taş atarak kendisini protesto eden otuz kişinin ellerini hiç tereddüt etmeden kestirdi. Mazlumların adalet için başvurabilecekleri bir merci yoktu ortada (Taberi, IV, s. 65; İbnül-Esîr, el-Kamil, III, 228). [12]

15.Şeriat Hükümlerine Uymaması

Hz.Muaviye, diyet uygulamasında sünnete aykırı davrandığı gibi, ganimet mallarının dağıtılmasında da Allah’ın Kitabı ve Resulü’nün sünnetinin açık hükümlerine aykırı davranmıştır. Emevi soyunun idarecileri, Ömer b. Abdülaziz istisna edilecek olursa, Kur’an ve Sünnet’i dünyevi hırs ve menfaatler uğruna feda edebilmiş ve tarihte “İslam” değil “Arap” devleti adıyla şöhret kazanmışlardır. [13]

16.Siyasi Anlaşmalarına Uymaması

Hz.Muaviye, Hz. Hasan’la yaptığı anlaşmayı hiçe sayarak, ölmeden önce oğlu Yezid’e biat edilmesini istedi. Böyle bir durum, o zamana kadar Arapların ve Müslümanların anlayışına uymadığı gibi, Yezid de serbest hareketlerinden dolayı fasık sayılıyordu ve böyle bir kimsenin halifeliğe adaylığını kabul etmek mümkün değildi. Böylece, Hz.Muaviye, Yezid El-Humur diye adlandırılmış, kaynaklarda içki içen ilk halife olarak geçen oğlu Yezid’i, kendisine halef tayin etmiş oluyorduki bu durum hilafetin saltanata dönüştüğünün açık bir göstergesiydi.[14]

17.Vaatlerde Bulunması

Bu vaatler, bazen mal veya para, bazen makam-mevki bazen de af-eman teklifi şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

O, paranın iş gördüğü yerde konuşmaya, konuşmanın iş gördüğü yerde kılıca gerek görmediğini söylemiştir. Kendisine, cömertçe dağıtmış veya harcamış olduğu paraların çokluğundan yakınıldığında O, “muhtemel bir savaş bundan çok daha fazlasına mal olur” demiştir. [15]

Siyasal vaadleri ile ilgili  olarak tarihçiler tarafından aktarılan en önemli örnek Sıffîn Savaşı’nın daha başlangıç safhasında Hz.Muaviye ile yazışan ve onun türlü vaatlerine kapılıp savaşı bırakanlar olduğudur. [16]

18.Merkeziyetçi Yönetim- Muktedir Vali İşbirliği (İyi Polis -Kötü Polis Siyaseti Uygulaması)

Kendi uygulamalarında hilm ve teenniyi tercih etse de görevlendirdiği valilerin sertlik yanlısı icraatlarının açık-gizli destekçisi olmuştur.

Hz.Muaviye, düşmanlarının en ağır sözleri karşısında dahi kendini tutup soğukkanlılığını korusa da aynı hoşgörüyü valilerinin göstermelerine pek de sıcak bakmamış hatta bu noktada ılımlı bir tavır takınan valisi Mugîre b. Şu‘be’yi azletmeyi dahi düşünmüştür. [17]

Hz.Muaviye, valilerini o zamanki yasalardan üstün sayıyordu. Valilerinden Ziyad b. Ebih ve Büsr İbni Ertat’ın yaptıkları katliamlar ve zulümler tarihçilerce oldukça yer verilen konulardandır. Hz.Muaviye ise bu zulümlere sessiz kalıyordu. Hz.Muaviye’nin Basra valiliğine getirdiği Ziyad b. Ebih, Irak’ta haksız yere binlerce insanı öldürttü. Hz.Muaviye’nin komutanlarından Büsr İbni Ertat, Mekke, Medine ve Yemen’de zalimce icraatleriyle ortalığa dehşet saçtı. [18]

19.Tedrîci Davranması (Hedefe Basamak Basamak Yürümesi)

Hz.Muaviyenin benimsediği siyasi tavırlardan birisi de tedricilik olarak bilinmektedir.

Hz.Muaviye Hz. Ömer’in döneminde sesi çıkmayan bir kişiliktir.[19]

Hz. Ömer döneminde Emevî ailesinin Hz.Muaviye ile yeşermeye başlayan iktidar umutları, aynı aileye mensup Hz. Osman’ın iş başına gelmesiyle beklenti boyutunu aşarak belli bir ivme kazanmıştır. Hz. Osman zamanında dilediği gibi hareket etme imkânı bulan ve Suriye bölgesi valisi olarak yetkileri iyice genişleyen Hz.Muaviye’nin Hz. Osman’ın muhasara ve daha sonra şehit edilişi sürecinde takındığı tavır, onun iktidara yürüyüşünün ayak sesleri görünümündedir. Nitekim Hz.Muaviye’nin halifeyi Şam’a götürme teşebbüsü, muhalefetin başı olarak itham ettiği Muhacirîn’i bilhassa Hz. Ali’yi hedef göstererek tehditlerde bulunması, Emevî ailesinin diğer fertleri gibi, halifenin katledilmesini engelleyecek bir kaç etkisiz hareket dışında hiçbir ciddî girişimde bulunmayışı üzerinde düşünülmesi gereken noktalardır.[20]

20.Psikolojik Baskı Ve Sindirme Faaliyetlerinde Bulunması

Hz.Muaviye b. Ebî Süfyan’ın, muhaliflerini bertaraf etme yöntemlerinden biri olarak uyguladığı ve valilerine de sıkı sıkıya uygulattırdığı psikolojik baskı, hatta taciz uygulamalarının başta gelen örneklerini, onun Hz. Ali’ye karşı giriştiği mücadele sürecinde görmek mümkündür.

Hz.Muaviye, Müslümanların üçüncü halifesi Hz. Osman’ın görevi başında iken öldürülmesinin ardından hilafeti devralan Hz. Ali’ye, Hz. Osman’ın katillerinin cezalandırılmadan maktul halifenin velisi ve varisi olarak, ona beyat etmeyeceğini her platformda gündeme getirmekteydi. Mevcut karmaşık ortam da Hz.Muaviye’nin söylemleri için uygun bir zemin sağlıyordu. [21] 

Hz. Ali’nin Faris varisi olup, nüfuzu ve elindeki, beytülmale ait mallar nedeniyle iktidarı için potansiyel bir muhalif olarak gördüğü Ziyad b. Ebîh’i kendi saflarına çekme sürecinde de kullanmıştır. Ziyad’ı önce tehditkar sözlerle ardından elindeki malların kendisine bırakılacağı vaadiyle beyat etmeye çağıran Hz.Muaviye, olumlu cevap alamayınca Ziyad’ın Basra’da yaşayan

aile fertleri üzerinde baskı kurma yoluna gitmiştir. Bu işle ilgili olarak görevlendirdiği Busr b. Ebî Ertat’a, Ziyad’ın oğullarını ve bazı akrabalarını tutuklattırmış, ayrıca Ziyad’a, Hz.Muaviye’ye gitmesini aksi takdirde çocuklarını öldüreceğini ifade eden bir de mektup yazdırmıştır.

Gelişmelerden endişeye kapılan Ziyad’ın üvey kardeşi Ebû Bekre, bizzat halifenin huzuruna çıkarak ondan hapisteki akrabalarının serbest bırakılmasını talep etmiştir. İktidar-kabile ilişkilerini dengede tutmayı tercih eden Hz.Muaviye, onun bu talebini reddetmemiştir. [22]

21.Yıkıcı Ve Yıpratıcı Propaganda Faaliyetlerinde Bulunması

Hz Ali aleyhine bir propaganda olarak Örneğin, Hz. Osman’ın, eşi Naile tarafından Şam’a gönderilen kanlı gömleği, yine Naile’nin olay sırasında kılıç darbesi ile kesilen parmakları, halifenin katilleri veya fitnenin sebepleri olarak afişe edilen isimlerin yazılı olduğu mektup, özellikle Şam halkını galeyana getirmeye yetmişti. [23]

22.Siyasi İstikbali İçin Cömertçe Harcamalar Yapması

O,kendi fikirlerini yaymak ve arzu ettiği doğrultuda bir kamuoyu oluşturmak için onlara hayli cömert davranmıştır. Öyle ki, bu aşırı cömertliği karşısında kendisine hayret edenlere o, “Bir savaş bundan çok daha fazlasına mâl olur” derdi. [24]

23.Şair Ve Hatiplerden İstifade Etmesi

Hz.Muaviye’nin şair ve hatiplerden istifade ettiği yerlerin başında, Hz. Osman’ın katlinden sonra öfke, intikam, hüzün gibi hislerin öne çıktığı, toplumun duygusallığının zirve yaptığı dönem gelir. Hz. Osman’ın kanlı gömleğinin Şam Camii’nde sergilenerek adeta bir ağlama duvarı haline getirildiği o günlerde şairler ve hatipler, coşturucu şiir ve konuşmalarıyla halkı, halifenin katillerini bir an evvel cezalandırmaya davet ederek, konunun halkın vicdanında her daim sıcak kalmasını sağladılar.Yine, Hz. Osman’ın katledilmesinin ardından Ümeyyeoğulları’nın ve liderleri konumundaki Hz.Muaviye’nin, maktul halife Hz. Osman’a olan akrabalıkları, onun varisleri olmaları hasebiyle halifeliğin onlara verilmesi gerektiğini savunan görüşler, Hz.Muaviye’nin çevresindeki en yakın şairlerden olan Ferazdak ve Ahtal tarafından halkın beynine adeta nakşedilmiştir.[25]

24.Asabiyetten Faydalanması Ve Kabileler Arası Denge Politikası

O, evvela kendi kabilesi olan Ümeyyeoğulları ile olan ilişkisini bir denge ve düzen içerisine soktu. Bununla birlikte yaşadığı toplumda ağırlığı olan nüfuzlu kabilelerle evlilikler gerçekleştirerek, gücüne güç kattı.

İktidar olduğu dönem boyunca Hz.Muaviye, sabık halife Hz. Osman’ın içine düştüğü sıkıntıları gördüğü için, idaresinin iplerini hiçbir zaman kendi kabilesinin ellerine teslim etmedi. Bir başka ifadeyle onları, sembolik sayılabilecek görevlerle yetinmeye mecbur etti. Asıl kadroları ise ehliyet ve liyakat sahibi olduklarına inandığı tecrübeli kişi ve kabilelere teslim etti ki, bunlar arasında Sakif kabilesinin yeri büyüktür. [26]

25.Muhalif Grupları Birbirine Kırdırma ve Kendisi Diri Kalma Politikası

Haricîler’in bertaraf edilmesi noktasında iktidar ile Haricî mensupları olan kabileler arasında kurulan zorunlu işbirliğinden çok daha fazlası, iktidar ile Şia arasında kurulmuştur. Zira, Haricîler hem Hz.Muaviye’nin hem de Şia’nın ortak düşmanıydı. Bilindiği gibi Hz. Ali, bir Haricî tarafından öldürülmüştü. Şia’nın gönlünde yanan bu intikam ateşinin farkında olan ve onu iktidarının menfaatleri doğrultusunda yönlendirmeyi, Haricîler’le baş etme yöntemi haline getiren Hz.Muaviye, bu sayede hem iki ana muhalifinin gücünü birbiri eliyle zayıflatmış hem de kendi ordusunun bu süreçte yıpranmasına izin vermemiş oluyordu. [27]

26.Kabilelerarası Denge İçin Siyasi Ödül Ve Ceza Politikası

iktidar oluş sürecinde kendisine koşulsuz destek veren, bu nedenle de Şam’daki Mudarîler’den daha fazla maaşla taltif edilen Yemenîler’in, bu konumlarını istismar ederek Mudarlılar’ı bölgeden süreceklerine dair tehditkâr sözleri gündeme gelince, Hz.Muaviye, onlara göz dağı vermek ve böyle bir kararın ancak kendisine ait olabileceğini göstermek için,

dört bin Kayslı’ya bir defada maaş vermekle kalmamış, Kayslılar’ı kolay kara seferleriyle vazifelendirirken, Yemenliler’i daha zor ve riskli olan deniz savaşlarına göndermiştir. [28]

27.Politik Girişimler Ve Siyasî Komplolarda Bulunması

Hz.Muaviye b. Ebî Süfyan’ın, hayatının gerek siyasî gerekse askerî mücadele safhalarında stratejik hile veya politik tuzaklara başvurduğuna dair pek çok belirgin örnek vardır. Bunlardan biri, Hz.Muaviye’nin, Mısır valisi Kays b. Sa’d b. Ubade ile halife Hz. Ali’nin arasını açması olayıdır.

Önce, Kays’a Irak valiliğini vaad ederek onu kendi tarafına çekmeye çalıştı, fakat başarılı

olamayınca devreye yeni bir plan soktu. Bu plan doğrultusunda Kays’ın aslında kendisinin tarafında olduğu, bunun işareti olarak da Heribta halkına nasıl da ikramlarda bulunduğunu söylemekle kalmadı, Kays’tan mektuplar aldığı şayiasını yayarak Kays’ı görevinden aldırmak için türlü girişimlerde bulundu.

Kulağına gelen bu haberler karşısında Hz. Ali, söylenenlerin doğru olup olmadığını anlamak için valisini sınama yoluna gitti ve Kays’a, Heribta halkına karşı mücadele ve savaş emri verdi. Ancak Kays, bunun yeni sorunlar doğurmaktan başka hiçbir işe yaramayacağı şeklindeki kanaatinde sabitti. Halifenin ısrarı karşısında, şayet kendisine güvenilmiyorsa azledilmesini talep eden Kays, nihayetinde Hz. Ali tarafından görevinden alındı. [29]

28.Tehdit Ve Gözdağına Başvurması

Hz.Muaviye b. Ebî Süfyan, muhaliflerini sindirmek maksadıyla, hitabet yeteneğiyle birleştirdiği tehdit ve gözdağı yöntemini de etkili bir şekilde kullanmıştır. [30]

29.Askerî Mücadele Ve Müdahalelerde Bulunması

Hz.Muaviye’nin, muhaliflerini bertaraf etme noktasında son çare olarak uyguladığı yöntemlerden biri de askerî mücadele ve müdahalelerdir. Bu konudaki örnekleri, Hz. Ali’ye karşı giriştiği mücadele sürecinde olduğu gibi, hilafeti Hz. Hasan’dan devralışı ve daha sonra kendi iktidarı döneminde özellikle Haricîler’e karşı verdiği mücadele safhasında da açıkça görmek mümkündür. [31]

30.Öldürme Siyasî İnfaz Ve Suikastler Düzenlemesi

Hz.Muaviye, amaçlarına engel olarak gördüğü kişilerden kurtulmak için hiçbir hareketten çekinmezdi ve kanlı emelleri uğruna pek çok değerli şahsın ölmesi onun idaresi dönemine rastlar. Mesela Ammar b. Yasir, Eşter b. Malik, Muhammed İbn-i Ebu Bekir ve Hucr b. Adî bunlardandır. Bu şahıslarının tümünün de ortak yanı, Hz. Ali’nin tarafında yer almış oluşlarıydı.[32]

[1] https://sehmuzyildirim.wordpress.com/2013/08/04/yezidin-babasi-muaviye-kimdir/

[2] https://sehmuzyildirim.wordpress.com/2013/08/04/yezidin-babasi-muaviye-kimdir/

[3] http://web.firat.edu.tr/sosyalbil/dergi/arsiv/cilt10/sayi1/029-050.pdf

[4] http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/10324/siffin-savasi-ve-hakem-olayi-hakkinda-bilgi-verir-misinzi.html

[5] http://ucmaz.home.uludag.edu.tr/PDF/ilh/2010-19(1)/M12.pdf

[6] http://www.siirvehikaye.com/hz-ali-muaviye-ve-disi-deve-hikayesi_183385.html

[7] https://sehmuzyildirim.wordpress.com/2013/08/04/yezidin-babasi-muaviye-kimdir/

[8] https://sehmuzyildirim.wordpress.com/2013/08/04/yezidin-babasi-muaviye-kimdir/

[9] http://ucmaz.home.uludag.edu.tr/PDF/ilh/2010-19(1)/M12.pdf

[10] http://ucmaz.home.uludag.edu.tr/PDF/ilh/2010-19(1)/M12.pdf

[11] http://www.enfal.de/tarih18.htm

[12] http://www.tarihsayfasi.com/sahabeler/hz.peygamber-in-ve-ashab-i-kiram-inin-adaletleri.html

http://samil.ihya.org/ansiklopedi/saltanat.html

[13] https://sehmuzyildirim.wordpress.com/2013/08/04/yezidin-babasi-muaviye-kimdir/

[14] https://sehmuzyildirim.wordpress.com/2013/08/04/yezidin-babasi-muaviye-kimdir/

[15] http://ucmaz.home.uludag.edu.tr/PDF/ilh/2010-19(1)/M12.pdf

[16] http://www.malatyanethaber.com/makale/337/yezid-den-kacan-mi-yezide-kosan-mi/

[17] http://ucmaz.home.uludag.edu.tr/PDF/ilh/2010-19(1)/M12.pdf

[18] https://sehmuzyildirim.wordpress.com/2013/08/04/yezidin-babasi-muaviye-kimdir/

[19] http://www.haksozhaber.net/emeviler-doneminde-iktidar-ulema-iliskisi-45327h.htm

[20] http://www.malatyanethaber.com/makale/337/yezid-den-kacan-mi-yezide-kosan-mi/

[21] http://ucmaz.home.uludag.edu.tr/PDF/ilh/2010-19(1)/M12.pdf

[22] http://ucmaz.home.uludag.edu.tr/PDF/ilh/2010-19(1)/M12.pdf

[23] http://ucmaz.home.uludag.edu.tr/PDF/ilh/2010-19(1)/M12.pdf

[24] http://ucmaz.home.uludag.edu.tr/PDF/ilh/2010-19(1)/M12.pdf

[25] http://ucmaz.home.uludag.edu.tr/PDF/ilh/2010-19(1)/M12.pdf

[26] http://ucmaz.home.uludag.edu.tr/PDF/ilh/2010-19(1)/M12.pdf

[27] http://ucmaz.home.uludag.edu.tr/PDF/ilh/2010-19(1)/M12.pdf

[28] http://ucmaz.home.uludag.edu.tr/PDF/ilh/2010-19(1)/M12.pdf

[29] http://ucmaz.home.uludag.edu.tr/PDF/ilh/2010-19(1)/M12.pdf

[30] http://ucmaz.home.uludag.edu.tr/PDF/ilh/2010-19(1)/M12.pdf

[31] http://ucmaz.home.uludag.edu.tr/PDF/ilh/2010-19(1)/M12.pdf

[32] https://sehmuzyildirim.wordpress.com/2013/08/04/yezidin-babasi-muaviye-kimdir/

Share
3572 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+3 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İslam Toplumunda Şerait-i Sulhiye (Toplumsal Barış Şartları)

    29 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    İslam toplumunda sulh şartları yani toplumsal barışın sağlanmasının şartları, zekatın farz kılınması, faizin haram kılınması ve faizsiz borç vermenin teşvik edilmesidir. Kapitalizmi ise ayakta tutan faizdir. Faizin kaldırılması ile  kapitalist sistem de çökecektir. Bu söylediklerimiz Risale-i Nur Külliyatında şu veciz cümle ile ifade edilmektedir; “Vücub-u zekât ve hurmet-i ribâ, karz-ı hasen şerâit-i sulhiyedir. Şu ribâ taşını altından çeksen, şu zâlim medeniyet kasrı çökecektir.” Vücub-u zekât: Zekatın farz olması Hurmet-i ribâ: Faiz yasa...
  • Çeleng

    25 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Farsça çēlān چيلان  "demirden yapılan her türlü alet ve edevat" sözcüğü ile eş kökenli olabilir; ancak bu kesin değildir. Farsça sözcük Farsça çiling veya çiring چلنگ/چرنگ  "demirin demire çarpma sesi" sözcüğünden türetilmiş olabilir; ancak bu kesin değildir. Türkçe çalmak/çelmek (demir dövmek) fiilinden türemiş, ya da Türkçe kökenli olup Farsça üzerinden geri-alıntılanmış olması mümkündür. Eskiden kadınların süs için başlarına taktıkları mücevher veya madenlerden yapılmış sorguç. Halka şeklinde çiçek veya yapraklı dal demeti. Çelenk, aslınd...
  • Sultan İbrahim Deli miydi?

    24 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Meşrutiyet devrinden (1908) sonra Osmanlı tarihi üzerine yazıp çizenler Sultan İbrahim’e bir “deli” sıfatı takmışlardır ki, bugün tereddütsüz, büyük iftiradır diyebiliriz. Tarihçiler, Padişah’ın buhranlı bir hayat geçirdiğinde hemfikirdir. I. Mustafa’ya söylenen, hafif akıllılık gibi tabirler, bu Sultan hakkında kullanılmamıştır. Güvenilir Osmanlı kaynaklarında şahsına yönelik “deli” nitelemesi zikredilmemiştir. 20. yüzyıl başlarında, özellikle Cumhuriyet Dönemi’nde kaleme alınan bazı kaynaklarda, Osmanlı düşmanlığının tesiriyle bu lakap kast...
  • Keltler

    23 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Kelt kelimesi ilk kez Yunanlı tarihçi Hecataeus tarafından M.Ö. 517 yılında yunan mitolojilerinde geçmektedir. Kelt kelimesi; cesur, savaşçı, erdemli anlamına gelmektedir.  “Keltler” hem antik hem de modern zamanlarda gelişim göstermiş bir halk olarak bilinmektedir. Keltler, etnik bir grup olmaktan çok, ortak bir yaşam biçimini paylaşan insanlardı. M.Ö 2000 yıllarında Keltler, anavatanları olan Orta Avrupadan göç etmişlerdir. Çoğu İspanya,Galya ve Britanya adalarına yerleşmiştir. Kanıtların gösterdiği üzere Keltler Avrupa kıtası üzerinde ...