logo

HAŞHAŞİLER


Erhan Kırmızı
erhankirmizi@08olay.com

 

 

(PKK, PYD ve “Paralel Devlet Yapılanması” gibi günümüzdeki terör örgütlerine ışık tutması dileğiyle.)

Haşhaşiler haşhaşın etkisi ile yapamayacakları şey yoktu. Onlar üzerinde en büyük tesiri olan kişi ise şüphesis Hasan Sabbahtır.[1]

Haşhaşîlerin en belirgin özelliği; faaliyetlerini büyük bir gizlilik içinde yürütmeleridir.[2]

Haşhaşî yönetici ve öğretmenlerden Hasan Sabbah, İbn Attaş, Nasır-ı Hüsrev ve diğerleri iyi bir eğitim öğretim görmüş “aydın” ?? dır.[3]

HAŞHAŞİ KELİMESİ

Haşhaşî kelimesinin manası esrarkeş, esrar içen demekti.[4]

“Haşhaşi” kelimesinin anlamı 19. yy. ‘a kadar tartışma konusu olmuştur. Silvestre de Sacy’in 19 Mayıs 1809 tarihinde yayınladığı Institut de France bildirisinde, ilk kez Haçlı Seferleri’nde kullanılan “suikastçı, kiralık katil” anlamına gelen “assasini, assissini, heyssisini” kelimelerinin Arapça kökeninin “haşhaş” olduğunu dile getirmiştir.

Stacy, tarikatın, Arapça’da “kuru ot” ve “hayvan yemi” anlamına gelen, fakat zamanla uyuşturucu etkisi olan hint keneviriyle özdeşleşmiş olan “haşhaş” alışkanlığı olduğundan değil; haşhaşın farklı amaçlarla (cennet vaadi gibi) kullanıldığı için tarikatın bu ismi aldığını düşündüğünü söylemiştir. Bazı kaynaklar, aslında Haşhaşi tarikatı olarak bilinen tarikatın müritlerine “bekçiler, sır bekçileri” anlamına gelen “Fedayin” de denildiğini söylüyor.

Haşhaşi ya da haşişi görevini üstlenmiş olan kişilere “dai” denir. Bu, İsmaililer’de büyük fedakârlıklar yapan fedailerin ulaşabilecekleri rütbedir. Dailer, fedaileri eğitmekle görevlidirler.[5]

HAŞHAŞİ DENMESİNİN SEBEBİ

1.Rivayete göre; Hasan Sabbah, kalesini ziyarete misafirlerine hem gösteri olsun diye hem de müritlerinin ona bağlılığını göstermek amacıyla, tepede bulunan fedailerinden 3’üne işaret ederek atlamalarını söylemiş; onlar da tereddüt dahi etmeden atlayınca misafirleri çok etkilenmişlerdir. Tarikatta haşhaş kullanıldığına dair kanıt niteliğinde en çok verilen örneklerden biri budur. Çünkü böyle bir şeyi ayık olan kimsenin yapamayacağı düşünülmüştür.

2.“Haşhaşiler” dendiğinde akla ilk gelen “cennet vaadi” olur. Birçok cemaat ya da tarikat, üyelerini “bizimle olursan, öldükten sonra cennete gideceksin” vaatleriyle yoğursa da, rivayetlere göre Haşhaşiler’de bu durum “dünyada” da gerçekleşmiş durumda.

Şöyle ki; fedailer haşhaşla mayıştırılıyor. Daha sonra upuzun taş bir yolda (yolun her iki tarafı sütle basılmış ve kurutulmuş haşhaş tütsüleri ile bezenmiş bir hâlde) ilerliyorlar. Bu yolculuk sayesinde, hem psikolojik hem nörolojik açıdan birazdan göreceklerine hazırlanıyorlar. Gözlerini açtıklarında kendilerini, her çeşit güzel kızların, rengârenk çiçeklerin, dünyanın dört bir yanından getirilmiş hayvanların ve mis gibi kokuların olduğu bir yerde açıyorlar. Burayı “cennet” sanıyorlar. Tekrar haşhaşla uyutularak odalarına götürülüyorlar. Ve tekrar o ”cennet”e gidebilmek için Hasan Sabbah ne derse, ne isterse yapmaya hazır oluyorlar. Fakat o cennet, aslında çok yakınlarında, sadece Alamut’un arka bahçesindedir!

3.Rivayete göre; Hasan Sabbah’ın kabul odasının zemininde dar ve derin bir kuyu vardır. Fedailerden biri, yalnızca boynu ve başı gözükecek şekilde oraya dikilir ve inandırıcı olması için üstüne kan dökülürdü. Acemi mürit, odaya girdiğinde kesik gözüken baş dile gelir, “cennet”e gittiğini ve oranın güzelliklerini anlatır ve sonrasında fedainin başı gerçekten kesilirdi. Aslında onun öncesinde de ölü olduğu, istediklerinde onu canlandırabildiklerini söylerler ve yeni müritler hayretler içerisinde kalır, bir an önce Haşhaşi fedailerinden biri olabilmek için can atarlardı.[6]

HAŞHAŞİLERİN ORTAYA ÇIKIŞ SEBEBİ

“Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, 1055’te Bağdat’a girerek Abbasi Halifeliği’nin koruyucusu olup, bölgedeki Şiî Fatımî Devleti’nin nüfuzunu sona erdirdi.

Fatımîler, ordularıyla baş edemedikleri Selçuklular’ın hakim oldukları topraklarda propagandayla taraftar toplayarak güçlenmeye çalıştılar. Tarihin en acımasız ve dehşet saçan terör örgütünü kuran Hasan Sabbah, Fatımî hükümdarı Mustansır Billah’ın Horasan’daki temsilcisiydi. Hasan Sabah, yoğun bir propaganda faaliyeti sonucunda geniş bir taraftar kitlesi toplamıştı. Ancak Mustansır Billah’ın ölümünden sonra tahta istediği kişi geçmediği için Fatımîler’den ayrıldı.[7]

KISA TARİHÇE

Onbirinci yüzyılda (1090 civarı) Şii bir “din adamı” olan Hasan Sabbah tarafından kurulmuş, önce İran, sonra Suriye civarında yayılmıştır.

Hasan Sabbah, tarihin kaydettiği en vahşi, en acımasız, aynı zamanda en plânlı-programlı terörist başlarından biridir.

1034-1124 yılları arasında yaşamıştır. Bir dönem, Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk’ün emrinde Selçuklu Devleti’nin hizmetine girmiş, devleti tanımış, yandaşlar edinmiş, daha sonra devletten ayrılıp Elbruz Dağı’nda kurduğu Alamut Kalesi’ne çekilmiş, dağın tepesine inşa ettiği kaleyi dünyanın ilk “Terör karargâhı”na dönüştürmüştü.

Masum gençlerin dini duygularını kullanarak ve çeşitli vaatlerde bulunarak saflarına kattı. Onları beyin yıkama operasyonundan geçirdi. Haşhaşla uyuşturup cennetle kandırarak kullandı. Kimini propagandist olarak, kimini diplomat olarak, kimini tüccar olarak, kimini de terörist olarak eğitti.

Örgütün ilk hedefi Selçuklulardı: Müritler üçer-beşer devlet kademelerine yerleşti. Selçuklu Devleti’nin şanlı veziri Nizamülmülk (Ebu Ali Kıvamuddin Hasan bin Ali bin İshak et-Tûsî [1018-1092]) başta müsamaha gösterdi. Hasan Sabbah’ın asıl niyetini fark edemedi. Bu yüzden Hasan Sabbah’ın iyi eğitimli, “dindar” görünümlü müritlerine devletin bütün kademelerini açtı. Onların devlet hiyerarşisinin emrinde değil, Alamut Kalesi’nin emrinde çalıştıklarını fark ettiğinde ise iş işten geçmiş, Hasan Sabbah’ın müritleri, çoktan “devlet içinde devlet” olmuştu.

Devlet istihbarat alamıyor, bürokrasi çalışmıyor, devletin üst kademesi hakkında, hırsızlıktan yolsuzluğa kadar envai çeşit olumsuz iddia dolaşıyor, algı operasyonlarıyla vezirler, hatta Sultan kirletiliyordu.

Bir süre sonra gerçek tüm delilleriyle ortaya çıkıp sırlar deşifre olacak, Haşhaşiler, devlet kademelerinden hızla temizlenmeye başlanacaktı. Ne var ki, bu iş hiç de kolay değildi. Kendilerini çok iyi saklıyorlar, “vatansever” görüntü altında vatana ihanet ediyorlardı.

Ancak, “Fitne gizli kaldığı ölçüde etkili olur” (Bediüzzaman). Nitekim devlet içindeki sızmalar fark edilince, Hasan Sabbah’ın etkisi kırılmaya başladı. O da dönemin en etkin terör aracı olarak suikastlara yöneldi.

İlk hedef, Selçuklu Devleti’ni siyaset ve eğitim alanında yaptığı atılımlarla ihya eden vezir Nizamülmülk’tü. Sonra sıra Sultan Melikşah’a gelecek, nihayet Hasan Sabbah Selçuklu tahtına oturup, Şiiliği ihya edecekti.

Haşhaşin Örgütü’ne müthiş bir disiplin ve katı bir hiyerarşi hâkimdi: Her grup, liderine gözü kapalı bağlıydı. Beyni uyuşturulmuş, iradesi yok edilmiş katiller, dini bir psikoloji içinde adam öldürmeye başladılar. Bunun için ok, zehir ve hançer kullanıyorlardı.

Tarihte kendilerinden önce pek görülmemiş bir askeri ve siyasi taktik geliştirmişlerdi: Propaganda silahı kullanıyorlar, “mağdur” ve “mazlum” rolü oynuyorlardı.

Etkin propaganda sayesinde, devleti ele geçirmek için operasyonlar yaptıklarını unutturmuşlar, durup dururken devletin üzerlerine geldiğine halkın bir kısmını inandırmışlardı.

Siyaseti ve dini taktik olarak kullanıp bir taraftan yandaşlarının sayısını sürekli artırırken, temel askeri taktik olarak da suikastlara yönelmişlerdi. Bu aynı zamanda bir güç gösterisiydi, bu gücün karşısında durulamayacağı inancını yaymaya çalışıyorlardı.

Zaman içinde bunun böyle olmadığı görüldü: Meşruiyetini milletten almayan hiçbir gücün ilânihaye etkili olamayacağı anlaşıldı.

Ama bu arada, başta Selçuklu Devleti’nin muhteşem veziri Nizamülmülk olmak üzere, pek çok değerli isim suikastlarda şehit edildiler.

Suikastı gerçekleştiren katil kaçmıyor, gülümseyerek öldürülmeyi bekliyordu. Çünkü mutlak mânada cennete gideceğine inandırılmıştı.

Hasan Sabah, arkasında güçlü bir silahlı örgüt ve korku bırakarak 1124 yılında öldü. Ama “Haşhaşiler” Moğol istilasına kadar ayakta kaldılar. Nihayet, Hülagü Han, “Terörist Üretim Merkezi” olarak yıllar boyu faaliyet gösteren Alamut Kalesi’ni 1256’da yerle bir etti.[8]

HAŞHAŞİLERİN LİDERLERİ 

İran’daki  Liderleri

*Hasan Sabbah (4 Eylül 1090 – 23 Mayıs 1124)

*Kiya Buzrug Ummid (23 Mayıs 1124 – 9 Şubat 1138)

*Muhammed bin Kiya Buzrug Ummid (1138 – 1162)

*II. Hasan (1162 – 9 Ocak 1166)

*II. Muhammed (1166 – 1210)

*III. Hasan (1210 – 1221)

*III. Muhammed (1221 – 1255)

*Rükneddin Hür Şah (1255 – 1257)

Suriye’deki Liderleri

*El Hakim el Müneccim (? – 1103)

*Ebu Tahir es-Saiğ (1103 – ?)

*Behram (? – ?)

*İsmail (? – 1136)

*I. Muhammed (1136 – 1157)

*I. Hasan (1157-1162)

*Raşidüddin Sinan el-İsmaili (1162 – 1192/93]

*Nasır, Mecdüddin, Taceddin, Necmeddin, Sarimüddin Mübarek ve Şemseddin (1273’e kadar)[9]

TARİKATIN YEDİ DERECESİ

Meymun oğlu Abdullah bu sistemi kendine göre yeniden düzenleyerek tarikatını yedi dereceye ayırmıştı.

  1. Müminler derecesi: Tarikatın dış yüzünü oluşturan bu derece, tarikata girmek isteyen herkese açıktı. Tarikata girmek isteyen, “bağlı olacağına söz veren” ve yemin eden herkes mümin sayılıyordu. Bu derece, tarikat mensuplarının ilk durağıydı ve bu derece tarikata alınma ve tarikatın pirine el vermekten ibaretti.
  1. Yükümlüler derecesi: Birinci derecede yer alıp da, burada “yetişenler, olgunlaşanlar” arasında yetenekli olanlar, yükümlülük derecesine ulaşıyorlardı. Bunların görevi, tarikat dışında kalan topluluklara karışarak tarikatı anlatmak, “tarikata taraftar toplamaktı”. İlgilendikleri kişileri bir süre hazırladıktan sonra, uygun gördüklerini amirleriyle görüştürmekle yükümlüydüler. Bu işlerde başarılı olanlar, üçüncü dereceye yükseliyordu.
  1. İzinli Daîler derecesi: Propaganda yapmaya yetki verilmiş kişilerin derecesiydi. Bunlar dışarıdan tarikata girmek isteyenleri kabul edebiliyorlar ve onlardan “İmam adına biat” alabiliyorlardı. Ayrıca tarikata girenlere “ilim ve marifet kapılarını” açıyorlar ve onlara azar azar tarikatın sırlarını aktarıyorlardı. Müminlerin derecesini yükseltenler de bunlardı.
  1. Büyük Daîler derecesi: Daî-yi Ekber diye tanımlanan bu kişiler, İzinli Daîlerin amirleriydiler. İlk üç daî, bunların emiriyle hareket ediyorlardı. Bunlara “Kapı” anlamına gelen Bab deniliyordu. Bu dereceye varmış olanlar, asıl kapıdan içeriye girme hakkını kazananlardı ve bu derece, daha yüksek derecelerin kapısıydı.
  1. Yudum Emenler derecesi: Büyük Daîler derecesinden sonra gelen bu derece, ilim ve marifetin kaynağı olan “Hüccet’den bir yudum ilim emmeye uygun bulunanlar” derecesiydi. Çocukların annesinin memelerinden süt emmesi gibi, bu derecedekiler ilim ve marifeti emiyorlardı. Bu dereceye varanlara Zu massa, ‘bir yudum emenler’ deniyordu.
  1. Hüccet derecesi: İlim ve marifeti, kendilerinden sonra gelenlere damla damla verenlere hüccet deniliyordu. Kendisinin İmam’dan aldığı marifeti, Yudum Emenlere aktarmakla yükümlüydüler.
  1. İmam derecesi: İmam, en büyük makamın sahibiydi. Doğrudan Allah ile irtibatlı olduğuna inanılan kişiydi. Gaybin ilmi ona aracısız ulaştırılıyordu. “En yüce bilgili” anlamına gelen Belâğ-ı Azam, “En büyük sır” anlamına gelen Namûs-ı Ekber gibi ünvanlara sahipti. Her yaptığı, her söylediği, dine karşı bile olsa din gibi kabul görürdü. İnanışa göre, can, mal, ırz ve kader onun emrine bağlıydı. Ona yönelik ithamlar, düşmanlıklar “Allah’a yapılmış gibi” olurdu.[10]

HAŞHAŞİ KALELERİ 

İran’daki Haşhaşi Kaleleri

*Alamut Kalesi (1090)

*Lambasar Kalesi, Rudbar (1096 veya 1102)

*Rudhan Kalesi, Deylem-Gilan

*Meymun Diz, Alamut

*Samiran Kalesi, Rudbar

*Nevizar Şah Kalesi, Alamut

*Girduh Kalesi, Damğan (1096)

*Saru Kalesi, Simnan

*Mumin Abad Kalesi, Kuhistan Bölgesi, Dermiyan

*Kain Kalesi, Gain

*Furk Kalesi, Dermiyan

*Halancan Kalesi, Nehbendan

*Arcan Kalesi, Behbahan-Huzistan

*Şah Diz (İsfahan, Selçuklu başkenti)

Suriye’deki Haşhaşi Kaleleri

*Masyaf Kalesi, Hama

*Ebu Kubeys, Hama

*Mûdik Kalesi, Hama

*El-Uleyka Kalesi, El Nuseyriye Dağları-Tartus

*El-Kadmus Kalesi, El Nuseyriye Dağları-Tartus

*El-Kehf Kalesi, El Nuseyriye Dağları-Tartus

*El-Havabi Kalesi, El Nuseyriye Dağları-Tartus

*El-Rusafe Kalesi, El Nuseyriye Dağları-Hama

*El-Kuley’ah Kalesi, El Nuseyriye Dağları-Tartus

*Sermin Kalesi, El Nuseyriye Dağları-İdlip

*El-Manika Kalesi, El Nuseyriye Dağları-Lazkiye[10]

*El-Efamiye, Hama

*Banyas, Golan Tepeleri

HAŞHAŞİLERİN ÖNEMLİ ASKERİ TAKTİKLERİ

“Haşhaşinler istediği kapıdan, istediği zaman girebilir.Sen ya farkedersin(durum bu olduğunda muhtemelen kurban hayatını kaybetmiş olur.) ya farketmezsin(bu durumdada haşhaşiler seni gözlemliyordur.Çünkü haşhaşinler kurbanlarını öldürmeden zaaflarını öğrenirler.Tabi bu madde kurban mevki sahibi birisi ise geçerlidir.)[11]

Haşhaşiler tarihte kendilerinden önce pek görülmemiş olan bir askerî taktik geliştirdiler. Özel olarak tek bir önemli kişiyi öldürmeyi temel askerî taktik olarak kullanan Haşhaşiler, suikastı da kendilerince dinî ve psikolojik bir şekilde uygulamışlardır. Haşhaşilerce yapılan suikastların hiçbirinde ok, zehir gibi silahlar kullanılmamıştır. Neredeyse tüm suikastlarda hançer kullanılmıştır. Diğer önemli husus ise suikastı gerçekleştiren Haşhaşi’nin kaçmaya çalışmaması ve öldürülen kişinin korumaları veya halk tarafından linç edilmesidir. Uzmanlar bunu Haşhaşiler’in eylemlerine ayinsel bir hava katmak ve insanları korkutma, etkileme amacıyla bu şekilde yaptığını düşünmektedir. Haşhaşiler’in bu eylem biçimi Batılılar tarafından günümüzün Müslüman intihar eylemcileri ile ilişkilendirilmiştir. Ancak Orta Çağ İslam tarihi uzmanı Bernard Lewis’e göre Haşhaşiler’in kendilerini öldürmeyip korumalar tarafından öldürülmeyi beklemesinin günümüzün intihar bombacılarının kendilerini öldürmesinden kesin biçimde ayrıldığını, İslam dinine göre ikincisinin günah sayıldığını belirtmektedir.[12]

HAŞHAŞİLER’İN ÖNEMLİ SUİKASTLARI

*Büyük Selçuklu Devleti Veziri Nizamülmülk (16 Ekim 1092)

*İsfahan kadısı Ubeydullah el-Hatib (1108-1109)

*Kerramiyye mezhebi lideri Muhammed bin Kerrâm (1101-1103)

*Ahmed bin Nizamülmülk’e suikast girişimi

*Kürt emir Ahmedil

*Fatımi orduları başkomutanı El-Efdâl Şehinşâh (1121)

*Büyük Selçuklu Devleti veziri Muineddin Kaşi (16 Mart 1127)

*Abbasi Halifesi Mustarşid (1134)

*Abbasi halifesi Râşid (6 Temmuz 1138)

*Irak Selçuklu Devleti hükümdarı Davud

*Humus hükümdarı Cenah-üd Devle (1 Mayıs 1103)

*Fatımi Halifesi Amir (1130)

*Trablus Kontu II. Raymond (1140)

*Selahaddin Eyyubi’ye iki suikast girişimi (1174 ve 22 Mayıs 1176)

*Kudüs Krallığı hükümdarı Montferratlı Conrad (28 Nisan 1192)

*Halep hükümdarının veziri Şehabeddin ibn-ül Acemi

*Antakyalı IV. Boemondon’un oğlu Raymond-Ruben (1213)

HAŞHAŞİLER BÜYÜK SELÇUKLU İMPARATORLUĞUNUN YIKILIŞINI HIZLANDIRDILAR

Yani Hasan Sabbah intikam ateşi ile doluydu ama tuğrul ve çağrı bey döneminde gücü çok azdı.1090 yılında haşhaşileri tesirine almaktaydı.Yani tuğrul bey bu dönemde yoktu.Vefat etmişti, ama Hasan Sabbah’ında durmaya niyeti yoktu.Çevreye korku salmak onun için cihan fethi yapmak gibiydi.

Hasan Sabbah bu güce ulaştığında Baş vezir Nizamülmülk ve Melikşah Selçukluyu yönetmekteydi.Hasan Sabbahın amacıda bunları öldürmekti.Alamut kalesini almasıyla başlar haşhaşi serüveni.Kaleyi aldıktan sonra surları güçlendirir ve kendisine gençlik yıllarında verilen haşhaşın etkisini unutmayan Hasan Sabbah bununla insanları kullanabileceğini anlar ve alamut’a Hindistandan haşhaş meyvesi getirtir.

Çok geçmeden alamut yakınlarındaki küçük kalelerde elegeçirilir.

Haşhaşiler kısa sürede güçlenirken Melikşah Nizamülmülk’ü büyük vezirlikten almış, sıradan bir vezir yapmıştır.Melikşah varis kim olacağına karar verirken, tarih 1092 yılına gelmiştir. O zamana kadar eğitilen fedailerden birisi olan İbn-i(Ebu) Tahir, Nizamülmülk savaş hazırlığı yaparken çadırına öğrenci kılığında girip onu öldürmüştür. Haşhaşiler’e (suikastçiler’e) yapılacak büyük sefer böylece başlamadan bitmiş olacaktır. Çok geçmeden yine Haşhaşiler tarafından Melikşah da öldürülmüş,Selçuklular’ın çöküşü hızlanmıştır. Daha sonra Sultan Sencer, Haşhaşiler’e (suikastçiler’e) bir saldırı yapmayı planladıysa da uyandığında yastığına saplanmış hançeri ve mektubu görünce vazgeçmiştir. Mektupta “İster bizimle ilgili planlarını gerçekleştir, ister bizi rahat bırak, yatak odana kendi evimmiş gibi girebiliyorsam arkanı sağlam tut. İbn-i(Ebu) Tahir”.

Yani Haşhaşiler; dönemi etkisi altına alan suikast toplumudur.[13] Bu sebeple “Suikastçılar Tarikatı” olarak da adlandırılmışlardır.[14]

HAŞHAŞİLERİN ETKİLERİ

Tapınak Şövalyeleri (Templiyer) Haşhaşiler’i örnek almışlardır. Alamut’a gelerek, burada Hasan Sabbah’ın kurduğu sistemi gözleriyle gören şövalyeler, ilk ağızdan duydukları bilgileri kendi organizasyonlarına uyguladılar. İsmaililik’i derinlemesine incelemeye başlayan ve Katolik kilisesinden uzaklaşan Templiyerler, zamanla güçlü bir örgüt kurarak tüm Avrupa’ya yayıldılar. Tıpkı İsmailiye gibi, beyaz dışında kırmızı rengi de kendilerini tanımlamak için kullandılar.[15]

HAŞHAŞİLERİN HAÇLILARLA İTTİFAKI

Batıniler, Selçuklular ve Sünni müslümanlara karşı Haçlılar ile ittifak yapmışlardır. Ayrıca, önemli komutan, emir ve devlet adamlarına suikastlar düzenleyerek, onların işgalci kuvvetlerinin işlerini de kolaylaştırmışlardır. 1113 yılında, Kudüs Haçlılarını yenen Emir Mevdud’ a suikast düzenleyip öldürmeleri, yaptıkları eylemlerin de büyüklüğünü göstermesi açısından önemlidir.[16]

[1] http://alitugrulozturk.blogspot.com.tr/2012/12/gizli-suikastci-hashasiler-ve-srlar.html

[2] http://www.haber7.com/tarih-ve-fikir/haber/1239828-selcuklu-devleti-hashasilerle-nasil-mucadele-etti

[3] http://www.haber7.com/tarih-ve-fikir/haber/1239828-selcuklu-devleti-hashasilerle-nasil-mucadele-etti

[4] http://alitugrulozturk.blogspot.com.tr/2012/12/gizli-suikastci-hashasiler-ve-srlar.html

[5] http://listelist.com/hashasiler-hasan-sabbah/

[6] http://listelist.com/hashasiler-hasan-sabbah/

[7] http://alitugrulozturk.blogspot.com.tr/2012/12/gizli-suikastci-hashasiler-ve-srlar.html

[8] http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/yavuz-bahadiroglu/turkiyeye-musallat-olan-teror-orgutlerinin-tarihi-14283.html

[9] https://tr.wikipedia.org/wiki/Ha%C5%9Fha%C5%9Filer

[10] http://odatv.com/bilmeyenler-icin-hashasileri-tanima-kilavuzu-2312141200.html

[11] http://alitugrulozturk.blogspot.com.tr/2012/12/gizli-suikastci-hashasiler-ve-srlar.html

[12] https://tr.wikipedia.org/wiki/Ha%C5%9Fha%C5%9Filer

[13] http://alitugrulozturk.blogspot.com.tr/2012/12/gizli-suikastci-hashasiler-ve-srlar.html

[14] http://www.haber7.com/tarih-ve-fikir/haber/1239828-selcuklu-devleti-hashasilerle-nasil-mucadele-etti

[15] http://listelist.com/hashasiler-hasan-sabbah/

[16] http://indigodergisi.com/2014/02/olof-palme-cinayetinde-hasan-sabbah-ve-hashasilerin-etkisi/

 

Share
1005 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

9+5 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Bu Kayalıklara İlçe Kurulmaz Demiştik Ama Bizi Yanılttılar

    18 Eylül 2018 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    90’lı yılların sonu, 2000’li yılların başıydı. Yusufeli ilçesinde Yusufeli Barajı ve HES inşaatı ve bu inşaat sonrasında Yusufeli ilçesini sular altında kalacak olmasının tartışmaları yaşanıyordu. O dönem DSİ Çoruh Projeleri 26. Bölge Müdürlüğü’nde basın sorumlusu olarak çalışmaktaydım. Tartışmaların odağındaki bir kurumda tam da tartışmaları takip eden birimdeydim. Bu vesile ile de sık sık Yusufeli ilçesine gidip gelirdim ve ilçedeki genel kanaati ölçme şansı bulurdum. Hatta yeni Yusufeli ilçe merkezine ilişkin yapılan araştırmaları ve o bölge...
  • Artvin’de Otobüs Keyfi Yaşanıyor

    14 Eylül 2018 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Şehirleri şehir yapan unsurların başında hiç kuşku yok ki şehir içi taşımacılıkta otobüslerin kullanılmasıdır. 90’lı yılların sonuna kadar Artvin şehir içi taşımacılıkta alternatife sahip bir ildi. Hatta şehir içi dolmuş hatları yok iken bile Artvin’de şehir içi taşımacılık konusunda halkın taşınması işlemi otobüsler ile yapılırdı. 90’lı yılların başında şehir içi dolmuşların devreye girmesi ile birlikte şehir içi taşımacılıkta Artvin’de iki alternatif var idi. Biri belediye otobüsleri, diğeri ise şehir içi dolmuşlardı. Dr. Emin Özgün’ün başkan...
  • Artvin’deki Köpek Saldırısı Görüntülerin Ulusal Yansıması

    11 Eylül 2018 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Geçtiğimiz Pazar günü ulusal medyaya bildiğiniz üzere bir görüntü yansıdı. Maalesef hepimizin içini acıtan bu görüntüler ilimizin de kötü reklamı oldu. Konuyla ilgili olarak dün yazdığım yazımda değerlendirmelerde bulunmuştum ve konuyla ilgili olarak yapılanları anlatmıştım. Bugün ki yazımda bu görüntülerin ulusal yansıması, Artvin ile ilgili yanlış anlaşılmaları düzeltilmesi ve yapılanlara ilişkin bilgiler aktaracağım. Bunları yapmadan önce de köpeklerin sahibi ile yaptığım görüşmeyi de sizlere aktarmak istiyorum. Nihayetinde bizler gazetec...
  • Yerel Medyaya Sahip Çıkıyor musunuz?

    07 Eylül 2018 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Evet, iğneyi kendimize batırdık birazda çuvaldızı Artvin halkına batıralım ve önemli bir konuyu bugün ki yazımızda ele alalım. Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu Başkanı Nuri Kolaylı tarafından yapılan bir açıklama ve tespitten bahsedeceğim bugün ki yazımda. Önemli tespitleri içeriyor. Hani, her birinizin başı sıkıştığında ya da tanıtılmak istediğinde veya şirketlerinin açılışlarını halka duyurmak için zaman zaman ihtiyaç duyduğu, en çok da Artvin’in sorunlarının gündeme getirilmesi noktasında dert yandığı o yerel medya var ya onun sorunlarında...