logo

“Güzel var, güzelcik var…” Çeşm-i Dilber


Erhan Kırmızı
erhankirmizi@08olay.com

 

Hacı Arif Bey filminden bir replikte diğer cariyelerle tartışırken Hacı Arif Bey’i baştan çıkaracak güzelliğinin farkında olan Çeşm-i Dilber isimli cariyenin can alıcı şu cümleleri nakledilmiş; “Güzel var, güzelcik var, benim onlara çirkin dediğim yok, ama farkımız var. Benim güzelliğim arzu ettiğini elde edebilir, onların güzelliği ise arzulanmayı bekler.” https://www.youtube.com/watch?v=bkFi_S3JgnE ,1:24-1:42 dakikalar arası.

 

Türk Musikisi’nin büyük bestekarı Hacı Arif Bey, 1831’de İstanbul’da Eyüp Sultan’da doğdu. Daha ilkokulda iken, sesinin güzelliği ve musiki istidadiyle çevresinde ün kazandı. Aynı mahallede oturan Eyyubi Mehmet Bey ve Zekai Dede’den ders almaya başladı. 13 yaşında Mızıkay-ı Hümayun’a girdi. Haşim Bey’in derslerine devam etti. 20 yaşında iken Sultan Abdülmecid’e mabeynci oldu. Sarayın haremindeki cariyelere musiki öğretmeni tayin edildi. [1]

Ancak, genç cariyelere ders vermek, onlan hissetmek, yaşamak her erkeği baştan çıkarabileceği gibi, Arif Bey’de kayıtsız kalamıyor. Her ne kadar ders verirken mahcup bir hoca olsa da, devamlı önüne baksa da, pek fazla erkek yüzü görmeyen, ancak ileride üst mevkilerden bir saraylıya eş olacak olan bu kızlar da pek rahat durmuyorlar. Ne de olsa, yakışıklılık desen Hacı Arif Bey’de, ses desen Hacı Arif Bey’de. Kısa zamanda kızlar arasında pek beğenilen bir hoca olup çıkıveriyor. Arif Bey’in maceralı, aşklarla ve hicranlarla dolu hayatı da bundan sonra başlıyor. [2]

Öğrencileri içinde “Çeşm-i Dilber” adında 15 yaşındaki bir Çerkez kızıyla ilgi kurdu. [3]

Çeşm-i Dilber de biraz kızlara inat, biraz da gençliğin verdiği heyecan ile Hoca’yı baştan çıkartmaya niyetlenmiş. Bunda da başarılı olmuş. Dersler sırasında olur olmaz sorduğu sorularla önce Hoca’nın dikkatini çekmiş. Sonra da Hoca’nın kalbini fethetmiş. Fakat; o devirlerde bu cariyeler Saray’da bir eğitimden geçmekte idiler. Padişah’ın, veya sarayda üst görevlerde çalışan Padişah yakınlarının, üst düzey idarecilerin birine eş olmak için eğitilmekte idiler. Bunlardan birinin sıradan birisine gönlünü kaptırması pek uygun düşmezdi.

Ama arkadaşları ile inatlaşan Çeşm-i Dilber bunlara pek itibar etmedi ve Hoca’yı kandırmak için elinden geleni yaptı.

Arif Bey ne yapsın ki? Kız güzel, alımlı, kültürlü. Bakışlarına bakarsan gönlü de var. Bir süre direndi. Olmaması gerek diye çok düşündü. Fakat Çeşm-i Dilber’in hayali gözlerinden bir an gitse unutacak belki, ama ne mümkün. O da dayanamayıp, kızı hafiften süzmeye başladı. Bu süzüşler, baygın bakışlar kısa sürede bir tutkuya döndü.[4]

Olağanüstü güzel gözlerinden dolayı Çeşm-i Dilber adı verilen bu Çerkeş güzelinin aşkıyla Hacı Arif Bey gün ve gün meşale gibi yanmaya başlar . [5] Bu alevler seslere dönüşür ve dudaklarından dökülür. Hacı Arif Bey , Çeşm-i Dilber in aşkıyla tutuştuğu bu günlerde ‘ Kürdilihicazkar ‘ adında yeni bir makam icad eder . Bugün bile en çok sevilen ve kullanılan makamlarımızdan olan Kürdilihicazkarın ilk eserinin sözleri ise Esad Efendiye aittir. Bu makamı Hacı Arif Bey in Çeşm-i Dilber aşkı için icad ettiği de söylenir.[6]

Sonunda Hacı Ârif Bey’in Çeşm-i Dilber’e olan ilgisi Sultan Abdülmecîd’in kulağına kadar gitti. Sultan, kendi hanımı olmaya hazırlanan bu kızı Ârif Bey’le hemen evlendirdi. Saraydaki cariyelerin gönlünde taht kuran Hacı Arif Bey sevdiği kadınla, padişahın hediyesi olan Taşlık’taki konağında yaşamaya başladı. Cemil ve Nebiye adını verdiği iki çocuğu dünyaya geldi. Ancak kısa süren bir mutluluk döneminden sonra eşini ve çocuklarını terk eden Çeşm-i Dilber, bir tarakçı ile kaçtı. Bu kaçış, Çeşm-i Dilber’in, Hacı Arif Bey’i sevmediği halde sırf saray kadınlarına inat olsun diye evlenmesinden, aslında padişah eşi olmayı arzulaması gibi sebeplerden ileri gelmişti. [7]

Çeşm-i Dilber’in, Hacı Arif Bey’i sevmediği ile ilgili film repliki aynen aşağıya alınmıştır

Çeşm-i Dilber: Beslediğim aşk değildi

Hacı Arif Bey: Ya neydi?

Çeşm-i Dilber: Kin

Hacı Arif Bey: Kinlenecek ne yaptım sana Dilber, cevap ver?

Çeşm-i Dilber: Kinlendiğim siz değildiniz, öteki cariyelerdi, keşke beni saraydan çıkaran size beslediğim sevgi olsaydı

Hacı Arif Bey: Peki sevgi değil de neydi?

Çeşm-i Dilber: Cariyeler arasındaki bir yarışmaydı

Hacı Arif Bey: Ne yarışması?

Çeşm-i Dilber: Haremdeki kızların akıllarını çelmiştiniz,tek mevzu sizdiniz, hepsi gözünüze girmeye çalışıyordu,size erişemiyeceğimi sanıyorlardı” https://www.youtube.com/watch?v=bkFi_S3JgnE   28:52-29:38 dakikalar arası

 

Bu olayı haklı olarak bir izzetinefis meselesi yapan Hacı Arif Bey, ölünceye kadar üzgün ve kederli bir kişiliğe büründü. Bu dönemde Çeşm-i Dilber için bestelediği; “Niçin terk eyleyip gittin a zalim” ve “Düşer mi şanına ye şeh-i huban” şarkıları, kırgın ve hüzün damıtan bir kalbin dile gelişleridir. [8]

 

Arif Bey, son derece yakışıklı, güzel yüzlü, kibar, nazik, nükteci, fakat kaprisli ve huysuzdu. Hafızası ve zekası olağanüstü idi. Binlerce parçayı ezberden pürüzsüz okurdu. Musiki bilgisi hocaları, derecesinde olmamakla beraber, zevki ve bestekarlık kabiliyeti onlardan üstündü. Okuyuşu falsosuz, üslûbu çok kibardı. Tam bir meclis adamı olarak ün yapmıştı. Bestekârlık dehası verimliydi, Bir gece 8 şarkı birden bestelemiş, diğer bir gece, Sultan Aziz’in verdiği bir güfteye 7 ayrı beste yapmıştı. “Mecmu’a-i Arifi” adında 600 sayfalık bir güfte dergisi yazıp bastırmıştır. Kürdili Hicazkar makamı ile Müsemmen usulünü bulup ilk defa kullanan Arif Bey’dir, Başta Şevki Bey olmak üzere, pek çok değerli öğrenci yetiştirmiştir.

Arif Bey, Türk Musikisi’nin en büyük şarkı bestekarıdır. Bugün elimizde bulunan şarkıları 326 tanedir. Ayrıca diğer formlarda yaptığı 10 eserin notaları da mevcuttur, 1.000 küsur garkı ve bir hayli ilahi’sinden zamanımıza kalanlar bunlardan ibarettir. Diğerleri, vaktiyle notaya alınamamak yüzünden bugün unutulmuştur.

Arif Bey, tek başına şarkı seklini, Türk sanat musikisinin en önemli dalı durumuna getirmiştir. Ondan sonra gelen şarkı bestekarlarımızın en büyük kısmı, Arif Bey’i taklit etmişler veya onun açtığı yoldan yürümüşlerdir. Arif Bey’in ekolüne biz “Neo-klasik Türk Musikisi” diyoruz. Bu ekol, klasik ekolden kesin şekilde ayrılır. Yalnız eserlerinin harikulade güzelliği bakımından değil, yaptığı tesir bakımından da pek az bestekarımız Hacı Arif Bey’le mukayese edilebilir.

Yılmaz ÖZTUNA :  Türk   Tarihinden Yapraklar[9]

[1] http://www.akintarih.com/turktarihi/turkbestekar/haciarifbey.htm

[2] http://www.musikidergisi.net/?p=1618

[3] http://www.akintarih.com/turktarihi/turkbestekar/haciarifbey.htm

[4] http://www.musikidergisi.net/?p=1618

[5] http://www.turizmhaberleri.com/koseyazisi.asp?ID=2078

[6] http://www.turizmhaberleri.com/koseyazisi.asp?ID=2078

[7] http://www.istanbul.gov.tr/Files/ebulten/2016-6/icerikhac%C4%B1arif.html

[8] http://www.istanbul.gov.tr/Files/ebulten/2016-6/icerikhac%C4%B1arif.html

[9] http://www.akintarih.com/turktarihi/turkbestekar/haciarifbey.htm

Share
149 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+8 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Muhtarların Görev, Yetki ve Sorumluluklarını Biliyor muyuz?

    22 Ekim 2017 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Geçtiğimiz Perşembe günü Türkiye’de Muhtarlar Günü kutlandı. Kutlamalar dolayısıyla Artvin Valisi Ömer Doğanay, muhtarlara bir de yemek verdi. Yemeğe bende katıldım. Muhtar değilim ama basın mensubu olarak bu yemekte yer aldım. Valimiz ile aslında sık sık özel sohbetlerde bir araya gelmemize rağmen bir türlü haberlere katılamıyordum, bu sefer katılalım dedik. İyi de yapmışız. Gerçekten sıra dışı bir Valimiz var. Valimiz tam bir devlet adamı. Devlet ciddiyetini her yerde korumanın yanı sıra devletin şevkatlı elini de gösteren bir kişilik. Ken...
  • Marksizmin Ekolleri (Mezhepleri)

    21 Ekim 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Özet: *Marksizm, bilimsel sosyalizm ve komünizmin kurucusu Karl Marx'ın ve Friedrich Engels'in çalışmalarından çıkarılan insanlığın özgürleşmesiyle ilgili bir düşünce sistemi ve ideoloji. *Leninizm işçi sınıfını odak noktası olarak kabul eder. *Maoizm’de Çinde işçi sınıfı olmadığı için köylüler işçi sınıfı yerine konmuştur. *Cheizm’de İşçi ve köylü sınıfı birlikte hareket eder. *Marksizm’in bu ideolojileri İslamdaki mezheplere benziyor. İslam bir tane olduğuna göre mezhepler niye var diyenler, Marksizmdeki bu farklı ideolojileri ...
  • İki Röportajla İSME Dosyasını Kapatıyorum

    19 Ekim 2017 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Bildiğiniz üzere Bodrum’da düzenlenen Madencilik ve Çevre Sempozyumu’nda düzenlenen Madencilik ve Çevre Sempozyumu (İSME 2017) de gerçekleştirdiğimiz röportajlardan bir bölümünü yayımlamıştım. Şimdi son iki röportajla İSME 2017 dosyasını kapatıyorum. Bu röportajlardan biri alanında ülkemizin aranılan akademisyenlerin Prof. Dr. Hürriyet Akdaş hocanın açıklamalarını içeriyor. Bir diğeri ise ise iş dünyasından iki röportajı içeriyor. Yine her zaman olduğu gibi yorumsuz bir biçimde sizlere aktarıyorum. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Öğretim G...
  • Öküz Mehmet Paşa

    19 Ekim 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      “Bir Nalbant Çocuğu Başbakan Oluyor” 17. asır kıymetli devlet adamlarından Öküz Mehmet Paşa, Sultan I. Ahmet Han'ın vezirlerinden ve damatlarındandır. “Vezir” ve “Damat" Mehmet Paşa olarak da bilinir. Sultan I. Ahmet ve II. Osman dönemlerinde, ilkinde iki yıl, ikincisinde on bir ay olmak üzere iki defa “Sadrazamlık” makamına getirilmiştir. Hakkında “edip ve vakur, vezir-i sahib-i şu’ur” denmiştir. 1621 senesinde vefat etmiştir. Asıl lakabı “Oğuz” olmasına rağmen eski yazıdaki kef ve kaf harflerinin karıştırılmasından dolayı muha...