logo

ESMA CİVCİR, İzlenim Dünyası Parlak Olan Bir Sanatçı


Erhan Kırmızı
erhankirmizi@08olay.com

 

Siyah renk tonu kullandığı resimlerde bile bir parlaklık, renklilik ve iyimserlik havası var.

NOT: Bu köşe yazısı güncellenecek ve güncelleme sürecinde referansları, alıntı kuralları ve kaynakçalarının düzenlenişi açısından bilimsel makale kriterlerine uygun hale getirilecektir.

Bir Doğu Masalı Sergisi

Artvin Çoruh Üniversitesi, Nihat Gökyiğit Kongre Kültür Merkezi’nde, Sanat Ve tasarım Fakültesi Öğretim Üyesi ve Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rukiye Eser Gültekin rehberliğinde, Rektörümüz Prof. Dr.Mehmet Duman’ın katkılarıyla 28 Mart 2016 Pazartesi günü, Ünlü Sanatçı Ressam Esma CİVCİR’in tablolarının sergilendiği “Bir Doğu Masalı” isimli resim sergisi açıldı.

Önsöz Yerine; Sanatçının Bazı Nitelikleri

İzlenim dünyasının parlak olması bende bıraktığı ilk izlenim.

Fakat sanatçının niteliği bu kadarla sınırlı değil,

*Kendine özgü subjektif bakışını resimlerine yansıtması,

*Metafizik varlıkları kendi subjektif sanat dünyasından yansıtabilmesi,

*Ezoterik bakış açısı ,

*Mitolojik bakış açısı,

*Fizik ötesi varlık sezgileri,

*Tarih bilgisi,

*Arkeoloji bilgisi,

*Dinler tarihi bilgisi,

*Felsefi derinlik,

*Resimlerinde çok değişik teknikleri kullanabilmesi,

*Bu birikimlerinin üstünde hepsinden bağımsız sanatçı kişiliği ve bu sanatçı kişiliğinin de özgünlüğü,

Gibi özellikleri sanatçının benim gözlemleyebildiğim niteliklerinden bir kaçı.

Sanat yönü o kadar güçlü ki, sergide bulunan çıplak resimler bile bu sanatın kalitesi altında masum bir hale dönüşmüş.

Sanatçının tablolarında kadın teması öne çıkıyor, hatta çalışmalarının tamamına yakını kadın temalı. Fakat sanatçının ne kişiliği ne de sanatında feminizmin izine rastlanmıyor. Sergilerine ilgi gösteren sanatseverlerin çoğu erkek diyebilirim.

Özgün bir sanatçı olmasına rağmen ilgili olduğu sanat dalına gömülüp kalmamış, kendisini çevresinden soyutlamamış.

Oldukça sosyal bir kişiliği var. Bu sosyallik üst düzey bürokratlarla muhatap olacak kadar resmiyet içerdiği gibi, avamla muhatap olacak kadar da halka yakın durmaktadır.

1SANAT ÖZGEÇMİŞİ

(Bu kısım sanatçının Aydın Ses gazetesinde 2012 yılında yaptığı röportajdaki kendi iadeleri esas alınarak hazırlanmıştır.)

1.Sanat Gelişiminde Etkili Olan Faktörler

A-Kişisel Yetenek

Esma CİVCİR sanatçı kişiliğinin ortaya çıkmasında yeteneğin kaynağını şöyle ifade ediyor;

“İnsanların bir kodla geldiğine inanıyorum. Bilimsel olarak nasıl açıklanır bilemem ama bir mesajla geliyoruz. Yani bir yazılım programı var diye düşünüyorum. Her insan bir bilgisayar makinası gibi düşünelim. Bazılarının kapasitesi word bazıları design bazıları ise daha çok program için olabilir.” (ÖZDEMİR, 2012,p.13)

“İnsanların bir kodla geldiğine inanıyorum” cümlesindeki kod kelimesi kadere ve yeteneğin Vehbi yani Allah vergisi olduğuna dair inancını ortaya koymaktadır.

B-Aile Ortamı

Ailesinde beş kız kardeşin hepsi de resim yapmaktaydı (https://www.facebook.com/ESMA-Civcir-308415535935326/info/?tab=page_info  p.5)

Toplumun temeli aile olduğu gibi insandaki pek çok yetenek ve eğilimlerin kaynağıda ailedir. sanatçının aşağıdaki paragrafta sanatçı kişiliğinin oluşumunda ailesinin hoşgörülü davranışlarının önemli bir katkısı olduğunu söylüyor;

“Kendimi anlatmak istediğimde çok sevgi dolu bir ortam, beş kız kardeş ve evimiz gelir aklıma. Annem çok hamarat, yönetici, dominant bir karakter olarak anne kimliğinde bir ayrıcalıktır. Anadolu kadının tüm özelliklerini fazlasıyla taşıyan bir annedir. Hangisi erkek çocuğu olacak diye sanırım beş kız çocuğu büyütmüş, okutmuş bir kadın. Ve babam hiç bir zaman sevgisini esirgemeyen hoşgörülü, ilgili bir insandı. Kız çocuklarının eğitim alması ve ayaklarının üzerinde durması gerekliğine inanan bir Anadolu insanıydı. Aydınıydı desem daha doğru. ”Erdem”in diplomalarla kazanılamayacağını anlamam bu günün gerçeği oldu. Neden aileden başladım; sevgi paylaşım, hoşgörü, toplumsal kimlik ne özel bir şeydir ki aileden kaynaklanan ekilmiş bir tohumun dallanıp budaklanmasıdır. İnsanın kodlanmış kimliği DNA’larının yanında beslendiği atmosferle de ilgilidir. Yine geliştiği ortam, atmosfer, kültürel ve sosyolojik değerler onu biçimlendirir.” (ÖZDEMİR, 2012, p.5)

Sanatçı burada her ne kadar annesinin karakterini tanıtsa da aslında kendi kişiliği hakkındaki ipuçlarını da vermektedir. Aynı zamanda kendisinin de hamarat, yönetici, dominant olduğunu ifade etmek istiyor. Zaten biz bu karakter özelliklerini normal günlük hayatında, akademik ve sanat yaşamında görüyoruz.

Türk toplumu her görünüşte ataerkil bir yapıda görünse de perde arkasında hakim olan aslında kadın hakimiyetidir. Sanatçının ailesinde de bunu görüyoruz. Bu durum diğer toplum yapılarına nazaran övünülecek bir husustur.

C-Okul Ortamı

Esma CİVCİR okul çevresinin sanatına olan katkısını şöyle ifade ediyor;

“Eğitim basamaklarındaki mihenk taşı hocalarımı da bu karmada anmadan edemem. Esma CİVCİR’in tasarlanmasında bu kimliklerin katkısı, rengi, dokusu hissedilir. Bazen bu kimliklerden izler, parçalar yakalarım kendimde. Eğitim ”haklı olarak” aile ile birlikte kimliğimizin tasarlanmasında çok özel bir yer tutar.” (ÖZDEMİR, 2012, p.6)

“Konya Kız Orta Okulu, Modern bir labaratuar eğitimi aldığım Matematik ağırlıklı okuduğum Atatürk Lisesi bu günkü Esma CİVCİR’i oluşturmuştur elbette. Orta okulda bu günkü perspektif çizim, renk derslerini aldığım, desen çalıştığımız bir programda Vahide Solaklar, Lisede Mimar Sinan üniversitesi Mezunu Güner Özkan Hocam ile bu sanat yönelimleri kesinleşti. Yetenek ve bilgi merak seçimimi yüksek üniversite puanıma rağmen, sanata tercihimle kesinleştirmiştim.”  (ÖZDEMİR, 2012, p.8)

D-Çevre Faktörü

Evrendeki soyut somut her şey; uzay, gezegenler, atmosfer, iklim, coğrafya, köyler, kasabalar, şehirler, metropoller, sosyal, kültürel, ekonomik, ahlaki değerler ve aile insanoğlunun çevresini oluşturur.

Yetiştiği aile, ortam ya da topluluk onun sanatsal söylemini etkiler. Sanatçının dış dünyasında yaşanan her şey iç dünyasından gelen dürtülerle, algılama ve kavrama yetileriyle beslenerek kendi yaratıcılığıyla bütünleşir. Nesnel gerçeklerle girdiği öznel etkileşimde sesini duyurabileceği ifade araçlarını seçer ve tüm insanlığa seslenir.(DÜZ, 2010, s.12-13)

“Konya’da doğup lise eğitimim bitene kadar orada yaşadım. Tam bir Selçuklu başkenti, kentsel kimlik dokusu gösteren bir yerdir Konya”  (ÖZDEMİR, 2012,p.6)

Sanatçının doğduğu şehir olan Konya’nın sanatçı üzerine nasıl bir etki bırakabileceğini anlamak için Konya’dan ve Seçuklu sanatından biraz ayrıntılı söz etmek doğrunolacaktır;

“Selçukluların başkenti olan Konya, aynı zamanda, bir İslâm kültürü merkezi, her yere ışık saçan bir şehirdi. Şemsi Tebrîzî, Mevlânâ Celâleddin Rûmî gibi büyük filozoflar ve din bilginleri bu şehirde felsefe okulları kurmuşlardı, ilkeleri bütün Islâm dünyasına yayılan Mevlevi tarikatı da yine bu şehirde kurulmuştu. Bilimleri ve din bilimini öğrenmek istiyen öğrenciler hep buraya akın ederlerdi. Yapılan büyük medreselerde (o zamanın üniversitelerinde) binlerce öğrenci parasız yedirilip içirilir, barındırılır, okutulurdu. Sultanlar ve vezirler durmadan cami ve kamu yararına binalar yaptırırlardı. Bütün bu çalışmalar mimarlığa yoğun bir çalışma alanı açmıştı. İran’ın, İç Asya’nın ve Suriye’nin mamur şehirleri Selçuklulara en ünlü mimarlarını gönderiyorlardı. Sultanların sarayları her zaman bilginler ve sanatçılarla dolup taşıyordu.

Bu sanatçıların getirdikleri yeni fikirlerin yanında, yerli gelenekler de yaşamağa devam ediyordu. Yerli sanatçılar, bu yeni görüşlere, kendi şekillerini ve tekniklerini katmak suretiyle, BizanslIların sanatından tamamiyle farklı olan bu sanatın oluşumuna yardım etmişlerdi.

O zamanlar, İran’dan ve Türkistan’dan getirtilen mimarlar, anıtları sırlı tuğla ya da döşeme ile süsleme usullerini de birlikte getirmişlerdi. Hatta bu çinileri yaptırmak için Çinli çiniciler bile tutulmuştu. Bu kaplama tarzı, Bizanslıların duvarları mozayikle süslemeğe dayanan usullerinin yerini aldı ve yeni sanata Bizans sanatından apayrı bir karakter verdi.

Aynı zamanda, süsleme ve sanayi sanatlarında da yeni bir yüz belirdi; maden, çini ve dokuma sanatları büyük bir gelişme gösterdi.

…Biraz ağır ve Orta Çağ görünüşüne rağmen, bu mimari, yine de, bize Asya sanatlarının en incelmişi, en zarifi, en güzeli olarak görünmektedir.

Selçuk sanatı, Orta Asya Türk sanatı ile, genellikle, Türk sanatının en gelişmiş devrini temsil eden Osmanlı sanatı arasında bir aşamadır.

Osmanlı sanatındaki hemen hemen bütün unsurların kaynağını ve ilk şeklini Selçuk sanatında buluyoruz. Bu iki devirden kalma bazı sanat eserleri arasında o kadar büyük bir benzerlik vardır ki, Selçuk sanatı ile Osmanlı sanatına insan, aynı sanatın birbirinden farklı iki okulu gözü ile bakmakta bile tereddüt eder.

Selçuk sanatı da Batı sanatları üstünde etki yapmıştır. Birbiri ardından yapılan Haçlı seferleri, Selçukluları İslâm dünyasında dayanak aramak ve müslümanlığı koruyan devlet haline gelmek zorunda bırakmıştı.

Selçukluların ülkesinden birkaç defa geçen Haçlılar buradaki anıtların ihtişamına hayran kalmışlardı. Bu yüzden, bu ülkede görüp hayran oldukları anıtlardan edindikleri fikirleri ve konuları Avrupa’ya götürdüler. Böylelikle, Batı sanatında yeni bir eğilimin ortaya çıkmasına yardım ettiler. Roman sanatı (özellikle mimarlığı) ile Selçuk sanatı arasındaki yakınlık işte buradan gelir.” (ARSEVEN,s.54-57)

E-Üniversite Hayatı

Sanatçı üniversite hayatındaki gelişimini şöyle anlatıyor;

“Nevide Gökaydın Hocamla Gazi Üniversitesi Yüksek Lisans eğitimi için buluşmamda, İzmir Buca Eğitim Enstitüsü Usta Sanatçı Parisien Şeref Bigalı’nın ilgi, destek, matematiksel ve konsturiktif desen anlayışı tezgahı üzerine tam bir gelişme olmuştu. Andre Lothe Atölyesi Paris mezunu olan hocamın, eşsiz desen çizgi değerleri ile buluşmuştum. Şeref Bigalı hocamın ”Resim Sanatı” kitabını hazırladığı yıllarda düzeltmelerini yaptığı sıralarda okumasını yapmaktan çok zevk alırdım. Okumak hayatımın başlangıcı, çizmek ise anlatımı olmuştu…” (ÖZDEMİR, 2012,p.8)

“Masterde Y.Bingöl ve Beyhan Karamağaralı hocalarımla buluşmam da arkeoloji ve mitoloji araştırmalarımı destekledi. Beyhan hocamla dünya dinleri mitolojileri,Türk kültürü ve mitolojisi geçmişi ile ilginç bir araştırma sürecini yaşadım.Sınırları kaldırmayı Prof.Dr.Beyhan Karamağaralı öğretti bana. Önyargı ve sınırları öğrenmede kaldırdım.”  (ÖZDEMİR, 2012,p.10)

F-Sanatına Etkili Olan Yazar Ve Sanatçılar

Her sanatçının sanatında etkilendiği sanatçılar ve yazarlar mutlaka vardır. Sanatçı bu kişileri şöyle ifade ediyor.

“Jules Verne eserleri ile başlayan seyahatler. Dünya coğrafyası ile kültürünü birleştiren Gorki’ler, Emile Zola’lar insanlığın tarihi ve yaşamları ile Victor Hugolar ve sanırım Türk Kültür yaşamını anlatan Ömer Seyfettin, Halit Karay, Sait Faik, Eflatun Cem Güney, Halikarnas Balıkçısıyla mitoloji merakı, Ceyhun Atıf Kansu ile Anadolu sevgisi ve eğitimci kimliğim…Gençlik başkaldırım Nazım ile tanışmam ve evrensel değerlere ulaşma isteğim.”  (ÖZDEMİR, 2012,p.9)

Sanatçı bu röportajın ilerleyen satırlarında ayrıca Mimar Sinan ve Leonardo da Vinci’den etkilendiğini söylemektedir.

G-Geçmiş Kültürlerin Sanatına Etkisi

Anadolu Selçuklu Devleti, Hitit’lerden sonra Orta Anadolu’yu merkez alan son büyük devlettir. Bu niteliği ile, kendinden önceki kültür devirlerinin mirasçısı olan gerçek bir Anadolu devletidir. (SEMRA,1994,s.9)

Sanatçının Selçuklunun başkenti Konyalı olması bu açıdan iyi bir şans olmuştur.

Anadolu Selçuklularında bir ara (XIII. yüzyıl) kitap minyatürcülüğünden taşarak taş ve çini süslemeciliğinde kendini gösteren resim, Konya Kalesi bedenlerinde taş kabartma, Kubad-âbâd Sarayı duvar çinilerinde boyama olarak zengin bir repertuvar meydana getirmiştir. (ÖNDER,1987,s.209)

Sanatçı Selçuklu Kültür ve Sanatı ile görsel algısının başladığını ve tanıdığı ilk mavinin Selçuklu çini mavisi olduğunu söylemektedir. (https://www.facebook.com/ESMA-Civcir-308415535935326/info/?tab=page_info  p.5)

Sanatçı geçmiş kültürlerin sanatına olan etkisini şöyle ifade etmektedir;

“Şaman yaşam biçiminin izlerini Anadolu yaşamında sürdüm. Anadolu yaşamımda izledim. Roma, Helen, Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet izlerini sürdüm. Ben ile ilgili uzlaştım. Ben ve insan yanımı kabullenmeyi tanımayı ama karşı olmayı, değişim için uğraşmayı öğrenmeye çalışıyorum. Geçmiş kültürlerin bizleri nasıl inşa ettiğini nasıl oluştuğumuzu izlemeye çalıştım.”  (ÖZDEMİR, 2012,p.10)

H-Ve Tabloların Sultanı

Türk sanatında sultan ünvanı kullanan başka sanatçılar da var, mesela Türkan Şoray Türk sinemasının sultanıdır. Sultanüş’şuara (Şairler sultanı)Necip Fazıl Kısakürek bunlardan bir kaçıdır.

Sanatçı tabloları ile Tabloların Sultanı (ÖZDEMİR, 2012, yazı başlığı)   ünvanını almayı gerçekten hak etmektedir.

2.Sanatçının Nitelik Kariyeri

2.1.Sanat Eserleri İle Örtüşen Bütünlük

Sanatçının önünde poz verdiği resimlerden fark ettiğimiz, elbise renkleri ile tablo renklerinin ve ruh hali ile tablolardaki görüntünün uyuşmasıdır.

Sanatçının eserleri ile arasındaki bu uygunluk işini ne kadar benimsediğini, bir hayat biçimi olarak seçtiğini gösteriyor. Başarılı olmasının arkasındaki sırlardan birisi de bu olmalı.

2.2. Köklerini Yerelden Alan Evrensel Bir Çizgi

Sanatçının resimleri Anadolu uygarlıkları ve Türk kültürü eksenli olmasına rağmen anlayış ve teknik açıdan evrensel bir çizgiye uzanmıştır. Sanatçının eserleri yurt dışında beğeni toplamış ve kabul görmüştür.

İsmi uluslar arası sanatçılar arasında yer aldığı gibi (http://www.kultur.gov.tr/Eklenti/9407,bienal-listepdf.pdf?0  ) , eserlerinin tanıtımı yabancı dergiler (Spirit of Art International Contemporary Art Exhibition, 2011,s.7-14  )  arasında yer almakta ve eserleri yurt dışı sanatsal mekanlarda teşhir edilmektedir.

2.3.Evrensel Sanat Anlayışını Yakalamakla Birlikte, Türk Kültürü Ve İslami Değerlerle Barışık Bir Çizgi

2.4. Kilisenin Taassubunu Yıkan İlk Müslüman Türk Ressam

1 Ağustos 2004 Pazar tarihli Hürriyet gazetesinin manşetten verdiği bir röportaj haberinde sanatçının Almanya’daki bir kilisenin taassubunu yıktığı belirtiliyor.

Gazete haberinde Almanya’da bulunan Avrupa’nın ilk katedralinde şimdiye kadar sadece Alman sanatçının bir heykelinin sergilenmeye değer görüldüğü, hiçbir Müslüman veya Türk sanatçının eserinin içeriye sokulmadığını fakat Esma CİVCİR’in bu tabuyu yıkarak ilk defa bir Türk ve Müslüman sanatçının eserinin katedralde daimi olarak sergilenmeye başladığı belirtiliyor. (Hürriyet, 2004,manşet)

2.5.Uluslararası Ölçekte Seçkin Bir Sanatçı

Sanatla ilgili olarak uluslar arası ölçekte sınırlı sayıda seçkin sanatçı arasına girmeyi başarmıştır.

“30 Sanatçı “Sanatın Ruhu” İçin Londra’da Buluştu” başlığını taşıyan haberde, Türkiye’den 6 sanatçının da yer aldığı dünyanın 14 farklı ülkesinden 30 sanatçının 70 eseri sanatseverlerin beğenisine sunulduğu, Türkiye’den Melis Cankara, Füsun Kavalcı, Ayhan Tomak, Filiz Ural, Elif Haydaroğlu ve Esma CİVCİR, resim ve heykelleriyle yer aldığı belirtilmektedir. (http://www.on5yirmi5.com/etkinlik/kultur-sanat/gorsel-sanatlar/57292/30-sanatci-sanatin-ruhu-icin-londrada-bulustu.html, 2011,p.1,2,3)

2.6.Akademik Ünvana Değil Sanatsal Niteliklere Önem Vermesi

Yüksek Lisans ve doktorasını yapmasına rağmen unvan yerine sanatsal kariyer ve niteliklere önem vermektedir.  Yani sanatçı akademik kariyer olarak yükselmek unvan elde etmek yerine meslek ve sanatında niteliği ön planda tutarak kendisini daha çok mesleki ve sanatsal nitelik açısından geliştirmiştir.

2.7.Arkeoloji İle Resmi Buluşturan Bir Çalışma Başlatması

Sanatçı Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde görev yaptığı zaman dilimi içerisinde Likya uygarlığı dönemi merkezi Patara ve Akdeniz bölgesi resimleme projesi 2001-2012 uygarlıklar müzesi çalışmasına aktif olarak katılmıştır.

Patara’nın doğal ortamında, Patara’daki arkeolojik kazılara şahit olarak, bilimsel araştırmaları yürüten ekiple tartışarak konuşarak tablolarını çizmiştir. (https://www.youtube.com/watch?v=3E_Okel_YQs )

Patara, Batı Akdeniz’de bulunan eski çağlarda Likya Uygarlığının başkentliğini yapmış bir sahil kasabasıdır.

Antik kent, limanın doğu yakasında geniş bir alana yayılmış durumdadır. Kent ve limanı, yaklaşık 3 km. uzunluğundaki vadinin girişindedir. Patara Limanı, Xanthos (Eşen) Çayı’nın getirdiği alüvyonlarla dolunca bugünkü görünümünü almıştır. Kentin adından ilk kez Herodotos söz eder. Rivayete göre Patara, kentin kurucusu, Su perisi Lykia ile Apollon’un doğduğu yerdir.

Şehir Bizans Dönemi’nde de önemli bir konum edinmiştir. Zira ‘Noel Baba’ olarak adlandırılan Saint-Nicholas Patara’lıdır. Hz. İsa’nın havarilerinden Saint Paul, Roma’ya gitmek için Patara’dan gemiye binmiştir ve Patara, Erken Hıristiyanlık Dönemi’nde Piskoposluk merkezi olmuştur.

Patara Tiyatrosu (M.Ö.2.yy.) bir yamacın eteğine kurulmuştur ve tahmini 10.000 kişiliktir.

2.8.Sanatçının Patara Antik Kenti İle İlgili Olarak Kültür Turizmindeki Özel Misyonu

Bu misyonu Fahri Işık 2002 yılında yapılan Kültür Bakanlığı Anıtlar Ve Müzeler Genel Müdürlüğü,24. Kazı Sonuçları Toplantısı’nda şöyle ifade etmiştir.

Türkiye sahip olduğu daha nice mistik çekicilikteki kültürel zenginliklere karşın, başka ülkelerde yokmuşçasına denize, kuma ve güneşe turist bekler. Batılı kendi kültürünün özünü, Batı uygarlığını kendi öz senteziyle yaratan Anadolu toprağında değil, o uygarlığı Iyonya’dan ilk alan ve sahiplenen Yunanistan toprağında arar, oraya akar. Biz de bakarız. Ancak Patara, sahip olduğu değerleri, sanatın da gücünü kullanarak dünyaya tanıtmada kararlıdır; ülkemizin ünlü seramik sanatçısı Tufan Dağıstanlı ve ressam Esma CİVCİR bu ulusal misyon için oradadır.

2.9.Çalışma Ortamı İle İlgili Sanat Zevkleri

1)Sanat eserlerini geniş mekânlarda yapmayı sevmesi

2)Çalışma sırasında müzik dinlemeyi sevmesi

3)Uzayı sevmesi

2.10.Sürekli Sosyal Etkinliklerde Olan Bir Sanatçı

Sanatçı sadece sanatsal etkinliklerde değil sosyal etkinliklerde de sanatını icra etmektedir. Bu etkinliklerden birisi Alanya Kent Konseyi Çalışma Raporu’nda şöyle ifade edilmektedir.

“07 Mayıs 2010 tarihinde DYO sponsorluğunda Alanya Belediyesi, ALTSO, Kent Konseyi Kadın Meclisi çalışma gruplarının birlikte organize ettiği Avrupa Günü ve Haftası etkinliği’ Anadolu Güneşinden Avrupa Yıldızlarına Selam ‘ temalı organizasyon gerçekleştirilmiştir. Etkinlikte Nurhan ÖZCAN yönetimindeki koro 9. Senfoniyi seslendirmiştir. Proje koordinatörü Akdeniz Üniversitesi öğretim görevlisi Esma CİVCİR yönetimindeki yerli ve yabancı uyruklu 20 kişilik ressam ekibi 10X1.80 ebadında tuval üzerine serbest resim çalışması yapmıştır. Yapılan resim çalışması 1 hafta boyunca Alanya Kültür Merkezinde sergilenmiştir. Resim çalışması Strazburgda sergilenecek olup pul vb tanıtım materyalleri basılacaktır.”( ALANYA KENT KONSEYİ ÇALIŞMA RAPORU, 2010, s.7)

2.11.Sanat Çalışmaları Referans Alınan Sanatçı

Sanatçının “Çocuklar İçin Hazırlanan Türk Destanlarının İllüstrasyon Yönünden Analizi” isimli eseri Türk Çocuk Edebiyatı Kaynakçası’nda literatür arasında yer almıştır. (ALTUNKAYA,2012,s.24)

3.Sanatçının Etkinlik Kariyeri (Sergileri)

3.1.Sergi Kavramı

Sanat eserlerinin teşhirine denir. Sergi eğer birçok sanatçının eserlerini içine alıyorsa buna toplu Sergi, “kollektif sergi”; bir sanatçının hayat boyunca yaptıklarını içine alıyorsa buna da “retrospektif sergi” denir. (TURANİ, 1975, s.116)

3.2. Kişisel Sergileri

3.2.1.Ulusal Kişisel Sergileri

A-Süreli Ulusal Kişisel Sergileri

1982-   Ankara Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Galerisi.

1993-   İstanbul, Mövenpick Otel Sanat Galerisi.

1993-   Ankara Vega.

1994-   Ankara Kültür Bakanlığı Resim ve Heykel Müzesi.

1995-   İstanbul Vakıfbank Fener Sanat Galerisi.

1995-   Ankara T.R.T. Kavaklıdere Genel Müdürlük fuayesi

1996-   Kültür Bakanlığı Konya Güzel Sanatlar Galerisi.

1997-   Ankara Sanatçı Köy. Ankara

1998-   Ankara Sheraton Voyager Otel Sanat Galerisi.

1998-   Ankara Şekerbank Sanat Galerisi.

1998-   İstanbul Vakıflar Hat Sanatları Müzesi. İstanbul

1999-   Ankara Friedrick Naumman Vakfı Sanat Galerisi. Ankara

1999-   Ankara Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Kültür Merkezi. Ankara

2000-   Royal Resort Otel Sanat Galerisi. Antalya

2001-   Antalya Cineplex Sanat Galerisi. Antalya

2002-   İ.M.K. B. Sanat Galerisi. İstanbul

2002-   Antalya AÜ Olbia Sanat Galerisi. Antalya

2002-   İstanbul Yunus Emre Kültür Merkezi Sanat Galerisi. İstanbul

2002-   Side Müzesi. Antalya

2002-   Altın Portakal Sanat Galerisi. Antalya

2005-   Rixos Otel ‘ Bir Dünya Markası Antalya’ Sergisi.

2006-   İletişim içerisinde iletişimsizlik Sergisi Enstallation

2007-   Dünya kadınlar Günü ve ”Bir Sergi – Lamia”,Antalya

2007-   Serigrafi Atölyesi, A.Ü.Fakülte Açılışı, Antalya

2007-   Kasım Meetfactory Prag CZ sergi – Ensttelasyon

2007-   İnsan ve Sınır Sergisi (Enstelasyon),Antalya

2008-   AÜ. İİBF ,Kuşlu Salon –Likya Koleksiyonu sergisi,,Antalya

2009-   Fransa, Amıens, Camlle Claudell, DOĞUDA VE BATIDA KADIN sergisi

2009-   PERFORMANS-SERGİ ULUSLAR ARASI 4th Europen COST 866, Workshop’ın Greencare in Agriculture, 28-30/Eylül/2009 Divan Oteli Antalya Konu, DİLEK AĞACI KURATOR

2010-   Fransa, Paris, Centre Culturel Anatolie Galeri,

2010-   9 Mayıs Avrupa Günü -Avrupa Birliği Üyesi Ülkelerinden Alanya’da yaşayan yerleşik

Avrupalılarla Anadolu Güneşinden Avrupa’ya Selam-PERFORMANS

2011-   8 Mart Dünya kadınlar günü, KATCAM Kişisel sergi, AÜ, Olbiya Sanat Galerisi, Kampus, Antalya

B-Sürekli (daimi) Ulusal Kişisel Sergileri

2005-   Akdeniz Üniv. Sosyal Tesisler Daimi Sergi. Antalya

3.2.2.Uluslararası Kişisel Sergileri

A-Süreli Uluslararası Kişisel Sergileri

1993-   Almanya- Köln, Türk- Alman İşadamları Kültür Salonu.

2003-   Uluslar arası Antalya Resim Festivali. Antalya

2003-   Kaş Uluslar arası Kültür ve Sanat Festivali. Antalya

2004-   Magdeburg Mimarlık Fak. Sanat Galerisi. Almanya

2011-   15 Mart Poitiers Üniversitesi-Kişisel Sergi-Fransa

B-Sürekli (daimi) Uluslararası Kişisel Sergileri

2004-   Magdeburg Dome Katedrali Daimi sergi. Almanya

2005-   Berlin Büyükelçilik residens daimi sergi. Almanya

3.3.Karma (Grup) Sergileri

2011-   Mayıs İzmir Uluslararası Sanat Bienali-İzmir

2009-   29 Ekim GSF Öğretim Elemanları Sergisi-GSF Galerisi-Antalya

2008-   29 Ekim GSF Öğretim Elemanları Sergisi-GSF Galerisi-Antalya

2008-   Marmara Üniversitesi Türkiye GSF Elemanları Sergisi-İstanbul

2007-   “İnsan ve Sınır” Enstallation Uluslar arası “Vizesiz Avrupa” sempozyumu İİBF Art Galeri

2007-   (Ekim) Marmara Üniversitesi Öğretim elemanları buluşma sergisi, İstanbul

2007-   29 Ekim Cumhuriyet Sergisi A.Ü. GSF Galerisi, Antalya

2007-   AKS, Dünya Kadınlar Günü, Konser Sahne resmi, Antalya,

2002-   Mimarlar Odası Öğretim Elemanları Sergisi / Antalya,

2001-   Akdeniz Üniversitesi Öğretim Elemanları Sergisi Cineplex  / Antalya.

2000-   Akdeniz Üniversitesi Öğretim Elemanları Sergisi Olbia / Antalya.

1993-   Gazi Üniversitesi Master Grup Sergisi, Vakıfbank Sanat Galerisi, Ankara,

1987-   Kültür Bakanlığı Resim Heykel Sergisi,

1987-   Milli Piyango G.Ü. Öğretim Elemanları Sergisi / Ankara.

1986-   Gazi Eğitim Fak. Grup Sergisi / Ankara,

1986-   T.P.A.O. Sergisi

3.4. Davet Sergileri (Sanatçının Özel Davet Üzerine Açtığı Sergileri)

  1. Humbolt-Unıversitat Institut Für Kultur-Und Kunstwissenschaften Prof.Dr Frank Kammerzelli İstituts Direktör-Berlin
  2. 25 Aralık 2008- AÜ, İİBF Kuşlu Salon Galeri,4.-5. Boyutta Likya Sergisi-Antalya
  3. Jul Vernes Üniversitesi Rektörlüğü-Fransa Büyükelçiliği Ortak Daveti- Fransa
  4. 2009- Fransa Türk Yılı Konuk Sanatçısı Sergi Camılle Claudel Art Gallery 3 Mart 2009

3.5. Resimlerin Bulunduğu Koleksiyonlar Ve Kurumlar

  1. Selahattin Sabuncuoğlu ( Hacı Şakir)
  2. Alp Yalman ( Tatko Holding)
  3. Türk Ticaret Bankası.
  4. Milli Eğitim Bakanlığı Müzesi / Ankara.
  5. Milli Eğitim Bakanlığı Vakfı / Ankara.
  6. Kültür Bakanlığı.
  7. Vakıflar Bankası.
  8. Prof. Dr. Emre Kongar Koleksiyonu.
  9. Doku Sanat Galerisi.
  10. Gökyel İnşaat / Ankara.
  11. Bumin Saygılı Koleksiyonu / Ankara.
  12. Ali Şener Kolleksiyonu
  13. Şekerbank.
  14. Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi.
  15. Türk – Alman İşadamları Derneği / Köln.
  16. Eyilik Vakfı.
  17. Türk – Amerikan İşbirliği Kadın Derneği / New York.
  18. Türk Dünyası Araştırma Vakfı / İstanbul.
  19. Otel Alp Paşa / Antalya
  20. Özel Ortadoğu Lisesi / İstanbul.
  21. Limak Holding.
  22. Magdeburg Dome Katedrali.
  23. Magdeburg Mimarlık Fakültesi.
  24. Berlin Türkiye Cumhuriyeti Sefareti.
  25. Almanya Türkiye Büyükelçiliği / Ankara.
  26. İ.M.K. B.
  27. Antalya Defterdarlığı.
  28. Akdeniz Üniversitesi Rektörlük
  29. PLY Atatürk Parkı İşletmesi- Antalya
  30. Antalya Hava Meydan Komutanlığı
  31. Akdeniz Üniversitesi Sağlık Meslek Yüksekokulu
  32. Berlin Bav Gmbh
  33. Arkeolog Prof.Dr. Fahri Işık
  34. Prof.Dr. Fulya Savran
  35. Prof.Dr. Yavuz Tekelioğlu (http://www.esmacivcir.net/?SyfNmb=2&pt=Hakk%C4%B1m%C4%B1zda )

4.Sanatçının Sanatçı Niteliğinden Kaynaklanan Diğer Kariyerleri

4.1.Akademik Kariyeri

A-Yüksek Öğrenim Aşamaları

Lisans: 9Eylül Üniversitesi, İzmir Buca Eğirim Enstitüsü Resim-İş Bölümü(grafik ana sanat dalı)Diploma, Tez ve misafir öğrenci, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Sahne ve Görüntü Sanatlar Kürsüsü, Fakültesi, Resim-İş Bölümü, (Grafik Tasarım –Yan Dal Heykel)

Gazi Üniversitesi, (Grafik Tasarım –Yan Dal Heykel)

Yüksek Lisans: Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Grafik Tasarım Bölümü

Doktora: Akdeniz Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü/Doktora Özel öğtenci(Likya Projesi)

B-Verdiği Dersler

Desen1 (grafik b,heykel b.)

Desen2 (grafik b,heykel b.)

Estetik Anatomi desen (içt, grafik, heykel, seramik, resim bölümleri)

Temel Tasarım 1 (İÇT)

Temel Tasarım 2 (İÇT)

Bitirme Ödevi (İÇT 4)

Temel Tasarım1(seramik böl.)

Temel Tasarım2 (seramik böl.)

Temel Tasarım1(fotoğraf)

Temel Tasarım2 (fotoğraf)

Serbest çizim

Özgün Baskı (3)

Özgün Baskı (4)

Renk bilgisi

Resim Teknolojisi

Duvar Resmi

Duvar Fresk

Estetik Anatomi

Seçmeli Ders2 Sahne Dekoru Tasarımı ve makyaj

Yaratıcı Düşünme

Sahne ve gösteri sanatlarında tasarım uygulama

Seçmeli Ders 4 Kurumsal kimlik Kurumsal tasarım

Seçmeli Ders(ZS) renk ve mekan

C-Akademik Etkinlikler

KONFERANSLAR:  16 Mart Poitiers,Fransa,Grafik Meslek Lisesi,’Grafik tasarım ve sanatçının sergi konsepti ‘Poitiers Teknik Lisesi Konferans Salonu,

PANEL: ATSO Girişimci Kadınlar Kurulu,İşkadınları,kadın girişimciler ve gençler,yer,Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi İÇT,Bölümü Derslik, Moderatör

SEMİNER: 25/29/05/2009, Teknoloji ve Tasarım Dersi Eğitimcileri Eğitimi Kursu, Milli Eğitim Bakanlığı-Kuşadası Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi

SEMİNER: 15/26/06/2009 Üniversite Akademik işbirliği  çalışmaları çerçevesinde Antalya Emniyet Müdürlüğü Üst Kademe İdarecilerine yönelik ‘Etkili Liderlik Ve İletişim’ Eğitim Programı  Sanat Ve Liderlik Semineri

SEMPOZYUM: Küreselleşme, Demokratikleşme Ve Türkiye Uluslarası Sempozyumu-Antalya

28 Mart 2008- davetli konuşmacı

ÇALIŞTAY: Teknoloji Ve Tasarım Çalıştayı / Panelist, Organizasyon Koordinatör Yardımcısı, 22/25 Ekim 2009- Alanya-Aü,Meb Organizasyonu, Teknoloji Ve Tasarım Öğretmeni Yetiştirme Stratejisi Arayışı

PROJE: Alanya Kültür Ve Turizm Kalkınma Projesi, Sivil Toplum Örgütleri, Kent Konseyi, Altso Konferans Salonu,17/Aralık/2009

BİLDİRİ:  Küreselleşen Ve Sınırsızlaşan Dünyada Yeni Sınır, Kimlik, Kültür Bağlamında Enstelasyon Çalışmaları,

BİLDİRİ: Küreselleşme, Demokratikleşme Ve Türkiye Uluslar Arası Sempozyumu Bildiri Kitabı, Düzenleyen, Akdeniz Üniversitesi İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi 27 Mart,2008/March27-30,2008 Antalya, Akdeniz Üniversitesi, Yayın No/Publication Number:12 S,632,638

TASARIM: Akdeniz Üniversitesi GSF AKDENİZ SANAT DERGİSİ Kapak tasarımı(2008), AKVAM İletişim de. Kitabı tasarım(2007)

KATKI VE SANATSAL UYGULAMA: TSK HV. MYD. K.lığına  -ANTALYA- ŞEREF SALONU restorasyonuna katkı ve sanatsal uygulama-3 tablo 1.50/1.50 cm tuval üzerine akrilik teknik

D-Projeler

I-Yurt içinde Yürütülen projeler

1994 – 1995 Sanatçı Köyleri kurucu başkanlığı.

2001 – 2004 Likya Araştırmaları Merkezi – Likya’nın Retrospektiv Ve Mitolojik Yorumları.  Sergi, kitap.

2003 – 2004 Side Antik Kent Meydan Düzenlemesi, tasarımı.

2004 – 2005 Panorama Resimli Uygarlıklar Tarihi Müze Projesi.

2010 Alanya Kültür ve Turizm Kalkınma Projesi, Sanat danışmanlığı, Koord. yard.

II-Yurtdışında yürütülen projeler

2004 İnsan ve Mimari (DAAD)

2005 – 2006 Berlin ‘Trend Brend’ Sergi, kitap.

E-Yayınları

1976-1977 İbrahim Zeki Burdurlu Çocukları ( 11 adet resimleme)

1982 Gendaş Çocuk Kitapları.(5 adet resimleme)

1986-1990 Koreks Çocuk Kitapları.

1994 Vaktaş Çocuk Yayınları.

1998 “Noel Baba” Kitabı Öger Tours, Noel Baba Vakfı( 5 dilde)

1998 “Türk Mitolojisi” , Resimli Türk Destanları, Kültür Bakanlığı destekli.

2005 Bir Dünya Markası Antalya,4.-5. boyutta Likya, Antalya Belediyesi destekli

2007 İletişim İçinde İletişimsizlik

2007 İletişimde Katolog Basılı Yayın Tasarım, AKVAM

2007 Antalya Trand Brand

2010 Alanya Kültür ve Turizm kalkınma Projesi sunum Kitabı

F-Popüler Kitapları

1.Sanatta Temel Bilimler Semboller Ve Kavramlar

2.Temel Tasarım Ve Tasarım İlkeleri

3.Tasarımda Plastik Ögeler Ve Plastik Sanatlar ( İlkay Özdemir ile birlikte yaptığı çalışma)

G-Etkinlik Ve Kurslar

2003 – 2004 Akdeniz Üniversitesi Derneği Yetişkinler Sanat Eğitimi Kursları.

2003 – 2004 Akdeniz Üniversitesi Derneği Çocuklar için Sanat Eğitimi Kursları.

2002 – 2003 Emniyet Teşkilatı Sanat Eğitimi Kursları.

H-Kazandığı Ödüller

1981 M.E. B.  Teşekkür.

1982 M.E. B.  Müsteşarı Teşekkür.

1982 M.E. B. Teşekkür.

1994 M.E. B. Teşekkür Plaketi.

2002 Yılın Kadın Sanatçısı Ödülü.

2002 Akdeniz Üniversitesi Rektörü Teşekkür .

2002 Winsor sanatçısı İMKB.

2002 ETV Ödülü.

2003 Eyilik Vakfı Sanat Eğitimi Ödülü.

2003 Antalya Emniyet Müdürlüğü.

2003 Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fak. Öğrenci Ödülü.

2004 Antalya Emniyet Müdürlüğü.

2005 Akdeniz Üniversitesi Rektörlük Teşekkür .

2005 Avrupa Birliği ATSO Hizmet Ödülü.

2008 Hava Meydan Komutanlığı Teşekkür Plaketi

2008 Uluslar Arası Gençlik Festivali Rektör Teşekkürü

2008 İktisat Fakültesi Dekanlığı Sanatsal Etkinliklerde Teşekkür Plaketi

2008 Sanatsal Çalışmalardan dolayı teşekkür Plaketi (İsrafil Kurtcephe)

2009 Yılın Kadını (Antalya)Dünya Kadınlar Günü

K-Kazandığı Burslar

2003 – 2004 DAAD – Almanya.

2004 –  2005 A.Ü. Araştırma Bursu.

4.2.İdari-Bürokratik Kariyeri

1976-1979-Rek Ajans –İzmir, Grafiker, Safir, Örgi Firma markalaşma süreci, İzmir Fuarı, Tasarım ve uygulama çalışmaları,

1979-TC Kültür Bakanlığı, MEB Çocuk Kitapları yayın çalışması

1979-1080-MEB yüksek Danışma Kurulu Sanat Eğitimi Komisyonu

1982-Milli Eğitim Bakanlığı Milli Eğitim Dergisi Teknik Yönetmenliği ve Yazı Kurulu Üyeliği

1982-Gazi Üniversitesi Endüstriyel Sanatlar Yüksek Okulu Grafik Tasarım Öğretim Görevlisi.

1986-Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Sosyal bilgiler Böl.Koord. Ders(sanat tarihi)

1986-1990-Koreks Dış Ticaret Ltd.Şti. Danışmanlığı, reklam malzemeleri tasarım, marka süreci, Türkiye dış tanıtım çalışmaları

1992-1994- MEB Vakfı Vaktaş A.Ş. Halkla İlişkiler Müd. Bakanlık Danışmanlığı, Özel eğitimi yaygınlaştırma, eğitim araçları geliştirme programı.

1993- Gazi Üniversitesi Eğirim Fakültesi Resim Bölümü,(yarım zamanlı Öğr. Gör.)

1993-1997-TC Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü, Araştırmacı, Danışman

1993-T.R.T. Renklerin Dünyası Sanat Programı, Danışmanı, ressam öğretmen,

1997-M.E. B – F.R.T.M (TV Grafik Bölümü)

1998-Vakıfbank Genel Müdür danışmanlığı(kültür ve sanat),Vakıf İnşaat Restorasyon A.Ş.Ankara Temsilciliği(TC Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü)

2000-2001- GSF Fakülte sekreterliği vekâlet(6ay)

II.SANATÇININ RESİMLERİ ÜZERİNDE RESİM AKIMLARININ ETKİSİ

Resim sanatı ile ilgili akımlar şunlar.

*Art nouveau

*Barok resim akımı

*Dadaizm resim akımı

*Ekspresyonizm (dışavurumculuk)

*Empresyonizm (izlenimcilik)

*Fovizm (yırtıcılık)

*Futurizm (gelecekçilik)

*Gotik

*Happening

*Kavramsal sanat

*Konstruktivizm

*Kübizm akımı

*Maniyerizm

*Metafizik resim

*Minimalizm

*Modern sanat

*Naif resim

*Natüralizm (doğalcılık)

*Neoklasizm

*Op-art

*Pop-art resim akımı

*Post empresyonizm (art izlenimcilik)

*Puantizm (noktacılık)

*Pürizm (arıtıcılık)

*Realizm (gerçekçilik)

*Romantizm

*Rönesans

*Sembolizm

*Soyut ekspresyonizm

*Soyut resim akımı

*Suprematizm

*Sürrealizm (gerçeküstü akımı)

Yaptığımız değerlendirmelerde sanatçının bu listede yer alan resim akımlarından bazılarının etkisi altında kaldığını tespit ettik.

Bu sanat akımları ile ilgili kısa bilgi ve sanatçının eserleri üzerindeki etkileri ile ilgili değerlendirmelere geçebiliriz.

1.BAROK RESİM AKIMI: 17-18. yy’da etkisini sürdüren bir akımdır. Akılcılığın, düzenin yerine heyecan, ışık-gölge etkileri, mekan derinliği almıştır. Dini konuların, abartılmış ölçülerle taşkın duyguların, mitolojik ögelerin konu edildiği resimlerdir. (GOGH, 2009,p.3)

Işık, renk ve hareketi konu alan, perspektif etkiler ön plâna geçer. (ÖNDER,1987,s.28)

Lilith ve bazı mitolojik unsurları resmettiğine bakarak sanatçının kısmen barok resim akımı etkisinde kaldığını söyleyebiliriz.

2.EMPRESYONİZM (İzlenimcilik): 19. yy’da ortaya çıkan akımda görüntü ya da düşünce olarak algılanan her şeyin insanda bıraktığı izlenimleri resimlemeyi benimsediler. Görsel dünyayı ışık içinde eriterek, renklere bölerek duyusal algılarmış gibi kabul ederek resmeden akımdır. (GOGH, 2009,p.6)

Empresyonizm adı, Claude Monet’in“İzlenim, Gündoğumu” adlı resminden kaynaklanır. Eserin orijinal adı “Empression, Sunrise”dır. Eser Türkçe olarak İzlenim,Gün Doğumu, Doğan Güneş gibi adlarla anılmaktadır. Bu sözcük zamanla sergiye katılan tüm resimler için kullanılmaya başlandı. Bu adlandırma sonrasında “empresyon” sözcüğünü tüm sanat dünyasının gündemine oturmuş oldu. Sergideki ressamların ortaya koyduğu yeni sanat görüşü bile bu kelime ile ifade edilir oldu.Hatta bu kelime dönemin kültürünü belirleyen genel bir kavram haline geldi. Böylece Empresyonizm adı sanat dünyasına yerleşmeye başladı. Bu gelişmeler sonucuna bakılarak akımın adı bir rastlantı sonucu ortaya çıkmıştır denebilir. (AYAYDIN,2015,s.85)

Empresyon, etki – duygu anlamındadır. Empresyonizm, esas olarak ve her şeyden önce özgürlüğün simgesidir, sembolüdür. Hayale ve Soyut, betimlemelere yer verilmiştir. Her şey sanatçının duyumuna bağlı olarak anlatılır. Objenin kişi üzerindeki izlenimleri önemli olduğu için realizmin karşıtıdır. Sanatçılar eserlerinde kendi iç dünyalarını dile getirmişlerdir.  Resimde izlenimcilik, özellikle ışık ve renkten kaynaklanan görsel izlenimleri yansıtmayı hedefler. Resmedilen nesnelere veya olaydan çok günün belirli bir zamanına özgü ışığın sanatçı üzerinde yarattığı izlenimler resimlerde yansıtılmaya çalışılmıştır. İzlenimciler doğadaki unsurların doğadaki özelliklerini birebir yansıtmayı değil, doğa ve unsurlarının kişinin içinde oluşturduğu izlenimleri, duygusal izleri yansıtmayı hedefleyen bir resim anlayışıdır. Bu akım içerisinde yer alan sanatçılar, doğayı objektif bir gerçek olarak değil, kendilerinde yarattığı izlenimi resme aktarmaya çalışan sanatçılardır.

İzlenimcilere göre sanatçı doğadaki gerçeği değil, gördüklerinin kendisinde uyandırdığı duygu ve düşünceleri esas almalıdır. İzlenimciler gerçekçiliği ve nesnelliği ikinci plana atarak, kişisel yorumu ön plana çıkararak resim yapan ressamlardır. O dönemin bilimsel bulguları, rengin nesneye ait olmadığını, ancak o nesneden yansıyan ışığın bir özelliği olduğunu ortaya çıkarmıştı. Bu bilgi renge bağımsızlık kazandırmış, nesnelerin kendilerine özgü bir renkleri olmadığını ortaya koymuş oluyordu.  İzlenimciler ise nesnelerin, konumlarına, çevrelerindeki başka nesnelere, hava koşullarına ve günün değişik saatlerindeki durumlarına göre renklerini değiştirdiklerini bilerek resimlerinde bu değişen görünüşleri canlandırmaya çalıştılar. (http://www.edebiyatvesanatakademisi.com/resim-sanati/turk-resim-sanatinda-izlenimcilik-2168.aspx , 2012, p.2,4,5)

Empresyonist Sanatçı ılar dış dünyayı olduğu gibi değil de algıladıkları biçimde anlatmayı amaçlamışlar, öznelliği benimsemişlerdir. Onlara göre, bu dünya sanatçılara heyecan ve ruhi dalgalanmalar veren bir uyarıcıdır. Sanatçının görevi, duyduğu heyecanı, ruhi dalgalanmaları dile getirmek olmalıdır. (http://www.edebiyatvesanatakademisi.com/resim-sanati/empresyonizm-in-genel-ozellikleri-edebiyat-resim-1990.aspx  , 2011, p.4)

Sanatçının kullandığı ışık ve renk unsurlarına bakarak empresyonizm etkisinde kaldığını söyleyebiliriz.

3.GOTİK: 13. yy’da ortaya çıktı. Özellikle fresk tarzı resim öne çıktı. Vitray, kitap bezeme, stilizasyon, soylu kişilerin yaşantıları kişisel yorumlarla resimlenirdi. (GOGH, 2009, p.9)

Sanatçı mitolojik Tanrıçaların bazılarını resmettiğine göre resimlerinden bazılarının gotik tarzın etkisi altında kaldığını söyleyebiliriz.

4.KAVRAMSAL SANAT: 1960-70’lerde ortaya çıkar. Geleneksel malzemelerin ötesinde, video, ışık, ses ve görsel efektler kullanarak oluşturulur. Uygun malzeme, gereçler kullanılarak, planlama ve verilecek mesaj önceden belirlenir. Her şeyden önce bir fikir önerir, bir mesaj verme kaygısı güder. (GOGH, 2009,p.11)

Sanatçının tablolarındaki ışık ve görsel efektlere bakarak kısmen kavramsal sanat kapsamında da değerlendirebiliriz.

5.METAFİZİK RESİM: 19. yy’da ortaya çıkmıştır. Nesneler yalın ve saygın bir anlayışla resmedilmiştir. Resimde hareketi reddeder. Resimler akılcılıktan ve mantıktan uzak, tamamen düşlerden oluşan kompozisyonlar hakimdir. (GOGH, 2009,p.15)

Sanatçının zümrüdü anka figüründe olduğu gibi metafizik resim anlayışıyla çizdiği resimleri vardır.

6.MODERN SANAT: 19. yy sonlarından başlayarak 20. yy özelliklerini yansıtır. Modern sanat gelenekselleşmiş kurallara ve kalıplara bir başkaldırıdır. Kişisel bakış açılarının öne çıktığı, alışılmış olanın ötesine geçen eserler üretilir. Yeni izlenimcilikten op-arta kadar uzanan akımları içinde barındırır. (GOGH, 2009,p.17)

Sanatçının tüm eserlerini modern sanat kapsamında değerlendirebiliriz.

7.POST EMPRESYONİZM (Art izlenimcilik): 19. yy’da ortaya çıkar. Empresyonist tarzda resim yapan sanatçılardan bazıları, izlenimci kuralların ötesine geçerek kişisel tavırlarını da koyarak özgün ifadeler oluşturmuşlardır. (GOGH, 2009,p.23)

Sanatçı bazı izlenim resimlerinde kişisel tavırlar sergilediği için post empresyonizm kategorisinde de gözlemleyebiliriz.

8.PUANTİZM (Noktacılık): 19. yy’da ressamların tuval yüzeyine küçük noktalar halinde uyguladıkları renkler seyrederken göz tarafından kaynaştırılarak farklı renk algıları oluşturulur. Puantistler bir bakıma bilimsel yöntemle renk karışımı uygulamışlardır. Renklerin yan yana geldiğinde oluşan etkileri araştıran bir akımdır. (GOGH, 2009,p.24)

Puantilizm, insan gözünün, birbirine yakın duran ufak renk noktalarını birleşik görmesi esasına dayanır. Bu tekniği başarıyla kullanabilmek, renk teorisi konusunda iyi bir eğitim gerektirir.

Noktacılık) neo empresyonizm (yeni izlenimcilik) diye de sanat tarihine geçmiş olan bu Akım  empresyonizm görüşlerinin etkisinde kalmış ve bir bakıma da onun devamı olarak gelmiştir. Puantilistler, bilimsel metotlarla renk karışımını uygulamışlardır. Amaç, göz yolu ile renk karışımlarını sağlamaktır. bu akımın sanatçıları renkleri paletlerinde karıştırarak tuvale sürmüyorlar; onun yerine, karışımını yapacağı renkleri, tuval üzerine yan yana küçük noktalar halinde koyarak, bu etkiyi sağlıyorlardı. Örneğin mavi ve sarı renkleri, küçük noktalar ya da kareler halinde yan yana sürüldüğünde, uzaktan yeşil görünür. Gözün bu aldanışı, renklerde titreşim yaptığı için, resimde hoş bir görünüm sağlar. (http://www.edebiyatvesanatakademisi.com/resim-sanati/noktacilik-veya-puantilizm-2021.aspx , 2012, p.2,5)

Sanatçının bazı izlenim resimlerinde puantizmin etkilerini görebiliriz.

9.ROMANTİZM: 18-19. yy’da etkinliğini sürdürmüş bir akımdır. Duyguların ağırlıklı işlendiği resimlerdir. Çağın akılcılığı ve maddeciliğine tepki olarak bireye, öznelliğe, düş gücüne, kişiselliğe önem verir. Uyum, düzen, akılcılık gibi klasik eğilimleri reddedip, sanatçılar kendi iç dürtüleri doğrultusunda bir üslupla resim yaptılar. (GOGH, 2009, p.27)

Sanatçının resimleri duygulara hitap ettiği için kısmen romantizm etkilerini görmek mümkündür.

10.SEMBOLİZM: 19. yy. sonlarında ortaya çıkmıştır. Bireyin duygusal yaşantısını simgelerle ve örtük bir dille anlatmayı amaçlar. Sanatın günlük hayat değil, düş ve kurguyla uğraşmak olduğunu, gelişmesinin de anlatım yollarını inceltmeye bağlı olduğunu savunan bir akımdır. Bu düşünce ve duyuşlarını belli renk ve biçimle temsil etmişlerdir. (GOGH, 2009,p.29)

Sanatçının eserlerinde kuğu, kaplumbağa, yıldız, ağaç, yılan gibi sembolleri görmek mümkündür.

11.SOYUT EKSPRESYONİZM: 20. yy’ın akımlarındandır. Anlık duyarlıkla tuvali boyamanın bilinçaltını resme dökmek olduğunu savunuyorlardı. Resmi, anlık duygularını hiçbir biçime bağlı kalmadan boyayı tuvale rasgele akıtarak boyuyorlardı. (GOGH, 2009,p.30)

Sanatçının izlenim resimleri üzerinde soyut ekspresyonizm akımını gözlemlemek mümkündür.

12.SOYUT RESİM AKIMI: 20. yy’da ortaya çıkmıştır. Resimde dış nesnelere ihtiyaç olmadığını; resimsel, görsel heyecanların soyut bir çizgi ve renk diliyle aktarılabileceğini ileri süren akımdır. Çizgi ve renklerle tuval üzerinde sınırsız duyarlık alanları yaratan resimlerdir. Ressam kendi içsel duyuşları ve anlamlandırmalarıyla resim yapar. (GOGH, 2009,p.31)

Sanatçının resimlerinde soyut resim akımının etkilerini fazlaca görmek mümkündür.

13.EKSPRESYONİZM (DIŞAVURUMCULUK):

Sanatçı 35. Kişisel sergisi dolayısı ile çekilen bir videosunda ekspresyonizmin etkisi altında kaldığını söylemektedir. (https://vimeo.com/6941766)

Bu nedenle bu kavram üzerinde biraz daha fazla durmak gerekiyor.

Ekspresyonizm Fransızca (expression = İfade, anlatımdan türetilmiş bir sözcüktür. İfadecilik anlamına gelir. Natüralizm, akademizm ve empresyonizme bir tepki olarak resim, grafik ve heykel olanlarında ortaya çıkmış bir dünya görüşüdür. İlk kez ekspresyonizm sözcüğü 1911 de kullanılmıştır. Bu görüşün ilk izleri Cézanne, van Gogh Gauguin ve Munch’da görülür. Ekspresyonizm için “doğanın bir mizaça göre anlatımı” önem kazanıyor. Ekspresyonizm için önemli olan ruhi durumdur. Doğa ikinci planda kalır. Ekspresyonizm, doğanın biçim ve renklerinin yansımasına dayanan bir anlatıma karşı olarak, insan içinin yeni taraflarını yeni olanaklarla biçimlendirmek istiyordu. Bunun için ekspresyonizm  yeni bir renk ve biçim görüşünü esas almıştır. Ekspresyonizm  de zarafet ve incelik yerine, arkaik sanatların sağlamlığı ve içe dönüşün zengin olanakları vardır. (TURANİ,1975, s.35-36)

III. SANATÇININ KULLANDIĞI RESİM YAPMA TEKNİKLERİ

Sanatçının kullandığı resim teknikleri genellikle tuval üzerine yağlı boya tekniği, karakalem tekniği, akrilik teknik ve karışık tekniktir.

1.Karakalem Tekniği

Karakalem  19. yy’da çok ilgi toplayan, yalnız siyah beyaz olarak çalışma olanağı olan ve stopla dağıtıldığında yumuşak tonlu açık-koyu etkisi bulunan resim tekniğidir. Yumuşak etkili cazip portrelerin maniyerist şatafatı, bilâhare                fotoğrafta aynen aranmış ve böylece fotoğrafın yakalayacı  realizminin duygusal olmayan etkisi, değiştirilmek istenmiştir. (TURANİ,1975, s.60)

2.Yağlı Boya Tekniği

Rönesans’tan günümüze kadar en çok uygulanan ve kabul görmüş resim tekniğidir. Yağlı boya tekniği yapım sırasında kısmen hata kabul eden bir tekniktir. İstenmeyen yerler sonradan düzeltilebilir. Yapılan resimler uzun ömürlüdür. Temizlik ve bakımı kolaydır. Yağ (bezir yağı) ve toz boyaların karışımıyla yapılmış boyalara yağlı boya denir. Bu karışımın içine katılan diğer maddeler boyanın kalitesini belirlemektedir. Yağlı boyada aranan başta gelen özelliklerden biri renklerin solmaması, diğeri, üzerinde kabuk yapmadan kurumasıdır. Yağlı boya tekniğinde iyi sonuç almak için: Resim yapılacak sathın iyi hazırlanmasına, kaliteli boya kullanılmasına, incelticilerin kaliteli olmasına, boya paleti, fırçalar ve resim sehpasının kullanışlı olmasına dikkat edilmelidir. (http://www.sanatdersi.com/yagli-boya-teknikleri/default.asp)

3.Akrilik Teknik

Yağlı ve suluboya karışımını andıran sentetik bir boya çeşiti. İnce, saydam ve yıkanabilir. (ÖNDER,1987,s.11)

Su ve akrilik reçinesi karışımıyla (emülsiyon) elde edilmiş sentetik bir bağlayıcıyla yapılan plastik boyadır. Çabuk kuruması ve bütün boya maddeleriyle rahatça karışabilmesi kullanımda büyük kolaylıklar sağlar. Akrilik boyalar 20.yy resim sanatının en önemli gereçlerinden biridir. Bir yandan suluboyanın saydamlığını, öte yandan da yağlıboya’nın yoğunluğunu verebildiği gibi. Işığa, suya ve başka dış etkenlere karşı da son derece dayanıklıdır. Renk’ler kuruma sonunda ya da zaman içinde değişmez, temizlenmesi de son derece kolaydır. (Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, cilt. 1, 1997, s.43)

Akrilik boyalar, su bazlı, pratik ve dayanıklı bir boya türüdür ve çok çabuk kurur. Ağaç metal, kağıt, karton, seramik ve daha birçok yüzeyde rahatlıkla kullanılabilir. Özellikle soyut çalışmalara son derece uyumludur. (tp://www.unutulmussanatlar.com/2013/12/akrilik-resim-sanat_26.html ,p.1)

Kullanılan boyanın kurumasını geciktirmek için, geciktirici (retarder) kullanılmaktadır. Ayrıca akrilik boyaların, kendine özgü, renkleri parlatıcı, matlaştırıcı, akışkanlığı sağlayıcı ve köpük kırıcı gibi ara maddeleri vardır. Bu nedenle kullanımı, yağlıboyaya tekniğine göre biraz daha zordur. (GENÇ, 2010,s.12)

Su ile çözülmesine karşın birkaç dakikada kurur. Kuruduktan sonra renk ve kimyasal yapılarında hiçbir değişiklik olmaz, yıllar geçse de yine aynı tazelikte kalır. Kuruduktan sonra çözülmesi imkansızdır. Resimler su ile yıkanabilir. Güneşli ve çok ışıklı ortamlarda bile kesinlikle renk değiştirmez. Tiner gibi boya sökücülerden etkilenmez. Son derece güvenli ve ölümsüz denebilecek bir boyadır. (IŞIK, 2015, p.8-14)

4.Karışık Teknik

Çeşitli boyalar hatta kolaj malzemeleri bir arada kullanılabilir. Ancak teknikleri çok iyi bilmek gerekir. Çünkü ayrı teknikler arası uyum önemlidir.

Beyaz tutkal kağıda sürülür ya da dökülür. Üzerine suluboya sürülür. (ÇELENK, 2003,p.46-47)

IV.SANATÇININ TABLOLARININ ANLAMAYA YARDIMCI OLACAK BİR KAVRAM, KÜLT KAVRAMI

1.Kült

Kült kelimesi Fransızca “culte” kelimesinden Türkçeye geçmiştir. Kelimenin aslı Latincedeki “cultus”yani tapınma anlamına gelmektedir. Kült kelimesi, tapma, tapınım, din, dini merasim ibadet, ayin gibi anlamlarda kullanılmıştır. Kült, belli ilahlara karşı sesli veya sessiz; hareketli veya hareketsiz; dua veya niyaz şeklinde olabileceği kabul edilir. Türk kültüründe kültler, doğrudan tanrılarda bağlantılı unsur olmamış ve tanrı ile irtibatı sağlayan vasıtalar olarak algılanmıştır ki bunun bariz örneği ağaç kültünde karşımıza çıkmaktadır. Kült din anlamında kullanılmasına karşın sosyolojik bağlamda toplumun genel inanç ve ibadetlerinin dışındaki uygulamalar ı olarak ifade edilebilir. Yani her ne kadar kült, genellikle din anlamında ele alınsa veya belirtildiği gibi dini bir grup olarak tanımlansa da, dini öğeler içermek zorunda değil folklorik unsurlar ihtiva edebilir.  (ÇAYCI, 2012, s.10-14)

2.Mitolojide Yer Alan Bazı Kültler

Atalar Kültü

Ağaç Kültü

Dağ ve Tepe Kültü

Taş ve Kaya Kültü

Su Kültü

Ateş Kültü

Gökyüzü Kültü

Ana Tanrıça Kültü

Yılan Kültü

Kaplumbağa Kültü

Kuğu kültü

Atalar Kültü: Atalar kültü ailenin ölmüş üyelerine karşı saygı, tazim ve korkuyu ifade eder. Saygı ve tazim esasen hayatta iken büyüklere, yaşlılara, özellikle baba ve atalara karşı duyulan ilgi ve yakınlıktan kaynaklanır. Korku ise ata ruhlarının mekan ve zamana bağlı olmaksızın geriye döneceği, yaşayanlara zarar verebileceği inanç ve endişesinden ileri gelir. Her iki durumda da ata ruhlarının hayattaki insanlarla ilişkisinin devam ettiği inancı esastır. (TÜMER, 1991,42)

Ağaç Kültü: insanlar geçmişten günümüze dek ağaca pek çok anlamlar yüklemiş, günlük hayatlarında, hatta sonraki hayat inançlarında bile ağacı simgesel bir araç olarak kullanmış. Yeri gelmiş iyi yeri gelmiş kötü şeyler için ağaçtan medet ummuşlardır. Hatta ağaçlara çul-çaput bağlayarak adaklarda bulunmuşlar, dilekleri gerçekleştiği taktirde de bunun ağaçtan kaynaklandığına inanmışlardır. (ASLAN, 2014, s.70)

Ağaç kültünde önemli bir yeri olan hayat akışı aşağıda ayrıntılı olarak işlenecektir.

Dağ ve Tepe Kültü: İlkel toplumlardan modern toplumlara, dağların kutsal sayılması çeşitli ortak özelliklerden kaynaklanmaktadır. İlkel toplumların inançlarında dağlar, ilahların ikametgahı olduğu için önemli mekanlar arasında yer alırken daha gelişmiş dinlerde ise dağların kutsallığı Tanrı’nın yüceliğini ve aşkınlığını sembolize etmelerinden ileri gelmektedir. (ÖZDEMİR ,2014, s.142)

Taş Ve Kaya Kültü: İbadetle ilgili inanma, uygulama ve pratiklerde taşların önemli bir yeri vardır. Gerek yapıları, gerekse biçimleri bakımından ilgiyi çeken taşlar ve kayalar birtakım doğaüstü kudretlerle nitelenmiş, içlerinde tanrıların, ataların ve cinlerin eğleştiğine inanılmıştır. Taşlar ve kayalar ya kült araçları ya da doğrudan doğruya ibadet edilen, kurban sunulan, yardım dilenilen birer kutsal obje olmuşlardır. Bunların dışında amulet, uğurluk, fetiş vb. olarak da geniş bir uygulama alanı bulmuşlardır. Megalit kültürde görülen anıttaşlar, taş masalar, taş mezarlar, ibadet yerleri olarak büyük rol oynamaktadırlar.

Taş, yüksek kültürlerde de önemli bir rol oynamakta, çoğu zaman ibadet yerini teşkil etmektedir. Örneğin Eski Yunanistan’daki Hermeler) Romalıların sınır taşları; İslamiyetteki «Hacer-i Esved» (Karataş); Yahudilerde Yakub’un taşı gibi. (ÖRNEK ,2009,p.4)

Su Kültü: Suyun hayat kaynağı oluşunun yadsınamaz etkisiyle, Türk tabiat kültleri içerisinde son derece önemli bir yere sahip olan ‘su kültü’, baş-ta dinler ve inanç sistemleri olmak üzere, her kültürde ve kültüre ait sayısız yaratmada çeşitli şekillerde karşımıza çıkan büyük bir olgudur. (TÜRKAN,2012,s.146)

Ateş Kültü: Ateş, Türk kültürü ve mitolojisinde de önemli bir yere sahiptir. Şaman kurban törenlerinde ateş, tanrıya adanan kurbanın taşıyıcısıdır. Ateşin eve ait kutsallığı Türk toplumları için oldukça eski bir inanıştır. Gelinin ev ateşinin karşısında gerçekleştirdiği dini törenler ve hükümdarların tahta çıkış törenlerinde yakılan ateş büyük kutsallık arz eder. (CAN, 2012, s.569)

Gök Kültü:“Gökyüzü” olarak da söylenir. Dünya’yı çevreleyen, yeryüzünü örten hava küredir. Bazen uzay anlamında da kullanılır. Türk Mitolojisinde dokuz katlıdır. 19 kat olarak genişletildiği de olur. İslamiyet’in etkisiyle ise yedi katlı olarak düşünülmüştür. Göğün belli başlı üç sembolü Ay ve Yıldız (bazen de diğeri olan Güneş) pek çok Türk Devleti’nin bayrağında yer alır. Ayrıca günümüzdeki Türk Cumhurbaşkanlığı Sancağı (Forsu) üzerinde Ay, Yıldızlar ve Güneş unsurlarının tamamı yer almaktadır. Türk inancında Gök, manevi güç kaynağıdır. (KARAKURT, 2011, s.133)

Ana Tanrıça Kültü: İlkçağ uygarlıklarında doğuran kadın kültü, ilk örneklerini Konya Çatalhöyük kazı buluntuları arasında (M.Ö. 7000-6000) gördüğümüz, oturan, doğuran seramik kadın helkelcikleri , Ana Tanrıça Kültü, daha sonra eski uygarlıklarda çeşitli adlar altında devam etmiştir. (ÖNDER, 1987,s.17)

Ana Tanrıça Kültü tarihin en eski dönemlerinden itibaren farklı coğrafyalarda ve farklı kültürlerde karşımıza çıkan bir kavramdır. Anadolu’da M.Ö. I. Binde Kybele ve eşi Atis’e tapınıldığını kanıtlayan çeşitli açık hava tapınakları bulunmaktadır. Ana Tanrıça inanışının Friglerden sonra Lidyalılara, Klasik Çağlarda ise tüm Akdeniz kıyılarına ulaştığı anlaşılmaktadır. Tarihin çeşitli dönemlerinden itibaren bereket, bolluk, verimlilik ve doğurganlık sembolü olarak görülen Ana Tanrıça tasvirlerine Geç Hitit, Frig, Urartu, Yunan ve Roma kültürlerinde de rastlamak mümkündür. (ORAL, 2014, s. 154)

Yılan Kültü: Yılanla ilgili bütün inançların kaynağı eskiçağ Anadolu dinleridir. Eskiçağ dinlerinde yılan kutsal bir varlıktı. Ona karşı korku ile karışık bir saygı gösterilirdi. Hititlerde Illuyanka adı verilen büyük yılan ayrı bir özellik taşırdı. Zamanla bu inanç bütün yılanlara uygulandı. Yılanların kimi uğurlu, kimi uğursuz sayılır. Genellikle angona adı verilen ev yılanı uğursuz sayılmaz. Evlerde, duvar deliklerinde görüldüğü zaman ona kimse dokunmaz. Evin koruyucusu sayılır. Öyleki bu yılan öteki yılanlar (ondan biraz daha büyük olanları) yutar. Karayılan, engerek yılanı, sarı yılan, alacalı yılan, boz yılan gibi değişik türde yılanlar uğursuz, korkulu sayılır. Onları görüldüğü yerde öldürmek bile iyilik olarak nitelenir.

Bir yılanı öldürüp ağaca asınca yağmur yağar. Bu, Anadolu’da çok yaygın bir inançtır. Yağmur duasına çıkan köylüler buna büyük bir önem verirler.( EYÜBOĞLU,1987, S.77)

Yukarıda yer alan kültlerden Kaplumbağa Kültü ve Kuğu kültü hakkında ilerleyen sayfalarda ayrıntılı bilgiler verilecektir.

V.TABLOLARLA İLGİLİ KAVRAMSAL ÇERÇEVE VE YORUMLAR

1.Genel Olarak

Sanatçının yaptığı tablolar çoğul anlam iletileri olan yapıtlardır. Yani bu tablolar kişilere göre farklı anlam kazanabilirler. Herkes düşünce dünyası, karakter ve kişiliğine göre tablolara farklı gözle bakabilir. Buradaki izlenimlerim subjektiftir.

Çağrışımlara gelince bu tablolardan ötürü aklıma gelen kavramları araştırdığımda ortaya çıkan araştırma metnidir.

İzlenimlerim subjektif olduğu gibi bende uyandırdığı çağrışımlar da subjektiftir.

Çünkü başka birsi bu sanat eserleri üzerinde kritik yapsaydı hiç kuşkusuz daha farklı yorumlar ve araştırma sonuçları ortaya çıkacaktı.

2.Sanatçının Bazı Tabloları Hakkında İzlenimler Ve Uyandırdığı Çağrışımlar

2.1.İzlenim Resimleri

İzlenim bir durum veya olayın duyular yolu ile insan üzerinde bıraktığı etki, intiba, imaj gibi anlamlara geliyor.  (http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.570137c4b08564.37549204 )

Sanatçı doğadaki bir anlık gözlemlerini kendisinden de bir şeyler katarak bize daha parlak ve net şekilde aktarmış.

Sanırım bazı izlenimleri hayal dünyasından kaynaklanmış, ama bunları da etkin bir şekilde aktarmasını bilmiş.

İzlenim tablolarındaki renkler çok canlı ve iç açıcı renkler. Demek ki iç alemindeki hususi aynası çok parlak, bu parlaklık bize güzel tablolar olarak yansımış.

İzlenimcilik ise (empresyonizm) yukarıda açıklanmıştır.

2.2.Antik Kadın Figürleri

2.2.1.Nikkalmati

Tuthaliya’nın eşi Nikkalmati, Hurrice bir isim taşıyan ilk Hitit kraliçesidir. Çocukları ise Aşmunikal ve I. Arnuvanda’dır. I. Arnuvanda ile Aşmununikal kardeştir. I. Tuthaliya’nın karısı Nikkalmati’nin zamansız ölümü nedeniyle kızı Aşmunikal Tavannana unvanı almış ve kardeşi tahta geçtiğinde halen bu unvanı sürdürüyordu. (https://tr.wikipedia.org/wiki/I._Tuthaliya, p.10)

Anadolu’da çok kadınların saygınlığı açısından yerleşik bir kültür var. Nikkalmati bu kültürün antik kökenini gösteren resimlerden birisi.

2.2.2.İnanna

İnanna, Sümer aşk, bereket ve savaş tanrıçasıdır.

Sümercede İnnin, Ennin, Ninnin, Ninni, Ninanna, Ninnar, İnnina, Ennina, İrnina, İnnini, Nana ve Nin karşılıklarıyla da kullanılan sözcüğün “gök ana” anlamına gelen Nin-ana sözcüğünden türediği düşünülmektedir. Ne var ki, Gelb’in 1960 tarihli çalışmasında sözcüğün kökeninin İnnin (DİNNİN) olduğu; Ninni, Nin-anna ve İrnina’nin ise tümüyle ayrı tanrıçalar olduğu sonucuna varılmıştır. (https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nanna ,p.1)

Mezopotamya’nın aşk, bereket, savaş ve önderlik tanrıçası İnanna’nın uzun soluklu macerası vardır. Dünyaya düşen bir gök taşı yüksek Atlantis uygarlığını yok eder,Avrupa’nın karanlıklar içinde kalmasına ve buzul çağına girmesine neden olur. Felaketten kısa bir süre önce inanna, göğün ve yerin tanrıçası, tanrıların kayıp ilmini araması için dünyaya gönderilmiştir. İnanna Cro-Magnon insanlarının mağaralarına sığınarak felaketten kurtulmayı başarır ve görevini hatırlar.Böylece Avrupa, Küçük Asya ve Afrika’yı kapsayacak olan macerasına adımını atar. Önce karanlık kuzeydeki ren avcılarına katılır, Tuna kıyılarındaki balıkçılarla birlikte yaşar, Çatal Höyük kadınlarını bulur ve Uruk kralı Gılgameş’le karşılaşır. İnanna, tecrübelerini ve bilgilerini insanlara aktararak, onların kültür taşıyıcısı olur. İlk olarak kurtları evcilleştirir, sonra bacayı, çimentoyu, çömlekçi tezgâhını ve teraziyi insanlara armağan eder. Fakat asıl aradığı bilgi, tanrı Enki’nin denizin dibinde bulunan sarayında saklıdır. İnanna, iyi ve kötü özelliklerin tümü olan yüzmeyi eski tanrının elinden almayı başarır ve onları insanlara armağan eder. Atlantis tanrıları, onun bu davranışını asla affetmeyecektir. (MIELKE, Terc., DİRİM,2004,  s.1)

İnanna ile ilgili Muazzez İlmiye Çığ’ın İnanna’nın Aşkı isimli, ve tercümesini M.Turan Özdemir’in yaptığı Hartmut SCHMÖKEL’e ait içinde İnannaya dair bilgilerin yer aldığı Sümer ll isimli makaleler  de mevcuttur.

Sanatçının yaptığı İnanna tablosu onun Sümer Mitolojisine dair derin bilgisi ve araştırması olduğunu gösteriyor.

2.2.3.Lilith

2.2.3.1.Lilith Apokrif İnançlarda Yer Alan Bir Kişiliktir

Lilith tablosunun gerçekten uzun bir hikayesi var. Lilith hakkında bilgisi olan insan sayısı azdır. Gerçi Lilith İslam inançlarında yer almayan bir kişilik. Yahudi ve Hristiyan kaynaklarında geçiyor. Fakat bu kaynaklar Yahudilik ve Hıristiyanlığın resmi kaynakları değil halk arasında gizli inanç şeklinde dolaşan gayri resmi kaynaklardır. Buna apokrif inanç deniyor.

Sanatçının bu tablosunun arka planında derin bir dinler tarihi bilgisi olduğu anlaşılıyor.

2.2.3.2.Lilith Adının Anlamı

Lilith etimolojik olarak, Arapça Layl, İbranice Lil, Akadca Lilitu, Sümerce Lilu köklü bir kelimeden türemiştir. Kelime kökü itibariyle “gece-akşam” manasına da gelmektedir. (İŞCEN, 2013,p.1)

Musevilik ve Hıristiyanlık apokrif inançlarında Adem’in ilk eşidir. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Lilith, p.1)

2.2.3.3.Lilith’in Kısaca Hikayesi

Yahudilik inancına ve halk kültürüne göre Lilith Adem’in ilk karısı ve Adem ile aynı zamanda yaratılmış. Aynı inanç İncil’de de var. Havva’nın aksine Adem’den sonra ya da Adem’in kaburgalarından da yaratılmamış, aynen Adem gibi topraktan yaratılmış. Daha sonra efsanenin üzerine zamanla eklenenler oluyor ve sonuçta Lilith Adem’e boyun eğmeyi reddediyor ve Cennet Bahçesi’ni ve kocasını terkediyor. Tanrı da Adem’e Havva’yı veriyor. Ancak bu sefer erkeğin sözünü dinlesin diye Havva’yı Adem’in kaburgasından yaratıyor. (http://lilithingunlugu.com/post/110059273980/lilith-kimdir, 2015, p.4)

2.2.3.4.Lilith’in Ayrıntılı Hikayesi

Lilith Adem”in eşi olarak tıpkı onun gibi çamurdan yaratılan ilk kadındır.

Tanrı insanı başlangıçta Adem ve Lilith olarak çift yaratır. Tanrının bir lütfu olarak Lilith ve Adem cennet bahçesinde birlikte yaşamaya başlarlar. Ancak bu birliktelik mutlu bir beraberlik değildir. Anlaşmazlık sebepleri ise boşanma davalarında ileri sürülen gerekçelere benzemektedir.

Ruhen Ve Fikren Anlaşmazlık: Adem, Lilith’in olaylara neden kendisinden farklı yaklaştığını anlayamaz.

Ev İşlerini Ve Ailesini İhmal Etme: onu kendisine hizmet etme, bahçeyi bakımlı ve düzenli tutma konusunda tembel ve isteksiz olmakla suçlar.

Cinsel Uyuşmazlık: En önemli ve üzerinde en çok durulan sorun ise Adem’in, cinsel ilişki sırasında kadının sürekli altta olmasını istemesidir ve bunu da kadına üstünlüğünün gereği olarak görür, Lilith ise bu pozisyonu aşağılayıcı bularak karşı çıkar.

Kısacası anlaşmazlık sebebi Adem’in sürekli olarak kadına üstünlük taslaması, ona hükmetmeye çalışmasıdır. Lilith ise ikisi de aynı topraktan yaratıldığına göre eşit olmaları gerektiğini savunur ve erkeğin kendisinden üstün olmak istemesine bir anlam veremez. Sonunda birlikte yaşamalarının imkansız hale geldiğine karar verir ve Tanrı’nın söylenmemesi gereken adını anarak (ki bu isim cennetten çıkış için tek paroladır) uçup gider ve yeryüzünde Kızıl Deniz yakınlarındaki bir mağaraya sığınır. (http://blog.milliyet.com.tr/adem-in-ilk-karisini-taniyan-var-mi–lilith—/Blog/?BlogNo=7959 , 2006, p.3)

Cennette yalnız kalan Adem ise Lilith’i geri getirmesi için Tanrı’ya yalvarır. Tanrı da Senoy, Sansenoy ve Semangelof isimli üç meleği elçi olarak gönderip “evine dön” çağrısı yaptırır Lilith’e. O da kesinlikle dönmeyeceğini bildirir. Melekler kendisini, geri dönmemesi halinde her gün yüz çocuğunu öldüreceklerini söyleyerek tehdit ederler. Tehdit yerine getirilir. Lilith, duyduğu acıyla bundan sonra Adem soyundan gelen bütün insan yavrularının, hamile ve doğum yapmakta olan kadınlarla bebeklerin baş düşmanı olmaya yemin eder. Erkek çocuklarının doğduktan sonra ilk sekiz gün içinde, kız çocuklarının ise ilk yirmi gün içinde canını alacaktır. (http://www.cnnturk.com/fotogaleri/yasam/efsaneye-gore-havvadan-onceki-ilk-kadin-lilith?page=6  ,2014, p.6)

Lilith, kendine Şeytanı dost edinmiş, iblis ve ifritlerin anası olmuştur.  (İŞCEN, 2013,p.4)

Lilith’in dönmesinden ümidi kesen Tanrı, Adem uyurken bilinen kaburga kemiği yöntemiyle Havva’yı yaratır. Bu yeni kadının, vücudunun bir parçası olduğu erkeğe karşı çıkamayacağını düşünmektedir. Havva Lilith’e o kadar benzemektedir ki Adem uyanınca yanında bulduğu kadının başka biri olduğunu anlamaz. Onun kendisine Lilith gibi karşı çıkmayıp boyun eğmesini ise “nihayet hidayete erip yola geldi” diye yorumlar. (http://www.cnnturk.com/fotogaleri/yasam/efsaneye-gore-havvadan-onceki-ilk-kadin-lilith?page=6 ,2014, p.7 )

2.2.3.5.Lilith’in Özellikleri

A-Lilith Adem ‘in İlk Eşidir.

Tora (Tevrat)’ın Yaratılış (Bereşit) kitabında Adem’in eşi ile beraber yaratıldığından bahseder. Lilith, Adem ile beraber aynı anda ve aynı elementten yaratıldığından, kendisini her koşulda Hz. Adem’e eşit görmüştür. (İŞCEN, 2013,p.2)

B-İki Zıt Kadın Kimliği: Havva Ve Lilith 

“Tanrı sizi kötü kadınlardan korusun; iyi kadınlardan da siz kendinizi koruyun!” “Kadın”ın her halükarda kaçınılması gereken tehlikeli bir varlık olduğunu savlayan bu Yahudi atasözünde, ilginçtir ki, “kötü kadın” Lilith’i, “iyi kadın” ise Havva’yı çağrıştırmaya yönelik gibidir. (ÖZBAY, 2013,s. 42)

C-Kötülüklerin Kraliçesi: Lilith

Hikayenin sonu ise herkesin malumu, Lilith artık kesinlikle kötülerin safındadır. Bütün insanoğullarının ve kızlarının başına gelen nice felaketin sebebidir. (http://www.cnnturk.com/fotogaleri/yasam/efsaneye-gore-havvadan-onceki-ilk-kadin-lilith?page=6 ,2014, p.8 )

D-Lohusa Adetlerinin Nedeni: Lilith

Lilith, Ademoğulları’ndan doğacak her bebeği öldürmeye ant içer. Bundan dolayı çeşitli din ve kültürlerde lohusa adetleri bebeğin ve annesinin korunması üzerine kurulmuştur.

Lilith’in aynaları ve ağaçları mesken tuttuğuna inanılır. Bu yüzden kötülüklerden korunmak maksadıyla birçok kültürde tahtaya vurma adeti mevcuttur.

Lilith ile ilgili olarak Babil, Mezopotamya, Asur, Kumran, Ölü Deniz Parşömenleri, Akad, Gılgamış ve Arslan Taş kitabelerinde çeşitli anlatımlara rastlanmaktadır. Hamile veya doğum yapmakta olan kadınlara musallat olup, ölümlere neden olduğuna inanılır. (http://www.revizyondergi.com/avraham-iscen-ademoglunun-uvey-anasi-lilith/  2013,p.6,7,8,)

E-İlk katil Kabil’in Anası Ve Adem’i Cennetten Kovduran Yılan: Lilith

Ola ki ilk katil Kabil’in de anasıdır; insanın cennetten kovuluşunda da parmağı vardır, Havva’nın baştan çıkarılışı ile ilgili tasvirlerde kadına yasak elmayı sunarken görülen yarı kadın yarı yılan yaratığın Lilith olması kuvvetle muhtemeldir. Belden yukarısı uzun siyah saçlı güzel bir kadındır, belden aşağısı ise insana benzemez. (http://www.gnoxis.com/lilith-kimdir-5898-3.html ,p.55)

F-Feministlerin İkonu: Lilith

Hz. Adem’in ona karşı olan yoğun sevgisine rağmen hiçbir şekilde Hz. Adem’e itaat etmemiştir. Bu nedenden ötürü çoğu Batılı feminist tarafından “ilk feminist” olarak da kabul edilmektedir. (İŞCEN, 2013,p.3)

Modern çağlarda Lilith feminizmin simgesi haline geldi. Bu isimde dergiler çıktı, kafeler açıldı, sadece kadın müzisyenlerin katıldığı “Lilith Fair” adlı gezici müzik festivalleri düzenlendi, “ideal kadın” olarak tanımlanan Havva gibi olmak istemeyen kadınlar, tepkilerini dile getirmek için kız çocuklarına Lilith adını verdiler. (http://dunyalilar.org/tarihteki-ilk-feminist-lilith.html, p.31)

2.3.Zümrüdü Anka Figürü

Anka kelimesi İbranice anak kelimesinden türemiştir. Anak, isim olarak gerdanlık, uzun boyunlu dev anlamlarına, fiil olarak ise gerdanlık takmak, boğmak, boğazı sıkmak anlamlarına gelir. (BATÎSLAM, 2002,s.195)

Anka Arap mitolojisinde, Simurg da Fars mitolojisinde yer alan efsanevi kuşlardır. İslamiyet’ten sonra bu iki mevhum kuşun özellikleri birleşmiş, Müslüman milletler arasında ortak bir inanç ve bunlar etrafında bazı söylenceler meydana gelmiştir. Fars efsanelerine göre Simurg’ta her kuştan bir renk ve bir özellik vardır; otuz kuşun özelliğine sahip olduğu ya da otuz kuş büyüklüğünde olduğu için simurg; otuz çeşit rengi ile rengârenk olduğu için de sireng adları verilmiştir. Renginin yeşil olduğuna inananlar da vardır. Bu yüzden Türk halk kültüründe Zümrüdüanka adıyla anıldığını söyleyenlerin yanında, bu ismin, simurg u anka söyleyişinden değişerek meydana geldiği düşüncesini ileri sürenler de vardır. Simurg ile Anka’nın aynı kavramı ifade ederek birlikte söylenmeleri sonucu, bu ismin meydana gelmiş olması görüşü daha uygun görünmektedir. (GÜLER, 2014, s.64)

Türk mitolojisinde Simurg ve Anka’nın özelliklerini taşıyan ve bunların karşılığı olarak bilinen konrul ve tuğrul adlı kuş(lar) ile çift başlı kartal vardır. Edebiyatta Anka ve Simurg, çoğunlukla tasavvufi olarak, olgunluğu ve Allah’a yaklaşmayı temsil eder. Bunların dışında güzellik, yücelik, kanaat, istiğna, bilgi, marifet, aydınlanma ve ydınlatma, yenilenme, yaratılış ve kabiliyet vb. hususların ifadesinde de teşbih ya da mecaz yoluyla kullanıldığı görülmektedir. (GÜLER, 2014, s.63)

Tasavvufta da Anka değişik anlamlarda kullanılmış, efsanevî özelliklerinden yararlanılarak bazı tasavvufî görüşlerin anlatılmasında sembol görevi üstlenmiştir. İlk sufîlerde rastlanmayan Anka adı Ruzbihân-ı Bakli gibi şair ve âşık mutasavvıflarca teşbih ve temsil unsuru olarak kullanılmıştır. Anka kavramının tasavvufa iyice yerleşmesinde Attar’ın Mantıku’t-tayr adlı eserinde bu kuşu ayrıntılı bir şekilde ele alması etkili olmuştur. (BATÎSLAM, 2002,s.198)

Güneş ya da ateşi sembolize ettiği de söylenmektedir. Kendini yaşarken öldürüp küllerinden tekrar doğan bu çok güçlü kuş değişim ve gelişimin sembolüdür. Kimi görüşlere göre geçilen yedi vadi, vücutta bulunduğu söylenen yedi enerji merkezini aşağıdan yukarı doğru sırası ile temsil etmektedir.

Gizem okullarında inisiyelerden Zümrüd-ü Anka veya dirilmiş insan diye bahsetmek yaygın bir adettir. Fiziksel doğum insana fiziksel dünyada nasıl bilinç veriyorsa, neofit, gizem okullarının rahminde geçtiği dokuz mertebeden sonra, spiritüel dünyanın bilincine doğar. Bu Hz. İsa’nın “İnsan yeniden doğmadıkça, Tanrı’nın Krallığını göremez” dediği zaman bahsettiği inisiyasyon gizemidir. Zümrüd-ü Anka bu spritüel hakikati en iyi temsil eden semboldür.” Anka spiritüel zaferin ve başarının sembolüdür. Bütün inisiyeler ve filozoflar için kıymetli bir semboldür. “O, yaratıcı enerjinin dönüşüm ve yenilenmesinin, büyük çalışmanın tamamlanmasının sembolüdür. (YÜKSEL, 2010,p33)

İNİSİYE: “İnisiyasyon (Süluk) kimi ansiklopedilerde bireyin spiritüel gelişimi için, ‘spiritüel tesir’i alıp aktarabilen bir üstadın sert ve sürekli kontrolü altında, bir düzen ve disiplin içinde, sınavlara dayalı tarzda, metodlu olarak eğitimi şeklinde tanımlanmaktadır. İnisiyasyon sözcüğünün kökeni, Latincede “bir yere girme, iştirak etme, kabul edilme, başlama” anlamındaki “initium” sözcüğüdür. Osmanlı tarikat geleneğinde bulunan “süluk” kelimesi de, “iplik, sıra, dizi, yol, meslek, tutulan yol” anlamlarındaki Arapça “silk” sözcüğünden gelmektedir. Bir inisiyasyonda üstad (inisiyatör, mürşid) tektir, öğrenci (inisiye adayı, mürit) ancak inisiyasyonu tamamladığı zaman inisiye olur. İnisiyasyonu tamamlamamış olanlara inisiye denmez.” (https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nisiyasyon  , p.1)

Sanatçının yaptığı zümrüdü anka kuşu, insanın renkli dünyasını, araması gereken şeyleri kendi iç dünyasında araması gerektiğini hatırlatıyor.

“Her ne istiyorsan kendinde ara. Senin içinde bir can var, o canı ara

Senin dağının içinde hazine var, o hazineyi ara

Eğer yürüyen dervişi arıyorsan; Onu senden dışarıda değil

Kendi nefsinde ara!” Mevlana

“Gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur.” (YÜKSEL, 2010, p.1)

2.4.Amazon Kadın Savaşçıları

Amazon (Yunanca, Amazon; Farsça, Hamazan): Savaşçı kadın. İyi ok atmak için tek göğüsleri yoktur. Dede Korkut öykülerindeki Alpkızlar olduğu iddia edilir. Anadoluda yaşadıkları söylenir. İskitçede Oyorpata adı verilmiştir. (KARAKURT,2011,s.90)

Amazonlar Thermedon kıyısında kurmuş oldukları Themiskyra kentinde yaşamış bir millettir.  Bu kent günümüzde Samsun sınırları içinde, Terme çayının civarında kalmaktadır. Amazon kelimesinin yokluk anlamına gelen “a” ve meme anlamına gelen “mazon” kelimelerinin bir araya getirilmesiyle oluştuğu da kabul edilir. (BAŞEĞMEZ, 2014,s.65)

Fakat Herodot onlarla ilgili “Amazonların ki İskitler bunlara oirpata derler Yunanca karşılığı erkek öldürenler demektir” açıklamasını yapar. (http://www.belgesell.com/dokumantasyon/amazonlar-kadin-savascilar-efsanesi,p.8)

Amazon kadınlarının neden erkeklerden nefret ettiklerine dair iki söylence vardır. Birine göre erkekler civar topluluklara yaptıkları akınlar sırasında pusuya düşürülmüş ve öldürülmüştür. Bunun üzerine kadınlar silahlanmıştır. Bir başka söylenceye göre ise Amazonların köle olarak kullandığı erkekler Anadolu’da Zeus adında erkek bir baş tanrının ortaya çıktığını duyar ve bununla böbürlenmeye başlarlar. Öfkelenen Amazonlar o gece bütün erkekleri öldürür, çocukları ise sakat bırakırlar. Öldürdükleri erkeklerin cinsel organlarını ana tanrıçaya sunan Amazonlar ülkelerine erkeklerin girmesini yasaklar. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Amazonlar, p.2)

Sanatçının Amazon Kadın Savaşçıları betimleyen resmi de gerçekten çok harika. Karanlık gecede siyah atlar, Kara renk içinde kara atlar. Ama net bir şekilde görünüyorlar. Bu tablo sizi tarihin derinliklerine o ana götürüyor ve sizi adeta o tablonun figürlerinden birisi yapıyor.

2.5.Şehretü’n-nar

Özellikle şehretü’n-nar, düşlere musallat olan şehvet cini. (http://docplayer.biz.tr/7827741-Canan-turk-lokumu-turkish-delight.html, p.10)

Davetname’de geçen, tüm cinlerin anası olduğuna inanılan varlık. Ateşten ve havadan yaratılmış, 900 bin yıl ömür verilmiş. Ellerinde karnında ayaklarında ve başında 4000 yüzü varmış. (https://eksisozluk.com/sehretun-nar–2390653, p.1)

Şehretü’n-narın Şahratü’n-nar olarak ifade edildiği biraz daha ayrıntılı bilgiler ise şunlar;

a-“Allah ilk insan (H.z Adem)i yaratmadan önce Şahratü’n-nar’ı yaratmıştır. Allah ona dokuz yüz bin yıl (900.000) ömür verdi. Yalnızdı. Bu yalnızlıktan kurtulmak için Allah’a yalvardı ve bir eş istedi.

Allah duasını kabul etti ve ona bir eş gönderdi. Şahratü’n-nar evlendi ve 4.000 den fazla çocuğu oldu. 900 Bin yıl yaşadıktan sonra öldü.

Oğulları o öldükten sonra Allah’a inanmamaya ve fesat çıkarmaya başladılar. Bunun üzerine Allah, onların üzerine bir melek ordusu yolladı. Şahratü’n-nar’ın oğulları o kadar güçlüydü ki, melekler onlara karşı başarısız oldu.

Bunun üzerine Allah’tan onlara bir şans daha vermeleri için yalvardı melekler. Ama Allah Şahratü’n-nar’ın çocukları ile savaşması için daha önce hiç bir savaşa girmemiş olan iki meleği gönderdi. Bunlar kainatın en güçlü meleklerinden olan Havle ve Kuvve’ydi.

Havle ve Kuvve o kadar güçlüydü ki koca ordular karşılarında dayanamıyordu. Hiç bir şey onlara karşı çıkamıyordu. Hepsini yendiler ve savaşı kazandılar. O yüzdendir ki onlar için:

“La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim”

(“Güç ve kuvvet, sadece Yüce ve Büyük olan Allah’ın yardımıyla elde edilir.”) denilmiştir. (http://sifreleringizemi.com/tag/sahratun-nar/, p.1-7)

b-“Uzun Firdevs-i kitabında Cinlerin yaratılması konusunda şunları nakleder: Allah ilk insan (Hz. Adem)i yaratmadan önce Şahratü’n-nar’ı yaratmıştır. Şahratü’n-nar bütün cinlerin anasıdır.Diğer cinler bunun neslindendir ve Allah hepsinin üzerine birer melek müvekkel etmiştir.İnsan şeklinde tasvir edilmiştir, fakat elleri, ayaklar, karnı ve başında toplam 4000 yüz vardır.Ateş ve havadan yaratılmış, su ve toprak karışmamıştır. Metinde şu şekilde anlatılmaktadır: Allah ona dokuz yüz bin yıl (900.000) ömür verdi. Yalnızdı. Bu yalnızlıktan kurtulmak için Allah’a yalvardı ve bir dost istedi. Duası kabul olunup kendi nefsinden bir nur göründü ve bir dişi yaratıldı. Dişisi bir süre sonra hamile kalıp 4000 oğlan doğurdu. Dokuz yüz bin yıl içinde nesli üredi. Şahratü’n-nar ölünce evlatları arsında fesat başladı.Tespih ve tehlili unuttular.Yedi iklim ağlayarak Allah’tan bunların,yani Şahratü’n-nar’ın evlatlarının yok edilmelerini istedi.Allah yedi göğün meleklerine Şahra kavmiyle savaşıp öldürmelerini emretti, fakat öldüremediler.Bunun üzerine Allah hameletü’l-arş dan Havle ve Kuvve adlı iki melek gönderdi. Bunlar cinleri öldürdüler. Sadece bir erkek ve bir dişi kaldı. Tekrar ürediler.Allah onların üzerine birer melek görevlendirdi.”( http://www.estanbul.com/cinler-hakkindaki-bilinmeyen-gercekler-azazil-iyi-okuyun-151362.html#.VwE7kpyLRkg ,2011, p.3,5)

Fakat sanatçının bu mitolojik varlıkla ilgili subjektif yorumu kadınların değişik zamanlarda değişik ruh haletlerini betimleyen bir figür olduğu yönünde.

2.6. Hayat Ağacı Motifi

Ölümsüzlüğün simgesi olarak Türk süsleme sanatında doğal veya stilize edilmiş motif. Kökü, arzın derinliklerinde gövdesiyle arşı kucaklayan hayat ağacının motifi İslâm-Türk sanatında çini, ahşap, taş, halı, kilim, kumaşlarda çok görülür. Çoğu zaman Selçuklu sanatında sağında solunda kuş, ejder figürü ile birliktedir. Selçuklu Sarayı Kubâd-âbad çinileri süslemelerinde zengin örnekleri görülür. (ÖNDER,1987,s.105-106)

“Dünya ağacı”, “yaşam ağacı”, “evrensel ağaç” gibi isimlerle de anılan “hayat ağacı”, yeri göğü birleştiren mitolojik ağaç, diğer ağaçlardan çok daha farklı ve özel bir öneme sahip.

Hayat Ağacı dünyanın merkezini sembolize eder. Yer altı, yeryüzü ve gökyüzünü dikey bir merkezde birleştirir. Kutlu bir dağın tepesinden yükselerek cennete ulaştığına inanılır.

En önemli özelliklerinden biri meyvesiz oluşudur.

Bu kutsallığına rağmen Türkler Hayat Ağacı’na tapmazlar. Ağaç bir put ya da dua edilen, kendisinden bir şeyler beklenen bir yaratıcı değildir. O yalnızca Tanrı’nın temsilcisi, ona en yakın olan canlıdır. Kökleri yerin altından, dalları gökyüzünden ona ulaşır bu nedenle insanoğlunu da Yaradana ulaştırır. İnsanoğlu Tanrı’ya o ağaca tırmanarak ulaşır, onun mertebesine ancak o ağaç sayesinde yükselir simgesel olarak. (YEŞİLTUNA, Ekim 2013,p.1,3,9 )

Hayat Ağacı’nın İslamiyet’teki karşılığının Tuba Ağacı olduğunu biliyoruz.

Gök Tanrı inancından İslamiyet’e, eski Türk devletlerinden Osmanlı’ya, Hayat Ağacı bulunduğu yer itibariyle değişikliğe uğrasa, şekil değiştirse de önemini hiç mi hiç yitirmemiş Türk’ün yarattığı her eserde simgesel olarak varlık bulmuş, defalarca ölümsüzleştirilmiştir. (YEŞİLTUNA, Kasım 2013, p.19,25 )

Sanatçı hayat ağacını aynı ismi taşıyan tablolardan farklı ve özgün olarak çizmiş.

2.7. Gök Tanrıçalar

2.7.1.Genel Olarak

Gök tanrıça çok-tanrılı inançlarda dişi tanrıdır. Başka bir tanrının eşi olarak görünebildikleri gibi bağımsız birer varlık olarak da yer alırlar. İyi ve kötü olanları bulunabilir. (KARAKURT,2011,s.275)

Gök tanrıça, Gök tanrının dişil hali diyebiliriz.

Türk toplulukları mitolojisindeki tanrıça isimleri şunlardır;

  1. Ak Ana
  2. Al Karısı
  3. Ateş Tanrıçası (Od Ana-Ateş Annesi)
  4. Ayızıt Ve Kızı (Türk Güzellik Tanrıçası)
  5. Deniz Tanrıçası-Geyik Tanrıça
  6. Kübey Hatun
  7. Kartal Ana
  8. Kızagan Tengri
  9. Su İyesi-Su Perisi
  10. Umay Ana
  11. Asena
  12. Ötüken (Yer Tanrıçası)
  13. Taz Hanım: Gök Tanrıçası
  14. Çuppakan Hanım: Gök Tanrıçası.
  15. Koylusan Hanım: Gök Tanrıçası.

TAZ HANIM: Gök Tanrıçası.

Bazı metinlerde Tanrı Ülgen’in karısı olarak bahsi geçer. En önemli özelliği kel olmasıdır. Tazlık (kellik)

belirgin biçimde Türk kültürüne ait bir güç simgesidir. Fakat buradaki asıl ilgi çekici husus dişil bir varlık için bu adın verilmiş olmasıdır. Çünkü kellik çoğunlukla erkeklere özgü bir durum olarak algılanmaktadır. “Taskıl” ve “Tazagan” gibi dağ adları yine bu konuyla ilintilidir. (KARAKURT,2011,s.280)

ÇUPPAKAN HANIM: Gök Tanrıçası. Göklerin düzenini sağlar. (KARAKURT,2011,s.339)

KOYLUSAN HANIM: Gök Tanrıçası. Gökleri yönetir. (KARAKURT,2011,s.340)

Sanatçı Gök Tanrıça Sunu 1 ve Gök Tanrıça Sunu 2 tabloları yapmış. Bu tanrıçaların hangi kültüre ait olduğunu tespit edemedim. Eğer Gök tanrıçaları Türk tanrıçaları ise sanatçı bunlara benim ulaşma imkanı bulamadığım kaynaklardan ulaşmış olmalıdır.

2.7.2. Gök Tanrıça Tabloları

2.7.2.1. Gök Tanrıça Sunu 1 Tablosu

Gök Tanrıça Sunu 1 Tablosunda kuğu kültü üzerinde bir Gök tanrıça figürü yer almaktadır.

Kuğular pek çok söylencede biçim değiştirmiş kutsal kızlar olarak kabul edilir. (KARAKURT,2011,s.59)

Genellikle kuşlar ruh sembolü olarak görülmüştür. Cenneti de temsil eden bu hayvanlar, şamanın biçimine girdiği ve onu koruduğu düşünülmüştür. Kuğu, kaz, ördek, sülün, saksağan, turna, karga, ördek, tavus, güvercin ve bıldırcını bu grupta sayabiliriz. Bunlardan bıldırcın, yiğitliği, sülün güzellik ve iyi şansı, saksağan iyi haberi, turna ölümsüzlüğü zenginliği ve uzun hayatı, altın veya kırmızı karga güneşin, kara karga şeytanın ve kötülüğün, ördek (Budist dönemde) mutluluk ve refahın, tavus güzellik, itibar ve şerefi, güvercin uzun hayatı, kaz erkeklik, evlilik ve başarının sembolü olmuştur. Kaz ve kuğu gibi kuşlar Türklerde ayrıca kut ve beyliği temsil etmiştir. Bahsi geçen kuşlar eski Hint ve Budist mitolojisinde önemli bir yer tutmakta bu da Budist Türklerin inançlarını etkilemiştir. İslamiyet’ten sonra da kuşlarla ilgili bu anlamlandırmalar tanrılarla ilgili olanlar dışında devam etmiştir. (ÇATALBAŞ, 2011, s.53)

Zerafetin simgesi olan kuştur. Masallarda genç kızlar kuğu kılığına girerler. Tanrıça Ayzıt da kuğuya dönüşür, ayrıca onun yardımcısı olan kızların da kuğuya dönüşebilme yetenekleri vardır. Ayzıt’ı simgeledikleri için kuğular kutsal sayılır ve onlara dokunulmaz. Kimi yörelerdeki inanışa göre Kuğu aslında kutsal bir kızdır ve beyaz tülden giysisini üzerinden çıkarınca kız görüntüsüne dönüşür. Giydiğinde ise tekrar kuğu olur. Kuğular bazen de şamana göğe yaptıkları yolculuk esnasında yardımcı olan kuşlar arasında sayılırlar. Lebed Tatarları’nın efsanelerine göre her tarafın su olduğu bir çağda toprak yoktur. Tanrı ak bir kuğu kuşu göndererek, bir gaga dolusu su getirmesini emreder. Fakat suya dalınca gagasına bir parça toprak yapışır, o da üfleyerek fırlatınca dağılan toprak parçaları suyun üzerine düşerek yayılıp yeryüzünü meydana getirir. (KARAKURT,2011,s.201)

KUĞU/KUU: Türk toplumunun kutsal hayvanı Kuu/Kuğu’dur. Altay mitolojisinde Kuğular ve Kazlar özel saygı görürler. Bunların diğer bazı hayvanlarla birlikte dünyanın oluşumuna katıldıklarına inanılır. Kuğu ve Kaz mitolojide kutsallığın, ilâhiliğin ve dişiliğin simgesidirler. (KALAFAT, 2015,p.7)

Mitolojide Kuğu, baş tanrı Zeus olarak bilinir. Zeus peri Nemesis’i baştan çıkartabilmek için bir kuğu kılığında ona yaklaşmış ve onu elde etmiştir. Zeus’un bu hareketi sonucu bir yumurta oluşmuştu. Bu yumurta, daha sonra Sparta (Yunanistan’da bir şehir ) kraliçesi Leda’ya verilmişti. Yumurtadan gelecekte Troyalı Helen olacak güzel bir çocuk çıkmıştır.

Başka bir masalda ise Zeus’un kuğu şekline girerek baştan çıkarttığı kadın, kraliçe Leda olarak bilinir. Kraliçe kocası kral Tyndareus ile beraber yaşamaktadır. Zeus ve kraliçe Leda’nın birlikteliklerinden bir yumurta (ya da iki) ortaya çıkmıştır. Yumurtadan (veya yumurtalardan) ikizler Kastor ve Pollluks çıkmıştır. İkizler gökyüzünde Gemini takımyıldızının en parlak iki yıldızı olarak görülür.

Diğer bir masalda ise yumurtalardan iki kız çocuğunun çıktığı söylenir. Bunlar Helen ve Clytemnestra’dır. Helen ve Polluks’un, Zeus’un çocukları ve ölümsüz olduklarına inanılır. Kastor ve Clytemnestra’nın ise kraliçe Leda’nın ölümlü eşi kral Tyndareus’un çocukları olduklarına ve ölümlü olduklarına inanılır. (ÖRS,2001, s.53-54)

Kuğu aynı zamanda müzik tanrısı olan Apolla’ya atfedilir. Kuğuların öldükleri zaman ona özel bir şarkı söylediklerine inanılır. Antik İskandinav efsanesinde, Odin’in on üç kızının kuğu şekline girebildiği anlatılır. Kuşun beyaz rengiyle birlikte olduğunda bu, ay ve ay büyüleriyle güçlü bir ilişki oluşturur. (ARMUTAK,2004,s.151)

2.7.2.2.Gök Tanrıça Sunu 2 Tablosu

2.7.2.2.1.Genel Olarak

Gök tanrıça Sunu 2 tablosunda bir kaplumbağa üzerinde duran bir kadın figürü vardır. Kaplumbağa dikkat çekici bir figür. İlk bakışta kaplumbağanın ne anlamı var diye düşünebilirsiniz. Sanatçının bu tabloda kullandığı kaplumbağa figürünün derin mitolojik anlamını gözeterek çizdiğini düşünüyorum.

2.7.2.2.2.Mitolojide kaplumbağa

A-Japon Mitolojisinde Kaplumbağa

Japon mitolojisinde mutluluk ve uzun yaşam tanrısı Jurojin’i turna ve kaplumbağa simgeler. (AFLAY, p.22)

B-Yunan Mitolojisinde Kaplumbağa

Yunan mitolojisinde genellikle pek yer almaz. Yalnız tanrı Apollon, bir kralın çok sevdiği kızına yaklaşabilmek için bir kaplumbağaya dönüşür ve kız kaplumbağa ile oynamak üzere onu kucağına aldığında birdenbire bir yılana dönüşerek kızla çiftleşir.

C-Polinezyalılar’da Kaplumbağa

Polinezyalılar kaplumbağaları okyanus tanrılarının habercisi kabul eder. Afrika ve Kızılderili mitolojilerine göre tanrı, önce su kaplumbağalarını sonra çamuru yaratmıştır. (AFLAY, p.22)

D-Hint Mitolojisinde Kaplumbağa

Hint mitolojisinde tanrı Vişnu, yeryüzüne ikinci kez bir kaplumbağa olarak iner. Tanrıların denizleri karıştırmak için tersine çevirdikleri bir dağın ucu, dünyanın dibini delmesin diye de sırtındaki kabuğu dağın sivri ucuna dayar.

Hint mitolojisinde dünya bir kaplumbağanın sırtından doğan bir filin üzerinde bulunur.  (ARMUTAK,2004,s.151)

E-Afrika Mitolojisinde Kaplumbağa

Afrika mitolojisinde tanrının ilkin kaplumbağaları yarattığı, sonra bunu insanların ve taşların izlediği bildirilir. Ancak kaplumbağa ve insan zamanla çocuk istedikleri için tanrı tarafından ölümlü olmakla, taşise çocuk istemediği için ölümsüzlükle ödüllendirilir. (http://www.mistikalem.com/dunya-mitolojilerinde-surungenler-ve-yilan-33825-haberi/, p.64)

F-Çin Mitolojisinde Kaplumbağa

Çin mitolojisinde kaplumbağa bilgeliği ve mutluluğu temsil eder, her ayağı dört ana elementten birinin simgesidir. Taoizmde de evreni ve kutsallığı simgeler, hatta yumurtasının kabuklarını ayinlerde kutsanma için kullanırlar. (AFLAY, p.22)

G-Kızılderili Mitolojisinde Kaplumbağa

Kızılderili mitolojisinde de kaplumbağa, tanrı Maheo’nun isteği üzerine yeryüzündeki toprağın ilk olarak oluşumunda rol oynar. Tanrı Maheo, suyun dibinden çıkarttığı çamuru, kaplumbağanın sırtına yığmış ve yeryüzündeki toprak buradan köken almıştır. Bu nedenle Kızılderililer ona “Kaplumbağa Büyükanne” adını verirler.

Bazı Kızılderili kabilelerindeyse, kaplumbağaların suyun dibine kadar indiklerine, ancak bu sırada gözlerine ve kulaklarına çamur dolduğuna ve bu çamurun daha sonra kurutulup bir ada yapıldığına ve dünyanın da bu adadan oluştuğuna inanılır. (ARMUTAK, 2004,s.148)

H-Türk Mitolojisinde Kaplumbağa

Evini sırtında taşıyan ve çok uzun ömürlü bir hayvan olması itibariyle Türk inancında kaplumbağa kutsal sayılmıştır. Türkler’de kaplumbağa devletin gücünü ve koruyuculuğu simgelediği gibi aynı zamanda da sonsuzluğun sembolüdür.( https://uqusturk.wordpress.com/2012/02/03/turklerde-kaplumbaga/ , 03/02/2012,p.1-2)

Bu sembol uzun ömür, refah, barış ve mutluluğun sembolü olarak görülmüştür. Göktürk döneminde hanedan sembolü olmuştur. Fakat şansızlık, sıkıntı ve zorluğu da temsil ettiğine de inanılmıştır. (ÇATALBAŞ,2011,s.53)

 

KAYNAKLAR

AFLAY, Uğur, Yeni Başlayanlar İçin Kaplumbağa Felsefesi,http://uguraflay.blogcu.com/yeni-baslayanlar-icin-kaplumbaga-felsefesi/10004106

ALANYA KENT KONSEYİ ÇALIŞMA RAPORU , 2010

ALTUNKAYA, Hüseyin, Türk Çocuk Edebiyatı Kaynakçası, Ankara Üniversitesi Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Uygulama ve Araştırma Merkezi Eğitim, Araştırma ve İnceleme Dizisi – 2, Ankara 2012

ARMUTAK, Altan, Doğu Ve Batı Mitolojilerinde Hayvan Motifi, İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dergisi, 2004,30(2)

ARSEVEN, Celal Esad, Türk Sanatı, 1984,Cem Yayınevi

ASLAN, Seher, TÜRKLERDE AĞAÇ KÜLTÜ ve “HAYAT AĞACI”, Uluslararası Sosyal ve Eğitim Bilimleri Dergisi, Cilt: 1 Sayı: 1/Volume: 1 Sayı: 1 2014 – Haziran / 2014 – June

AYAYDIN, Abdullah (2015). Empresyonizm (İzlenimcilik) Akımının Güncel Bakış Açısıyla Bazı Yönlerden İncelenmesi. sed, 3 (2), s.83-97 http://www.sanategitimidergisi.com/makale/pdf/1447567516.pdf

BAŞEĞMEZ, Merve, Onurlu Savaşçı Kadınlar Amazonlar, Hukuk Gündemi | 2014/2

BATÎSLAM, H.Dilek, Divan Şiirinin Mitolojik Kuşları: HÜMÂ, ANKA VE SİMURG, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi l, İstanbul 2002, 185-208.

CAN, Hatice Derya, KAYALI, Yalçın, Hint Ve Türk Mitolojisinde Ateş Kültü, Batman Üniversitesi, Yaşam Bilimleri Dergisi, cilt 1, sayı 1, 2012

ÇATALBAŞ, Resul,s.53, Türklerde Hayvan Sembolizmi Ve Din İlişkisi, Turan Stratejik Araştırmalar Merkezi Dergisi, Yıl: 2011 * Cilt: 3 * Sayı: 12 * Sonbahar 2011, http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423931527.pdf

ÇAYCI, Ahmet, Mitoloji Ve Din,  T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2522, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİYAYINI NO: 1493, ESKİŞEHİR, Mayıs 2012

ÇELENK, Tülay, TEKNİKLER, Yayın Tarihi: 18.06.2003  http://www.tulaycellek.com/tulay/eser.asp?id=236

Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, cilt. 1,Yapı Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul, 1997

EYÜBOĞLU, İsmet Zeki, Anadolu İnançları Mitolojisi, Geçit Kitabevi,İstanbul 1987

GENÇ, Adem, Yağlı Boya ve Akrilik Resim Teknikleri Terminolojik Bilgiler ve Atölye İlkeleri I. Bölüm,s.12, ALTAMİRA yıl:5 sayı:17 kasım – aralık 2010,http://www.artboya.com/hafun/download/1312369477.pdf

GOGH, Resim akımları, 26 Şubat ’09, http://blog.milliyet.com.tr/resim-akimlari/Blog/?BlogNo=164720

GÜLER, Zülfi, Şeyh Galib Divanında Anka-Simurg Sembolü, Volume 2/1 Spring 2014 p. 63/72

http://blog.milliyet.com.tr/adem-in-ilk-karisini-taniyan-var-mi–lilith—/Blog/?BlogNo=7959

http://docplayer.biz.tr/7827741-Canan-turk-lokumu-turkish-delight.html

http://dunyalilar.org/tarihteki-ilk-feminist-lilith.html

http://lilithingunlugu.com/post/110059273980/lilith-kimdir

http://sifreleringizemi.com/tag/sahratun-nar/

http://www.cnnturk.com/fotogaleri/yasam/efsaneye-gore-havvadan-onceki-ilk-kadin-lilith?page=6

http://www.edebiyatvesanatakademisi.com/resim-sanati/empresyonizm-in-genel-ozellikleri-edebiyat-resim-1990.aspx  , 2011

http://www.edebiyatvesanatakademisi.com/resim-sanati/noktacilik-veya-puantilizm-2021.aspx , 2012

http://www.edebiyatvesanatakademisi.com/resim-sanati/turk-resim-sanatinda-izlenimcilik-2168.aspx ,2012

http://www.esmacivcir.net/?SyfNmb=2&pt=Hakk%C4%B1m%C4%B1zda

http://www.estanbul.com/cinler-hakkindaki-bilinmeyen-gercekler-azazil-iyi-okuyun-151362.html#.VwE7kpyLRkg

http://www.gnoxis.com/lilith-kimdir-5898-3.html

http://www.kultur.gov.tr/Eklenti/9407,bienal-listepdf.pdf?0

http://www.mistikalem.com/dunya-mitolojilerinde-surungenler-ve-yilan-33825-haberi/

http://www.on5yirmi5.com/etkinlik/kultur-sanat/gorsel-sanatlar/57292/30-sanatci-sanatin-ruhu-icin-londrada-bulustu.html ,2011

http://www.pataragoldenpension.com/tr/patara-antik-kenti.html

http://www.sanatdersi.com/yagli-boya-teknikleri/default.asp

http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.570137c4b08564.37549204

http://www.unutulmussanatlar.com/2013/12/akrilik-resim-sanat_26.html

https://eksisozluk.com/sehretun-nar–2390653

https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nanna

https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nisiyasyon

https://tr.wikipedia.org/wiki/Amazonlar

https://tr.wikipedia.org/wiki/I._Tuthaliya

https://tr.wikipedia.org/wiki/Lilith

https://uqusturk.wordpress.com/2012/02/03/turklerde-kaplumbaga/ , 03/02/2012

https://vimeo.com/6941766 Erişim tarihi 06.04.2016

https://www.facebook.com/ESMA-Civcir-308415535935326/info/?tab=page_info

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10154014249079350&set=a.442946824349.238090.794264349&type=3&theater

HÜRRİYET, 2004, https://www.facebook.com/419227731484247/photos/pb.419227731484247.-2207520000.1459972818./419248881482132/?type=3&theater

IŞIK, Abdullah,2015, Akrilik Boya Resim Tekniği, https://abdullahabdurrahman.wordpress.com/2015/01/13/akrilik-boya-resim-teknigi-alintidir/

IŞIK, Fahri,Patara 2001, T.C. KÜLTÜR BAKANLIGI Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü,24. KAZI SONUÇLARI TOPLANTISI 1.cilt,2002 Ankara

İŞCEN, Avraham, Ademoğlunun Üvey Anası Lilith, 19 Temmuz 2013, Haber Revizyon Dergisi,http://www.revizyondergi.com/avraham-iscen-ademoglunun-uvey-anasi-lilith/

KALAFAT, Yaşar, Mitoloji-Halk İnanmaları Bağlamında Kültürlü Halklarda Kaz -I-,10 Kasım 2015, http://yasarkalafat.info/?p=1506

KARAKURT Deniz,2. Baskı,2011,Türk Söylence Sözlüğü, s.90, http://frpnet.net/TurkSoylenceSozlugu.pdf

MIELKE, Thomas R.P. , İnanna-Odyssee einer Göttin, Terc., DİRİM ,Atilla, Aşk Tanrıçası İnanna, 2. Baskı Eylül 2004

ORAL, Ebru, Anadolu’da Ana Tanrıça Kültü, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl: 2, Sayı: 8, Aralık 2014

ÖGEL, Semra, Anadolu’nun Selçuklu Çehresi, Akbank Yayınları Kültür Sanat Kitapları: No: 58, 1994

ÖNDER, Mehmet, Antika Ve Eski Eserler Kılavuzu, TÜRKİYE İŞ BANKASI Kültür Yayınları, İstanbul 1987

ÖRNEK, Sedat Veyis, Taş, Ağaç ve Su Kültü, 20 Mart 2009, https://www.msxlabs.org/forum/mitoloji/25883-tas-agac-ve-su-kultu.html

ÖRS, Yasemin, Takımyıldızların Mitolojik Öyküleri, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi Ve Uzay Bilimleri, ANKARA-2001

ÖZBAY, Ender, ADEM – HAVVA – LİLİTH FİGÜRLERİ İZLEĞİNDE BİR OLANAKSIZLIK MİTİ: AŞK, İDİL, 2013, Cilt 2, Sayı 10, Volume 2, Number 10- s. 42,http://www.idildergisi.com/makale/pdf/1376582830.pdf

ÖZDEMİR, Ayla, Tabloların Sultanı: Esma Civcir, 2012,http://www.aydinses.com/tablolarin-sultani–esma-civcir-roportaj,13.html

ÖZDEMİR, Mehmet, Türk Kültüründe Dağ Kültü ve Bir Yüce Dağ, Karadeniz Sosyal Bilimler Dergisi, Sonbahar 2013

SPİRİT OF ART INTERNATİONAL CONTEMPORARY ART EXHİBİTİON, 2011,s.7 http://www.zinabercovici.com/wp-content/uploads/2011/08/SA-Catalogue-August-2011.pdf

TURANİ, Adnan, Sanat Terimleri Sözlüğü, Toplum Yayınları, Ankara, 1975

TÜMER, Günay, Atalar Kültü, Diyanet vakfı İslam Ansiklopedisi, cilt: 04; 1991,İstanbul, sayfa: 42,

TÜRKAN, Kadriye, Türk Dünyası Masallarında Su Kültü, Millî Folklor, 2012, Yıl 24, Sayı 93

YEŞİLTUNA, Serap, Türk Mimarisi’nde Hayat Ağacı,11 Kasım 2013, http://www.turksolu.com.tr/turk-mimarisinde-hayat-agaci/

YEŞİLTUNA, Serap, Türk Mitolojisi’nde Hayat Ağacı,28 Ekim 2013, http://www.turksolu.com.tr/turk-mitolojisinde-hayat-agaci/

YÜKSEL, Berk, Zümrüd-ü Anka(Simurg), ruhun yücelmesi ve yaşarken yeniden doğuş, 15 Nisan ’10, http://blog.milliyet.com.tr/zumrud-u-anka-simurg—ruhun-yucelmesi-ve-yasarken-yeniden-dogus/Blog/?BlogNo=238576

Share
#

SENDE YORUM YAZ

10+7 = ?
#

ESMA CİVCİR, İzlenim Dünyası Parlak Olan Bir Sanatçı” için 2 Yorum

  1. ESMA CİVCİR : diyor ki:

    SAYIN ERHAN BEY , Sanat ve sanatçı üretmek ve varolmak kadar görülmek değerlendirilmek yorumlanmakla da ilgilidir. Çok yönlü bilimsel sanatsal bir vizyonla yazdığınız sergi kritiği konusunda son derece titiz bir birikimi görmemek mümkün değil. Gombrich in ünlü sözü -Sanat ve sanatçı yoktur onu gören ve yaşatan toplumlar ve insanlar vardır- sözünü yaşadım. Bu değerli makalenizi sanat kitabımda ve sergi kitabımda değerlendirmek isterim. Sizin gibi aydınlarla gören gözlerle tanışmak bulluşmak bir güzell yakalamaktır. Bu olanağı sağlayan Çorum Artvin Üniversitesi yönetici ve çalışanlarına başta Rektörümüz olmak üzere sonsuz saygı ve şükranlar sunarken Muhteşem Artvin e sevgiler gönderiyorum.

    • Erhan Kırmızı : diyor ki:

      Sayın Hocam, bu makale de sizin eseriniz sayılır, çünkü bu makalenin ilk esin kaynağı sizin tablolarınız oldu. Bu makalenin geliştirilerek yazılmasında sizin beğeni ve taktirleriniz rol oynadı. Saygılar sunarım.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Ganimet Hırsı, Resulullah’ın Emrini Bile Unutturmuştu

    22 Ocak 2018 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Savaşın bir neticesi ve sonucu olan ganimet bazen gaye olabiliyor, bu da olumsuz neticeler doğuruyordu. Ganimeti gaye yapan etkenlerden biriside insanlardaki mal kazanma hırsı idi. Bu hırsın menfi sonuçlarının örnekleri çoktur. Hz. Peygamberin gönderdiği bir askeri birlik, baskın yapacakları yere vardıklarında, içlerinden biri atını koşturarak, insanları uyarıyor ve “Şahadet kelimesini söyleyin canınızı koruyun” diyor. Bunun üzerine hepsi Müslüman oluyor. Diğer askerler “Ganimeti bize haram ettin" diyerek arkadaşlarına çıkışıyorlar. G...
  • İslam Hakimiyeti ve Müslüman Hakimiyeti arasındaki farklar

    21 Ocak 2018 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Müslüman Hakimiyeti demek her zaman için İslam hakimiyeti demek değildir. İslam Hakimiyetini kurmak için bu Hakimiyetin tesisinde Müslümanların görev alması beklenir ama bu mecburi değildir. Allah dilerse kâfir, münafık ve fasık bir adamın eli ile de dinine hizmet ettirebilir. İslam Hakimiyeti İslam dininin hakim olması demektir. Müslüman Hakimiyeti ise Müslümanların Hakimiyeti demektir. İslam Hakimiyeti ilkesel bir Hakimiyettir. Müslüman Hakimiyeti ise bir yerde müslümanların sayısal çoğunluğu ele geçirmesi demektir. Müslüma...
  • Komünizmde Kadınların Ortaklaşalığı Var mı?

    19 Ocak 2018 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      “..Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe götürmesin…” Maide suresi, 8 Giriş Komünizm Türkiyede çoğunluk itibari ile elbette benimsediğimiz biz ideoloji değil. Toplumumuzun ekseriyetinin görüşü Komünizm ile bir birine zıttır. Fakat bu zıtlık “Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe götürmesin.” Maide suresi, 8’in bize verdiği ölçü gereği, Komünizm hakkındaki görüşlerimizin de adaletsizliğe varmaması lazım. Çocukluğumdan beri komünizmde kadınların ortak olduğu sözlerini duyardım. Bu konuyu internette biraz ar...
  • AK Parti Eti Bakırdaki işten çıkarmalara müdahale edecektir

    18 Ocak 2018 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Çünkü işten çıkarılan işçiler bu işten çıkarmanın faturasını AK Parti’ye keseceklerdir. Bu fatura elbette olumsuz fatura olacak ve AK Parti oy kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya gelecektir. AK Parti pragmatist yapıya sahip bir parti olarak bu duruma seyirci kalması mümkün değil. 1000 kişinin işten çıkarılması büyük bir olaydır. 3-5 kişinin işten çıkarılması gibi değildir. Toplumsal bir olaydır, sadece Artvin için değil Türkiye hatta dünya için ilgi çekici bir olaydır. Siyaseti etkilememesi mümkün değil. Bu nedenle pragmatist b...