logo

Erdoğan: Karar millete bırakılsın


facebooktwitter
Artvin 08 Olay
artvinolay@gmail.com

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni anayasa çalışmalarına dair yerli ve milli vurgusu yaparken, kararın millete bırakılması gerektiğini söyledi. Başkanlık sisteminin Türkiye için zorunlu olduğunu belirten Erdoğan, özerklik ilanlarına “Özerklik adı altında devlet içinde devlet ankara escort kurmaya çalışanların dünyayı başlarına yıkarız bunu böyle bilmeleri lazım” ifadeleri ile tepki gösterdi.

Erdoğan, ATO Congresium’da, Türkiye Anayasa Platformunca düzenlenen “Yeni Anayasa İçin Hep Birlikte” temalı programda yaptığı konuşmada, “Bu mesele millidir, bu mesele yerlidir. Milli olan her meselede, yerli olan her meselede Cumhurbaşkanı olarak ben de varım, bunu açıkça söylüyorum. Bugüne kadar kurulan anayasaların hepsi ithaldir, yerli değildir. İthal ürünlerle yönetildik, ithal mantıklar bize hâkim oldu. Şimdi biz yerliye ve milliye dönmeliyiz” dedi. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Yöntem en az içerik kadar antalya escort önemlidir”
İşe sahip çıkması gereken muhalefetin tam tersi bir tutum içinde olduğunu görüyoruz. Bugün burada olduğu gibi, milletimizi temsil eden her platformda yeni anayasa meselesi konuşuluyor, tartışılıyor. Artık burada yapılması gereken yeni anayasa çağrılarına kulak tıkayan tavırların yerine, samimi bir şekilde tekliflerin ortaya konması gerekiyor.

Bu yeni anayasa ruhuyla diliyle milletimizin özlemlerini yansıtan bir metin olmalı. Bu anayasaya baktığımızda millet kendini görmeli. Yöntem ankara escort en az içerik kadar önemlidir. Bu bakımdan yeni anaysa yapımındaki usulü çok önemli bir şekilde belirlenmeli.

“Hukukun üstünlüğü konusunda hiçbirimizin itirazı olamaz”

Şimdi sivil toplum kurumları aracılığıyla milletin tüm kesimlerini içine alacak bir anaysa yazım süreci yürütülmeli. Zaman zaman diyorum ya Türk tipi başkanlık sistemi işte burada da Türk anlayışı ile bir anayasayı ortaya koymak gerek. Millet hazır ama elitler ve siyasetçiler hazır değil. Millet meydanlarda kükrüyor. Bize göre kadim geleneğimize yasalaşan anayasa Türk tipi anayasadır.
Üzerinde en çok tartışılacak hususlardan biri güçler ayrılığı meselesidir. Yasama organı olan meclisin asli alanına yoğunlaşması bir defa sağlanmalı. Hukukun üstünlüğü konusunda hiçbirimizin itirazı olamaz. Kanunların üstünlüğü derseniz orada itiraz olabilir.

“Konu şahıs değil ülkenin geleceği meselesidir”

Yürütme meselesi sanıyorum yeni anayasa çalışmalarının düğüm noktasını teşkil edecektir. Biz, parlamenter sistemin ülkemizde miadını doldurduğuna inanıyoruz. Yeni Türkiye’nin inşası sürecinde yeni anayasaya ve onunla birlikte hayata geçirilecek başkanlık sistemine ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.
Milletime özellikle sesleniyorum, şu yanlışı peşinen düzeltmek istiyorum. Başkanlık sistemi Tayyip Erdoğan’ın kişisel meselesi değildir. Bunu böyle bilelim. Bu sistemi Cumhurbaşkanlığımda da konuştum, Başbakanlığımda da konuştum, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğum zaman da konuştum. Buna yeni başlamadık. Biz dersimizi iyi çalışıyoruz. Benim bu konuyu gündeme getirmem, Türkiye’nin hedeflerine ulaşabilmesi için böyle bir yönetim sistemine sahip olması gerektiğine olan samimi inancımdan kaynaklanıyor. Konu şahıs değil ülkenin geleceği meselesidir. Hiçbir kompleks ve önyargıya dayanmadan bunu hayta geçirmek gerek. Bu tartışmalar yeni değil 93 yıllık tarihte bu tartışılmıştır. Siyasi liderlerimizin hemen tamamı hepsi başkanlık sistemi konusunda olumlu görüş bildirmişlerdir. Şimdi onların arkasından gelenler onlarla ters görüşler söylüyor.

“Bu sistemle seçilen hiçbir cumhurbaşkanı sembolik konumda düşünülemez”

Başkanlık sistemi konusundaki bir diğer önemli avantajımız, 16 Ağustos 2014 itibariyle cumhurbaşkanının doğrudan millet tarafından seçilmeye başlanmış olmasıdır. Adım atıldı, bu iş yürüyor. Ülkemizde bu sistemle seçilen hiçbir cumhurbaşkanının, siyasi gündemden tecrit edilmiş bir şekilde sadece sembolik konumda bulunması düşünülemez. Meclisin seçtiği cumhurbaşkanlarının da tümüyle siyasi gündemin dışında kaldığını, yetkilerini tarafsızlık içinde kullandığını söyleyebilmemiz mümkün değildir, kendimizi aldatmayalım.

“Nihai kararı vekiller değil asil olan millet vermelidir”

Mevcut sistemimiz bir anormallik halidir. Hem seçilmiş başbakan hem seçilmiş cumhurbaşkanıyla bu sistemin yürümesi fevkalade güçtür. Hadi bugün biz aynı siyasi gelenekten gelen, uzun yıllar mesai arkadaşlığı yapmış Cumhurbaşkanı ve Başbakan olarak uyum içerisinde çalışıyoruz. Ama aynı siyasi gelenekten gelmemiş bir cumhurbaşkanıyla da ben çalıştım. Ne getirdiğini ne götürdüğünü biliyorum. Damdan düştüm, biliyorum.

Benim teklifim; kararın milletimize bırakılmasıdır. Hem parlamento bu noktada bir karar vermelidir, ama parlamentonun kararı arkasından da millete gidilmelidir. Nihai kararı vekiller değil asil olan millet vermelidir.

“Dünyayı başlarına yıkarız”

Özerklik adı altında devlet içinde devlet kurmaya çalışanların dünyayı başlarına yıkarız bunu böyle bilmeleri lazım.

Türkiye Anayasa Platformuna ve tüm STK’lara şahsım ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Ortak değeri güçlü ve büyük Türkiye olan herkes yaptığınız çağrıya cevap verecektir. Allah yar ve yardımcınız olsun.

Hoşça ve dostça kalın

Etiketler:
Share
492 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+9 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Bir çuval para ile bir ekmek?

    22 Mayıs 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    “Sen ağa ben ağa inekleri kim sağa” ve eş anlamlısı “Sen dede ben dede, bu atı kim tımar ede” Herkes kendisini buyurucu durumda görürse, iş yapmakla yükümlü saymazsa ortadaki işi kim yapar? Kişi, üzerine düşen işten kaçmayıp onu yapmalıdır. Herkes işini bir kenara bırakıp keyfini düşünürse işler ortada kalır, bir sonuç alınamadığı gibi iş düzeni de bozulur, karışıklık çıkar, tatsızlık başlar. Herkes masabaşı iş yapmak isterse tarımı kim yapacak, üretimde kim bulunacak? Kaynak: http://ozellestirme.net/wp-content/uploads/2013/07/isci-memur-...
  • Niçin Yeşilçam ismi?

    21 Mayıs 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      1.Giriş Yeşilçam, İstanbul'un Beyoğlu semtinin Taksim'e yakın bir kısmında yer alan bir sokak.1980 öncesinde film film şirketlerinin çoğunluğunun yazıhaneleri bu sokakta bulunduğu için Türk sinemasının kısaca Yeşilçam olarak anılmasını sağlamıştır. Sihirli Perde olarak da tanımlanan sinema Türk insanının hayatına ilk kez 14 Kasım 1914’te girmiş. 1914 senesi, Yeşilçam’ın doğuş yılı olarak düşünülür; çünkü ilk film olan “Himmet Ağa’nın İzdivacı” bu yıl içinde çekilmiştir. I. Dünya Savaşı yüzünden filmin oyuncuları askere alınır, bu yüzden film ...
  • Mal bulmuş Mağribi gibi (sanki çok iyi bir şey bulmuş gibi)

    16 Mayıs 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Açgözlü, sonradan görme insanları betimlemek için kullanılan bir deyimdir. Mal bulmuş mağribi gibi deyimi medyada daha çok tartışmalarda fikri saldırının nitelendirilmesi için kullanılmaktadır; “mal bulmuş Mağribi gibi saldırmak” ve “mal bulmuş Mağribi gibi atlamak”. Bir kimseye saldırmak için sebep bulamayan ama karşı tarafın ufak bir hatası olunca saldıranların durumu “mal bulmuş Mağribi gibi saldırmak”  şeklinde ifade ediliyor. Bir tartışmada savunacak bir söz bulamayan kimseler  eline küçük bir delil geçince çok büyük delil gibi sarılma ...
  • Bir anonim şirkette Hakkı’ya verilen olumsuz emirler

    12 Mayıs 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      *genel kurula katılma hakkı*genel kurulda konuşma hakkı*öneride bulunma hakkı*bedelsiz payları edinme hakkı*tesislerden yararlanma hakkı Hakkı ismindeki bir anonim şirket ortağı buradaki hak kavramını Hakkı olarak algılarsa genel kurula katılmayacak, genel kurulda konuşmayacak, öneride bulunmayacak, bedelsiz payları edinmeyecek, ve tesislerden yararlanmayacaktır. Şimdi okur yazar olduğuma bakmayın. İlkokul üçüncü sınıfa kadar ben de Türkçe’mizin azizliğine uğradığım için doğru düzgün okumayı bilmezdim. Sınıf arkadaşlarım bülbül gibi okurken b...