logo

Dünyayı İyilik Değiştirecek


Selim Çiftçi
selimciftci@08olay.com

İyilik Ödülleri sahiplerini buldu

Türkiye Diyanet Vakfı tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen “Uluslararası İyilik Ödülleri Töreni” İstanbul Haliç Kongre Merkezinde gerçekleşti.

Törende yapılankonuşmalardan bazı başlıklar.

Başkan Görmez, “Bugün aramızda bulunan bu iyilik kahramanlarımızın hiçbirinin bizim vereceğimiz ödüle ihtiyacı yoktur. Ancak bizim onların şahsında iyiliği yaymaya ihtiyacımız var. Dünyamızı saran kötülükleri defetmek için onların iyiliklerini yâd etmeye ihtiyacımız var” dedi.

Doğruluk, iyiliğin kaynağı; güzellik ise iyiliğin sonucudur…”

Hz. Peygamber’in dilinde iyilik, doğruluk ve güzellik birbirinden ayrılmayan üç kavramdır..

Doğruyu, iyiyi, güzeli belirleyen yüce değerler vardır, bu değerler asla yaratıcı kudretten, Rabbimizden bağımsız düşünülemez. Yaratıcı kudret bu değerleri hem insanın mayasına ve fıtratına yerleştirmiş, hem de mukaddes kitabımız ve Peygamberimiz aracılığıyla bütün dünyaya duyurmuştur. İyilik varlıktır, kötülük yokluktur.

“Her insan iyiliği kendi vicdanında aramalıdır…”

Asıl iyilik, çok sevdiğimiz mal ve servetlerimizi fakirlerle, yoksullarla, yetimlerle paylaşmaktır. Asıl iyilik, özgürlüğünü kaybeden insanlara yardımcı olmaktır.

“Eğer iyilik ilahi kaynağını kaybederse hayırseverlik sponsorluğa dönüşür…”

Bugün iyiliğin karşı karşıya olduğu iki tane tehlike vardır. Modern dünya iyiliği bireysel olarak insanın kendisine, faydasına ve menfaatine olan şeyler olarak tarif etmeye başlamıştır. Oysa asıl iyilik, başkalarına iyiliktir.

“Eğer biz insanın toprağına iyilik tohumlarını ekersek o zaman dünyanın her tarafından nimet fışkıracaktır. O nimet barıştır, kardeşliktir, şefkattir, merhamettir…”

Kur’an’ın dilinde iyiliğin bir adı ‘birr’dir. ‘Birr’in bir harekesini değiştirdiğimizde ‘berr’ olur. ‘berr’ yine Kur’an dilinde ‘toprak’ demektir. Bir harekesini daha değiştirdiğimizde ‘bürr’ olur. ‘bürr’ ‘nimet’ ve ‘buğday’ demektir.

Hepimiz mümin olarak şuna kesinkes inanıyoruz ki: İyilik dünyayı değiştirecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan…Çocuklar, gençler ve kadınların mutlaka kazanılması, özel önem verilmesi gereken kesimlerin başında geldiğini, öğrencilerin ahlaklı, vatanına ve milletine bağlı, insanlığa faydalı bireyler olarak yetiştirilmesi hususunda vakıflara ciddi görevler düştüğünü belirtti.

Erdoğan“Bizim medeniyetimiz, iyiliğin kurumsallaşmış hali olarak ifade edebileceğimiz bir vakıf medeniyetidir…”Bugün gönlünü kazandığımız, duasını aldığımız her insan, her toplum, yüzlerce yıl sonra sizleri de bizleri de işte böyle hayırla yad edecektir.

“Bizim medeniyetimizde kalem, kılıcın önünde gelir…”

Erdoğan, “Herkesin sömürmek için petrolünü yağmalamak için gittiği Ortadoğu’ya, biz demiryollarımızla, su kanallarımızla, çarşılarımızla, hanlarımızla gittik. En önemlisi birlikte yaşama kültürümüzle gittik. Bizim farkımız bu” dedi.

Eğer biz sınırlarımıza dayanan Suriye’deki ve Irak’taki o mazlumlara kapılarımızı açtıysak, iyilik medeniyetinin mensupları olduğumuz için açtık…”

Bizim medeniyetimizin olduğu hiçbir yerde, DAİŞ olamaz, Boko Haram olamaz…” “Türkiye Diyanet Vakfı’na büyük görevler düşüyor…”

Bu millet iyilikseverdir…”

Peygamberimizin; ‘Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, onu tahkir etmez’ emrine uygun şekilde tüm kardeşlerimizin yardımına koşacak ve elinden tutacağız. İmkan ve kaynak konusunda en küçük bir endişemiz, endişeniz olmasın. Türkiye Diyanet Vakfı’nın bu şuurla faaliyetlerine devam edeceğine inandığını kaydeden Erdoğan, Türkiye ve dünyanın dört bir yanında iyilik, hayır için faaliyet gösteren bu vakfın hizmet çıtasını her geçen yıl daha da yükselterek, kendisinden beklenen misyonu yerine getireceğine de inandığını anlattı.

Etiketler:
Share
428 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+4 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İslam Toplumunda Şerait-i Sulhiye (Toplumsal Barış Şartları)

    29 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    İslam toplumunda sulh şartları yani toplumsal barışın sağlanmasının şartları, zekatın farz kılınması, faizin haram kılınması ve faizsiz borç vermenin teşvik edilmesidir. Kapitalizmi ise ayakta tutan faizdir. Faizin kaldırılması ile  kapitalist sistem de çökecektir. Bu söylediklerimiz Risale-i Nur Külliyatında şu veciz cümle ile ifade edilmektedir; “Vücub-u zekât ve hurmet-i ribâ, karz-ı hasen şerâit-i sulhiyedir. Şu ribâ taşını altından çeksen, şu zâlim medeniyet kasrı çökecektir.” Vücub-u zekât: Zekatın farz olması Hurmet-i ribâ: Faiz yasa...
  • Çeleng

    25 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Farsça çēlān چيلان  "demirden yapılan her türlü alet ve edevat" sözcüğü ile eş kökenli olabilir; ancak bu kesin değildir. Farsça sözcük Farsça çiling veya çiring چلنگ/چرنگ  "demirin demire çarpma sesi" sözcüğünden türetilmiş olabilir; ancak bu kesin değildir. Türkçe çalmak/çelmek (demir dövmek) fiilinden türemiş, ya da Türkçe kökenli olup Farsça üzerinden geri-alıntılanmış olması mümkündür. Eskiden kadınların süs için başlarına taktıkları mücevher veya madenlerden yapılmış sorguç. Halka şeklinde çiçek veya yapraklı dal demeti. Çelenk, aslınd...
  • Sultan İbrahim Deli miydi?

    24 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Meşrutiyet devrinden (1908) sonra Osmanlı tarihi üzerine yazıp çizenler Sultan İbrahim’e bir “deli” sıfatı takmışlardır ki, bugün tereddütsüz, büyük iftiradır diyebiliriz. Tarihçiler, Padişah’ın buhranlı bir hayat geçirdiğinde hemfikirdir. I. Mustafa’ya söylenen, hafif akıllılık gibi tabirler, bu Sultan hakkında kullanılmamıştır. Güvenilir Osmanlı kaynaklarında şahsına yönelik “deli” nitelemesi zikredilmemiştir. 20. yüzyıl başlarında, özellikle Cumhuriyet Dönemi’nde kaleme alınan bazı kaynaklarda, Osmanlı düşmanlığının tesiriyle bu lakap kast...
  • Keltler

    23 Haziran 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Kelt kelimesi ilk kez Yunanlı tarihçi Hecataeus tarafından M.Ö. 517 yılında yunan mitolojilerinde geçmektedir. Kelt kelimesi; cesur, savaşçı, erdemli anlamına gelmektedir.  “Keltler” hem antik hem de modern zamanlarda gelişim göstermiş bir halk olarak bilinmektedir. Keltler, etnik bir grup olmaktan çok, ortak bir yaşam biçimini paylaşan insanlardı. M.Ö 2000 yıllarında Keltler, anavatanları olan Orta Avrupadan göç etmişlerdir. Çoğu İspanya,Galya ve Britanya adalarına yerleşmiştir. Kanıtların gösterdiği üzere Keltler Avrupa kıtası üzerinde ...