logo

Din ve Vicdan Özgürlüğündeki “Din” ve “Vicdan” Kavramlarının Farkı


Erhan Kırmızı
erhankirmizi@08olay.com

 

“Din” kelimesi Arapçada “deyn” kökünden türemiştir ve deyn “borç” demektir. “Din”de “borçluluk bilinci”dir.[1]  Vicdan, “vücud”dan gelir. Vücud bulunmak, vicdan bulmaktır.[2] Vicdan bir radar gibi vücudun varlığını (mevcudiyetini) algılar. Vücut var oluş, vicdan ise onu algılayan bir radar gibidir. Vicdan kelimesi, insanın karşıdaki nesneleri, olayları, manaları tam ve isabetli olarak algılaması, onlarla buluşması; bu algı ve buluşta gereği gibi onları değerlendirmesi manasına gelir.[3]

 

Din ve vicdan özgürlüğü çoğu kez bir arada zikredilir ama farkları bu ibareden pek anlaşılmaz. Çoğu kez ikisi aynı şey zannedilebilir. Fakat din ve vicdan özgürlüğü İbaresinde din ve vicdanın birbirinden farkı vardır. Hem de çok başka anlama gelecek kadar farklı anlamları vardır.

Din özgürlüğü “bir kimsenin kendisini istediği ilaha karşı borçluluk bilincinde hissetmesi özgürlüğü”dür. Vicdan özgürlüğü ise “istediği şeyi istediği gibi algılama” özgürlüğüdür.

Din Arapça deyn ile aynı kökten gelir. Düyunu umumiye terkibindeki düyun deynin çoğul olup borçlar demektir. Düyunu umumiyenin ise genel borçlar idaresi anlamına geldiğini biliyorsunuz.

Deyn borç demektir. Din ise borçluluk bilinci demektir. Size çay ikram edene karşı şükran hisleri içinde olur ona karşı kendinizi borçlu hissedersiniz. Acaba bize hayat bahşedip türlü türlü nimetler veren Allah’a karşı nasıl bir borçluluk bilinci içinde olmamız gerekir. İşte din bize bu borçluluk bilincini öğretir.

Tabi biz Kendimizi Allah’a karşı borçlu hissediyoruz. Fakat mesela güneşi ilah kabul edenler kendilerini güneşe karşı borçlu hisseder. Yine Örnek olarak Hindistan’da olduğu gibi ineği ilah kabul edenler kendilerini ineğe karşı borçlu hissederler.

Vicdan Arapça bir dil sembolüdür. “vecede” fiil kökünden türetilmiştir. “Vecede” fiilinin mastar kalıbı olan “el-vucud” beş duyu organı aracılığı ile “bulma”yı ifade eder. Bir şeyin tadını, sesini, kokusunu, sertliğini bulmak gibi.[4]

Vücud bir varlık ise vicdan bu vücudu algılayan şey demektir. Tıpkı bir anten gibi. radyo dalgaları bir varlık,onu algılayan radyo veya anten bir vicdandır. Yarısı dolu bir bardağa kimisi bardağın yarısı dolu der kimisi bardağın yarısı boş der. Bir bahçeye giren kimselerden bazıları gülleri görür bazıları dikenleri. Bir pencereden bakan kişilerden bazıları yıldızları görür bazılar da yerdeki çamurları. Tıpkı zevkler ve renklerin tartışılmazlığı gibi vicdanların aynı şeyleri algılama tarzları başka başkadır.

İslam dinini seçmek, din özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilir.

İslam dininin mezheplerinden birini seçmek ise vicdan özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilir. Çünkü mezhepler aynı hakikatı farklı algılayan farklı vicdanlardan doğmuştur.

[1] http://www.karamanlihaber.com/index.php/kose-yazarlari/item/388-http-www-karamanlihaber-net-bahri-yucel-insan-allaha-borcludur.html

[2] http://www.fikiratlasi.com/2013/12/13/imansiz-ahlak-olur-mu/

[3] https://www.facebook.com/inancvebilim/posts/446523818743860

[4] İMAMOĞLU, Abdulvahit, Vicdan Kavramının Psiko – Sosyal Tahlili, Akademik İncelemeler Dergisi Cilt:5 Sayı:1 2010 ,s.128

Share
411 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

8+6 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Sultan Vahdettin Kaçtı mı Kaçırıldı mı?

    21 Kasım 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      İstanbul 13 Kasım 1918 de işgal edilmiş. 6 Ekim 1923’te ise işgal kuvvetleri İstanbul’u terk etmiş. Sultan Vahdettin ise 17 Kasım 1922 yılında İstanbul’dan kaçmış? Sultan Vahdettin’in kaçtığı tarihe bakıyoruz İstanbul’da işgalci İngiliz kuvvetlerinin hakimiyeti var. Sultan Vahdettin İngiliz gemisi ile kaçmış. İngilizler Sultan Vahdettin’e dost mu düşman mı? Eğer İngilizler Sultan Vahdettin’e dost ise Sultan Vahdettin niçin İngiltere’ye, Londra’ya gitmedi de Malta Adası’na ve en sonunda İtalya’ya gitti? Eğer İngilizler S...
  • Hiç Kimse Vazgeçilmez Değil, Peygamberler Hariç

    20 Kasım 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Hiç kimsenin vezgeçilmez olmadığını lise döneminde çok erken bir zamanda fark eden bir kişiyim. Teneffüste özellikle alt sınıflardaki öğrenci arkadaşlar ödevlerini yaptırmak ve soru sormak için etrafımı bir petek gibi sararlardı. Lise döneminde bizim okulda neredeyse ödevini yapmadığım bir öğrenci yoktur. Bu durumdan dolayı nefsime bir gurur gelmişti; “ben mezun olursam bu öğrenciler ödevlerini nasıl yapacaklar” diye merak ediyordum. Lise 1989 yılında bitti. Öğrencilerin benden sonra ödevlerini nasıl yapacaklarını takip etmeye b...
  • Münafık kafirden eşeddir (daha şiddetli, daha zararlı, daha beter)

    19 Kasım 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Münafık, kafirden eşeddir, daha zararlıdır. Münafıklar, dostlar dairesinde sokulup ifsat ederler. Bir kafir insanlığa zarar vermeden insanlar içinde geçinip gidebilir, ama kalbinde nifak olan bir münafık, akrebin, sokmadan ve zehirlemeden lezzet alması gibi insanlar arasında özellikle de Müslümanlar içinde fesat ve nifak çıkartmaktan zevk duyar bir haşeredir. Münafık: İçinden gerçek anlamda iman etmemiş olup, dışından Müslüman görünen kimse, asli manasını değiştirmeden dilimize geçmiş olan münafık kelimesi İslam toplumu içinde -çeş...
  • Artvinliler Olarak Kadir Topbaş ve Faruk Çelik’e Büyük Vefasızlık Yaptık

    16 Kasım 2017 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Bu yazıyı yazarken çok düşündüm. Yazıyı yazıp yazmama noktasında kararsız kaldım ancak kendimi vefasızlar arasında görmediğim için bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. Ben vefasızlığı kabullenemiyorum. Bu sebeple belki bir hatırlatma olur, belki biraz bu iki değerimize ve yazımda yine adından bahsedeceğim Müsteşar Nusret Yazıcı’ya karşı hemşerilerimiz tarafından birazcık da olsa vefa gösterilmesine vesile olur diye bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. Değerli okurlarım, benim 1996’lı yıllardan sonra gerek insani gerekse de siyasi olarak Ar...