logo

Çoruh’a Ağıt


Gülden Taş
guldentas@08olay.com

Halk edebiyatı dersinin hocasının “Halk kültürüne ait iyi bir derleme ile vizeden muaf olacaksınız” cümlesiyle sınıftaki her öğrencinin gözleri parlamıştı. Vizelerin çok zor geçtiğini düşünerek halk kültürüne ait bir derleme yapmak için Erzurum’dan Artvin’e gitmeye karar vermiştim. İyi ki de bu kararı vermiştim. Babamdan birkaç günlüğüne arabayı bin minnet rica ile alıp düştüm Artvin yollarına. Halk kültürü ürünlerine özellikle kırsal kesim olarak adlandırılan şehir merkezlerine uzak köylerde ulaşabileceğimi düşünerek Artvin’e bağlı köyleri gezmeye başladım. İşim zordu. Böyle bir kaynak bulmak oldukça yorucuydu. Hadi buldum diyelim, kaynak kişilerin çok nazlı oluşları, kendilerini ağırdan satmaları işimi daha da zorlaştırıyordu. Üç günümü harcadım, artık pek ümidim kalmamıştı. İstediğim derlemeyi yapamadan eve dönmek hele hele üç gün dağ taş dolaşıp vizeden muaf olamamak beni oldukça üzüyordu.

Tükenmiş bir şekilde Erzurum’a dönerken Çoruh kenarında harika bir manzara görüp soluklanmak için durdum. Hafif bir yokuş inip Çoruh nehrinin kanarına varıp muhteşem manzarayı izlemeye koyuldum. Öyle bir nazlı akışı vardı ki nerdeyse üç günün tüm yorgunluğunu bu nehre bırakacaktım. Nehrin kenarında ne kadar kaldım bilmiyorum, tam yola çıkmak için yokuşu tırmanırken sırtında çalı çırpı götüren bir teyzenin benim rahatlıkla duyamayacağım şekilde bir şeyler söyleyerek bana doğru yaklaştığını gördüm. Söylediği türkü müydü, ağıt mıydı kestiremedim. Olduğum yerde biraz bekledim, teyze bana iyice yaklaşmıştı. Saf bir içtenlikle “Yardım ister misin teyze? diye sordum. Bir şey demedi önce, Cevap vermeyeceğini düşündüm. Sırtındaki çalı çırpıyı yere indirirken “Yardım mı edeceksin oğlum?” dedi. “Bugün sen yardım edeceksin, yarın kim yardım edecek?” diye ünledi. Bir müddet Çoruh’un salınan sularına daldı. Ne kadar zaman geçti bilmem, çalı çırpıyı sırtlamaya çalışıyordu ki çalı çırpı destesini elinden kaptım sırtıma aldım. “Oğlum, bırak yolum uzun benim!” dediyse de hiçbir sözüne aldırmadım. Çoruh nehri boyunca epey yürüdük. Ben öndeydim, o arkamdan geliyordu. Ara ara nehre bakıyor, doğanın muhteşem sessizliğiyle büyüleniyordum. Birden teyze sessizliği bozdu. “Bakma Çoruh’un böyle nazlı gelin gibi salınışına, bazen öyle bir hırçınlaşır ki hiç kimse tanıyamaz onu. Bu topraklara can verir, insanların karnını doyurur ama hırçınlaşınca insanların kanını emer o Çoruh.” dedi. O da bu uzun yolun susarak bitmeyeceğini anlamış olmalı ki başladı konuşmaya.

O konuştukça ben dinledim, ben dinledim o konuştu yol boyunca…

“Oğlum” diye başladı sözlerine…

Çoruh’un kızıyım ben! Çoruh nehri ile doğdum, büyüdüm. Kenarında sazlıklarda oynadım.

Tahta oyuncaklarım oldu, mısır püskülleriyle bir parçaya sarıp sarmaladığım bez bebeklerim. Çoruh’la paylaştım tüm dertlerimi. Oysa Çoruh gözyaşlarıma aldırış etmeden aldı benden birçoğunu. Kumluklarında gezerken düşerdi nehrin içine oyuncaklarım, ağlayarak izlerdim benden alıp oyuncaklarımı götürmesini.

Çoruh kıvrımlarıyla bir yılanı andırır, bir yılan kadar da can yaktı Çoruh, bilir misin? Öyle sonsuz olurdu ki bu can yakışlar… Anlatılmaz oğlum. Birçoğunuzun bilmediği bin acıyı taşıdı binlerce yürek. Kaç çocuğun hayallerini çaldığını sen nereden bileceksin? Kaç kişiye mezar olduğunu! Masum sandığınız Çoruh aslında büyülü bir şeytana benzer. Güzelliği ve gizemliliği ile önce kandırır sonra senden can dediğini alır ve aldığını geri vermeyip nice yüreklere sonsuz acı koyup ateşler arasında bırakmış, nice ah beddua almıştır o . Bazen düşünüyorum da acaba şimdi bu denli parçalanıp o bakirliğini barajlara kurban vermesinin nedeni aldığı ahların karşılığı mıdır?

Artvin kayalıklar arasına saklanmış cennetten köşedir oğlum. Çok önceleri adına Çoruh sonra Livane derlermiş. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra gerçek kimliğini almış Artvin olmuş. Çoruh ise hep gizemli kimse sırrına eremedi. Dünyanın en hızlı akan ve en derin nehri. Artvin ilinin en büyük akarsuyudur.İlçelerdeki hemen hemen bütün dereler akarsular Çoruh’un egemenliğine boyun eğer ve ona karışır. Kaynağı aha şu gördüğün Mescid Dağı’nın batı yüzüdür. Çoruh Irmağı, Lori Çayı, Aksu Çayı, Oltu Çayı, Tortum Çayı, Şavşat suyu gibi pek çok çay ve dere ile beslenir. Önce batı doğrultusunda akar, sonra bir yay çizer Bayburt ve İspir’i geçtikten sonra önce Yusufeli’nin Yokuşlu köyü önünde Artvin il sınırlarına girer. Yusufeli, Artvin ve Borçka’nın içerisinden geçtikten sonra Borçka’nın Muratlı kasabasından geçerek burada il ve ülke sınırlarını terk eder, Batum’da Karadeniz’e dökülür. Mayıs’ta çok delidir Çoruh, çok deli. Baharda önüne ne gelirse alır götürür. Yaz sıcaklarından serinlemek için Çoruh’a giren insan bir daha çıkamamıştır nehirden. Çoruh affetmez oğlum. Sazanı Kefali, derelerinde Benekli Alabalığı boldur, insanı da besler ama aldığını götürür, bir daha vermez oğlum. Bazen uzak şehirlerden buralara gelip spor mu yapıyorlarmış. Ben de bir iki kez gördüydüm. Rafti mi diyorlardı raftik mi ne … Öyle bir şey diyorlardı herhalde…

Batum’la Artvin arasındaki yol nehir boyunca devam eden tek yoldur. O yolda araba kullanmak her yiğidin harcı değildir. Kaza yapanın kurtulma şansı yok gibidir. Çoruh alırsa vermez çünkü. Çoruh birçok ilin de insanına mezar olmuştur. Bu yüzdendir ki ana, baba, kardeş yüreğini Çoruh’ta bırakmıştır.

Bak dinle sana ne anlatacağım oğlum!

Ben o zamanlar kızımın yanında, Artvin’deydim. Bundan on yıl önceydi. Artvin’de oturan bir tanıdığımın Çağrı adında bir oğlu vardı. Yakışıklıydı, hayatının baharını yaşıyordu. Sevdiğiyle sözlendi, yaza düğün yapacaklardı. Birçok işe girip çıktı, en sonunda Ardanuç’da güvenlikçi olarak daimi bir işe başladı. Hafta sonlarında veya sevdiklerini özlediğinde hafta içi nöbetlerini değiştirerek Artvin’e geliyordu. Yine bir hafta sonuna doğru ailesinin yanına geldi. İki gece kalıp pazar günü erkenden Ardanuç’a dönecekti. Pazar günü başka bir şehirden bir arkadaşı Artvin’e gelmiş. Arkadaşı, Çağrı’ya “Ben seni arabamla Ardanuç’a bırakırım, işe geç kalmazsın oturup sohbet edelim, hasret giderelim biraz.” deyince Çağrı da kabul etmiş. Çağrı annesine başka bir şehirden arkadaşının geldiğini, Ardanuç’a birlikte gideceklerini şu an Artvin’de olduklarını söylemiş telefonda. Çağrının ailesi de nasılsa gideceği yere vardığında bizi arar demiş lakin aramamış aradan epey zaman geçmiş sabaha yakın bilinmeyen bir numaradan arayan kişi Çağrı’nın da içinde bulunduğu aracın kaza yaptığını ve Çoruh nehrine düştüğünü söylemiş. Çağrı’nın annesi apar topar diğer oğlunu uyandırmış sağa sola telefon açmışlar bir umut düştüğü yere Ardanuç Suyu kenarına gelmişler ki birkaç yüz metre sonra Çoruh’la birleşiyor, Yavrucağızın telefonunu nehrin kenarında dikenlerin arasında bulmuşlar. Bütün aramalara rağmen Çağrı bulunamadı. Araba kullanan kurtulmuştu burnu bile kanamadan ama çağrıyı çekip almıştı sevdiklerinden, Suya iş makineleri indirildi, nehrin akış yönü değiştirildi ve en son arabaya ulaşıldı ama Çağrı yoktu bulunamadı. Aradan günler haftalar aylar geçti ve hatta yıllar bu süre zarfında onlarca kişi çağrı ile aynı kaderi paylaştı.

Teşhis için annesini her götürdüklerinde binlerce kere yıkıldı ama nafile Çağrı’nın annesi “Oğlumun bir mezarı bile yok” diye yüreği kordan alevlere dönüşmüş halde hala bir gün bir yerden çıkıp gelecek umudu ile beklemekte

Sırtımda çalı çırpıyla tepenin birini aştık. Teyze öyle içten anlatıyordu ki sırtımdakinin ağırlığını unutmuştum. Bir taraftan da halk edebiyatı dersinin derlemesine iyice yaklaştığımı düşünüyordum. “Teyze!” dedim. “Benim yanıma gelirken türkü mü ne söylüyordunuz, onu sizden dinlemek isterim.” dedim. Teyze Acele etme oğlum, sana yaşanan bir olayı daha anlatayım o türküyü de söylerim.” dedi. Sonra derin bir nefes alıp anlatmaya devam etti…

Geçen yıl da bir üniversite öğrencisini aldı bu Çoruh… Cani Çoruh. Amasyalı bir gençti, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 4.sınıf öğrencisiymiş, adı Özgür’müş. Ailesinin tek evladı olan Özgür asma köprüden Çoruh’a düşmüş ve Çoruh’un derinliklerine gömülmüş. Orda bulunanların anlattıklarına göre Şehitlik köyü yakınlarındaki asma köprüden Çoruh’a bakarken dengesini kaybedip düşmüş. Ama bunun yanı sıra şaibeli konuşmalar da söylendi düşmeden önce cep teflonunu ve cüzdanını köprü kenarında bırakmış kendi suya atlamış dediler sonrasında nehirden çıkabilmek için çok çırpınmış ama bir türlü bir yerden tutunup kendini kenara atamamış. Çoruh Kent Park’ın aşağısında bulunan köprüye kadar suyun yüzünde olduğunu görmüşler lakin baraj kapaklarının açık olduğu bir zamana denk geldiği için kimse suya girmeye cesaret edememiş. Sonrasında da gözden kaybolmuş a oğlum! Polise, sivil savunma ekiplerine haber vermiş Özgür’ün yanındaki arkadaşları ama ekipler gelene kadar özgür çoktan Çoruh’un derinliklerine gömülmüş. Rize’den Trabzon’dan özel dalgıçlar bile getirmişler, aramalar sonuçsuz kalmış. Özgür’ün mezuniyetine gelmeyi planlayan ailesi Amasya’dan alelacele Artvin’e gelmişler. Düşünsene oğlum, gencecik insan bir aya kadar okulu bitirecek…

Ya anne ve babanın yaşadığına ne dersin..!

Özgür’ün düştüğü yere dört kilometre uzaktaki Deriner Barajı’nın kapakları kapatıldı belki Özgür’ün cansız bedenine ulaşılır diye… Sonuç yine yok, yine yok. Neye üzüleceksin ki oğlum: Tek varlıkları kiraz bahçesi olan ve buradan gelirle çocuk okutan yüreği dağlanmış ana babaya mı yoksa yirmi üç yaşındaki gencecik fidan Özgür’ün hayatının bu şekilde sonlanmasına mı? İşte oğlum, bu Çoruh var ya bu Çoruh… Kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Genç demez ihtiyar demez, yer yutar insanı…

Teyzenin evine kadar gelmiştik. Sırtımdan çalı çırpıyı yere indirdim. Bu arada teyze evin önündeki toprak yığınının üzerine oturdu, Çoruh’a yakılan başka ağıt var mı bilmiyorum ama benim bildiğim tek ağıt bu diyerek okudu. Sesi öyle içliydi ki sanki Çoruh’a düşüp kurtarılmayı bekleyenlerin feryadı, geride kalan yüreği yangın yeri olmuş ana babaların ateşiyle beni iliklerime kadar etkiledi.

Seninle karşılaşmadan önce Çoruh’a yakılan bu ağıtı okuyordum. Merak etmiştin değil mi? Ağıt mı türkü mü diye…

Bak dinle oğul!

Bu kaçıncı oldu, uslanmaz mısın?

Suların yerlere çalınsın Çoruh!

Yârin yüreğine yaslanmaz mısın?

Seninde yüreğin alınsın Çoruh!

Artvin yetmedi mi başka illerden,

Taze fidanları büyüyen yerden…

Kırdın buduyorsun bilmedin halden,

Kıydın onca cana bilinsin Çoruh!

Evladımı aldın geri vermedin,

Mezarı çok gördün, halim görmedin.

Şu bayramda olsun yaram sarmadın,

Sana bedduayla gelinsin Çoruh!

Nice bahar geçti gözlerim sende,

Ah’lı vah çektiğim sözlerim sende…

Gözlerim, yürekte ahım var sende

Senin de yüreğin delinsin Çoruh

Bir parçasın olsun bana geri ver,

Kokusun gizlemiş bilmem hangi yer.

Kan ağlar yüreğim “huyun mudur?” der

Acılar serine çalınsın Çoruh!

Daha gencecikti doymadım ona,

Geri ver yavrumu, kıyma sen cana.

Duy yeter, duy beni anayım ana!

Bırakmam yakanı yılansın Çoruh!

Aldın ya yavrumu, çok mu korkmuştu?

Suyunda boğarken nasıl ürkmüştü?

“Anne yetiş!” derken içim burkmuştu,

Bağrımdan parçamı çalansın Çoruh!

Soğuk sularında yavrum dondurdun,

Aldın onu benden ocak söndürdün.

O daha bir fidan, nasıl yondurdun?

Suyun parçalara bölünsün Çoruh!

Yaş kalmaz gözümde, sinemde yara

Yaktın ciğerimi düşürdün dara.

Yavrumun bahtını yazdın kapkara,

Adın coğrafyadan silinsin Çoruh!

Canım candan alma hasretim bitir,

Kınalı kuzumdan bir haber getir.

Beni de al, ya da oğluma götür.

Varlığım seninle bilinsin Çoruh!

Hani o düştüğü kayalık yerde,

Hesabın sorarım evladım nerde?

Düşsen de çaresiz devasız derde,

Canın çıksın; an an ölünsün Çoruh!

Gülden’im bu dertle bağrımı deldim,

Ağlattın bir ömür, ne zaman güldüm?

Her gün binlerce kez sayende öldüm,

Senin de namazın kılınsın Çoruh!

Share
402 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

8+10 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Artvinliler Olarak Kadir Topbaş ve Faruk Çelik’e Büyük Vefasızlık Yaptık

    16 Kasım 2017 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Bu yazıyı yazarken çok düşündüm. Yazıyı yazıp yazmama noktasında kararsız kaldım ancak kendimi vefasızlar arasında görmediğim için bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. Ben vefasızlığı kabullenemiyorum. Bu sebeple belki bir hatırlatma olur, belki biraz bu iki değerimize ve yazımda yine adından bahsedeceğim Müsteşar Nusret Yazıcı’ya karşı hemşerilerimiz tarafından birazcık da olsa vefa gösterilmesine vesile olur diye bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. Değerli okurlarım, benim 1996’lı yıllardan sonra gerek insani gerekse de siyasi olarak Ar...
  • Merdi Kıpti Şecaat Arzederken Sirkatin Söyler

    16 Kasım 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Çingenenin merdi, kendini överken hırsızlığını söyler başka bir deyişle Mert Çingene hırsızlığıyla övünür, demektir. Çingene erkeği yiğitliğini anlatırken hırsızlığını söyler. Aslında sözün aslı ''Şecaat arz ederken merdikıpti sirkatin söyler.''dir. "Şecaat arzederken merd-i kıbtî sirkatin söyler" sözünün geçtiği ve Koca Mehmed Ragıp Paşa'ya ait olan beyit aşağıdaki gibidir: “Miyân-ı güft ü gûda bed-meniş îhâm eder kubhun Şecâ'at arz ederken Merd-i Kıbtî sirkatin söyler”  18.yüzyıl Osmanlı sadrazamlarından Koca Mehmet Ragıp...
  • Başkan Kocatepe, O Tepkiye Sessiz Kalamadı ve Yanıt Verdi

    15 Kasım 2017 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Artvin Belediye Başkanı Mehmet Kocatepe, o tepkilere sessiz kalamadı. Ve yanıt verdi. Bu yanıtı sosyal medyadan verirken ben bu yanıtı köşe yazıma taşımak istedim. Konu Artvin’in gündemine AK Partili Belediye döneminde giren yürüyen merdiven kurulması fikri hatırlarım ilk olarak 3 seçim önce Bağımsız Türkiye Partili Belediye Başkan Adayı Nuri Keskin döneminde girmişti. O dönem çok uçuk bir fikir gibi görünen proje AK Parti Artvin Belediye Başkan adayı Mehmet Kocatepe tarafından da 30 Mart 2014 seçimleri öncesindeki vaat kitaplarına yerleştir...
  • Yoksa Siz Aziz Nesin’e mi İnandınız ?

    15 Kasım 2017 Köşe Yazıları, Melih Sıddık Dalkılıç

    Varlığım kudreti elinde olan ALLAH'a hamd olsun, yeniden yazmak nasip oldu. Bazen kendimi kaybedercesine düşüncelere dalıyorum. Yazdığım bütün yazıların yarın “HAKK’ın” divanında karşıma çıkacağını bilerek kelimelerimi seçerek yazmaya özen gösteriyorum. 4 yılı aşkın süren köşe yazarlığı yaşamımda şahıslar adını kulanıp topluma hedef göstermemem bu yüzdendir. Bir tek kalp bile kırmamaya özen gösteriyorum. Yoksa incilmişliğim ve kırılmışlığım çok… özellikle kadir, değer ve kıymet bilmeyenleri gördükten sonra herşeyden soğur oldum. ALLAH nasip ...