logo

“Bunları yapmak çok mu zordu ya Emin Başkan”


Tolga Gül
tolgagul@08olay.com

Adalet ve Kalkınma Partisi’ni genellikle eleştirenlerin önemli bir bölümü Atatürk ve Cumhuriyet ile hesaplaşma içerisinde olduğunu ileri sürerlerdi. AK Parti’nin genel politikaları ve bu politikalara karşı cevabı yada kimin haklı olduğunu falan yazmayacağım. Ben genel konuları mümkün oldukça yazmam ve yine yazmayacağım. Burası beni ilgilendirmiyor; ancak Artvin boyutunda bu konuya değinmek istiyorum.

AK Parti, Artvin’i kazanmasın diye 2002 yılından berri muhalefet partileri sürekli Cumhuriyet ve Atatürk vurgusu yapıyorlardı. 2004 yılında bu söylem tutmuş ve AK Parti belediyeyi büyük farkla kaybetmişti. Ardından benzer vurgular yeniden gündeme getirilmiş ve 2009 yılında da benzer şekilde korkular ve Başkan Özgün’ün ikinci döneminde yaptığı hizmetlerin karşılığında AK Parti seçimi 260 oy farkla kaybetmişti. AK Parti’ye muhalif olan kesimler Artvin’in bir Cumhuriyet kenti olduğunu ve bu kentin kesinlikle AK Parti’nin eline geçmemesi gerektiğini ifade ediyorlardı. 2009 seçimlerinden sonra da bu konu sık sık gündeme getirilmişti. Adeta bir korku imparatorluğu oluşturuluyordu ve memleketi sevmenin AK Parti’ye oy verilmemesi ile eş değer gösteriliyordu. Hani güzel bir söz var ya, çekirge bir sıçradı, iki sıçradı üçüncü de ise sıçrayamadı. 2014 yılında ise bu sefer Mehmet Kocatepe ile bin 700 fark atılarak seçim kazanılmıştı. Tabi ki, muhalefet açısından seçimin kaybedilmesi Artvin’in de kaybedilmesi anlamına geliyordu ve felaket senaryoları çiziliyordu.

Sizce felakete mi sürükleniyoruz?

Yaşanan bu gelişmelerin ardından Artvin Belediyesi yaklaşık 30 Mart 2014 tarihinden beri AK Partili Mehmet Kocatepe tarafından yönetiliyor. Şimdi bir soru sormak istiyorum. Sizce felakete mi sürükleniyoruz? Artvin artık Cumhuriyet kenti değil mi? Bunlar Artvin’in yapısını mı değiştirdiler? Artvin muhafazakar bir il mi oldu? Artvin’de artık insanlar istedikleri gibi gezemiyor veya yiyip içemiyorlar mı? Ben bu soruyu yıllardır insanları korkutan, “ Sakın ha bunlara oy vermeyin, yoksa Artvin elden gider!” diyenlere soruyorum. Cevabı onlar versinler.

Çok mu zordu, Mehmet Başkan’ın yaptıklarını yapmak?

Yaklaşık bir yıldır AK Parti tarafından Artvin Belediyesi yönetiliyor. Yaptıkları yapamadıkları noktasında henüz değerlendirme yapmak için erken diye düşünüyorum; ancak Artvin’in elden gidip gitmediği noktasında bir yorum yapacağım. Bence evet birileri için Artvin elden gitmiş.

Mehmet Kocatepe, başkan oldu olduğundan bu yana Artvin’de bir Kafkasör, iki dini bayram ve 5 resmi bayram ve de bir yılbaşı yaşandı. 23 Nisan’da henüz yeni yeni koltuğuna oturmaya alışan Mehmet Kocatepe, “Büyük bir Atatürk düşmanlığı” yapıyordu. Artvin’in çocuklarını Atatürk Anıtı’na götürüyordu. “Ata’nın Çocukları Ata’nın  huzurunda” sloganı ile Artvin’in çocukları Atatepe’ye çıkarılarak Türkiye’nin en büyük Atatürk Anıtı’nda Atatürk ile buluşan çocuklar neşe dolmuşlardı.

Daha sonra 19 Mayıs ile gençler gençlik şölenleri ve yürüyüşler ile aslına uygun bir biçimde bayram kutluyorlardı. Ardından muhteşem bir Kafkasör festivali yaşanıyor ve taraflı tarafsız herkes, festival konusunda AK Parti’yi takdir ediyordu. Ramazan ayı boyunca yapılan etkinlikler ile de Artvin halkı ilk kez Ramazan çadırları, Ramazan Davulcusu ile tanıştılar. Ramazan ve Kurban Bayramları’nda yine coşku dolu bayramlar yaşanırken, 30 Ağustos’ta da Artvin Belediyesi geçmiş yılları andıran etkinliklere rağmen, şehirde bir heyecan oluşturma anlamında dikkat çekici çalışmalarda bulunuyorlardı. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda şölenler, eğlenceler, yürüyüşler ve çeşitli etkinlikler ile de Artvin’de Cumhuriyet coşkusu farklı bir şekilde yaşanıyordu.

Mehmet Kocatepe döneminde ilk yeni yılı içki yasakları, eğlence yerlerinin kapatılması ve yeni yıl kutlamaları yerine mevlitler icra edildi. İl merkezinde bir tek bile eğlence merkezi açık tutulmadı. A pardon bunlar yaşanmadı mı? Yok. Aksine Başkan Kocatepe, işçileriyle yeni yılı kutlarken, hastane, askeriye gezileriyle yeni yıl kutlamalarında farklılık oluşturmaya çalışılmıştı.

Mehmet Kocatepe’nin asıl sınavı ise 7 Mart idi. 7 Mart’ta ne tür bir kutlama yapılacağı merak konusu iken beklentiler bir kez daha boşa çıkıyordu. Belli bir kesim, Başkan Kocatepe’den 7 Mart kutlamasına olumsuz bir yaklaşım göstermesini beklerken, Kocatepe, eline meşaleyi alanı sokaklara dökerek halka unutulmaz bir 7 Mart şöleni yaşatmıştı. 7 Mart öyle değil böyle kutlanır diyen Başkan Kocatepe, halkı hem mehteran bölüğü ile tanıştırırken, fener alayını bizzat halkın katılımı ile gerçekleştiriyordu.

Çanakkale ruhunu sonuna kadar yaşadık

Ve şimdilik final diyeceğimiz etkinlik. Çanakkale Zaferi’nin 100.yıl kutlaması ve şehitleri anma etkinlikleri. Ben 25 yıla yakın bir süredir gazeteciyim. Bugüne kadar zoraki yapılan Çanakkale Zaferi’nin kutlamalarına çok kez katılmışımdır. 25 yılda en az 20 kez katıldığım bu kutlama ve anma etkinliklerinden inanın birini bile hatırlamam. Aklımda bir şey kalmamıştı, zira kalacak bir etkinlik yoktu. Atatürk Anıtı’na çelenk sunumu yapılır, şehitlikte dualar okunurdu. Bir önceki yıl ne yapıldı ise aynısı yapılır ve rutin tamamlanırdı.

Yine benzer bir kutlama yapılacak derken, Mehmet Başkan yine bir “Atatürk Düşmanlığı yaptı”. Halkın hatırlamayacağı, aklında kalmayacak basitlikte bir kutlama yaparak bu kutlamalarda da Atatürk’ten hiç bahsedilmedi. Ayıp ayıp!

Aaaa böyle olmadı mı? Tüh tüh! Desenize Başkan Kocatepe yine beklentileri boşa çıkardı.

Bence de çok iyi yaptı. Bugüne kadar bizim yaşamadığımız o Çanakkale ruhunu, Çanakkale’ye gitmeye gerek kalmadan Artvin’de yaşattı. Hemde aman aman çok büyük masraflar yapmadan, Artvin halkı ile iç içe ve birlikte yaptı. Artvin’in gençleri, çocukları, anneleri, babaları, bacıları, ağabeyleri ile birlikte yaptı. Halkı sokağa dökerek muhteşem bir kutlama etkinliği düzenledi. Sanıyorum ki; ömrümüzde bir daha unutamayacağımız düzeyde güzel bir etkinlik gerçekleşti. Adeta kendimizi 100 yıl öncesinde hissettik. Herkesin gözlerinin yaşarmasına neden olan bu törenler sanıyorum ancak böyle gerçekleştirilebilirdi. Ben emeği geçen herkese, Başkan’ından Valisi’ne, belediye çalışanlarından diğer bürokratlara, vatandaşından etkinliklerde rol alan insanlarımıza, sunuculuğunu yapan Şakir Kara’dan, Seyit Onbaşı’yı canlandıran Ayhan Alpaslan kardeşimize kadar herkese teşekkür ediyorum. Bu unutulmaz günü bizlere yaşattıkları için. Ben bugün oğlum ile birlikte Çanakkale ruhunu birlikte yaşadık. Gözlerimiz yaşararak yaşadık. İnanıyorum ki, oğlum kitaplarda okuduklarını değil bugün bu gördüklerini asla unutmayacak.

Evet gördük ki, korkularımız boşa imiş. Gördük ki, AK Parti burayı aldı diye Artvin elden gitmemiş. Gördük ki; geçmişte yapılmayan onca şey bir heyecan değişimi ile yapılabiliyormuş. Gördük ki; değişim aslında iyi bir şeymiş. Ve gördük ki; istenildi mi halk ile birlikte bayramlar kutlanabilirmiş. Gördük ki; bayramlar, törenler, festivaller ve diğerleri rutinin dışına çıkabilirmiş.

Şimdi son sorumu soruyorum. Bütün bunları yapmak çok mu zordu Emin Başkan!

Cevap: Teşekkürler Mehmet Başkan…

Etiketler: » »
Share
1566 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

1+2 = ?
#

“Bunları yapmak çok mu zordu ya Emin Başkan”” için 1 yorum

  1. yasar yildirim : diyor ki:

    Ağzina saglik tolga bir doğru vardır onuda gayet iyi tespit etmissin

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Bir çuval para ile bir ekmek?

    22 Mayıs 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    “Sen ağa ben ağa inekleri kim sağa” ve eş anlamlısı “Sen dede ben dede, bu atı kim tımar ede” Herkes kendisini buyurucu durumda görürse, iş yapmakla yükümlü saymazsa ortadaki işi kim yapar? Kişi, üzerine düşen işten kaçmayıp onu yapmalıdır. Herkes işini bir kenara bırakıp keyfini düşünürse işler ortada kalır, bir sonuç alınamadığı gibi iş düzeni de bozulur, karışıklık çıkar, tatsızlık başlar. Herkes masabaşı iş yapmak isterse tarımı kim yapacak, üretimde kim bulunacak? Kaynak: http://ozellestirme.net/wp-content/uploads/2013/07/isci-memur-...
  • Niçin Yeşilçam ismi?

    21 Mayıs 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      1.Giriş Yeşilçam, İstanbul'un Beyoğlu semtinin Taksim'e yakın bir kısmında yer alan bir sokak.1980 öncesinde film film şirketlerinin çoğunluğunun yazıhaneleri bu sokakta bulunduğu için Türk sinemasının kısaca Yeşilçam olarak anılmasını sağlamıştır. Sihirli Perde olarak da tanımlanan sinema Türk insanının hayatına ilk kez 14 Kasım 1914’te girmiş. 1914 senesi, Yeşilçam’ın doğuş yılı olarak düşünülür; çünkü ilk film olan “Himmet Ağa’nın İzdivacı” bu yıl içinde çekilmiştir. I. Dünya Savaşı yüzünden filmin oyuncuları askere alınır, bu yüzden film ...
  • Mal bulmuş Mağribi gibi (sanki çok iyi bir şey bulmuş gibi)

    16 Mayıs 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Açgözlü, sonradan görme insanları betimlemek için kullanılan bir deyimdir. Mal bulmuş mağribi gibi deyimi medyada daha çok tartışmalarda fikri saldırının nitelendirilmesi için kullanılmaktadır; “mal bulmuş Mağribi gibi saldırmak” ve “mal bulmuş Mağribi gibi atlamak”. Bir kimseye saldırmak için sebep bulamayan ama karşı tarafın ufak bir hatası olunca saldıranların durumu “mal bulmuş Mağribi gibi saldırmak”  şeklinde ifade ediliyor. Bir tartışmada savunacak bir söz bulamayan kimseler  eline küçük bir delil geçince çok büyük delil gibi sarılma ...
  • Bir anonim şirkette Hakkı’ya verilen olumsuz emirler

    12 Mayıs 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      *genel kurula katılma hakkı*genel kurulda konuşma hakkı*öneride bulunma hakkı*bedelsiz payları edinme hakkı*tesislerden yararlanma hakkı Hakkı ismindeki bir anonim şirket ortağı buradaki hak kavramını Hakkı olarak algılarsa genel kurula katılmayacak, genel kurulda konuşmayacak, öneride bulunmayacak, bedelsiz payları edinmeyecek, ve tesislerden yararlanmayacaktır. Şimdi okur yazar olduğuma bakmayın. İlkokul üçüncü sınıfa kadar ben de Türkçe’mizin azizliğine uğradığım için doğru düzgün okumayı bilmezdim. Sınıf arkadaşlarım bülbül gibi okurken b...