logo

Bundan Böyle Ne Yazacağımıza CHP Karar Versin!


Tolga Gül
tolgagul@08olay.com

Cumhuriyet Halk Partisi’ne Artvin’de bir haller oluyor. İyice garipleşti. Son yerel seçimlerde elde edilen hezimetten sonra yeni bir hezimet için CHP’de el ele verildi. Anti demokratik tavırlar, karşıt görüşlere saygı duymamak, adam kollama ve oy kaybetme çabası içerisinde olan CHP, Artvin’de tam anlamıyla bölünmenin eşiğine geldi. Parti Artvin’de büyük bir hezimetin eşiğine gelmişken, partinin örgütüne yön vermesi gereken isimler bakıyorsunuz ki siyaseti facebook üzerinden yapıyorlar. Rakipleri kapı kapı dolaşıp oy almak için şimdiden çalışmaya başlarken, yazın yatan ağustos böceği gibi gününü gün eden siyasetçiler, köy köy, mahalle mahalle, cadde cadde gezmek yerine sosyal paylaşım sitelerinden insanlara cevap yetiştirmeye çalışıyorlar. Artvin’de sadece bir sorun varmış gibi tek bir soruna endekslenmeye çalışan bu kesim, bir stk’nın sayesinde siyaset üretmeye çalışırken, partide bozulan birlik ve beraberlik görmezden gelinerek olası bir hezimete katkı sağlıyor. Neyse açık açık yazalım, merakta bırakmayalım.

Ey basın özgürlüğüne saygı duymayan CHP’liler, basına baskı kurmayı bırakın artık

CHP’de malum hareketlilik yaşanıyor. Bir yıl önce önseçim kavgası yapanlar biranda merkez yoklaması meraklısı olurken, bir yıl önce merkez yoklaması olsun diyenler biranda önseçimci oldular. Bir taraf parti daha fazla oy alsın, daha fazla kişiye hitap etsin diye hataları önceden söyleyip hezimeti önlemeye çalışırken, diğer taraf ise 4 yıl sonranın hesabını yapıyor. Bir taraf ideoloji ve partim derken diğer taraf ısrarla “adamımda adamım” diyor. Bütün bunlar yaşanırken, CHP’yi idare edenler ise kendilerini eleştiren basın mensuplarını baskı altına almaya çalışarak basın özgürlüğünü ayaklar altına alıyor. Hatta ve hatta, sırf kendi gibi düşünmüyor diye toplumda açık açık hedef göstererek can ve mal güvenliğine kast ediyor.

Buradan CHP’lilere, özellikle de şuan CHP’yi yöneten isimlere sesleniyorum; bu anti demokratik tavrınızı bir kenara bırakın, yoksa halk sizi yerel seçimlerde olduğu gibi bir kenara bırakacak. Açık ve şeffaf olun. Herkese kapınızı açın, paylaşımcı olarak sosyal  adalete inanın, gücünüzü halktan alın, fikirlere ve düşüncelere önem verin, bilime güvenin, basın özgürlüğüne saygı duyun, benim adamım değil partim ve özgür düşünce deyin, örgüt daha önemli diyerek adam siyasetini bir kenara bırakın. Önerilerimi sayfalarca arttırabilirim; ancak biliyorum ki nafile olacak. Hiçbir şekilde ders çıkarmayacaklar. Zira ben benzeri önerileri yerel seçimlerden yaklaşık bir yıl önce yazmaya başlamıştım. Mevcut yöneticileri o günde uyarmaya gayret göstermiştim. Bugün aldığım o sert eleştirileri CHP’lilerden o günde görmüştüm. Bana selam vermekten tiksinen CHP’lileri, bana ateş püsküren, hedef gösterten siyasetçileri o günde görmüştüm. Sırf maden konusunda onlarla aynı düşünmüyorum diye o günde toplumda tecrit edilmeye çalışılmıştım. Beni düşman ilan edip o günde hainlikle suçlanmıştım. Zaman geçti ama birçok şey değişti; ancak CHP değişmedi. Değişmeye de niyet yok. Ders çıkarma gayreti hiç yok. Yine insanlara yukarıdan bakılıyor. Yine kendilerinden olmaya vatan haini deniliyor, 25 yıl önce ne savunulmuş ise bugünde aynısı savunuluyor. 25 yıl önce partinin peşine değil adam peşine koşuluyordu, bugünde koşuluyor. Her yenilgi öncesinde hatalar görülmek istenmiyor. Genel merkezler etki altına alınıyor, kendi gelecekleri kaygısı ile partinin alacağı oy heba ediliyor. Dün de bizi dinlemedikleri gibi bugün de dinlemiyorlar. Sonuç yine hüsran olacak. Bakalım bugün bize mesleğimizi öğreten, toplumda hedef göstermeye çalışan o CHP’liler 8 Haziran’da ne yapacaklar. Ama nasılsa suçlu belli. “Halk zaten …! Halk zaten cahil” falan diyecekler.

Gelelim maden konusunda Çoruh Postası’na yapılan eleştirilere

Şubat ayında Gazeteci arkadaşım Tarık Mutlu ile Ankara’ya giderek TBMM Enerji Komisyonu ile görüşmelerde bulunmuştuk. Bunun yanı sıra AK Parti CHP ve MHP’nin önemli isimleri ile de görüşmüştük. Tabi ki Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak’ı da saymakta yarar var. Bir çok isim ile iki kez gerçekleştirdiğimiz tüm röportajlarımızı da 3 sayı şeklinde yayınlamıştık. Bu yayınlarımız Artvin’de geniş yankı buldu. İnanılmaz bir tepki oluşturdu. Olumlu ve olumsuz anlamda çok tartışıldı. Biranda gündem Ankara’nın Artvin’deki maden projesine bakışını aktarmıştık.

Artvin Çoruh Postası Gazetesi ve Artvin Gündem Gazetesi ciddi bir habercilik başarısı göstermişti. Tabi ki anlayana.

Bugüne kadar Artvin’de duyulmamış, tabu olmuş sözleri Artvin halkına aktarmıştık. Maden konusunun siyaseten konuşulmaması gerektiğini, bilimsel yaklaşılmasının isabetli olacağını, asıl olanın madene karşı olmak değil projeleri tartışmak olduğunu ifade eden isimlerin düşüncelerini gazetecilik teknikleriyle yayınlamıştık. Bu ister istemez belli bir kesimi rahatsız etti. Bugüne kadar korkutulan, baskı altına alınan, cesaretleri kırılan, tehdit edilen, mahalle baskısına uğratılan basın camiasından beklenmeyen bir hareketti. Ve iki gazete son derece tarafsız bir yaklaşım ile, açık, şeffaf bir biçimde röportajlarını yayınlamıştı. Öyle birilerinin iddia ettiği gibi gizlenerek, kapalı kapılar ardında, korkarak ve taraf olarak değil, gazetecilik etiği ile hareket ederek habercilik yapmışlardı. Ama bu bile rahatsız etti. Adeta basın özgürlüğünü ayaklar altına almışçasına hareket ederek basın açıklamaları yayınladılar. Bu haberi yapan gazete ve gazeteciler adeta toplumda açık hedef gösterilerek basın yoluyla da tehdit edilme yöntemini de kullanarak topluma yalancı olarak gösterilmeye çalışıldı. E tabiî ki bunu yapanlara yalakalık yapan bir kısım medya da ister istemez şakşakçılık yapmakta geriye durmadı. Onlar bunu yaparken, Maden dosyasını yayınlayan gazeteler, eleştirilere son derece saygı duyarak kendi haber sitelerinde ve gazetelerinde bu eleştirileri de yayınladı. Tek bir amaçla. O da belki demokrasi dersi nasip olur diye.

Kimin yalan söylediğini hep birlikte göreceğiz

Neyse, sonuca gelecek olursak eğer, kimin yalancı olduğunu hep birlikte yakın gelecekte göreceğiz. Yapılan röportajları çarpıtıp çarpıtmadığımızı da. Söylenmeyen sözleri yazıp yazmadığımızı da. Ve kimin yalan söylediğini de.

Ankara’da yapılan röportajların ne denli şeffaf ortamda, alanen yapıldığını, kendimizi gizlemeden, dürüstçe ve şeffafça gerçekleştirdiğimizi de herkes görecek. Kim olduğumuzu, ne için geldiğimizi de anlatarak yaptığımızı da. Yaptıkları açıklama ile bizi rezil ettiklerini, yalancı konumuna düşürdüklerini, itibarımızı zedelediklerini, ilkesel habercilik yapmıyor gösterdiklerini düşünenler ve bunlara şakşakçılık yapanlarda görecek. Çok az bir zaman kaldı. Bekleyin. Bizi hedef gösteren, alçaltan, küçük düşürttüğünü zanneden, doğru olanı yalan olarak algılatmaya çalışanlara sesleniyorum, bekleyin kısa zamanda her şeyi net göreceksiniz.

Şunu unutmayın: Biz bugüne kadar hep açık, şeffaf ve dürüst olduk. Kim ne dediyse yazdık. Kimsenin haberini çarpıtmadık ve farklılaştırmadık. Her şeyi dürüst, ilkesel ve tarafsızca yazdık. Şimdiden sonra da yazacağız. Çünkü biz bilime, bu konunun siyaseten değil bilimsel konuşulması gerektiğine inanıyoruz. Dürüst ve tarafsızca tartışılması gerektiğini düşünüyoruz. Herkesin fikrini özgür ve rahatlıkla dile getirmesinin bizi doğruya götüreceğine inanıyoruz, bazıları inanmasa da.

Ve son bir söz. Biz öyle sonradan, gördükleri baskıyla etki altında kalınarak, siyaset geleceği korkusuyla attırılmış imzalar ile konuşmayacağız. Biz, bizzat görüntüler ile konuşacağız. Yine açık, net, üzerinde oynama yapılmadan görüntü ve ses kayıtlarını aktararak konuşacağız. Bakalım bu sefer ne diyeceksiniz.

Etiketler: » »
Share
750 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+2 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Bir çuval para ile bir ekmek?

    22 Mayıs 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    “Sen ağa ben ağa inekleri kim sağa” ve eş anlamlısı “Sen dede ben dede, bu atı kim tımar ede” Herkes kendisini buyurucu durumda görürse, iş yapmakla yükümlü saymazsa ortadaki işi kim yapar? Kişi, üzerine düşen işten kaçmayıp onu yapmalıdır. Herkes işini bir kenara bırakıp keyfini düşünürse işler ortada kalır, bir sonuç alınamadığı gibi iş düzeni de bozulur, karışıklık çıkar, tatsızlık başlar. Herkes masabaşı iş yapmak isterse tarımı kim yapacak, üretimde kim bulunacak? Kaynak: http://ozellestirme.net/wp-content/uploads/2013/07/isci-memur-...
  • Niçin Yeşilçam ismi?

    21 Mayıs 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      1.Giriş Yeşilçam, İstanbul'un Beyoğlu semtinin Taksim'e yakın bir kısmında yer alan bir sokak.1980 öncesinde film film şirketlerinin çoğunluğunun yazıhaneleri bu sokakta bulunduğu için Türk sinemasının kısaca Yeşilçam olarak anılmasını sağlamıştır. Sihirli Perde olarak da tanımlanan sinema Türk insanının hayatına ilk kez 14 Kasım 1914’te girmiş. 1914 senesi, Yeşilçam’ın doğuş yılı olarak düşünülür; çünkü ilk film olan “Himmet Ağa’nın İzdivacı” bu yıl içinde çekilmiştir. I. Dünya Savaşı yüzünden filmin oyuncuları askere alınır, bu yüzden film ...
  • Mal bulmuş Mağribi gibi (sanki çok iyi bir şey bulmuş gibi)

    16 Mayıs 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Açgözlü, sonradan görme insanları betimlemek için kullanılan bir deyimdir. Mal bulmuş mağribi gibi deyimi medyada daha çok tartışmalarda fikri saldırının nitelendirilmesi için kullanılmaktadır; “mal bulmuş Mağribi gibi saldırmak” ve “mal bulmuş Mağribi gibi atlamak”. Bir kimseye saldırmak için sebep bulamayan ama karşı tarafın ufak bir hatası olunca saldıranların durumu “mal bulmuş Mağribi gibi saldırmak”  şeklinde ifade ediliyor. Bir tartışmada savunacak bir söz bulamayan kimseler  eline küçük bir delil geçince çok büyük delil gibi sarılma ...
  • Bir anonim şirkette Hakkı’ya verilen olumsuz emirler

    12 Mayıs 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      *genel kurula katılma hakkı*genel kurulda konuşma hakkı*öneride bulunma hakkı*bedelsiz payları edinme hakkı*tesislerden yararlanma hakkı Hakkı ismindeki bir anonim şirket ortağı buradaki hak kavramını Hakkı olarak algılarsa genel kurula katılmayacak, genel kurulda konuşmayacak, öneride bulunmayacak, bedelsiz payları edinmeyecek, ve tesislerden yararlanmayacaktır. Şimdi okur yazar olduğuma bakmayın. İlkokul üçüncü sınıfa kadar ben de Türkçe’mizin azizliğine uğradığım için doğru düzgün okumayı bilmezdim. Sınıf arkadaşlarım bülbül gibi okurken b...