logo

‘Bulutlar İçindeki Artvin’

Akşam Gazetesi 17 Eylül 2016 Cumartesi günü ki sayısında Artvin’i tanıttı. Gazete yaptığı güzel tanıtımda Artvin’i ‘Bulutlar içindeki Artvin’ şeklinde nitelendirirken, Lokman Dağ imzalı tanıtım haberi gazetede geniş yer buldu.

 

Gazetenin aynı zamanda internet haber portalında da yer verilen haberde; “Bulutlar içindeki Artvin

Yeşil daha yeşil… Mavi daha mavi… Sanki biraz daha tırmansan beyaz bulutlara varacaksın gibi… Havası, doğası ve tabii ki sıcakkanlı insanlarıyla Karadeniz’in cennet köşelerinden Artvin’deyiz…

 

Artvin Belediyesi’nin misafiri olarak geldik bu şirin memlekete. Bir yandan tulum sesi, bir yandan kemençe ama akordeon bir başka güzel bu şehirde… Daha şehre ilk adımı atar atmaz şöyle dedim içimden, “Ne insanı bozulmuş bu memleketin ne de doğası.” Sanki kuşlar kulağına şarkılar mırıldanıyor. Yağmur ise kendinizi Ekvator’da hissettiriyor. İnsanların Artvin’i neden bu kadar sevdiğini, gittiğinizde anlayabilirsiniz ancak. İl, bir dağın yamacına kurulmuş. Dolambaçlı yollardan yükseğe, daha yükseğe çıkıyorsunuz. Eğer o yoldan ayrılmazsanız direkt Kafkasör Yaylası’na çıkacaksınız. Bana göre Artvin’in en güzel yaylarından biri. Sakin, huzurlu, oksijen deposu, yürüyüş parkurları ile doğaseverleri cezbedecek bir yer.

BOĞA GÜREŞİ DEĞİL BARIŞI

Kafkasör Yaylası’nda, İspanya kadar nam salmış boğa güreşleri yapılır her yıl. Aslında boğalar güreştirilmez, barıştırılırmış orada. Boğalar yaylaya çıkmadan önce arenada kozlarını paylaşır, lider seçildikten sonra da yaylalarda güllük gülistanlık yaylanırlarmış. Aksi takdirde, birbirlerine ölümcül yaralar verebilirlermiş. Boğalar birbirlerine zarar vermesinler diye bir de boynuzları köreltilirmiş. Ancak güreşten sonra lider belli olunca daha olay çıkmazmış.

EN GÜZEL MIHLAMA

Kafkasör’de güne mıhlamayla başladık. Hayatımda yediğim en güzel mıhlamaydı. Sanırım peyniri bir metreye kadar uzadı. Doğanın içinde doğal bir kahvaltıdan sonra vurduk kendimizi ormana. Tüm yollar sizi, ormanın içindeki küçük gölete çıkarıyor. Halk arasında bir rivayet yaygın, gölet suyunun sedef hastalığına ve eklem ağrılarına iyi geldiği söylenir. Yeşile, oksijene doyduktan sonra Borçka’ya doğru yola çıktık o meşhur Karagöl’e…

SAKLI CENNET KARAGÖL

Borçka’dan yola çıktığımızda inanılmaz bir yağmur vardı. Yollar güzeldi ama sis çökmeye başlamıştı artık dağların tepesine… Ve usulca sarıyordu her yanı. Cesaretimizi topladık ve korkmadan yolumuza devam ettik. Karşılaştığımız manzara “şükürler olsun” dedirtti tüm ekibe. Deniz seviyesinden 1450 metre yüksekte. Gerçekten mükemmel bir oluşum Karagöl. İnsana huzur veren bir ahengi var. Tabiat ananın Karadeniz’e sunduğu bir armağan, kesinlikli iyi ki geldik diyecekken, çocuklar uyardı. “Ağabey aynısından Şavşat ilçesinde var orası da harika” ama bizim çekimler uzun sürdüğü için ve sis çökmesi ile çekimleri yarıda kesip Borçka’ya inmek zorunda kaldık.  Gölde kayık ve su bisikleti ile gezebiliyorsunuz, dakikası sadece 1 lira.

ODUN ATEŞİNDE ÇAY KEYFİ

Hopa’dan Borçka’ya giderken Cankurtaran Geçidi’nde Çaycı Yaşar’a muhakkak uğramalısınız. Ankara’da İngilizce İktisat bitirdikten sonra, çaya adamış kendini. Bir çiftliği var, hem çay üretiyor hem de o mis gibi çayları yol kenarında demleyip satıyor. Yabancı turistlere çay toplamayı, güzel çay demlemeyi öğretiyor. Bir de dünyalar güzeli minik garsonları var. 4 çay karşılığında tatil günlerinde Yaşar amcalarına yardım ediyorlar. Güzel çayın nasıl yapıldığını hangisine sorsan biliyor. İyi çay üstten demlenirmiş. Lokman kardeşinizde versin size hadi tüyoları. Önce suyu fokur fokur kaynatacaksın, ardından çayı üstten dolduracaksın. Aksini yaparsan çay acı olurmuş onu da ustasından öğrendik. Bunu yapanlara da ayrıca sertifika veriyor Yaşar Usta. Radikal bir karar almış belki şu an bir şirkette CEO olabilecekken, Ankara’yı, keşmekeşliği bırakıp, doğayı, hayatı, yaşamayı, seçmiş. Hani hepimizin hayalini kurduğu o sahil kasabasına O, hepimizden önce gitmiş bile.

MEYVELERİ DALINDAN TOPLADIK

Sonra yolumuz Murgul’a düştü. Sağ olsun Kaymakam Bey iyi ağırladı bizi. Önce bir yayla köyü olan Çimenli Köyü’ne gittik. Köylü ablalarla güzel baklavalar börekler açtık. Sadece biz değil hava da bir açıp bir kapatıyordu. Bazen sağanak, bazen sis çöküyordu mis kokan köyün üstüne. Bir de sonbahar hüznü vardı ağaçların dallarında, sanki hepsi yaz gidiyor diye ağlamaklı, bazılarının ise boynu bükük. Dağlarda ve gökyüzünde renk cümbüşü hâkimdi. Derin derin içimize çektik temiz havayı “İnsan burada geç yaşlanır” diyorum içimden. Her şey, herkes olabildiğince doğal… Meyveleri dalından topladık. Sebzeleri tarladan, közde pişmiş mısır yanında ekşi ayranı yudumlarken. “Allah buralara çok cömert davranmış” dedim yine sessizce.

BAKIRIN VATANI MURGUL

Sonra Damar Köyü’ne gittik. Bakır madeni yıllarca hor kullanılmış. Uzun süre sonra Damar Köyü’nde ağaçlar yeşermeye başlamış. İnsanların geçim kaynağı bakırcılık. Kaymakamlık ve muhtarlık kadınlar için bakır işleme kursu açmış. Kadınlar  eski bakırlara şimdi yüreklerini işliyor. Yakında bir de atölye açacaklar. Çekimler bittikten sonra tulum ve akordeon eşliğinde horona tutuştuk, muazzamdı. Ardından Deliklikaya’ya gittik, görülmeye değerdi. Ve Borçka Barajı üzerinde yapılan Karadeniz’in en uzun zıpline’ı ile off road parkurları adrenalin tutkunları için bulunmaz nimet. Daha çok anlatılacak yaylalar, köyler ve yemekler vardı. Ama hepsi ve daha fazlası 360 TV’de Lokman Bizim Şehirde programında olacak. İzleyince hak vereceksiniz.

Artvin’de ne yemeli?

Silor l Puçiko, Mıhlama l Artvin yöresine uygun cağ kebabı, Saç tava, Ev baklavası, Hasuta, Kavut l Haşir” ifadelerine yer verildi.

Share
482 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

7+1 = ?