logo

reklam

Başkanlık Sisteminden Neden Korkuyoruz?


Tolga Gül
tolgagul@08olay.com

Özallı yıllardı. Rahmetli Turgut Özal, Türkiye’nin gündemine o dönem ‘Başkanlık’ sistemini sokmuştu. Aslında hemen hepimizin genlerinden kaynaklı alışık olduğumuz o sistemi tartışmamız ve de biran önce geçmemiz gerektiği gerçeğini tartışmaya açmıştı.

O yıllarda başkanlık sistemi tartışması Turgut Özal korkusu nedeniyle yeterince tartışılmamış ve Turgut Özal’ın tek başına ülkeyi yönetmesinin ülkeyi gereceği ve de padişahlık sisteminin yeniden gündemimize gireceği gerekçesiyle Başkanlık sistemi yeterince tartışılamadan gündemden düşmüştü. Turgut Özal’ın ölümü ile ülkemizde yeniden koalisyonlu dönemler yaşanmaya başlayınca da bu konu uzun bir süre de gündemimize gelmemişti. Son 5-6 yıldır da Recep Tayyip Erdoğan’ın gündeme getirmesi ile Başkanlık tartışmaları yeniden alevlenmişti. Özellikle de son bir yıldır da altı yanan kazan gibi de bu tartışma tütüp duruyor.

Türk toplumu tarih boyunca her zaman lider aramıştır. Liderlerinin güçlü olduğu ve mutlak hakim olduğu dönemlerde de Türk toplumu ciddi başarılar elde etmişti. Tarihimiz büyük liderlerin başarıları ile doludur. Şöyle bir geçmişe baktığımızda Atilla’dan Osman Gaziye, Fatih’ten Mustafa Kemal Atatürk’e kadar da büyük liderlerin bu topluma hakim oldukları dönemlerde Dünya’yı sarstığımız gerçeği ortadadır. Baktığımız zaman Türkiye Cumhuriyeti döneminde de benzer durumlar yaşanmıştır. Mustafa Kemal Atatürk, Adnan Menderes, Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderlik portföyleri ile birlikte ülkede her daim bir yükseliş ve ilerleme yaşanmıştır. Evet mutlak kayıplar ve acılar yaşanmış olsa da bu liderler ile ancak ilerleme kaydedilebilmiştir.

Sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dönemini incelediğimizde dahi ordusuna savaşmayı değil ölmeyi emreden bir lider ülkesinin kurtuluşunu sağlamış, kurtuluşu sağlamanın yanı sıra da hızlı bir dönüşüm ve gelişimin altına imza atılmıştır. Bugün başkanlık sistemine en çok karşı olan kesimlerin dahi kabul ettiği bir gerçek vardır ki Mustafa Kemal Atatürk, ülkenin tek hakimi ve mutlak ergi olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin parlak 15 yılının altındaki başarının mimarıdır.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde başkanlık sistemini en çok eleştiren kesim her daim Türk solu olmuştur. Oysa ki Türk solunun tarihini de incelediğimizde siyasal başarıda güçlü liderler döneminde yaşanmıştır. İsmet İnönü, Bülent Ecevit çok güzel iki örnektir. Halkın önüne bu liderlerle çıkan Türk solu, halkın büyük bir teveccühünü kazanmış ve ülke idaresinin mutlak hakimleri olmuştur. Böylesine bir gerçeği bugün görmezden gelen Türk solu güçlü lider üretememekten kaynaklı olarak siyasal başarıdan da uzak kalmıştır.

Evet, başkanlık sisteminin eksileri vardır. Mutlak hakim bir lider ülkede bir takım anti demokratik tavırlara girebilir. Evet, mutlak hakim bir lider, demokrasinin ikinci plana itilmesini sağlayabilir. Ancak bu ve benzeri korkularda doğrudan vazgeçmemize neden olmamalıdır. Lider isimleri üzerine yapılan tartışmalar bir ülkenin gelecekte elde edebileceği başarıların önüne de geçmemelidir. İsimler üzerine yaptığımız tartışmalar bütünü görmemizi engelleyerek ülkemizde koalisyonların oluşturduğu sıkıntı ve sorunları ve de bunlara bağlı olarak yaşadığımız başarısızlıkları ve de gerilimleri unutmamızı sağlamamalıdır. Sağlıklı bir şekilde düşündüğümüzde koalisyonların yada çok başlı yönetimlerin oluşturduğu sorunları göz ardı yapmamızı sağlayacaktır.

Recep Tayyip Erdoğan’ı Yenmenin Tek Yolu Da Aslında Başkanlık Sistemidir

Dün Özal’ı bugün ise Erdoğan’ı düşünerek Başkanlık sistemine ‘Hayır’ deniliyor. Bunu anlamak aslında pek mümkün görünmüyor. Dün Özal, yüzde 45’ler ile ülkeyi yönetirken bugün Erdoğan’ın ise aldığı (Cumhurbaşkanlığı seçimi hariç) yüzde 49’lar olmuştur. Yani yüzde 51’in dışarıda kaldığı bir yönetim şekli. Bu durumu içine sindirenlerin bugün Erdoğan korkusu nedeniyle ‘Hayır’ demeleri anlaşılır değildir. Bakınız son Cumhurbaşkanlığı seçimini ele aldığımızda Erdoğan’ın zaferinin altında Erdoğan’ın karşısına çıkarılan yanlış adayların rolünün büyük olduğunu göreceksiniz. Son 1 Kasım seçimlerinde dahi 7 Haziran’da zafer kazanmış gibi kendilerini algılayan liderlerin aslında başarısız olduklarını görerek koltuklarını terk etmeleri gerçeğini görememelerinden kaynaklı bir AK Parti zaferi yaşandığı gerçeği okunamamıştır. Buna rağmen ortada bir yüzde 49 var iken yüzde 51’e yakın bir bölüm yine AK Parti’nin karşısında oy vermesine rağmen bugün halen Başkanlık sisteminden korkuyoruz.

Aslında ben Başkanlık Sistemi’ni Erdoğan’ın istemesine anlam veremiyorum. Bugün ki koşullarda ülkeyi tek başına yöneten Erdoğan’ın ülkede tek hakim olmasına karşın halen Başkanlık Sistemi’ndeki ısrarı büyük risk alma anlamına gelmektedir. Muhalefetin birleşerek yüzde 50.01’i alması durumunda iktidardan uzaklaşma tehlikesi ile karşı karşıya kalma olasılığı dahi Erdoğan’ın bu sisteme karşı çıkmasını gerektirmez mi? Erdoğan bu riski göze alırken, Erdoğan’a karşı olan muhalefetin yüzde 50.01’i alamayacağından bugün korkması siyasi anlamda acaba nasıl izah edilebilir?

Konuyu toparlayacak olursak isimler üzerinden bir sisteme ‘evet’ yada ‘hayır’ demek yerine bu sistemin içerisinde monte edilecek maddeler üzerinden tartışmalar yapmak daha doğru olmaz mı? Şimdi bu noktada ben bir soru soracağım. Lider üzerinden değil de ülkede yaşanan gerçekler üzerinden soracağım. Valiler, bir ilde 3 yıl bilemedin 4 yıl görev yapıyorlar. Görev yaparken aldıkları kararlar yada yaptıkları icraatlar ile sadece hükümete karşı sorumlu oluyorlar. Halka karşı hiçbir sorumlulukları bulunmuyor. Halk valilerin icraatlarına karşı düşüncelerini bir yere kadar iletebilir iken valilerin görevde kalmalarına yada kalmamalarına yine iktidar karar veriyor. Böylesi bir durumda halk ne kadar yönetime katılıyor. Bugün ülkemizde demokrasi var ve halkın yönetime katılması dediğimiz bir ortamda Valiler üzerinden yerel yönetime halk ne kadar müdahil olabiliyor. Başkanlık sisteminde valileri seçme hakkımızın gelmesi ile birlikte yerel yönetime katkı sağlamamız doğru olmaz mı?

Bu tartışma dahi Başkanlık sistemini daha doğru zeminlerde tartışmamızı sağlamaz mı? Valilerin seçilmesini yine Güneydoğu’da yaşanabilecek olumsuzluklar korkusuyla reddedersek ülke olarak ileriye daha ne kadar güvenle bakabiliriz ki? Bu korkuların bugüne kadar bizi bir yere getirmediği gerçeği varken, korkularımızı bir kenara bırakarak gerçekleri tartışmaya açarsak doğru yolu bulacağımıza inanıyorum.

Korkuları yenmemiz dileğiyle…

Share
393 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

8+7 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Sürgünde bir Kızılderili devletine (diasporasına) kucak açmalıyız

    11 Aralık 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Trump Kudüs'ü İsrail'in başkenti ilan ettiyse biz de Washington'u Kızılderililerin başkenti ilan ederiz. Biz de sürgünde bir Kızılderili devletine (diasporasına) ev sahipliği yapmalıyız. Belki bu düşündüklerimiz ABD için küçük bir tehdit olarak değerlendirilebilir. Sinek küçük ama mide bulandırıcı derler. ABD’nin midesi bulanınca ayağının altındaki halıyı daha rahat çekeriz ve onu tökezletebiliriz. Şimdi Barbar Avrupa ve Amerikalıların Kızılderili soykırımına biraz değinebiliriz. Kristof Kolomb, Hindistan’a varmak üzere çıktığı ...
  • Milletvekili Kışla’dan Artvin’e Bir Büyük Hizmet Daha

    10 Aralık 2017 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Hatırlarsanız değerli okurlarım yaklaşık 5 ay önce yazdığım bir yazı gündeme getirdiğim müthiş bir yatırım haberi vardı. Artvin’i Şavşat-Ardanuç ve Ardahan’a bağlayan Varyant Yolun altından bir tünel yapılacağını ve bu tünel ile birlikte Varyant Yolun alt kodlara indirilerek çok rahatlıkla geçileceğini söylemiştim. O günlerde henüz plan aşamasında olan bu projeye ilişkin olarak da AK Parti Artvin Milletvekili Dr. İsrafil Kışla’nın yoğun olarak çalıştığını ve bu hizmeti kazandıracağını söylemiştim. Ve aradan 5 ay gibi kısa bir zaman geçti...
  • Küçük İsrail devleti koca Arap alemini nasıl mağlup ediyor?

    10 Aralık 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Bediüzaman Said Nursi, İsrail devletinin devamının gerekçesini dini ve milli hislerden beslenmesi olarak  gösteriyor. İslam aleminin çaresizliği ise, iman zaafından ve İslam’a kafi derece sarılamamanın bir neticesidir. İslam alemi samimi bir şekilde ittifak kurabilse, İsrail’in o bölgede barınması mümkün olamazdı. Yahudiler tarih boyunca hep yersiz ve yurtsuz kalıp her kavimden şiddetli tokatlar yemişlerdir; en yakın örneği Alman Hitleridir. Kaderin cilvesi ki tarihte bu zalim ve alçaklara şefkat sinesini açan hep Osmanlı gibi İsla...
  • Başarı ve Başarısızlığın Nedenleri

    08 Aralık 2017 Köşe Yazıları, Selim Çiftçi

    İnsan başarılı olmak ister, ama bunun için ne kadar tedbirlidir Osmanlının yıkılışından sonra ümmet hep başarılı olmaya susamıştır. Adaletten medeniyetin her alanına kadar örnek topluluklardı Müslümanlar. Sömürülmek-sömürmek fakirlik Müslümanların kitabında yoktu Afganistan dan Kabe ye kadar hiçbir İslam beldesi mahzun değildi “Allah size yardım ederse artık hiç kimse sizi yenemez! Ama ya O sizi terk ederse kim size yardım edebilir! O halde Müminler Allah’a güvensinler!’’ (Ali İmran S.160) Düşman neyi yaparsa siz ondan dah...