logo

Başkanlık Sistemi Ülkeyi Bölmez


Tolga Gül
tolgagul@08olay.com

Merhum liderlerin başkanlık sistemine ilişken görüşlerini daha önce sizlerle paylaşmıştım. Arkasından yazacağım yazı ile liderlerin bu görüşleri içeriğinde yorumlarımı yapacaktım ancak gerek Artvin’in yetiştirdiği çok önemli değer Aydın Karasüleymanoğlu’nun vefatı gerekse de Artvin’de nüfus rakamlarının açıklanması nedeniyle yazımı ertelemek zorunda kalmıştım. Şimdi kaldığımız yerden devam edelim.

Türkiye’de başkanlık sistemi aslında yeni bir tartışma konusu değildir. Bu tartışmalar Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti kurduğu yıllarda da dahi yapılmış tartışmalardı. Atatürk’ün günün koşulları gereğince Başkanlık ya da güçlü bir Cumhurbaşkanlığı formülünü ortaya koymamıştır fakat gerek tarzı gerekse de yönetim şekli ile güçlü bir Cumhurbaşkanlığı yaptığı bilinen bir gerçektir. Atatürk’ün güçlü liderliği bir çok yabancı ülkeyi de rahatsız ettiği için Türkiye’nin güçlü lider ile daha fazla yol almaması adına Atatürk’ün ortadan kaldırılmasına çalışılmıştı. Hatta Ulu Önder’in sirozdan falan öldüğü belirtilse de kesinlikle ben zehirlenerek öldürüldüğüne inanmaktayım. Benimle birlikte bu iddiaya inananların sayısının ülkemizde günümüzde bile sayısının oldukça fazla olduğunu söyleyebilirim.

1950’li yılların son dönemlerinde bir dönem bu tartışmalar yeniden gerçekleştirilmiş ancak özellikle askeri darbe nedeniyle gündemden kaldırılmıştır. Oysa ki o yıllarda tartışılan ve büyük tepkilere neden olan güçlü Cumhurbaşkanı ya da Başkanlık sistemi askeri darbe sonrasında yönetime el koyan askeri konsey tarafından uygulanmıştır. 1980 yılından önce de ülkemizde yine bu konu gündeme açılmıştır. Yaşanan sağ-sol tartışmaları, yaşanan büyük siyasi ve sosyal sorunlar tartışmaların sağlıklı bir ortamda yapılmasını sağlamadığı gibi 12 Eylül 1980 Askeri darbesi ile de gündeme gelmesi 10 yıl ertelenmiştir. Bu yıllarda gerek Alpaslan Türkeş gerekse de siyasetin önemli simaları ülkede yaşanan siyasi krizlerin ve özellikle de koalisyonların çözümünü başkanlık sisteminde bulmalarına karşın mevcut koşullarla bırakın sistemi tartışabilmeyi adını dahi anamaz hale gelmişlerdir.

Başkanlık sistemi ya da güçlendirilmiş Cumhurbaşkanlığı modeli en ciddi şekilde 1990’lı yılların başında Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal döneminde ülke gündemine yeniden sokulmuştur. Merhum Özal, Türkiye’nin geleceğinin bu sistemden geçtiğini belirterek ülkede yönetim krizlerinin yaşanmaması adına halkın iradesinin yönetimde mutlak hakim kalmasını savunmuş ve yarı başkanlık ve başkanlık sistemlerinin ülkemiz adına uygulanmasının doğru olacağını belirtmişti. Hatta o tartışmalar Özal’ın öldürülmesine kadar giden bir süreci de başlatmıştı. Şimdi bu noktada Özal’ın öldürüldüğünü nereden çıkardınız diye soracaksanız eğer Özal’ın öldürülmediğini iddia etmenin daha cahilce olduğunu söylemek isterim. Özal’da faili belli ama meçhul olan bir cinayete kurban gitmiştir. Gerek Atatürk’ün öldürülmesi gerekse de ülkemizde yaşanan askeri darbeler ve de gerek de Turgut Özal’ın öldürülmesinin failleri bu ülkenin güçlü liderler döneminde uçuşa geçtiğini gören ve bundan rahatsız olan yabancı ülkelerdir.

Özal’ın ölümünün ardından rafa kalkan Başkanlık sistemi Recep Tayyip Erdoğan ile özellikle Erdoğan’ın tamamıyla iktidarı ele aldığı 2009 yılından sonra yeniden gündeme getirilmiştir. Bu sistemin gündeme gelmesinin ardından ülkemizde yeniden siyasi ve sosyal sorunlar projesi ortaya konulmuş, gezi olayları, cinayetler, terör olayları ile ülkemiz abluka altına alınarak önce ülkeyi yöneten güçlü lider tehdit edilmiş ve liderin vazgeçmediği görüldüğü için de yıllar öncesinde hazırlanan gruplarca askeri darbe girişimi gerçekleştirilmiştir.

Yakın tarihimizi şöyle geriye dönüp bir incelediğimizde ülkemizde yaşanan sosyal, siyasal ve ekonomik krizlerin hemen hepsinin sebebinin Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlü bir şekilde yönetilmesinden duyulan rahatsız olduğunu göreceksiniz. Türkiye Cumhuriyeti’ni Osmanlı’nın son döneminde olduğu gibi hasta adam olarak görülmek istenmesi, hasta adamın daha rahat yönetileceği gerçeği maalesef ki ülkemizin makus talihidir. Abdülhamit döneminde şaha kalkan Osmanlı’yı çok çeşitli ayak oyunları ve isyanlarla hasta adama döndüren Haçlı zihniyeti genç Cumhuriyetimizi de aynı şekilde yönetme savaşını her daim vermişlerdir.

Bir şekilde hesapları sürekli bozulan bu zihniyet şimdi çok daha büyük bir savaşın içerisindedir. Bu öylesi bir savaştır ki ya bundan böyle Türkiye asla hasta adama dönemeyecek ya da hasta adam mantığına geriye dönecektir. Yani kelimenin tam anlamıyla haçlı zihniyetinin var olma ya da yok olma savaşı bugün içerisinden geçtiğimiz bu dönemdir.

Bütün bu tarihi gerçekleri ortaya koyduktan sonra bugün ülkemizde güçlendirilmiş Cumhurbaşkanlığı formülünün engellenebilmesi için yapılan ön çalışmaları hep birlikte gördük ve yaşadık. Nisan ayında yaşayacağımız referandum sürecinde sonucun ‘Evet’ çıkacağını ve bu milletin artık dışarıdan değil kendi ülkesinden yönetilmesi arzusunu gören haçlı zihniyeti maalesef ki ülkemiz insanların hassas duyguları ile oynayarak çeşitli kampanyalar içerisine girmişlerdir. ‘Hayır’ kampanyaları o derece ağır suçlama boyutlarına gitmiştir ki güçlendirilmiş Cumhurbaşkanlığı formülünü destekleyenlerin ihanet içerisinde olduğu vurgulanır olmuştur.

Referanduma değil Erdoğan’a ‘Hayır’

Az önce de belirttiğim gibi referandumda ‘Hayırrr’ kampanyalarında formülün yanlışlığına ya da eksiklerine değil hassas duygulara dokunarak ‘Hayır’ dedirttirmeye çalışılmaktadır. Kimi Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü, kimi bayrağı, kimi Türklüğü, kimi dini, kimi ise özgürlükleri ortaya koyarak kampanyalar gerçekleştirerek ‘Evet’ demenin vatan hainliği olduğunu ileri sürerek tarihi okuma yanlışlığı içerisine düşmüşlerdir. Türkiye’nin bu referandum sürecinden sonra bölüneceği, parçalanacağı gibi abuk subuk söylemlerin yanı sıra ülkede bu referandumda ‘Evet’ çıkar ise iç savaş dahi çıkacağı ileri sürülmüştür.

Değerli okurlarım, ülkemizde Cumhurbaşkanı’nın seçilmesinin ardından artık hem Başbakan’ın hem de Cumhurbaşkanı’nın halk oyu ile seçilmesi mümkün değildir. Bu sistemin çok uzun yaşaması imkansızdır. Halk kendisini yönetecek iki lider seçemez. Lider tektir. Halkın iradesi ikilenemez. İrade bellidir. İrade toplumsal uzlaşı mesajı veriyor ise eğer bu mesaj Cumhurbaşkanı seçimlerinde de çok rahatlıkla verilebilir ve seçimler sonrasında oluşabilecek koalisyonlar seçimler öncesinde kurulur ve ülkeyi 5 yıllığına yönetecek Cumhurbaşkanı seçilir. Seçilen bu Cumhurbaşkanı toplumun hassas duygularına hitap etmez, milli birlik ve bütünlüğe aykırı davranır ise de bir sonraki seçimde değiştirilir. Bu kadar net bir gerçek ortada dururken başkanlık tartışmalarını ülkenin bölünmesi ile aynı noktaya getirmek bu ülke adına doğru bir şey yapmak değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği adına karar verirken gelecekte olup olmayacağı bile kesin olmayan bir lider üzerinden yani Tayyip Erdoğan üzerinden reddetmek ise hiç akılcı bir yol değildir. Bugün referandumda ‘Evet’ oyu kullanacakların tamamı Cumhurbaşkanı olarak Recep Tayyip Erdoğan’ı görmek istediklerinden dolayı kullanmayacakları gibi ‘Hayır’ oyu vereceklerin de tamamı gerçekten ülkenin bölüneceğini düşündüğünden dolayı ‘Hayır’ oyu vermeyecektir. Bugün ‘Hayır’ diyenlerin bir çoğu ile konuştuğunuzda güçlendirilmiş Cumhurbaşkanlığı formülünü doğru bulduklarını ancak Recep Tayyip Erdoğan’a karşı oldukları için de ‘Hayır’ dediklerini duymaktayım.

Bu noktada işte çelişki bulunmaktadır. Bakın dün Başkanlık formülünü gündeme getiren merhum liderlerin hiç biri bugün yaşamıyor. Yani ülkemiz adına istedikleri bir gerçeğin bu derece yakınlaştığı bu günlere hiçbiri yetişemediler. Aynı şekilde Recep Tayyip Erdoğan ekseninde ‘Hayır’ diyenlerin de bilmeleri gerekir ki bugün Erdoğan’a karşı çıktıkları için ‘Hayır’ dedikleri bu sistem yarın kendilerini bu ülkede tek başına iktidar yapacak tek formüldür. Bu nedendendir ki kişiler ekseninde referandum sürecini tartışmak yerine mevcut koşulların ortaya koyduğu gerçekler üzerinden tartışmak en akılcı yol olacaktır.

Bütün bu tartışmalar ekseninde referandum sonucunda ‘Hayır’ da çıksa ‘Evet’ de çıksa bu ülkenin güçlendirilmiş Cumhurbaşkanlığı, yarı başkanlık ya da başkanlık sistemine geçmesi daha fazla geciktirilemez. Bizler geciktirsek bile tarihsel gelişmeler bizim bu sisteme geçmemizi sağlayacaktır.

Etiketler:
Share
410 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+2 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Darbecilere Darbe Yapan Milletimizle Gurur Duyuyoruz

    19 Temmuz 2018 Köşe Yazıları, Yüksel Kantar

    15 Temmuz 2016 Tarihinde Türk Silahlı Kuvvetlerimize sızmış hain bir grup Marmaris’te tatil yapan Cumhurbaşkanımıza suikast düzenlemek istemiş, Fatih Sultan Mehmet Köprüsünü trafiğe kaparmış, seçilmiş hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs etmiş, TBMM’ni bombalamış, Genelkurmay Başkanlığı’nı, Ankara’da bulunan Özel Harekat Polis Merkezi’ni bombalayarak yerle bir etmiş, kısacası Milletimize Darbe yaparak ülkemizi istikrarsızlaştırmaya ve kaosa yönelik işgal girişiminde bulunmuştur. Ancak Aziz ve Necip Milletimiziz, bu hain grubun teşebbüsünü, C...
  • Sosyal Medyada Duyduğumuz Her Bilgiyi Hemen Paylaşmamak Gerek

    17 Temmuz 2018 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Sosyal medya doğru kullanıldığı zaman çok yararlı bir iletişim aracıdır ancak yanlış kullanılır ise de inanılmaz büyük zararlar veren bir iletişim aracı haline döner. Zaman zaman sosyal medyanın zararlı etkilerine şahitlikte yapıyoruz. Bu yazıyı yazmaya sabah saatlerinde sosyal medyada dolanan bir haberin doğrulanamamasından sonra karar verdim. Öncelikle konuyu bir sizinle paylaşayım. AK Parti’den 24-25 ve 26. Dönem milletvekilliği görevinde bulunan Dr. İsrafil Kışla’nın Milli Eğitim Bakanlığı’nda Bakan Yardımcılığı görevine atandığına da...
  • Dört tarz-ı İslam

    10 Temmuz 2018 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      İslam elbette tek bir dindir. Fakat kabiliyetlerin farklı olmasından dolayı bu tek din farklı tarzlarda algılanmıştır. Devlet İslam’ı: Baskıcı özellikler taşır. Ebu Hanife ve Ahmet bin Hanbel Devlet İslam'ının baskıları sonucu şehit edilmişlerdir. Halk İslam’ı: Daha serbest, kolay ama hurafeler barındırabilen bir İslam tarzıdır. Tasavvuf İslam’ı: Daha dindar bireyler yetiştirir, ama taassuba düşülerek saplantılar içine girebilen bir İslam tarzıdır. Kitabi İslam: Kılı kırk yaran, düşünsel yönü ağır basan İslam’dır. Temsilci...
  • Şeriat nedir?

    08 Temmuz 2018 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      En çok tartışılan kavramlardan biri de “şeriat.” Bu konuda birçok kişinin kafası bir hayli karışık. Anlamını bilen de konuşuyor, bilmeyen de. Kaynak: https://twitter.com/hashtag/herkesi%CC%87cinadelet Birisiyle karşılaşıyorsunuz. Namaz kıldığından, oruç tuttuğundan söz ediyor. Sohbetiniz sürüyor ve sonunda, şeriatın en önemli iki emrini yerine getiren bu adamın, şeriata karşı olduğunu görüyor ve hayret ediyorsunuz. Bir başkasıyla görüşüyorsunuz. Şeriatı hararetle savunuyor. İç alemine, ibadet dünyasına iniyorsunuz, İslam’...