logo

reklam

Artvin sıkça sel felaketleri neden yaşıyor?


Tolga Gül
tolgagul@08olay.com

Geçtiğimiz günlerde arşiv haberlerinde düzenleme yapıyordum. Arşivi düzenlerken o denli sel haberine rastladım ki, ilimiz adına açıkçası üzüldüm. Bir istatistik yaptığımda ise son on yılda ilimizde 4 ay da bir sel felaketi yaşanmış. Kimisinde ölüm vakaları görülmüş kimisinde ise ciddi maddi hasarlar oluşmuş. Yani ilimiz belki deprem korkusu yaşamasa da sel ve heyelan felaketleri yaşama korkusunu her 4 ayda bir yaşar hale gelmiş.

Sel felaketlerinin bu denli fazla yaşandığı Artvin tabi ki bilimsel anlamda bu felaketlerin nedenlerini araştırmıştır. Yapılan bu araştırmaların neticesinde de mutlak surette kurtuluş reçeteleri de ortaya koyulmuştur. Bu bilimsel raporları bir kenara bırakarak bir gazeteci gözüyle ilimizde yaşanan sel felaketlerin nedenlerini anlatmak istiyorum.

Sel ve heyelanların nedenleri sahil ve iç kesimlere göre değişiklikler gösterse de değişmeyen iki temel neden göze çarpıyor. Bu nedenlerden birincisi yapılaşma, ikincisi ise tarımsal alan açma. Gerek sahil ilçelerimizde gerekse de iç kesimlerde yapılaşma büyük bir sorun halinde. Dere içlerine kurulan evler, orman bölgelerinde heyelan gelebilecek noktalarda aşırı derecede yapılaşma, yapılaşmaların üst noktalarında yapılan ağaç kesimleri, yapılaşma yaparken ortaya çıkan moloz yığınlarının gelişi güzel doğaya atılması, çarpık kentleşme ve betonlaşma sevdamız karşımıza sel ve heyelan olarak çıkmaktadır. Bir çok üzücü hatıranın hafızalarımızda birikmesine neden olan sel felaketlerindeki birinci ana nedenin tek sorumlusu da para hırsı olarak ortaya çıkıyor. İnsanlarımız mal varlıklarına mal varlığı katma sevdası uğruna doğaya gerçekleştirdiği tahribat, doğayı hiçe sayarcasına yaptığı kıyım ve oluşturduğu yapılaşmanın faturasını ise masum insanlar ve doğanın masum varlıkları ödüyor. Çarpık kentleşmelere örnek verecek olursak da gerek sahil kesimlerinde gerekse de iç kesimlerde ilçe merkezleri ile köylerimizi incelersek sanıyorum örneğe ihtiyaç duymayacağız. Gelişi güzel yapılaşma için ruhsat veren kurumlar mutlaka suçludur. Bu ruhsatları verenler suçlu olabilir ama bu ruhsatları alarak özellikle de dere içlerine yaptığımız binaları derenin almasından daha doğal ne olabilir noktasında hiç düşünmedik. Sel olduğu zaman suçlu devlet ama ya kendimiz? Bakın şuan ilçe merkezlerine veya köylere. Artvin Merkez’i bile incelediğimiz de karşımıza çok kötü bir tablo çıkıyor. Artvin eski Artvin midir? Yeşil Artvin olduğu beton Artvin! Oldu olmasına da bu konuda herhangi bir kişinin itirazı yada isyanı var mı? Bir şehir betonlaştırılırken hiç ses çıkmaz iken başka konularda oldukça ses çıkarır bir toplum haline gelmemizden dolayı ise hiç kendi muhasebemizi yapmaz olduk.

Gelelim tarımsal sebeplerle oluşturduğumuz kıyıma. Tarım alanları açma sevdası sadece Artvin’in değil aslında tüm Karadeniz’in sorunu. Şimdi diyeceksiniz ki ne alakası var. Var efendim var. Şöyle bir elli veya yüz yıl öncesine gittiğimizde Karadeniz’deki tarımsal alanlara yani çay ve fındık bahçesi alanlarını inceler ve şuan ki mevcut durumla karşılaştırırsanız eğer ne demek istediğimi gayet iyi anlarsınız. Bulduğumuz her yerde gördüğümüz ağaçlıkları keserek çay veya fındık bahçesi haline getirdik. Daha fazla gelir uğruna geleceğimizi tehlikeye soktuk. Daha sonra da her gelen selde devleti suçladık. Evet, devlet tabi ki denetleme görevini yerine getirmediği ve de izin verme işini doğru yürütmediği için mutlaka suçlu olsa da devletten ziyade o izinleri almak için her türlü taklayı atan kendimizi hiç suçlamaz olduk.

Tabi ki sadece sel ve heyelanın nedenleri bunlardan ibaret değil. Son yirmi yılda bizzat devlet eliyle yapılan kesimler, bu kesimlerin yanı sıra geleceğin düşünülmeden ruhsatları verilen kamu yatırımları, Çoruh Nehri üzerine yapılan barajların beraberinde getirdiği daha yağışlı havalar, Ankara’dan bölgeyi tanımadan verilen HES ruhsatları, para hırsına yenik düşen müteahhit firmaların iş yaparken yaptıkları doğa katliamları ve daha bir çok nedeni daha sıralayabiliriz. Neden ne olursa olsun temel neden aslında insan oğlunun bitmez tükenmez para hırsıdır ana neden. Bu doğanın bize gelecek nesiller adına emanet bırakılan bir zenginlik olduğunu unutmaz isek sanıyorum ki gelecek adına daha doğru işlere imza atarız.

Düşünün insan oğlunun kendi hırsları ile yok ettiği doğayı. Daha güzel kokmak için ozon tabakasını yok edişimizden her bulduğumuz yere beton bina kondurmamıza kadar bir türlü istek ve arzularımız bitmiyor. Sahil yolunda bundan 20 yıl önce ki durum ile bugün ki durumu bile kıyasladığımız zaman denizden aldıklarımızı bir gün denizin geriye alacağını unutarak yaptığımız deniz dolgularının sel ve heyelan dışında ne tür bir sonuç doğuracağını umduğumuz sorusuna yanıt bulamaz oluyoruz. Ya biz insanoğlunun kendisine verdiği zararı aslında hiçbir varlık veremez. Önce yok ediyoruz sonra ise yeniden kazanmak için milyonlarca lira para harcıyoruz.

Unutmayalım ki, doğa bize bırakılmış en büyük mirastır ve biz bu mirası geleceğe yine emanet edeceğiz. Korkarım ki hırslarımız geleceğe bırakacak bir miras bırakmayacaktır. Sel ve heyelan konusunu irdelemeye devam edeceğim…

Etiketler:
Share
519 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+5 = ?
#

Artvin sıkça sel felaketleri neden yaşıyor?” için 1 yorum

  1. engin : diyor ki:

    evet asıl konusulması gereken konularla ılgılı guzel bır yazı olmus ayrıca bu konulara verılecek yanıtlarıda gormek ısterım

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Taşeron işçileri insan onuruna aykırı kötü şartlarda çalıştırılıyorlar.

    14 Aralık 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Taşeron işçileri düşük ücretle çalıştırılan işçilerdir. Aylarca ücret alamadıkları zamanlar olur. Tazminat ödemeden işten çok kolay çıkarılabilirler. Sendikalı olmalarına izin verilmez. İşçi haklarını hararetle savunan sendikalar bile taşeronların sorunlarını hiç görmezler. Kadrolu işçiler tarafından bile dışlanırlar. Hani hak aramak için Ankara’ya eylemlere gidip halay çeken sendikalı işçiler var ya, taşeron işçilerinin durumu onların hiç birisinin umrunda değildir. Taşeron işçileri görev tanımı dışındaki işlerde...
  • Taşeron

    14 Aralık 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Taşeron bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işverendir. Fransızca’daki "tacheron" kelimesinden gelir. Fransızca tacheron "başkasına ait yükümlülüğü ücret karşılığında üstlenen kimse, iş yüklenen kimse" sözcüğünden alıntıdır. Büyük bir işin yalnız kendi uğraşı alanına gi...
  • Taşeron Meselesinde Yumuşak Geçiş Yapılmalı

    13 Aralık 2017 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Türkiye taşeron işçilerin kadroya geçirilmesini tartışıyor. Kafaların karışık olduğu günlerde ben olaya başka bir bakış getirmek istiyorum. Bugün taşeron olayına bir başka bakışla bakacağım ve ülkemizde taşeron işçi çalıştıran şirketler yönünden olaya bakmak istiyorum. Öncelikle şunu belirtmekte fayda var ki ülkemizde taşeron meselesi çözülmesi gereken bir konudur. Bu konuyu halledelim derken ülkemizin son elli yılda gerçekleştirdiği özelleştirme adımlarından geriye adım atma noktasında da dikkatli davranmakta fayda vardır. Bugün taşeronlara...
  • Artvin’de Kaldı Yüreğim

    12 Aralık 2017 Gamze Boynueğri, Köşe Yazıları

    Artvin'de kaldı yüreğim siz bilmezsiniz... Bir Nisan tomurcukları aşkın adıyla sene 2016...Takvim yaprakları 24'nü gösteriyordu ve yelkovan akreple buluştuğu vakitti... Güneş yeni yeni vuruyordu kirpiklerimize... Sevda'nın, aşkın böyle hasret olupta, vuslata ermenin en sıcak, içten, samimi halini böylesine görmemiştim, yaşamamıştım, tatmamıştım ömrüm boyu... Yürek yüreğe sığmaz, bazen de bakışlar bakışlara... Tebessüm gülümsemelere, avuç içi sıcaklıkları sığmaz avuç içimize... Parmaklarımız mahpus demirleri sıklığında birbirlerine kilitlenmiş.....