logo

Abdülhamid’in Mecbur Olduğu İstibdad


Erhan Kırmızı
erhankirmizi@08olay.com

 

Sultan Abdülhamid aslında çok merhametli ve demokratik ortamlarda olabilecek yüksek hoşgörü sahibiydi. İçinde bulunduğu şartlar onu müstebit (baskıcı) olarak algılanmasına yol açmıştı.

I.Giriş

Abdülhamid’in devletin devamını sağlamak için yürüttüğü şahsi idare sistemini, her yönüyle meclis-i şura esaslarına uygundur demek mümkün değildir. O dönemin çok mühim simaları, özellikle Hafiyye Teşkilatı’nın son zamanlardaki baskı idaresini tenkid etmişler ve Abdülhamid’in kurduğu hükümetlerin, bazen istibdad denebilecek faaliyetlerini tenkit etmişlerdir.

Bediüzzaman’a göre, Abdülhamid zamanında yapılan bütün istibdadlar onun şahsına verilmemelidir. Maalesef İttihadcılar bunu yapmıştır. Zira o şefkatli bir sultandır.  Bediüzzaman, Abdülhamid’in şahsi idaresini anlatırken, “Abdülhamid’in mecbur olduğu istibdad” ifadesini kullanmaktadır.[1]

II.Sultan Abdülhamid’in İstibdat İthamına Maruz Kaldığı Bazı Konularda Yaptığı İzahlar

1.Sansür konusunda

Sultan Abdülhamid çok tenkid edildiği sansür ile ilgili şunları söylemektedir;

“Yine Avrupa’ya gönderdiğim gençlerin bazıları, Fransız İhtilali’ni okuyup öğreniyorlar, bu ihtilalin neden koptuğunu araştırmadan buna özeniyorlar ve memlekete geldikleri zaman, halkı ayaklanmaya çağırmayı vatanseverlik sayıyorlardı; izin vermiyordum. O zaman, tıpkı ülkemin düşmanları gibi bana «Kızıl Sultan» diye hücum ediyorlardı. Ben bu fikirlerin memleketimde yayınlanmasına engel oluyordum. “Sansür” işte budur! Çeşitli çalkantılar içinde ayakta durmağa çalışan ülkeme, şifa yerine zehir sunmak isteyenlerin önüne geçmenin adı “Sansür”dür.[2]

2.Jurnalcilik Konusunda

Sultan Abdülhamid çok tenkid edildiği “jurnalcilik” ile ilgili şunları söylemektedir

“Yabancı devletler, kendi emellerine hizmet edecek kimseleri Vezir ve Sadrazam mertebesine kadar çıkarabilmişlerse, Devlet güven içinde olamazdı. Doğrudan doğruya şahsıma bağlı bir istihbarat teşkilatı kurmaya bu düşünce ile karar verdim, İşte, düşmanlarımın “Jurnalcilik” dediği teşkilat budur!.”[3]

III. İstibdadın Sebepleri ve Sultan Abdülhamid’in Bu Sebeplerle İlgili Açıklamaları

1.Kuvvet Ve Şiddet Kullanma Mecburiyeti

Meclis-i Mebusan’ın (Meşrutiyet’in) kendi ifadesiyle ehliyetsizler elinde olması Osmanlı için bir felaket olduğunu söyleyen Padişah bütün tepkilere rağmen takip edeceği politikayı şu şekilde ifade edecektir:

“Babam Sultan Abdülmecid’i taklit ederek, bağımsız müesseseler vasıtasıyla ve ikna yoluyla ıslahat yapılmasına teşebbüs etmekle büyük hata ettim. Bundan sonra büyük babam Sultan Mahmut’un yolunu takip edeceğim. Büyük babam, korunması Allah tarafından bana verilen milletimin ancak kuvvet ve şiddetle idare edilebileceğini anlatmıştı.”

Padişah, Hanedan ve devleti bir emanet olarak görür. Onu en güzel şekilde korumak için hiçbir fedakarlıktan kaçınmaz. [4]

2.Meclis-i Mebusan’ın Verdiği Zarar

Sultan Abdülhamid Kendisini uzun bir zaman sonra ziyaret edecek olan Enver Paşa’y a şunları söyleyecektir: “Padişah olarak bu memleketin tarihinde ilk Meclis-i Mebusan-ı ben açtırdım. Fakat mebusların kafi derecede olgunlaşmamış olduğunu görünce, aynı meclisi ben kapattım. Bilir misiniz ki Osmanlı Meclis-i Mebusan’ın verdiği ilan-ı harp kararı bize neye maloldu?” [5]

3.Meclisteki Her Millet Ayrı Telden Çalıyordu

Meclis-i Mebusan’ın Osmanlı devleti için bir felaket olduğuna ikna olan Padişah, kapatmasına karar verir. Ve 28 Şubat 1887 tarihli muhtırasında şunları söyler:

“Meclis, devlet, memleket ve saltanat aleyhine giriştiği beklenmedik politikalarıyla dost ve düşmanın alay konusu durumuna düşmüştür. Milletin vekilleri ve memleket çakırlarının hizmetçileri olması lazım gelen mebuslar, paraya olan aç gözlüklerinden bir takım nüfuzlu kişilerin dalkavukları kertesine düşmüşlerdir. Hıristiyan mebusların her birisi, kendi milletlerinin emel ve maksatlarını yürürlüğe koymaya pek çok çalışıyorlardı. Ermeniler, Ermenistan hakkında nutukları çekiyorlar; Rumlar da Tırhala[6] ve diğer yerler hakkında isteklerini yaptırmaya girişerek Meclis’in içinde, vekillere emretmeye cesaret etmişlerdir. Mebusan Meclisi, devlet ve memleketin gelişmesine yarayacak yerde az zaman içinde birçok zararın meydana çıkmasına sebep oldu. En sonunda memleketin maddi ve manevi gücünü felç eden Rusya savaşına sebep olmakla sonuçlanmıştır. Bir müddet daha devam etmiş olsaydı, daha pek çok zararlar gittikçe büyüyüp korkunç şekil alacağını tahmin etmek güç değildir.

Allah korusun, memlekette, nifak tohumları ve aldatmalar öylesine gelişir. Öylesine genişlerdi ki her tarafta karışıklıklara ve ihtilaller çıkmasına sebep olurdu…İşte henüz tecrübesiz ve memleketin gerçek yararlarının neler olduğunu tam olarak kavramamış ve bir taratan da birçok fesatçı ve sinsi düşmanların hile ve desiselerine kapılarak devlet ve millet için esaslı tehlike sebepleri olan bir takım maddelerini, bilerek veya bilmeyerek, mutlak ve gelişme sebepleri sanan kişilerin elinde,Kanun-i Esasi’nin zararlı ve tehlikeli bir silah olduğu görüldüğünden, Meclis’in süresiz olarak tatiline, saltanat ve devletin hayat ve huzuru adına zaruret duyulmuştur. “[7]

4.Meşrutiyeti Dayatanlar İngilizler Olmasına Rağmen Meşrutiyeti Başarısız Olsun Diye Baltalayanlar da İngilizler’di

Osmanlı Devleti’ni çok yakın takibe alan ve her defasında fitne ve fesatlarla kadın ve para ile yöneticileri elde etmeye ve gayri Müslimleri aleyhte kullanmaya çalışan İngilizler, Meşrutiyet’in iyi bir şekilde işleyişinin de kendi felaketleri olacağını bilmekte idiler. Bunun için her türlü hile ve desise ile Osmanlı’da siyasi istikrarı baltalamaya çalışmışlardır.

İngiliz casusu Fitz Maurice de 25 Ağustos 1908 tarihindeki Londra’ya gönderdiği raporunda, aynı endişeleri dile getirmiş, Osmanlı Meclis-i Mebusan’ındaki gayri Müslim mebusları tavlayarak Meşrutiyet’in işleyişini baltalamaya çalışmıştır. [8]

[1] https://sorularlaislamiyet.com/bediuzzamanin-abdulhamide-karsi-tutumu-nedir

[2] BOZDAĞ, İsmet, Sultan Abdülhamid’in Hatıra Defteri, s.91

[3] BOZDAĞ, İsmet, Age,s.82.

[4] AYDIN, Mehmet, Yöneticiler İçin Yeni Bir Bakış II. Abdülhamid Han’ın Liderlik Sırları,s.141

[5] AYDIN, Mehmet, Age,s.138

[6] Tırhala (Yunanca: Τρίκαλα “Trikala”) Yunanistan’ın Teselya bölgesinin en önemli kentlerinden biri ve aynı ismi taşıyan ilin (nomos) merkezidir.

[7] AYDIN, Mehmet, Age,s.138-139

[8] AYDIN, Mehmet, Age,s.141-142

Share
163 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

9+8 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • “Dava”nın Esasları

    19 Ağustos 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      “Bizim davamız kuru bir kavga ve cihangirlik davası değil, i'la-yı kelimetullahdır. Yani Allah'ın dinini yüceltmekdir!” Osman Gazi. “Dava” kelimesini çok sık duyarım. Bu elbette mahkemede açılan dava değil. İslami anlamda dava. Fakat bu davanın ne olduğu hakkında kafamda net çizgiler yoktu. Hasan el Benna’nın Risaleler isimli eserinin birinci cildine baktım, başlangıçtaki başlıklara göz attım. Sanki bir anda “dava” kavramının çerçevesi çizilmiş gibi oldu. *Gayemiz Allah *Önderimiz Hz. Peygamber *Anayasamız Kuran *Yolumuz Ciha...
  • Teşkilatların değişmesi değil, milletin cebinin para görmesi gerekir

    18 Ağustos 2017 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

      Cumhurbaşkanımız ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan partiye zarar verdiklerini düşündüğü kibirli ve çıkarcı kimseleri partiden uzaklaştırmak istiyor. Bu elbette erdemli ve ideal bir davranıştır. Fakat aslında maalesef toplumumuz hem kibir hem de çıkarcı insanları bir şekilde benimsemiş ve içselleştirmiştir. Bu söylediğimi destekleyen iki önemli atasözü var. El öpmekle dudak aşınmaz (Bu kibirli insanların varlığına bir tahammül anlamı içerir) Bal tutan parmağını yalar (Bu da bazı insanların yolsuzluk yapmasına t...
  • Cerattepe’yi Gezmeye Gelen Basın Mensupları Ön Yargı İle Geldiklerini Belli Ettiler

    17 Ağustos 2017 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Bildiğiniz üzere geçtiğimiz günlerde ulusal medya temsilcileri Artvin Cerattepe Maden Projesi’ne ilişkin bilgi almak üzere Artvin’e gelmişlerdi. Konu bu olmasına karşın bence bilgi almak için ön yargılarını ispatlayacak belge, bilgi veya fotoğraf çekebilmek için ön yargılı bir biçimde Artvin’e geldiklerini yaptıkları haberlerden belli ettiler. Madencilik konusunda çok fazla bilgi sahibi olmayan ve kuru kuruna bir çevre hassasiyeti içerisinde bulunan basın mensuplarının genelde yaptığı şey budur. Ülkemizde madencilik yapılmasın, yerli kaynakl...
  • Artvin Çoruh Üniversitesi Rektörüne Duyrulur…

    17 Ağustos 2017 Köşe Yazıları, Melih Sıddık Dalkılıç

    Tüm Selamların Yegane Sahibinin Adıyla BİSMİLLAH Varlığım kudreti elinde olan ALLAH’A hamd olsun, yeniden yazmak nasip oldu. Son zamanlarda yazar olmaktan iyice sıkıldığımı fark ettim. Neden diye sorarsanız; Artvin gibi illerde doğruları dile getirdiğin zaman “Hain” ilan ediliyorsun. Maden konusunda doğruları yazdığında “Madenci” diye yaftalamıyorsun ya da bürokrasi hakkında yazdığında “Hükümeti” eleştiriyorsun diye algılanıyor. Geçen haftalarda beni rahatsız eden konuları ele aldım. Nasıl Ak parti içinde “Metal yorgunluğu”  dile geliyorsa a...