logo

22 Nisan 2020

Asırlık Çınar

TBMM Yüz Yaşında 23 Nisan 1920 – 23 Nisan 2020

Türk Ocakları Artvin Şubesi Başkanı Hüseyin Kurt, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunun 100. Yılı, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle yazılı bir basın açıklaması yaptı.

Kurt yaptığı açıklamada; “Kuva–yı Milliye ruhu, yüksek bir siyasi olgunluk seviyesine gelmiş bir milletin, bu siyasi kudretini en azametli ve göz kamaştırıcı bir şekilde kullanmasından başka bir şey değildir. Kuva–yı Milliye’yi ortaya çıkaran “ ruh” bu hareketin başlangıç dönemi ile de sınırlı kalmamıştır. Milli Mücadele dönemi boyunca Türk Halkının müşterek ve hâkim anlayışını ifade etmiş, Yeni Türk Devleti’nin kurulmasında bir manevi kaynak olmuş, yaşatılmasında milletin tarihi teamüllerinden kaynaklanan manevi dayanağı temsil etmiştir. Kuva–yı Milliye’nin boz kalpaklı kahramanlarının o günkü ruh hali bugün de Türk Milleti’nin benliğinde yaşamaktadır.

Milli Mücadele Hareketinin, Türk Milleti adına gerçekleştirildiğini asla unutulmamalıdır.

Mustafa Kemal Paşa “ Anadolu’ya ayak bastığım zaman, Milleti bir istiklal cidaline hazır ve teşne bir halde buldum “ darken mevcut olan bu ortamın geniş bir propaganda şebekesi vasıtasıyla sağlandığı anlamına gelmediği açıktır.

Anlaşılacağı gibi, devletimizin kuruluşunun temelinde “İrade–ı Milliye’nin istinatgâhı“ olan Büyük Millet Meclisi bulunmaktadır. Görüleceği üzere, Devletimizi kuran Büyük Millet Meclisi’nin açılışı ve yapısı bile, Türkiye Cumhuriyeti’nin oluşumundaki “Milli ve manevi değerler sistemini “ ve milletimizin bütünyokluklara karşın “var oluş iradesini “ açıkça ortaya koymaktadır.

16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilaf Devletleri’nce resmen işgal edilmesi ile Osmanlı Devleti bilinen sona doğru hızla yaklaşmaya başlamıştı. 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması hükümlerine göre daha 1 Kasım 1918’de başlayan fiili işgaller, 16 Mart’ta “Payitahtın“ resmen işgaliyle Türk Milleti’nin tarihinde yeni bir sayfa açıyordu. Bu işgalden sonra Osmanlı Parlamentosu’nun özgürce çalışma ortamı kalmamıştı. Bunu gören Milletvekilleri 18 Mart 1920’de “ mebusluk vazifesinin emniyet verici bir halin gelmesine kadar “ Meclis çalışmalarının durdurulmasını kararlaştırdılar. Onların bu kararını, Padişah Vahidettin’in Meclis – Mebusan’ıkapattığını belirten 11 Nisan 1920 tarihli “ İrade–ı Seniyesi “ izledi.

Bu arada Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’ya geçtiği 19 Mayıs 1919’dan sonra yaklaşık bir yıllık dönemde liderlik yolunda önemli mesafeler aldığı gibi; milletin bu işgallere örgütlenmesi ve kurtuluş iradesini ortaya koyması bakımından da büyük işler başarmıştı. İşgalden bir gün sonra 17 Mart 1920’de, Ordu Komutanlarına bir genelge göndererek Ankara’da bir “ Meclis–ı Müessisan “ ( Kurucu Meclis ) in açılacağını duyurdu. Seçim şartlarını bildirdi. Buradaki “ Kurucu Meclis “ sözüne bazı itirazlar gelince, 19 Mart tarihli yeni bir genelge yayımlamıştır. Bu genelge, özetle: Milletin bağımsızlığını ve devletin kurtarılmasını sağlayacak tedbirleri düşünmek ve uygulamak üzere, millet tarafından olağanüstü yetkiler taşıyan bir Meclis’in ( Selahiyet – I fevkaladeyi haiz bir Meclis’in ) Ankara’da toplantıya çağrılması ve dağılmış olan milletvekillerinden Ankara’ya gelebileceklerin de bu Meclis’e katılmaları zaruri görülmüştür.

Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ad babası da Mustafa Kemal Paşa’dır. Temsil Heyeti Başkanı ve Ankara Mebusu sıfatıyla 11Nisan günü o tarihe kadar Ankara’ya gelmiş olan mebusları Ankara Valilik binasında, Vali’nin odasında topladı ve konuşma sırasında sordu:

“ Kuracağımız Meclis’in adı ne olacak? “

Mebuslardan bazıları, “ Meclis-ı Kebir “, “ Meclis-I Kebir-I Milli gibi adlar ileri sürdüler. Başta Hamdullah Suphi Bey olmak üzere Türkçüler ise; Meclisimizin adı “ Kurultay “ olsun fikrinde idiler.

Mustafa Kemal Paşa, bütün konuşmaları, teklifleri sabırla dinledi. “ Kebir’li “ tekliflerin üstünde durmadı bile, ancak Türkçülerin kurultay teklifi ileri sürüldüğünde:

“ Evet, Meclisimize Kurultay diyelim ama öte yanda halk gene de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasını bekleyecektir,” dedi.

Yeni Meclis’in adı konulmuştu, hem de hazır bulunanların tam ittifakı ve alkışlarıyla:

“ Türkiye Büyük Millet Meclisi. “

Meclis’in 22 Nisan Perşembe günü açılması da, o toplantıda kararlaştırıldı. O tarih, birkaç gün sonra, günü Cuma’ya düşürmek için 23 Nisan olarak değiştirilecektir. Bu değiştirme, şimdi bize küçük bir tarih kaydırması gibi görünebilir. Aslında bu Perşembe’den Cuma’ya bırakma olayı, çok anlam taşır ve Mustafa Kemal Paşa’nın gerekli günü buluncaya kadar son derece ustalıkla sürdürdüğü politikanın gereğidir.

Mustafa Kemal Paşa’yı kandırarak veya korkutarak dize getiremeyen İstanbul Hükümeti, son ve en güçlü silahına el atmış, onları dinsiz, katli vacip, kâfir diye tanıtmaya hız vermişti. Dürrizade’den bu gerekçe ile katledilmelerinin vacip olduğuna dair fetvalar alıp Anadolu’ya dağıtıyordu.

Büyük Millet Meclisi’nin açılışının Cuma gününe ve Hacı Bayram-I Veli Camii’nde birlikte eda edilen Cuma namazından sonraya rastlatılması bu propogandanın karşılığıdır.

Ya Bina? Mebusan’a yatacak yer bulamayan Ankara, Meclis’ine acaba hangi çatısını ayıracaktı? Okullar bir bir gözden geçirildi. Öteki büyük binalar düşünüldü. Sonunda Ulus Meydanı’ndaki bir buçuk katlı yarı yapı üzerinde karar kılındı. İttihat ve Terakki Fırkası’nın kulübü! Bina, Meclis’in burada toplanması kararlaştırıldıktan sonra acele ile bitirilebilmiştir. O kadar ki, Ankara’ya bir ilkokul yapısı için getirilmiş olan Marsilya kiremidi, çatının ancak ön tarafını kapatabilmiş, öbür yanlar, Ankaralıların kendi damlarından söküp kucak kucak taşıdıkları kiremitlerle örtülmüştür.

Mimarı bakımdan Türk stilinde olan binanın başlıca özelliği, duvarlarının Ankara taşı denilen kara ve sert bir taştan yapılmış olmasıdır.

İlk Meclisimizin döşenmesi de bir alemdir.

Öğretmen Okulu’nun uygulama sınıflarından getirilen ikişer kişilik arkalıksız oturma yerleriyle 54 sıra, çocukların çok cefasını çekmiş, güve yemiş, bol çentikli, eski, harap okul sıraları… Kapaklı gözleri kilitsiz… Alelacele bir de kürsü yaptırılmıştı toplantı salonuna…

İstanbul’dan canını kurtarabilenlerle Anadolu’da yeni seçilen mebuslardan 115 kadarı 1920 Nisanı’nın ikinci haftalarında Ankara’da toplanmasına toplanmıştı ama, bunlara yatacak yer bulmak hayli güç olmuştur.

Ankara eşrafı ileri gelenleri evlerinde misafir etmeye hazırdılar, ama Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa, Ankara Vali Vekili Yahya Galip Bey, daha uygun olacağını düşünerek Mebuslar için de Hâkimiyeti Muliye ( Ulus ) meydanındaki Öğretmen Okulu’nu ayırdılar.

O günün Ankara’sında yeter karyola sağlanamadığı için sınıflara yer yatakları serildi. Bir de tabldot kuruldu. Karahisar’I takip mebusu Nebil Efendi ile Kütahya Mebusu Öğretmen Cevdet Izrap Bey’in idare ettiği tabldotla günde iki veya üç çeşit yemek çıkarılıyor ve 50 – 55 kuruşa mal oluyordu.

Valilikçe özel olarak tutulmuş bir müezzin günün beş vaktinde okulun merdiven başında ezan okuyordu. Tam karşıya gelen duvarda da şu levha asılı idi:

“ Tavla ve saire oyunlar oynamak yasaktır.

1920 yılı Nisan ayının 23’üncü Cuma günü… Ankara’nın serin ama bir parlak, bir ışıklı, güneşli günü başlıyor.

O sabah ki “ Hakimiyet-ı Milliye’yi “ okuyanlar, aylardan beri beklenen günün geldiğini anlıyorlar. Erken saatlerden itibaren halk, erkekler sırmalı seymen elbiseleri, kadınlar allı güllü urbalarıyla, çocuklar, yaşlılar, bütün Ankara Hacıbayram Camii ile Ulus Meydanı arasındaki yollar, bütün boşlukları, evleri doldurmuşlar, salkım saçak damlarda kümelenmişlerdi.

Hacıbayram Camii daha namazdan önce öylesine dolmuş taşmıştı ki, tam vaktinde namaza katılmaya giden Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, camiye son derece güçlükle girebildiler.

Cuma namazı sonrası Hacı Bayram-I Veli’nin kutsal sancağı, camiden çıkarılır. Bir Hoca sancağı ele alır, öne geçer. Sancağın arkasında da Sinop Mebusu Abdullah Hocaefendi yer alır. Camiden alınan bir rahlenin üzerine Kur’an ve Sakal-I Şerif konulur. Abdullah Hoca, rahleyi sarığının üstüne yerleştirir ve kortej böylece yola düşer.

Tepeden bakıldığında, dış görünüşüyle birbirini hiç tutmayan bu kalabalık, bir tek adama inanarak vetek şey düşünerek, Yeni Devlet’in temelini atmaya gidiyordu.

En heybetli iki görüntüden biri Meclis’in kapısında, diğeri içeride ve Millet Kürsüsünde temaşa değildi. Meclis kapısında bir taraftan kurbanlar kesilirken, diğer taraftan gür sesli bir hocanın ( Bursa Mebusu Mustafa Fehmi Gerçeker) Türkçe duası bütün o muhitte “ Amin “ sesleriyle dalgalanıyordu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ilk giren, Mustafa Kemal Paşa oldu.

Geçici başkanlığa, Meclis’in o günkü en yaşlı üyesi Sinop Mebusu Şerif Bey geldi. ( 75 Yaşında, emekli öğretmen.)

Şerif Bey, başkanlık kürsüsüne gelerek, “ Milletimizindâhili ve harici İstiklal-ı tam dâhilinde mukadderatını bizzat deruhte ve idare etmeye başladığını bütün cihana ilan ederek Büyük Millet Meclisi’ni küşat ediyorum. ( Açıyorum.)

Yaşlı Başkan, Sultan ve Halife ile İstanbul’un da “ yabancı kayıtlardan azade kalmasını “ diledikten sonra sözlerini şöyle bitirdi:

“ İşgal altında ve türlü türlü zulüm ve facialar içinde, manen ve maddeten insafsızca yok edilmekte olan bütün mazlum illerimizin kurtarılmasını Ulu Tanrı’dan niyaz eylerim. “

Taş bina , alkıştan sarsılıyor, hıçkırıklar duyuluyordu.

Bu açış konuşmasından sonra, kürsüye ağır ağır Ankara Mebusu Mustafa Kemal’in, davet sahibi olarak, kısaca Meclis’in İstanbul’dan canını kurtarabilmiş olanlarla, illerden seçilmiş bulunanlardan toplandığını anlattıktan sonra, kelimelerin üstüne basa basa:

“ Bu anda Meclis-I Ali’niz mün’akittir ve artık onun üstünde bir kuvvet mevcut değildir, “ dedi. Saltanat da, Hilafet de, yabancı kuvvetler de aslında bu anda yok oluvermişlerdi. Kendisinden daha üstün bir kuvvet tanımayan bu Meclis, kanunlarıyla ve ordusuyla, bu kurtuluşun yolunu çizecek, gereğini yerine getirecekti.

Birinci dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin tam üye sayısı 338’dir. Bunlardan 78’I İstanbul Meclis-i Mebusan-I dağıtıldıktan sonra türlü yollardan Ankara’ya gelebilmiş olanlardandır.

Mustafa Kemal Paşa’nın, Çoktan beri kafasında olgunlaştırdığı Ankara Meclisi, O’nun inanışınca bir kurucu meclis olacak ve yeni Türk Devleti’nin temellerini atacaktır. Nitekim tamimin müsveddesinde bu fikir “ Meclis –I Müessisan olarak yer almışken, sonradan, halkın bu deyimi yadırgayacağı düşüncesiyle çıkarılarak “olağanüstü yetkilere sahip “ denmekle yetinilmiştir.

Seçimler, intizam içinde yapılır ve Mebuslar Nisan’ın haftasından itibaren birer ikişer Ankara’da toplanmaya başlarlar.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yaptığı iki büyük görevden ilki, tamamı ile bir ihtilal meclisi koşulları içinde çalışarak, Anadolu ihtilalini, başarıya kadar sürdürmesi, ikincisi de, Türkiye’nin Halk Egemenliğine dayanan ilk Teşkilat-I Esasiye Kanunu’nu yaparak bu Devletin temellerini kurmuş olmasıdır.

15 Ağustos 1920’de “ Hukuk-u Esasiye Encümeni “ Meclis’in tanımını yaparken, Büyük Millet Meclisi adını benimsemiştir. Böylece olağanüstü yetkilerle toplanmış Meclis, Büyük Millet Meclisi olarak adlandırılmıştır. Daha sonra bu adın başına “ Türkiye “ eklenerek Türkiye Büyük Millet Meclisi ( TBMM) adını almıştır.

Bu Meclis’in tam üye sayısı, gerçi 338’di ama meclis bu sayıyı hiç bir zaman bir çatı altında görememiştir. Mebuslardan bir kısmı kumandan, subay, hatta ikinci İnönü savaşlarında görüldüğü gibi er olarak dövüşmeye gidiyor, kimi Valilik, kimi Müsteşarlık veya Müdürlük gibi yönetim işlerine yardım ediyor, kimi de mavzer omuzda isyancı çetelerle vuruşmaya koşuyordu. En kalabalık oturum 250 kişiyi geçmemiştir.

Açılış günü olan 23 Nisan’a yetişebilen mebuslar 115’I geçemedi. 62 Mebus Mayısta, 120 kadarı da daha sonraki aylarda katılmışlardır.

Evet, Vatanın orta yaylasında yepyeni bir Türk Devleti kurmak için Türk Halkı’nın temsilcileri olarak Ankara’da bir araya gelmiş olan; kılık kıyafetleri gibi, yaşayışları, düşünüşleri, inanışları ve kültürleri de birbirinden çok farklı olan insanların tek ortak nitelikleri fedakarlık ve kahramanlıktır. Bir tek gayede de tam birlik halindeydiler:

“ Bağımsız Türkiye “

Buraya varmak için de, her şeyi bir yana bırakıp düşmanı memleketten kovmanın çarelerini bulmak; dövüşmeksedövüşmek, ölmekse ölmek! “ YA İSTİKLAL YA ÖLÜM “ parolası bu kutsal amacın adıydı.

Birinci TBMM’nin temel özelliklerini şu başlıklar altında sıralayabiliriz:

a) İhtilalci bir Meclis’tir.

b) Demokratik bir Meclis’tir.

c) Katılımcı bir Meclis’tir.

d) İçeride Saltanat’a karşı, dışarıda ise Emperyalizm’e karşı mücadele etmiştir.

e) Kurucu bir Meclis’tir.

f) Güçler Birliği esasına göre çalışmıştır.

g) Milli bir Meclis’tir.

h) Daha sonraları, Türkiye Büyük Millet Meclisi adını almıştır.

I)Meclis Hükümeti Modeli benimsenmiştir.

j) laik olmayan bir Meclis’tir.

k) Yoksul bir Meclis’tir.

l) Fedakar bir Meclis’tir.

23 Nisan 1921 tarihinde TBMM’ye verilen bir önerge ile, 23 Nisan gününün Türk Milleti’nin bağımsızlığını elde ettiği gün olarak Resmi Bayram olarak Kabul edilmesi ve kutlanması istenmişti. Aynı gün Kabul edilen bu önerge ile daha bu tarihte 23 Nisan, Milli Bayram olarak Kabul edilmiş ve kutlanmıştır.

Tarih yapanların kurduğu, İstiklal Mücadelesi’ni idare eden, Büyük Türk Milleti’ne en karamsar günlerinde bir Vatan, üzerinde ebediyyen yaşayacak olan bir Devlet, Türk Devleti hediye eden Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunun 100. Yılı, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mız Büyük Türk Milleti’ne kutlu olsun, Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsında; Tarih yapanlara, bütün şehitlerimize Tanrı’dan rahmet diliyorum. 23 Nisan 2020

KAYNAK:

1) Atatürk Ansiklopedisi ( May Yayınları a.ş.)

2) Atatürk- Doç. Dr. E. Semih Yalçın, Yrd. Doç. Dr. Ali Güler.

3) Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi – Doç. Dr. Orhan Doğan.”

Share
369 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

7+6 = ?