logo

“12 Mart ve Kızıldere Ateşi”

 

 

Artvin 78’liler girişimi “12 Mart ve Kızıldere Ateşi” başlığı altında açıklamalarda bulundular.

Artvin 78’liler girişimi temsilcisi Nurettin İhtiyar 12 Mart’la ilgili yaptığı açıklamada; “Bugün 12 Mart darbesinin 42. yıl dönümü. Bugün 12 Eylül darbesinin tamamladığı “yarım” kalmış bir toplumsal, siyasal operasyonun simgeleştiği gün. En önemlisi Türkiye halkının devrimci önderlerinin yok edildiği bir zamanı hatırlatan bir tarih bugün…

12 Mart’ın tarih önündeki anlamını en çarpıcı cümlelerle darbe şefi Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ifade eder: “Sosyal uyanış, ekonomik gelişmeyi aştı, önünü kesmek gerekir… sosyal uyanışın temelinde ekonomik nedenler aramak komünistlerin uydurmasıdır. Tüm olaylar anayasanın özgürlükçü özünden çıkmaktadır. Bu anayasa ve özgürlüğe açık yasalar değiştirilmeden olayların üstesinden gelinemez.”

Öncesi var:1969 sonlarında Amerikan yetkililerinin isteği üzerine, ‘lider devrimcileri yok etme’ sözü veren Demirel’i, darbecilerin muhtırasına parlamentonun direnmemesini, üstelik meclis kürsüsünden okunmasını, İnönücü/ geleneksel Kemalizm temsilcisi CHP’yi ve Nihat Erim’in ‘özgürlüklerin üzerini şalla örtme’ tercihini bu bütünlük içerisinde düşünmek gerekir.

12 Mart sadece aşağıdan gelen sosyal-siyasal uyanışı durdurmaya dönük bir darbe değildi; aynı zamanda asker ve bürokrasi içerisinde sol toplumsal iklimin etkisiyle görece ‘ilerici’ bir görüntü veren bir eğilimin bir daha güçlü bir nemeyecek şekilde tasfiyesiydi. 27 Mayıs darbesi sonrasında tekelci burjuvaziyle orta burjuvazi arasında ordu ve tüm devlet kurumlarına yansıyan nispi bir denge kurulmuştu. 1960 sonrasının nispi özgürlük ortamı bir yerde bu dengenin sağladığı hareket sahasının ürünüydü.

Emperyalizmin dünya deneyiminden yararlanan tekelci sermaye daha bir donanımlıydı. Ordudaki adamlarının bir kısmını ‘ulusçu-devrimci’ olarak pazarlayarak, ordunun alt kesimlerindeki ‘solcu’ subayların Faruk Gürler, Muhsin Batur gibi kendi adamları etrafında örgütlenmesini sağladı. Böylece ordu içinde geniş ‘solcu’ subayların bağımsız bir örgütlenmeye gitmesini engellediği gibi, engelleyemedikleri de dahil olmak üzere tümünü fişledi.12 Mart darbesinin sol gösterip sağ vuran faşist bir darbe olduğunu fark edemeyen bu subayların desteği ile darbe yaptırdığı gibi, Demirel’i geri çekerek hem ordu içerisinde, hem bürokrasi içerisinde kendi adamlarına zaman kazandırdı. Sonrasında kandırılan görece “ilerici” subayları hızla tasfiye etti.

Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, İlhami Soysal gibilerinin önderliğini yaptığı “sivil” çevre ise o yıllarda antıiemperyalist, ulusçu, reformcu ve devrimci bir Kemalizm yanılsamasıyla, sivil ve asker çevreleri, emekçi halkın bağımsız örgütlenmelerine değil de, faşizme evrilen cuntanın peşine taktılar. Tabii sonunda kendileri de kaybetti. Kendini “sol-Kemalist” gören bu çevre kendini Ziverbey işkencehanesinde buldu.

Bizim tarafa, 71 devrimci direnişçilerine ne oldu? Denizler erkenden (darbeciler daha harekete geçmeden) harekete geçtiler. Muhtemel “sol” darbeye de sağ/faşist darbeye de karşı olan, her ikisine karşı direnmek için hazırlığa ihtiyacı olan Mahir Çayan ve arkadaşları, Denizleri frenleyemeyince, onlarda 12 Mart sağ/faşist darbesinden sonra harekete geçme ihtiyacı hissettiler.

Amerikancı sağ/ faşist darbe 12 Mart’la sürece hakim oldu ve süratle toplumsal muhalefete, ordu ve devlet bürokrasisi içindeki küçük/orta burjuva “ilerici” güçleri tasfiyeye yöneldi. Bu arada Denizler yakalanmış, ip’in altındaydı. Mahirler, 12 Marta karşı direnişi, Denizlerin idamını engelleme tarihsel/toplumsal zorunluluğuyla birleştirme durumunda kaldı. Maltepe Cezaevi firarından sonra bölünme ve iç ihanetin kuşatıcı ve yalnızlaştırıcı ağır baskı koşullarında Kızıldere katliamına kadar uzandı. Bütün bunlara İbrahim Kaypakkaya’nın Doğu Perincek’den kopuşunu, sığındığı Dersim dağlarında yakalanmasını, direniş ve ideolojik serüvenini (başlıbaşına bir anlatımın konusu olma kaydıyla) ekleyelim.

Bütün 70’li yıllar boyunca , Kızıldere’de yakılan ölümlerden doğuş ateşinin, devrim ateşinin, ABD’siyle, iş birlikçi sermayedarlarıyla, “sivil” faşist hareketiyle Komünizme Karşı Milliyetçi Cephesiyle nasıl söndürülmeye çalışıldığına, toplumsal sürecin doğallığı içinde gelişen, canlı/dinamik mecranın nasıl kurutulmaya çalışıldığına tarih tanıktır. 78 Kuşağı olarak bizlerde direnerek yaşadık, gördük….

Kızıldere’de yakılan devrim ateşine ne oldu? O hiç sönmedi. Kuşağımızın batıdaki kesimini 12 Eylül cuntası tasfiyeye yatırırken, nöbeti devralan Kürdistani kesimini bu ateş çok yaktı, ancak direniş devrim ateşinin sönmesine hiç fırsat vermediler. Şimdilerde, Ortadoğu ve Kobané üzerinden insanlığı ısıtıyor.

Ey devrimci hatırla ve unutma! Bu ateş, Kızıldere’de yakılan devrim ateşidir…” ifadelerine yer verdi.

Share
485 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+1 = ?