logo

Sosyal Fobi Asosyallik Anksiyete Bozukluğu


Gamze Boynueğri
g.boynuegri@08olay.com

Asosyallik, sosyallikten farklı bir yaşam standardı ve prensibi olmak üzerine temeli kurulmuş bir özel alandır…

Bu özel alan oluşumu yani diğer bir deyimle asosyallik süreci çocukluktan başlayarak kadem kademe ergenlik, orta yaş grubu ve yaşlı olmak üzere dört ana kategoride kendisini göstermektedir… Sosyal ortamlarda performans gösterilmesi gereken durumlarda eleştirilme, incelenme, ifade güçlüğü, küçük düşürülme, heyecan kontrolünün sağlanamaması gibi durumlarla belirtiler veren bir anksiyete bozukluğu olarak da bilinmektedir…

Asosyalliğin belirtileri aynı zamanda kendini şu şekilde gösterebilmektedir: Çarpıntı, uyuşma, titreme, vücudun sıcak veya soğuk olarak terlemesi, ellerin tellemesi, kaslarda gerginlik, geçici oluşan kramplar, duygusallık, istemsiz ağlama, midede hazımsızlık, ağız kuruluğu, göz temasından kaçınma, kalem veya masa gibi materyallerden güç alma, göğüste sıkıntı hissi, kesik kesik nefes alma, baş ve omuzlarda ağırlık, konsantrasyon eksikliği ve yüz kızarması gibi görülen sosyal fobi asosyallikte olumsuz olarak kendini belirten yan etkiler olarak karşımıza çıkmaktadır… Kişi bu durumdan her ne kadar rahatsızlık duysa da zamanla bu yaşayış tarzı bir tercih haline gelir ve zoraki haliyle sosyal fobi olarak bilinen asosyalliği kabullenir…

Bunun yanı sıra sosyal fobi kendisini farklı alan ve ortamlarda da gösterebilmektedir… Bunlar genellikle karşımıza kişinin topluluk önünde konuşmaya çekinmesiyle baş gösterir… Akabinde ise sıklıkla rahatsızlık duyulmasına ve kişide kaygı oluşarak korkmasına sebep olabilmektedir… Herhangi bir yemek organizasyonunda yemek yemekten, iş başvurusu görüşmelerinde ise bir şeyler içmekten, (genellikle ikramlar geri çevrilir) kişi gitmiş olduğu kalabalık ortamlarda izlenmekten veya izlenmiyorsa bile izleniyormuş hissine kapılıp rahatsız olabilmektedir…

Kişi de gergin dakikalara sebep olabilecek olağandışı sıcak tartışmalardan haklı olmalarına sunabilecekleri bir gerekçeleri varken, bile kaçmayı tercih edebilmektedirler… Misafir kabul etmeyi, üst makam statü kimliğine sahip olan kişilerle sohbet etmeyi veya kendilerini ifade etmekten dolayı çekinebilmektedirler… Yine ilgi alanları olan herhangi bir sempozyum, panel veya söyleşi tarzındaki programlarda da en dip köşeye oturmayı tercih ederek, soru sorma problemlerini içinde saklarlar…

Asosyallik kimine göre çok sıradanlaşmış bariz olağan içi bir durum olarak karşımıza çıkabiliyorken, kimine göre ise çocukluk yaşlarından itibaren ebeveynlerinden gördükleri bir takım kısıtlanma, korunma, engellenme, yabancılarla konuşulma noktasında özellikle iletişim sektesinin oluşturulması gibi kişinin benliğinde ve kişiliği oluşturulmasında olumsuz faktör olarak karşımıza çıkabilmektedir… Bunları kısa olarak örneklendirmemiz gerekirse eğer anne ve babanın çocuklarına sıklıkla “sen yapamazsın, sen bilmezsin, sen anlamazsın, sen misafirliğe gelme sıkılırsın… Evde otur, ders çalış, kitap oku, müzik dinle… Dün görüştün arkadaşlarınla bugün görüşemezsin…” gibi disiplin kurallarına maruz bırakmak asla etik değildir… Bu örnekleri tabii çoğaltabiliriz yine çok önemli bir örnek vermek gerekirse, çocuğunuzun sınıf arkadaşlarıyla birlikte ortak bir doğum günü kutlaması var ya da öğretmenleri tarafından veliler bilgilendirilerek bir gezi tertip ediliyor, burada ebeveynlerin tepkisi “hayır sen gidemezsin” olmamalı… Çocuk arkadaş ortam ve gruplarından soyutlaştırılmamalıdır… Evet, bir bireyin ebeveyni olarak endişe duyulması en doğal haktır… Özelliklede günümüz şartlarını göz önünde bulundurmamız gereğince doğru bir davranış ve tutumdur… Ancak ebeveynlerin burada çok sıkı bir araştırma yapması gerektir… En öncelik olarak okul idaresi, sınıf öğretmeni, birkaç bilindik veli görüşmesi ve arkadaş grubu ya da çocuğunuzun sınıf içerisinde sürekli olarak iletişim halinde olduğu sınıf arkadaşının araştırılıp, bilgi edinilmesi imkân varsa eğer gözlem yapılması dezavantaj olarak olumlu geri dönüşüm sağlayacaktır…

Ebeveynlerin geçmişten bugüne gerek kişilerin bakış açısı, gerek davranış hal ve hareketleri, gerekse bu en önemlisi çocuğunuza nasıl davranılması gerektiğini bilmediğiniz için dolayısıyla burada istemsizce de olsa çocuğunuz sizin koruma alanınıza girmiş olacaktır… Çocuğa güveniyoruz lakin dışarıdaki insanlar bizi korkutuyor, endişelendiriyor ve güven vermiyor… İşte böylelikle ne oluyor asosyallik, kültürel aktivitelerin kısıtlanmasıyla birlikte ilk evresini çocukluk döneminde göstermiş oluyor…

Şimdiki minelyum çağı dediğimiz kuşak çığır aşarak geliyor… Okumayı bilmeden yazmayı, yazmayı bilmeden ise adeta akıllı mobil cihazlarını kullanarak, hatta istedikleri oyunları dahi o mobil cihazlara yükleyerek sanal âlemde sörf yapmanın keyfini sürüyorlar… İşte bunların hepsi birer tehlike çanlarının sinyali olarak karşımıza çıkıyor ve birer asosyallik göstergesinin temeli olduğunu özetliyor… Ebeveynler işte bu noktada duyarsız olarak bebekleri 1-2 yaşını hemen doldurur doldurmaz “ay ağlıyor telefon verelim eline, ay yemek yemiyor tablet verelim eline, ay şımarıyor durmuyor müzik açalım, oyun açalım telefondan, tabletten…” Yaklaşımı onaylanabilir bir yaklaşım değildir… Bebekler hem küçük yaşlarda radyasyona maruz kalıyorken hem de sanal dünyanın karmaşası içerisinde bocalayarak asıl dünyaya bir türlü adapte olamadıkları için ciddi güçlük çekiyorlar… Aynı zamanda insanlarla olan iletişim bağını maalesef kuramıyorken, kendilerini ifade etme noktasında da yine güçlük yaşıyorlar…  

Her ne kadar asosyallik sadece içe kapanıklık olarak bilinse de aslında bilindiği gibi değildir… Kendine özel alan ve sınırları olan kimseyle konuşmayan, toplum arasına karışmayan, sürekli kendine özgü belirlemiş olan bir veya daha fazla hobileri hiç sıkılmadan tekrarlayarak yapması değildir sadece… Asosyallik aynı zamanda çekingenliktir de… Kişi utanır, derdini anlatmak istesen saatlerce dinler yeter ki konuşma sırası ona gelmesin hatta günlerce dinler… Lakin konuşmaktan, özellikle kalabalık ortamlarda kendini ifade etmede, tanıtmada, probleme yönelik çözüm önerileri üretme ve onu sunma asosyallerin prensiplerine ters olan bir yaklaşım tarzıdır… Hatta bazen öyle asosyaller görürsünüz ki asosyalliğin ansiklopedisini yazmıştır… Kişiye sormak gerek nerede o kadar abartılı bir yaşam biçimi vardır? Diye… Yadırgarsınız, çünkü hayatlarında hiç insan görmemiş gibi absürt davranışlar sergilerler… Odadan odaya kaçarlar, insanlara görünmek istemezler… Bırakın artık çarşıya, pazara inip gezmeyi apartmandan veya yaşadığı semtten dışarı adımını atıp hava almayı bile endişeli bulan tipler vardır… Kendilerini o an için huzursuz hissederek kaygı yaşayabilirler… Tabii bunlar biraz öncede bahsettiğim gibi artık asosyalliğin resmen ansiklopedisini oluşturmuş insanlardır… Dışarıdan sipariş verir, kapı çalar anneyi gönderir… 

Bunun yanı sıra asosyallik bir tercih olabilmektedir… Aynı yalnızlığın tercih edilmesi gibi diyebiliriz… Lakin yalnızlık tercih edilebilir mi? Evet, edilebilir. Süresi var mıdır? Hayır, yoktur…  Peki, fazlası psikolojik olarak bizi olumsuz etkileyebilir mi? Evet, etkileyebilir… Demek ki neymiş yalnızlık bir tercihtir, süresi yoktur ama bizi belirli bir süreç sonrası olumsuz etkileyebilmektedir… Yani diğer bir ifadeyle yalnızlık asosyallik değildir… Bununla kesinlikle uzaktan yakından bir alakası yoktur…

 Yalnızlığı da bizi huzursuz, mutsuz eden birçok kişi ve olaylardan kaçmamıza karşı yapmış olduğumuz bir bahane olarak gösterebiliriz… Bazen sığındığımız bir liman, bazen kendi içimizde hiramız, bazen kendi kabuğumuz, bazen de kaçış noktası olarak gördüğümüz bir bahane olarak adlandırabiliriz yalnızlığı ve yalnız kalmayı… Kişiyi psikolojik ve fiziksel açıdan özellikle alınacak önemli kararlar noktasında etkili olan bir panzehir yani kurtarıcı ilaçtır yalnızlık… Ancak asosyallikte böyle değildir… Asosyallik başlangıcı, devam eden süreci ve bitmeyen sıradanlıkları bulunmaktadır… Evet, bu da kişiye göre bir kaçış noktasıdır lakin bu ileri düzeyde ve ilgili alanlardaki klinik uzmanlar tarafından belirli seansların sürdüğü uzun bir sürecin gerektiği tedavi edilmesi gereken psikolojik bir rahatsızlıktır…

Bazı medya yayın organlarında veya sanal ortamlarda kendi alanında klinik uzman olarak kendisini tanıtarak asosyallikle ilgili bir takım “kişilik bozukluğu” tanısı koyması tamamen olağandışı, konuyla uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmayan yanlış kullanılmış bir terim ve tanıdır diyebiliriz… Bazen öyle bir süreç oluyor ki kişi aşırı sosyal bir karakter olmasına rağmen bir anda anlamsız bir şekilde asosyal oluyor ya da asosyalken bir anda sosyal bir karaktere dönüşebiliyor… Tabii yine bu da kişisel inisiyatif meselesi olmakla birlikte geçmişte yaşanmış olduğu olumlu veya olumsuz yaşanmışlıkların kişiye aldırdığı ani kararların çok büyük bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz…

Her şeyden memnuniyetsiz mutsuz olan tipler vardır birde işte bu tiplerde asosyal olan veya asosyal rahatsızlığına yakalanma riskleri yüksek olan kişiliklerdir… Bu kişilerin anksiyete bozukluklarının yanı sıra depresyona yakalanmaları ve yavaş yavaş intihara dair hayattan kopma planları yaptıkları, bazı denemeler depresif asosyaller için her ne kadar başarısızlıkla sonuçlanmış olsa da, bazı depresif asosyaller ise acı bir sonla hayatlarını noktalamaktadırlar… Evet, maalesef geçmişten günümüze nazaran psikiyatri tedavilerinde kişiyi bağımlı kılan ilaçlar tedavi sürecinde her ne kadar kullanılmasa da depresif asosyal kimlikler kendi içinde çözüm bulamadığı problemlerini yakın aile ve çevresine ifade etmede güçlük yaşıyorlar ve paylaşmıyorlar… Psikiyatriye gidip muayene olmak yerine, bağımlı olmayan bu ilaçları kullanmayı tercih etmeleri yerine, intihar onlar için kalıcı ve kurtuluş yolunun dönüşü olmadığını bildikleri için daha çok kolaylarına geldiği biliniyor… Bu da bir nevi sorunlardan kendi yöntemlerince kaçış yöntemidir…

Peki, Sosyal Fobi Asosyallik Anksiyete Bozukluğu Olan Bireye Nasıl Yardımcı Olabiliriz?

  • Şayet ki çevremizde asosyal problemi yaşayan birey veya bireyler bulunuyorsa öncelikle onlara samimi ve onların kendilerini bize ifade edebilecekleri sade bir dil ile yaklaşarak iletişim kurmayı denemeliyiz… Yani birey sizinle aynı problemi olduğunu ve aynı dili konuştuğunu düşünmelidir…
  • Birey iletişim sürecini aşmış bir kişiliğe sahipse eğer sosyal ve kültürel aktivitelere birlikte yönelmeyi teklif etmelisiniz…
  • İnsanlara karşı kendini ispat edebilecek ve özgüvenini toparlayabilecek girişimcilikte yine birlikte yer almayı teklif edebilirsiniz… Hatta zoru zorlayarak ikna kabiliyetinizi kullanabilirsiniz…
  • Herhangi bir yeteneğini sanki başka kişiler tarafından fark edilmiş gibi topluluklar oluşturarak, yapıcı geri dönüşümler, takdir ve tebrik almasını sağlayabilirsiniz… Onlar için gerekli olan sadece birileri tarafından onaylanarak cesaretlendirilmedir…
  • Bu süre zarfında asla asosyalliği yendiğini, bu problemden kurtulduğunu asla ama asla hiçbir zaman hatırlatılarak bireyin aklına getirilmemelidir… Çünkü birey boşluk anında kendini dinleyerek ani bir kararla eski haline geri dönüşünü onaylayabilmektedir… Emeklerinizin elinizde kalmasını istemezsiniz herhalde öyle değil mi?
  • Çevrenizde bulunan veya fark ettiğiniz diğer asosyallerin olduğunu ve onlara yardımcı olmak istediğinizi bu noktada bireyin kendisine yardımcı olarak ona güç vermesini isteyebilirsiniz… Böylelikle asosyalliği evet aklına getirirsiniz, ancak onun daha önceden asosyallik rahatsızlığı olduğu haliyle değil… Hiçbir zaman asosyal olmayıp, aksine güçlü ve üretken bir yapıya sahip olduğu savunuculuğunu yaparak cesaretlendirmenizle harika bir sonuca imza atabilirsiniz… Tabii bu yardımlaşma faaliyetinden sonra yine takdir, tebrik ve bireyi destekleyen yapıcı cümleler kurmayı ihmal etmeyiniz… Örneğin; “Sen bir dahisin nasıl başardın bunu? Resmen ilk görüşmede olumlu sonuçlar verdi bize… İyi ki varsın… Biliyordum bu işi senin başaracağını… Konuşmalarından nasıl güç aldı inanamıyorum harika… Nasıl ikna ettin bu konu da onu anlatır mısın?” gibi…
  • Aile, arkadaşlar, yakın akraba ve çevre elbette bu noktada ortak olarak bir senaryo oluşturup, herkesin kendi üzerine düşen rolünü yapması yine olumlu sonuçlar getirecektir…
  • Ve son olarak bunları destekleyecek Uzman Klinik bir Psikiyatriyle tedaviye başlanılması, aynı zamanda da psikologla bu sürecin desteklenmesi olumlu sonuçlara etki olacaktır…

“Lütfen çevrenizde gördüğünüz, tanıdığınız veya tanımadığımız asosyal anksiyete bozukluğu yaşayan bireyler varsa eğer onlara yardımcı olunuz… Onlardan desteğinizi esirgemeyiniz… Aramızdan ayrılmalarına asla izin vermeyiniz… Bilakis yeni umut ve yeni çalışmalarla bu bireyleri topluma kazandırma noktasında çaba sarf ediniz… Geri dönüşümleriniz umut olsun, çiçek olsun, gülen bir yüz ve hatta arkanızdan sizi koruyacak sihirli bir dua olsun… Şayet ki, umut varsa asosyallik anksiyete bozukluğuna aramızda yer yoktur…”

Share
209 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+1 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Üsve-i Hasene (Güzel Örnek; Peygamber Efendimiz [S.A.V.])

    15 Şubat 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    Mücerred (soyut)hakikatler, ahlâkî kavramlar güzel örneklerle ve örnek şahsiyetlerle anlaşılır. Kur’ân-ı Kerîm buna “Üsve-i Hasene” demiştir Üsve-i Hasene, hüsn-ü misal, güzel örnek ve örnek şahsiyet anlamına gelmektedir. Peygamberler, Hz. Muhammed (asm), Hulefa-i Raşidin, Sahabe-i Kiram, müceddidler, müçtehidler ve başarılı dürüst, ahlâklı ilim adamları, san’atkârlar, tüccarlar “Üsve-i Hasene” sayılırlar. İnsanlar örnek şahsiyetler ve mükemmel rehberleri örnek alarak, yollarını izleyerek, tavsiyelerine uyarak güzel ahlâka ve istikame...
  • Bediüzzaman’dan Etkilenen Şule Yüksel Şenler Erdoğan Ailesini Etkilemiş

    14 Şubat 2019 Erhan Kırmızı, Köşe Yazıları

    1.Kısaca özgeçmişi Kıbrıslı bir ailenin çocuğu olan Şule Yüksel Şenler 1938 yılında Kayseri’de dünyaya geldi. İlk öyküleri dergi ve gazetelerde yayımlanan Şenler’in hayatı ağabeyi Üzeyir Şenler’in, Said-i Nursi’nin derslerine katılmasıyla değişti. Ağabeyinin tavsiyesi üzerine yaşam tarzını değiştirerek Risale-i Nur sohbetlerine katılan Şenler bir müddet sonra tesettüre girdi. Şenler, sinemada izlediği aktrisin baş bağlama tarzını beğenerek yeni bir başörtüsü bağlama modeli ortaya çıkardı. Genç kızlar başlarını onun gibi kapatmaya başladı. P...
  • Beni Eleştirenler Akçiçek’in İtiraflarından Sonra Nasıl Bir Yorum Yapacaklar?

    12 Şubat 2019 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Benim oy taşıma noktasında yaptığım değerlendirmeler konusunda bana karşı acımasız eleştiri yapanlar ve partizanlık yaptığımı, hatta iktidar partisini koruduğumu ileri sürerek adeta sosyal medyada beni linç etmeye çalışan arkadaşlara şimdi bir soru sormak istiyorum. Bu itiraflar sonrasında benden özür dilemeyi düşünüyor musunuz? Bugün Ergül Akçiçek’in yaptığı itiraflar benim köşe yazımda yazdıklarımdan acaba farklı bir şey mi? Benim yazdığım yazılar sonrasında bana yaptığınız eleştiriler karşısında vicdanen bir rahatsızlık duyuyor musunuz...
  • Kocatepe’nin 41 Yeni Projesini Merakla Bekliyorum

    12 Şubat 2019 Köşe Yazıları, Tolga Gül

    Yerel seçimler öncesinde artık gündemin yavaş yavaş projelere kayması gerektiğini belirten isimlerin başına geliyorum. Oy taşıma olayları falan filan. Bütün bunların çok önemli tartışmalar olmadığını ifade etmiştim. Kimin oyunun nereye gittiğini falan bırakarak önümüzdeki beş yıl için başkan adaylarının projelerinin artık gündeme getirilmesi gerektiğini düşündüğümden dolayıdır ki projeler beni heyecanlandırıyor. Geçtiğimiz hafta sonu Artvin Belediye Başkanı ve AK Parti Artvin Belediye Başkan adayı Mehmet Kocatepe’nin bir paylaşımı oldu. ‘Yeni...